•
Gün aydınlıkken dışarıdan gelen gök gürültüsü ve yağmur sesiyle gözlerim aralanmıştı. Soğuktan üşümüş burnumu yorgandan çıkartıp sabah rutiniyle birlikte bedenimi yataktan attım.
Karnıma dolanmış kolunu sonra düşünecektim.
Elim ağzımda banyoya ulaştığımda midem çalkalanıyordu. Kusmaya çalışırken yükselen öğürtü seslerimi duyduğuna emindim. Ki çok geçmeden bir elini karnımda diğerini saçlarımda hissettim.
-"Güzelim ne oldu? İyi misin? Sen neden böyle kusuyorsun sürekli?"
Doğrulup lavaboya yaklaştım. Ağzımı çalkalayıp yüzümü yıkadım.
Ellerim titrerken tezgaha tutundum ve bir kaç saniye bekledim.
-"Lavin hastaneye gidelim. Belli ki bir şey var. Ne zamandır devam ediyor? Sadece sabahları mı oluyor?"
Derin bir nefes aldım ve elini ittirdim.
-"İyiyim bir şeyim yok. Ev buz gibi! Üşütmüş olabilirim değil mi? Geldin yatırdın beni burada."
Söylenerek odaya giderken neyse ki midem daha iyiydi. Bugün uzun sürmeyecek olması çok iyi olmuştu.
-"Dün de üşütmüş müydün? Beni geçiştirme. Doktora gidiyoruz."
Yatağa oturup yorganla her yerimi kapattığımda bir tek başım dışarıda kalmıştı. Komik.
Karşımda gece değiştirdiği üstüyle pijamalarıyla duruyordu.
-"Terlik getir bana gideceğim."
Ağzının içinden bir şeyler söyleyip elini saçlarından geçirdi. Çok yakışıklı uyuz.
-"Başlatma terliğine. Hastaneye gidiyoruz tek bir laf etmiyorsun."
Ciddiyeti yüzünden başımda bir baskı oluşmaya başlamıştı.
-"Saçmalama ya iyiyim ben. Üşüyünce mideme vurur benim hep. Eskiden beri öyle." Ne güzel uyduruyorum.
-"Yalan söyleme."
Omuz silktim.
-"Ne yalanı söyleyeceğim ben sana? Ayrıca gitmek istesem kendim giderim. Bu ev ne böyle ya kutuplar gibi. Duramam ben burada."dedim konuyu değiştirerek.
-"Sen sabır ver ya."
Koca cüssesini yatağa bırakınca dudağımı büktüm. Koynuna sokulmak istiyorum.
Kolunu yüzüne doğru kapattı. Rahat rahat özlemle baktım. Gözlerim boynunda ve dudaklarında gezindi. Benim. Bana ait bir adam.
Öküz.
Ne olurdu beni o kadar kırmasaydı?
Yine gözlerim sulandı. Olmuyor ki böyle. Ağlaya ağlaya bir hal oldum.
-"Ben gidiyorum." Yorganın arasından kalkmaya yeltendiğim esnada nasıl olduysa beni yatağa yatırmış üstümüzü de örtmüştü.
-"Gitme işte kal biraz daha. Hem ben ısıtırım seni." Karnıma sarılarak sırtımı göğsüne çekti.
Ellerini böyle dolu dolu karnımda hissedince burnum sızlamaya başladı. Hep onun yüzünden bu haldeydik. Bana bir kere baksa ben böyle olmazdım ki. Gözlerini bile esirgemişti benden.
Şimdi omuzlarımda gerçeğin yüküyle onsuz idare etmek çok ağır geliyordu. Söylemeye dilim varmıyor söylemezsem buna hakkım yok.
-"Lavin...Lavin güzelim neden ağlıyorsun? Özür dilerim ağlama. Haklısın zorlamamalıydım. Lavin özür dilerim."
Beni kendine döndürdüğünde elimi yüzüme kapatıp iyice yatağa gömüldüm.
Ben neden hep en kolay silinen kişi oluyordum? Niye kimse beni düşünmüyordu?
