İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 7 · 12 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 7

7

°°°

Aradan geçen üç günün sonrasında tıpkı üç gündür yaptığım gibi odamın balkonunda kendi başıma oturuyordum.

İyi hissetmiyordum. Ruhsal mı yoksa fiziksel bir çöküntü müydü bilmiyorum fakat iyi değildim.

Alışmaya çabaladığım hayatın dışında kalma isteğim ağır basmaya başlamıştı.

Kimseyi görmek istemiyordum. Evden yükselen gülme sesleri samimi sohbetler çekilmez geliyordu. Halamın şefkatli kalbini kırma uğruna ona yalnız kalmak istediğimi söyleyerek yanıma gelmesine engel oluyordum.

Sadece...sadece hassas bir dönemdeydim ve...bu kırılganlığımı görmelerini istemiyordum.

Zar zor yutkunup yanağımı ıslatan ılık yaşları usulca sildim.

Kendime hep iyi olmak zorunda olduğumu tekrar ederken ne uğruna iyi olmalıyım diye sormaya başlamıştım.

Ne amacım vardı?

Neyi ne için yapacaktım?

İnsanlar nasıl hayal kurardı mesela? Ben ne yapmak istediğimi bile bilmiyordum.

Mutlu edeceğim bir ailem yoktu. Kendimi mutlu etmeyi de bilmiyordum ki.

İnsanların arasında daha fazla yalnızlığımı hissetmem mümkün müydü? Sanki kimsesizliğim yüzüme vuruyordu.

Oturduğum koltukta bacaklarıma sarılmış öylece karanlık gökyüzünü izliyordum.

Boğazımda bir yumru vardı. Yutkundukça geçmek bilmeyen.

Üstümde üşüme hissediyordum. Kat kat yorganlar atsalar ısınmayacağım bir üşüme.

Islak gözlerim üç gündür aynı gökyüzünü izlerken olduğum yerde yok olmak istedim.

Kim varlığımın yokluğuna üzülürdü ki?

Günlerdir böyle düşünüyordum. Buraya gelmiş herkesi rahatsız etmiştim.

Görüş açım bulanıklaşmaya başladığında sık nefeslerle yerimden kalktım. Çıplak ayak serin taşa bastıktan sonra odaya girdim.

Saat muhtemelen gece iki yada üç olmalıydı. Ev sessizdi. Askılı pijamanın üstüne bir hırka geçirip odadan çıktım.

Bahçeye ulaştığımda çimenlere ve toprağa basmanın verdiği huzurla gözlerimi kapatıp durdum.

Islanmış kirpiklerimi aralayıp etrafa baktım. Bahçe aydınlatmalarının sadece oturma kısmında olanları ve ağaçta olanlar yanıyordu.

İlerleyip ağacın altında olan masaya oturdum. Ferforje sandalye şortumdan açıkta kalan bacaklarıma değer değmez ürperdim.

Sessizce arkama yaslanıp bacaklarımı kaldırdım ve karnıma doğru çektim.

Kendiliğinden gözlerimden damlayan yaşlar sinirimi bozuyordu. Ancak ne kadar silersem sileyim yenileri ekleniyordu.

Aradan ne kadar geçti emin değildim ama çitlerin oradan gelen sesle başımı çevirdim.

Luna beyaz tüyleriyle kapıya sürtünüyor ağlama benzeri sesler çıkartıyordu.

Yüzümü silerek ayağa kalktım ve bir kaç adımla oraya ulaştım. Bir kaç gündür görmediğim sevimli bedeni kapıyı açar açmaz bacaklarıma dolanmıştı.

Nefesimi üfleyip yere çöktüm. Sırtımı beyaz çitlere yasladığımda Luna yanıma oturdu ve patilerini bacağıma uzattı.

Başımı geriye yaslarken bir yandan tüylerini okşuyordum. Az önce çıkarttığı sesleri kesmiş sanki sessizliğime ortak olmak istercesine çıt çıkarmıyordu.

-"Sende mi uyuyamadın?"diye mırıldanarak sordum.

Yuvarlak kara gözlerini gözlerime dikip başını elime sürttü.Yaşlı gözlerime rağmen gülümsedim ve yüzünü okşadım.

