"MEYRA!" diyerek bağırdı Hafize Ana. Yine neyi yanlış yapmıştım ki? Korkarak merdivenleri ikişer üçer çıktım. Hafize ananın kapısını çalıp odasına girdim.
"Buyur Hafize Ana? Bir şey mi istemiştin?"
"Ben sana elli kere demedim mi bu çarşaflar iki günde bir değiştirilecek!?" diyerek yatağı işaret etti.
"Dün değiştirdim Ana." dedim eteğimin ucuyla oynayarak.
"Yalancı! Bir de yalan söylüyor! Utanmaz"
Yüzüme yediğim tokatla yere düşmüştüm. Sessizce ayağa kalktım. Bir tokat daha indirdi yüzüme. Kalkacak durumda değildim. Ağzımdan burnumdan kan akıyordu. Sessiz sessiz ağlıyordum düştüğüm yerde. Güçlü bir el beni yerden kaldırdı. Gözlerimde ki yaşları elimin tersiyle silip kafamı kaldırdım. Bu Murat abimdi cebinden bir mendil çıkarıp bana uzattı. Kanayan dudağımı sildim.
"Ana! Ne istiyorsun şuncacık kızdan ha?" diyerek kızdı.
"İşini düzgün yapsın oda!" diyerek karşılık verdi Hafize.
"Meyra bu konağın temizlikçisi değil. Senin de şahsi temizlikçin değil Ana. Biz ona iyi bakarak aldığımız vebali ödemeye çalışıyoruz. Ne kadar iyi bakarsak o kadar bağışlar Allah bizi. Bunu sakın unutma."
"Anana karşı bu kızı mı koruyorsun oğul?" diyerek ağlamaya başladı Hafize.
"Ben haklıyı korurum ana."
Murat abim bana dönerek;
"Meyra hadi abicim sen aşağıya kahvaltı yapmaya in. Biz geliyoruz."
"Tamam abi" diyerek arkamı dönüp odadan çıktım.
Kahvaltı için avluya indim. Ali amca her zaman ki gibi sofrada baş köşedeydi. Onun hemen yanında oğlu Harun ve kızı Ceylin oturuyordu. Murat abimin yeri boştu. Onun hemen yanında da Hafize otururdu. Ben ise Ceylinin yanında otururdum hep. Selam vererek sofraya geçtim.
"Günaydın kızım. Ne bu yüzünün hali?" Diyerek sordu Ali amca.
"Uçuk çıkmış Ali amca" diyerek başımı eğdim.
"Geçmiş olsun kızım" dedi Ali amca başını eğerek. Oda biliyordu yukarda olanları. Hafizenin yaptığı şeylerden haberi vardı. Neden ses etmiyordu bilmiyordum. Ceylin sırtımı sıvazlayarak sordu;
"Emin misin Meyra?"
"Tabi Ceylinim" diyerek gülümsedim.
Aşiretin Ağası Ali Kejandı. Kejan aşireti denildiğinde herkes korkardı. Çok güçlü ve gözü pek insanlardı. Çevre şehirlerde ki aşiretlerin dahi başıydı. Kimse onlara karşı gelemez ses çıkaramazdı. Aksi takdirde bunun bedelini canıyla öderdi.
Düşüncelere dalarak çayımı karıştırdım. Bu masaya ne zaman otursam iştahım kaçardı. Ne yemek yemek gelirdi içimden ne de konuşmak. Her kızın hayaliydi bu konağa girmek bu sofraya oturmak. Benim değildi. Benim içimde verdiğim savaşı hiç kimse bilmiyordu. Çayımı zorla da olsa içerek masadan kalktım. Mutfakta yapılacak işler vardı. Hırkamın kollarını katlayıp mutfağı toplamaya başladım. Benim arkamdan da Ceylin gelmişti. Ceylin bu evin kızı olmasına rağmen her işe yardım ederdi. Buralarda böyleydi kızlar Ağa babaları olmasına rağmen her işi yapar her işten anlardı. Bunun en büyük sebebi ise kızların temiz becerikli ve hamarat olmasını isteyen anneleriydi. Kızlarını en özenli şekilde yetiştirirlerdi en sağlam aşiretlere kapatmak için.
Ceylinle beraber evi toplar çarşıya çıkar dolaşırdık. En sevdiğim kıyafet dükkanına girip saatlerce elbiseler dener gülüşürdük. Başka bir şey yaptığım yoktu çünkü Ceylinden başka arkadaşım yok. Olmasına da fırsat verilmemişti. Yaka paça Kejanlar'ın konağına getirildiğimde 13 yaşındaydım. Konaktan dışarıya adım atmaz evde Ceylinle akşama kadar oyunlar oynardık. Ceylinin abileri abimdi beni asla Ceylinden ayırmazlardı. Onları çok seviyorum çünkü kardeşim ya da abim yok. Belki ailem ölmeseydi bir kardeşim olurdu. 13 yaşında ki Meyra değildim. Her şeyin farkındaydım ama elimden gelecek hiç bir şey yoktu. Bunca yıl bana bakan aileye de kin kusamıyordum. Onlar da yaptıkları hatanın farkındalardı ama maalesef bunu anlamak için çok geç kalmışlardı. Anne ve babam oldukları yerde can vermişlerdi. Neden öldürüldüklerini hiç anlayamamıştım sebebini de herkes sır gibi saklar kimse bir şey söylemezdi.