-"Özür dileyip durma. Özürle düzelmiyor."dedim iç çekerek ağlarken.
-"Biliyorum. Düzeltmeye çalışıyorum. Ama bunu senden uzak durarak yapmamı isteme. Yapamam. Duramam. Eğer...daha iyi olacaksan durmaya çalışırım. Bilmiyorum."
Elime dokunacakken elini geri çekip yataktan kalktı. Yüzünü ovuşturarak ileri geri yürümeye başladığında yüzümü sildim ve yatak başlığına yaslandım.
-"Sana bunu çok görmüyorum biliyor musun?"
Gözlerimden yaşlar süzülünce elimin tersiyle silmeye çabaladım.
-"Herkes kendini kurtarmaya çalıştığında önce beni bırakıyor. Ben hiç öncelik olmadım. Hep ilk bırakılan oldum."
Elimde olmadan ağlamayı sürdürürken kalbim sıkışıyordu. Bir anda onu yanımda buldum. Başımı tutarak beni boynuna çekti. Bedenim kucağına yerleşirken saçlarımı öptü ve üstümü örttü.
-"Hayır. Bir daha böyle söyleme. Ben seni asla bırakmam. Asla. Sen benim her şeyimsin. Aptalca hatalar yapmış olmam bunu değiştiremez. Ben senin için yaşıyorum. Seni tanıdığımdan beri anlamsızlaşan hayatım senden ibaret oldu. Lavin ben sensiz tek bir gün düşünmüyorum. Sen evimizi terk edip gittiğinde ben dağıldım. Seni hak etmediğimi bile düşündüm. Seni o kadar çok seviyorum ki kendimden sakınıyorum."
Sakinleşmem uzun sürmemişti. Göğsüne sindiğim yerde saçlarımı ve sırtımı okşayarak beni hafifletti.
Tüm bunları biliyordum. Ama duyunca içimde tükenmiş ve parçalanmış yüreğim canlandı.
Yaşlarımı pijamasında kurutmuştum. Konuşmadım çünkü konuşmak yerine göğsünde atan kalbin canlılığını dinlemek bedenimde sakinleştirici etki yaratmıştı.
-"Lavin."
Kalbi hızlanmıştı. Hatta göğsü daha hızlı inip kalkıyordu.
-"Hım.?"dedim mırıltıyla. Ağlayınca yoruluyor insan.
-"Evlen benimle. Hayatım sana ait olsun..sende bana ait ol. Ben seninle yaşamayacaksam yaşamanın bir anlamı yokmuş bunu anladım."
Şok içinde göğsünden kalkarken gözlerimiz birleşti.
-"Karım olmanı istiyorum. Benimle yaşlanmak ister misin?"
Bana gerçekten bir şeyler oluyor.
-"Ne?!"diye çığlık attım neredeyse. Baya attım.
Evlenme teklifi mi etti o?
Sesimin tınısıyla boğazını hafifçe temizlemişti.
-"Duydun işte."dedi kısık sesle.
-"Şaka yapıyorsun?"derken hala yanlış duyduğumu sanıyordum.
Yüz ifademin nasıl göründüğünden habersiz küt küt atan kalbimle kucağında oturduğum adama sorduğum soruya bakın.
-"Evet deliyim ben arada böyle şakalar yaparım."
Göğsüne bir şaplak atıp kaşlarımı çattım.
Yüzümü tuttuğu gibi dudaklarımdan bir öpücük aldı.
-"Cevap vermeyecek misin?"diye sordu ardından.
Resmen leyla olmuştum.
-"Ben..şey..yani..." Aldığım nefes sanki ciğerlerime ulaşmadan çıkıp gidiyordu. Az önce üşümekten yakınırken şimdi avuçlarımdan bile ateş çıkıyordu.
Kaşını havaya kaldırdı. Yüzündeki beklentiden ziyade yine karizmasına takılınca içimden kendime kızdım.
Bir an aklımdan farklı şeyler geçti. Hatta bana acıdığı için mi diye küçük bir an düşündüm. Sonra saçmalama dedim kendi kendime.
Asil istemediği hiçbir şeyi yapmazdı.