Serin gece göğsümdeki ağırlığı bir nebze yok etmişti.

-"Sanırım yapamayacağım Luna. Bakma öyle normalde bu kadar sulu göz değilim."

Başımı sallayıp yanaklarımı sildim ve omuz silktim.İlk ve tek dostum olmuştu. Başka kiminle konuşabilirdim?

Hırkamın kollarını çekip göz altlarımı da sildikten sonra derin bir nefes aldım.

-"Luna..."diyip sustum.

Boğazım tıkanırken dudaklarımı birbirine bastırdım. Titrek bir solukla hareket eden göğsümü indirdim.

-"Galiba...ben babamı çok özledim."

Sessiz hıçkırıklarım elimi yüzüme kapatmamla boğuklaştı. Yalnızlığıma kendi kendime ağlarken çok ama çok çaresiz hislerle baş başaydım.

Nasıl olursa olsun o benim babamdı. Beni böyle yalnız bırakmaya da hakkı yoktu.

Daha fazla ağlamamak için kendimi sıktıkça ağıran başımı eğdim. Belki on yirmi dakika geçmişti Luna'nın havlamasıyla ellerimi yüzümden çektim.

-"Sessiz ol! Uyanacaklar."diye fısıldayarak söylendim.

Ellerimi yalayıp bacaklarımın arasına girdi ve yattı.

Sesli bir soluk verdim. Burnumun kızardığını ve gözlerimin hafif şişkinliğini hissediyordum.

Başımı yeniden geri yaslayıp gözlerimi kapattım.

Bu durumdan sıyrılmalı ve normal halime dönmeliydim. Ağlayarak hayatımı iyileştiremezdim.

-"Her şey yolunda mı?"

Kalbime pompalanan kanın akış hızıyla yerimde sıçrayıp yaslandığım çitin diğer tarafına baktım.

Beynime bir balyoz yemiş gibi hızla yanaklarımı sildim ve bahçenin yarı karanlığına şükrettim.

-"Evet."Sesim kısık çıktığı için bilerek kısa bir cevap vermiş önüme dönmüştüm.

Gecenin bu vakti bu adam neden uyanıktı?!

Tanrım. Beni bu halde görmesi utanç verici.

Aldığı soluğu işittikten sonra gideceğini düşünmüştüm ama bir iki dakika geçmesine rağmen arkamda dikiliyordu.

Ardından iki adımla yanımda durdu. Başımı kaldırıp bakma cesaretinde bulunamıyordum.

-"Kalk yerden."

Tok sesine karşılıklı ağlamaktan ağıran gözlerim kısıldı.

Peşinden uzattığı eliyle iyice şaşırdım. Nefes almayıp durumun analizini yapıyordum.

Beynim durmuş fonksiyonları çalışmıyordu.

Elbette elini tutmayacaktım. Hızımı alamayıp aceleyle yerden fırlayınca Luna'ya basma korkusuyla öne atıldım.

Gözlerim irileşirken nefesimin kesildiğini hissettim. Göğsüne çarpmıştım. Çığlık atmamak için kendimi tuttum.

Refleks olarak ellerim geniş göğsünde durdu. Elleri belimde.

Soluksuzdum.

Gözlerinin esiri olan gözlerime baktığında sert hatları iyice sertleşti.

-"Birisi bir şey mi yaptı?" diye sorarken yüzümü incelemeye devam ediyordu.

Sıkışan kalbim eski haline dönemeyerek üstüne utanç içinde sıkıştı.

Eşsiz kokusu ve sıcak gövdesiyle böyle bir yakınlık kurmak ruhuma aykırı bir durumdu.

Bocalayıp ellerimi indirdim. Geri adım attığımda belimi kavramış olan büyük elleri kaybolmuştu.

Başımı eğerek düzensiz soluklar aldım ve bu anın rüya olmasını diledim.

-"Hayır. Üzgünüm...iyi geceler." Aptallığıma kızarak yanından kaçacaktım. Ancak olmadı. Bileğimi saran parmaklarını hissettiğim anda göğsümü bir sıcaklık kapladı.

-"İyi misin?"

Bir saniye önceki sıcaklık yerini derin yoğun bir ağrıya bırakırken yanaklarımın içini ısırdım. Gözlerim yaşlarla dolmuştu.