Öğrenecektim... Her şeyi öğrenecektim. Kendime söz verdim eğer bu yoldan dönersem kendimi affetmem.
Düşüncelerime dalmışken Ceylin işlerin bittiğini ve dışarı çıkabileceğimizi söyledi. Elimi kurulayıp gülümsedim.
"Giyineyim ben o zaman."
"Çabuk hadii! Geç kalmayalım."
Ceylin mahallenin öğretmeni Alper'e aşıktı. Yıllardır onun için deli divane olurdu. Her dışarı çıktığımızda mutlaka okulun önünden geçer bir iki muhabbet ederdi. Yine o günlerden birisi ve acele etmezsek eğer Ceylin Alper'i göremeyecek.
Hızlı hızlı saçımı toplayıp çantamı aldım. Koşarak indim aşağıya. Ceylin çoktan hazırdı. Kolkola konaktan çıktık. Okulun önüne varmak için hızlı hızlı yürüyorduk. Vardığımızda soluk soluğa kalmıştım ama yetişmiştik. Zil çaldı ve çocuklar koşarak okuldan çıktı. Şakalaşarak gülüyor oyunlar oynuyorlardı. Ne kadar güzel görünüyorlar dedim içimden onlara bakarak. Ben çocukları izlemekle meşgulken Alper de okuldan çıkmış geliyordu.
Çocuklardan bir tanesi arkadaşıyla şakalaşırken düştü. Ceylin de tam o sırada Apler'e selam vermek için elini uzatmıştı. Ben hızlıca koşup çocuğu kaldırdım. Yüzüne dağılan saçları geriye doğru atarak gözyaşlarını sildim.
"Geçti! Geçti bak ağlama" diyerek çocuğun üzerinde ki tozları temizlemeye koyuldum.
"Durun size yardım edeyim" dedi bir ses. Koşarak geliyordu. Şaşkınlıkla arkamı döndüm. Gelen Alperdi onun arkasında da Ceylin salına salına geliyordu.
"Şey hallettim ben siz muhabbete devam edin lütfen" diyerek çocuğun çantasını da sırtına takıp uğurladım.
"Çok incesiniz teşekkür ederim. Öğrencilerime bu kadar nazik olmanız beni çok mutlu etti." dedi Alper.
Ceylin lafa girdi;
"Ah evet benim canım arkadaşım çocukları çok sever. Tıpkı benim gibi."
"Ne kadar da iyi tanıyorsun beni Ceylin!" diyerek gülümsedim.
"Ceylin hanımla tanıştık ama sizinle tanışma fırsatım olmadı... Bir sorun olmazsa isminizi bahşeder misiniz?" dedi Alper.
Ceyline baktım. Onun buna izin verip vermeyeceğini anlamak için yüzünde ki mimikleri okumaya çalıştım. Gözleriyle tanışabilirsin işareti verdi. Alpere dönerek sessiz bir şekilde;
"Meyra" dedim
"Memnun oldum Meyra"
Ceylinle muhabbet etmelerini bekledikten sonra okulun önünden ayrıldık. En sevdiğim kıyafet dükkanına girip eğlenmeye başladık. Sıkılınca da çıkıp konağa gittik. Ceylinin odasına geçtiğimizde 32 diş gülüyordu.
"Gördün mü Meyra? Bana nasıl da güzel baktı!"
"Gördüm gördüm" dedim gülerek.
"Çok yakışıklı ya. Evlenmem lazım benim bu adamla!"
"Yaa beni yanlız mı bırakacaksın?" dedim somurtarak.
"Saçmlama canım her gün görmeye gelirsin beni"
"Gelirim tabii" diyerek sarıldım Ceyline.
Akşam olmuştu. Murat abim ve Harun gelmişlerdi. Haruna abi demiyorum çünkü oda bizimle aynı yaşta. Onların ardından Ali amca da geldiğinde kadro tamamlanmıştı. Hep beraber sofraya oturup yemek yedik. Yemek faslı bitince herkes odasına çekildi.
Yatağıma uzandım. Günün yorgunluğunu atmak için derin bir uykuyu haketmiştim. Gözlerimi kapatıp düşünmeye başladım...
Konaktan ayrılıp kendi hayatımı kurmak istiyordum. Annemde ve babamdan yüklük bir miras kalmıştı. Küçük bir aileden gelmeme rağmen hem anne dedem hemde baba dedem çok zengin ve varlıklı insanlardı. Onlar vefat edince mal varlıkları aileme kalmıştı. Canım babam ölmeden önce olacakları anlamış olmalı ki bütün mirası bana bıraktığına dair bir vasiyet bırakmıştı. Büyüdüğüme ve kendi başımın çaresine bakacak kadar aklı başında olduğuma inancım tamdı. Düşüne düşüne uykuya daldım.