-"İyiyim."Değilim.

Hiç ağlamadığım kadar ağlamak istedim. Sesim bunu belli ederken çekinmedim.

Sesinden hissettiğim şefkat beni öyle yaralamıştı ki nefes bile alamadım.

Yabancı bir adamın şefkatine muhtaç mıydım? Hayır. Bana bunu yapmamalıydı.

Bir kaç kere gördüğüm adama hiç bilmediğim duygularla yüzümü dönmek isterken sırtımı çevirdim.

Duygular da tehlikelidir.

Çıplak ayaklarımla koşarcasına ondan kaçtım. Eve girip karanlık odada yatağımın üstüne kıvrıldım.

Ondan kaçmıştım ama deli gibi atan kalbimden kaçamazdım.

'

Ertesi sabah gözlerimi açtığımda bedenimde her santim ağrı içindeydi.

Bitkin bedenimi yataktan kaldırdığımda saat beşi gösteriyordu. Ne yani sadece iki saat mi uyumuştum?

Sıcak suyun altında kendime gelene kadar yıkanırken biraz olsun gevşemiştim. Bornozu giyinip aynanın karşısına geçtim. Uzun gür saçlarımı önce havluyla sonra fön makinesiyle kuruttum. Ardından çekmecede duran düzleştiriciyi fişe taktım.

Kararlı gözlerim sık aralıklarla aynaya kayıyordu.

Yapabilirim.

Yapacağım.

Makyaj malzemelerimi yerleştirdiğim banyonun uzun çekmecesini açtım. Uzun zaman sonra özenerek makyaj yaptığımda kehribar renginde olan çekik gözlerim iyice belirginleşmiş yüz hatlarım ortaya çıkmıştı.

Dolgun dudaklarımı yalnızca nemlendirerek boş bıraktım.

Odaya döndükten sonra dolaptan elime ilk gelen siyah elbiseyi aldım. Evimizde sıklıkla giydiğim elbiselerimin yerini artık rahat kıyafetler almıştı.

Giydiğimde kendimi bulmuştum.

Aynadaki yansımamda kısa elbisemi düzelterek saçlarımı geriye attım.

Altına yüksek topuklu siyah triko botları seçtim. Ayak bileğimin biraz yukarısında biten botlar sonbahar mevsimine uygun görünüyordu.

Saat yediye yaklaşırken siyah küçük bir çantaya eşyalarımı koyarak çıktım.

Merdivenleri dikkatlice sessiz sessiz indim. Etrafta çıt çıkmıyordu. Not bırakmayı düşünsem bile kağıt ve kalem bulamamıştım. Bu yüzden halama mesaj atmaya karar vererek evden çıktım.

Avluya adım attığımda sabahın erken saatinde yan evin kapısında birileri vardı. Bunları daha önce de görmüştüm. Halam bağlarda çalışan insanlar olduklarını söylemişti.

-"Lavin hanım?"

Önümde Koray belirince gözlerimi oradan çektim. Dün geceden sonra görmekten çekindiğim birisi vardı.

Dudaklarımı araladım. Ayaklarım geri geri kaçarken çenemi dikleştirip duruşumu düzelttim.

-"Holdinge gitmek istiyorum."dedim.

Hafif kaşlarını çatar gibi oldu.

-"Öncesinde haber verseydiniz binayı boşaltırdık efendim."

Başımı iki yana salladım.

-"Hayır sorun değil. Yönetimle görüşmemin zamanı geldi. Gidelim."

İlerlemeye başladığımda Ömer yanında durduğu arabanın arka kapısını açtı.

Yola çıkmadan önce holdingi arayarak geleceğimi bildirmişlerdi.

Kendim için attığım bu büyük adım bana yol göstersin istiyordum. Artık bir ışık yansın. Bir umut doğsun.

-"Otoparkın asansörünü kullanacağız. Çalışanlar kullanmıyor."

Şehrin en işlek caddesinde gözlerim kalabalıkta gezinirken araba kapalı otoparka girmişti.

Tamamen aydınlık olan otoparkta durduk. Tereddüt etmeden kapıyı açarak yere bastım.

Burada kimse yoktu ama arabalarla doluydu.

Etrafımı saran korumalarım eşliğinde şifreyle girilen asansöre binmiştik. En üst katın düğmesine bastıklarında hızlanan soluklarımla yutkundum.

Sakinleşmek için gözlerimi her yumduğumda gözümün önünde dün gece beliriyordu.

Belime dokunan elleri

Bileğimi saran parmakları

Genzimi yakan eşsiz koku

Tanrım. Bana bu kötülüğü yapma. Sil aklımdan lütfen.

-"Bu kattaki çalışanlar çıkartıldı. Yalnızca yönetim kurulu kaldı. Toplantı odasındalar. Ayrıca Halil bey ve avukatınız artık sizin olan odada sizi bekliyorlar. Buyrun."

Halil bey babamın bütün işlerini yürüten tüm bu korumaları ve ince ayrıntıları kontrol eden adamdı. İtalya'daki işleri geçen gün hallederek geldiğini bana telefon aracılığı ile bildirmişti. Şimdi yüz yüze gelecektik.

Siyah cam kapıyı Ömer ittirerek geçmem için alan bıraktı. Sessiz alanda bir tek topuk seslerim duyuluyordu.

Kapısında büyükçe Holding Başkanı Doğan Merhaz yazan odaya adım atarken kirpiklerim titredi.

İçeride kırklı yaşlarında olan Halil beyle avukatımız yan yana oturuyordu. Beni gördüklerinde ayağa kalktılar.

-"Hoşgeldiniz Lavin hanım."

Onlara selam verip bir zamanlar haberim olmadan babamın gelip oturduğu koltuğa göz attım. Şehri yükseklerden izleyen camın önünde konumlanmış masa babamı hatırlattı.

-"İsterseniz direkt toplantıya geçelim. Siz hazır olduğunuzdan emin misiniz?"diye sordu Halil bey.

Buraya geldiğimde geçen kısacık sürede etrafımda insanlar olmasına alışmıştım. Belki iletişim yeteneğim hala zayıftı ama üstesinden gelebilirdim.

-"Hazırım."derken içimden kendimi sorguluyordum.

Toplantı odasında daha çok yönetim kurulunun konuşmalarını dinlemiş holdingi ve onları tanımaya çalışmıştım. Hepsi merak içindeydi.

Ortaya çıkan tecrübesiz birisinin onları yönetecek olmasına karşı çekinceleri vardı.

Toplantı sonlandığında ise diğer işletmeler hakkında bilgiler almıştım. Tekstil şirketine ait üç tane fabrika vardı ve onların yönetiminde görevli kişiler bir saat içinde yanıma gelmişlerdi.

Şimdiden avuçlarıma yerleşen güç ile birlikte daha sağlam hissediyordum.

-"Bu duyduklarınızın arka tarafında olan bir şey daha var."

Halil beyle yalnız kaldığımız toplantı odasında boğazını temizleyip konuştu.

-"Doğan beyi kaybettiğimiz günden beri kapalılar. Fakat yoğun ilgi gören işletlemelere sahipsiniz. Yeniden açılmaları bekleniyor Lavin hanım."

Kaşımı havaya kaldırıp deri sandalyeye yaslandım.

-"Nedir onlar?"diye sordum.

-"Gece kulüpleri. Hem İtalya'da hem burada. Ama alt yapısı görünenden farklı. Kumarhaneler işletiyoruz." dediği an kaşlarımı çattım.

Babamın duymak istemediğim pis işleri.

-"Hiçbiri açılmayacak."dedim kesin ve net olarak.

Yüzü donuklaştı ardından hemen toparladı.

-"Ama efendim-"

-"Hepsinin kapatılmasını istiyorum Halil bey."

Başıyla onayladı.

-"Tabi nasıl isterseniz. Yüzlerce müşterimiz...alacaklarımız var ve-"

-"İlgilenmiyorum. Bu konuyu ve böyle illegal içerikli her şeyi sonlandır. Sadece resmi işlerle ilgilenelim. Olur mu?"diyerek sandalyeden kalktım.

Kaç saattir orada oturduğumdan emin değilim.

-"Nasıl isterseniz Lavin hanım. Yarın da isterseniz mülk işlemleri için görüşelim. Kullanmak istediğiniz bir ev olursa seçenekleriniz var. Bilginiz olsun. Yada araziler var. Sıfırdan bir konut inşa edebiliriz."

İç çekip elimi alnımda gezdirdim. Açlıktan düşünce gücüm zayıflamıştı.

-"Şimdilik kaldığım yeri değiştirmek istemiyorum. Bir de size şunu sormak istiyorum. Amcam...Selim işlere yardımcı olmak için teklif sundu."diye girdiğim cümle kaşlarını çatmasına sebep olmuştu.

-"Selim bey şimdiye kadar Doğan beyle hiçbir ortak noktada anlaşmamıştır efendim. Bunu onaylamanızı önermiyorum."

Başımı salladım.

-"Bende öyle düşünmüştüm. Başka bir şey yoksa gitmek istiyorum." dedim.

-"Hayır efendim yok."Kapıyı açtıktan sonra bana döndü.

-"Bütün işlerin altından kalkacağınızdan hiç şüphem yok. Kendinize inancınız tam olsun. Doğan bey böyle olsun isterdi."

Omuzlarım üzüntüyle düşerken gözlerimin buğulandığını ona göstermemek için yanından geçtim çıktım.

Peşime takılan adamlar eşliğinde asansörle otoparka geri inmiştim. Telefonuma bakmak aklıma geldiğinde sessizde unuttuğumu fark ettim.

Halam o kadar çok aramıştı ki onu endişelendirdiğim gerçeğiyle daha çok üzüldüm.

Nasıl olur da haber vermeyi unuturdum?

Arabaya biner binmez aradım. Anında açmıştı.

-"Lavin! Lavin aklım çıktı! Biraz daha açmasaydın polise haber verecektim. Allah aşkına neredesin sen kızım?! Kaç saat oldu meraktan öldüm!"

Ses tonuna yansıyan endişeyle ağlamaklı duyguyla dudağımı büktüm.

-"Özür dilerim. Mesaj atıp haber verecektim aklımdan çıkmış. Geliyorum yoldayım merak etme hala."

-"Şükürler olsun. Başına bir şey geldi diye ne kadar korktum tahmin edemezsin. Yakınlarda mısın?"diye sordu.

-"Sanırım bir saate gelmiş olurum."

Telefonu kapattıktan sonra ön koltukta oturan Serdar'a kahve almasını rica ettim.

Yol üstünde kahve dükkânında durduk.

Geri geldiğinde sıcacık kurabiye olan keseyi görmek beni öyle mutlu etti ki.

Hiçbir nedeni olmadan yapılan incelikler beni çok çok iyi hissettiriyordu.

-"Teşekkür ederim."diye mırıldanırken tebessüm etmiştim.

-"Afiyet olsun Lavin hanım."dedi donuk ifadesini bozmadan.

Kahve ve kurabiye ile İstanbul'un güzel manzarasını izleyerek yolu tamamlamıştım.

Bugün hava yine serindi. Bulutlu ve kapalı gökyüzü yağmur yağacağını belli ediyordu.

Çiftliğe dönen yola girdiğimiz zaman kalbim göğüs kafesimi zorlarcasına atmaya başlamıştı.

Hayır

Hayır

Böyle şeyler olmamalı.

Neler oluyor bana?

Neden kalbim kuş gibi atıyor ve niye avuç içlerim terliyor?!

Beynim bile zonkluyordu. Hayatımın hangi kısmında böyle bir heyecan duygusu tatmıştım?

Sebebi o adam mıydı? Sahiden mi?

Titrek bir soluk üfleyip başımı kaldırdım. İki araba arka arkaya avluda durdu. Kapımı açan Koray'a teşekkür ederek indim.

Evin kapısına yönelecekken bahçenin oradan buraya gelen halamı gördüm. Endişeyle hızlı adımlarla gelerek bana sarıldı.

Önce irkildim. Ama sabit durup nefesimi verdim ve ellerimi sırtına koydum.

-"Canım kızım benim iyisin değil mi?"

Geri çekilip yüzümü ve vücudumu incelerken gülümsedim. Birkaç gündür yaşadığım ruhsal durumdan ötürü zaten endişeliydi.

-"İyiyim. İşlerle ilgilenmek holdingi görmek için gittim."diye açıkladım.

-"Ulaşamayınca aklıma binbir türlü şey geldi."

İkimizde adım sesleri işitince sağ tarafa baktık. Yan evin duvarı boyunca ilerleyip avluya ayak basan adam benim soluğumu kesiyordu.

-"Asil beyi bile endişelendirdim. Seni görmüşlerdir diye onlara sordum. Önder'i de arayacaktım ama ortalığı karıştırmak istemedim."

-"Tekrar özür dilerim hala."diye mırıldanıp gözlerimi yerde gezdirdim.

Rüzgârın esintisiyle üstümden geçen koku yakınlarda durduğunda boğazımı görünmez bir el sıkıyordu.

-"Kusura bakmayın Asil bey. Kötü bir durum yokmuş."

Halam yanımıza gelen adamla konuşunca refleks olarak başımı kaldırdım. Göz göze geldik. İfadesiz ruhsuz bakışları gözlerimde yoğunlaştıktan sonra halama dönmüştü.

-"Önemli değil. Olmamasına sevindim."derken sesine duygu yansıtmıyordu.

Gözlerine bakmaktan çekinip geniş göğsüne bakarken tenim ürpermişti.

Nasıl bir etkisi var böyle? Hiçbir erkekle bu kadar yakınlaşmadığım için mi böyle hissediyorum?

-"Sağ olun teşekkür ederiz. Eve girelim biz de kuzum. Kahvaltı yaptın mı?" Halam elini koluma sarıp sormuştu.

-"Yapmadım."Cansız sesim kendiliğinden çıktığında benim odağım yanından geçtiğim adamda kalmıştı.

Gözlerine bakmasam bile beni izlediğini hissetmiştim.

O gün olan sıradanlığında geçmiş bitmişti. Akşam biraz dedemle konuşmuş sonra yemek yemiştik.

Yatmak üzereyken yan bahçenin kalabalıklaşması üstüne halamla içeri girmiştik.

Halam gelenlerin Asil beyin ailesi olduğunu söylediğinde ise şaşırmıştım. Niye bilmiyorum. O adam sanki yalnız yaşamaya layıkmış gibi duruyordu.

Yatmadan önce bitki çayları eşliğinde bugün yaptıklarımdan bahsettim. Bu adımı atmama halam da en az benim kadar mutlu olmuştu.

Yatmak için odaya çıktığımız saatte hiç uykum yoktu. Saatler önce üzerimi değiştirmiş makyajımı çıkartmıştım. Bu yüzden sadece üzerime pijama giyindim ve balkona çıktım.

Koltuğa oturduğum sırada gözlerim yan bahçedeydi.

Bahçenin ortasına koyulmuş büyük masadan kahkaha sesleri yükseliyordu. Benim gözüm ise bir kişiyi arıyordu. O da şuan görünürde yoktu.

Luna masada oturanları dolaşıp kendini sevdirirken bende o insanları izliyordum. Balkonum karanlıkta kaldığı için dikkat çekmiyordu. Rahattım.

Baş köşede yaşlı diyebileceğim bir adam oturuyordu. Fakat dinç görünüyordu sadece saçları beyazdı. Sağ tarafında da onun yaşlarında bir kadın kucağında ki bebeği seviyordu.

Diğerleri gençti. İki adam ve iki kadın vardı.

Sonra o görüş açıma girdi. Elinde iki şişe şarapla masaya yaklaşmış konuşuyordu.

Öyle bir adamdı ki tanımasanız bile dikkatinizi çekerdi.

Ne yapıyorum ben?

Gerçekten delirdim mi?!

İnsanları dikizlemek de neyin nesiydi?

Üstelik...üstelik yan komşumuz bile bana ultra yabancıyken ailesini incelemek saçmalıktı.

Oradan hızla kalkarak balkon kapısını kapattım. Perdeyi çekip kendimi yatağa bıraktım.

Hafızamı ve o adamı unutacak bir büyüye ihtiyacım vardı.

°°°

Merhaba iyi geceler❤

Umarım beğendiğiniz bir bölüm olmuştur 🙏

Bölüm sonu

5 yorum