Adam benimle evlenmek istiyor. Asil.
Benimle?
-"Hadisene kızım bu kadar zor mu ya? Zaten iki seçenek var!"
Beni dürttüğünde irkilip kendime geldim.
Ne var ne yoksa aklımdan silindi. Kalbim yine kuşa dönüşmüştü.
-"Evet."dedim nefes almadan. Hiç sorgulamadan. İçimdeki,kötülüğe yönelten o olumsuz yanıma kulak vermeden evet dedim.
-"Diğeri geçersiz bir seçenekti." Parmaklarını çeneme sarıp kendine doğru çektiğinde uzun zamandır birbirine hasret kalmış dudaklarımız buluştu.
Büyük bir özlem ve tutkuyla dudağını dudaklarımın arasına sıkıştırarak boynuna sarıldım.
Sonra içimin ona eridiği o saniye geri çekildim ve nefes nefes dudaklarımı yaladım.
-"Kabul etmiş olmam seni affettiğim anlamına gelmiyor."dedim göğsüm inip kalkarken.
Geniş omuzları aldığı soluklarla hareket halindeyken kısık bakışlarına takıldım. Gözlerinden yine onlarca duygu geçiyordu.
-"Seni seviyorum." Belimden çekince biraz daha kucağına yerleşmiştim.
Soluklarım yeni yeni düzeliyordu ki aşağıdan gelen kapı sesiyle kucağından yatağa kaydım. Ahşap kapının ağır tokmak sesi buraya kadar ulaşmıştı.
Saçımı başımı düzeltip peşinden merdivenleri inmeye başladım. Her köşede ufak ufak anılarımızın olduğu bu ev bana mutluluk veriyordu.
Kapı hala sert sert tokmakla çalınıyordu. Asil yine ağzından savurduğu küfürlerle kapıyı açtı. Ahşap trabzana tutunarak baktığım kapıda bizim kadınları görünce tebessüm ettim.
-"Ay beyim! Lavin yok diye aklımızı kaçırdık. Burada mıydın?"dedi Hanife abla beni görünce.
-"Terliklerini de bahçede gördük iyice korktuk kızım."dedi halam.
-"Geliyordum şimdi."dedim utanmış şekilde.
Son basamakları da indim ve Asil'i dirseğimle dürttüm.
-"Eve götür beni."diye mırıldandım.
Kapının önünden çekilip eve yöneldikleri sıra Asil beni kucaklayınca ona fazla temas etmeden omzuna tutundum.
Yanımdaki kadınlar bu halimize çaktırmadıklarını sanarak gülerlerken Asil bir miktar hoşnut değildi. Ne var yani kucağına aldıysa diye gülüyorlarsa?
-"Sizde gelin isterseniz."
Evin girişinde yere bastıktan sonra halam Asil'e bunu teklif etmişti.
-"Teşekkürler. Belki daha sonra."derken evden pijamayla çıktığı için de gerildiğimi hissediyordum. Çünkü eliyle üstünü düzeltmiş kaşlarını çatmıştı.
-"Güle güle o zaman."dedim ve bilerek ona bakmadan kapıyı kapattım.
Beni kolumdan çekiştiren kadınlara inanamaz gözlerle bakmaya fırsat bulamadan kendimi salonda koltukta buldum. Hepsi başıma dikilmişti.
-"Konuştunuz mu? Ne oldu? Hallettiniz mi? Ay orada mı kaldın? Kız anlatsana!"
Hanife abla dizime bir fiske vurup yanıma çöktü.
Soluklarım heyecandan içime sığmıyordu. Dudağımı kemirerek onlarda gözümü gezdirdim. Ardından kocaman gülümsedim.
-"Evlenme teklifi aldım."dedim tek solukta.
Çevremi saran kadınlar da aynı solukta kalmışlardı. Hepsi buldukları yere çöktüklerinde yüzlerindeki ifadelerden dolayı kıkırdıyordum.
Kahvaltıya oturmadan önce Ömer'e mesaj atmış buraya gelmesini söylemiştim. Ardından kızlara öğlede dükkanda buluşma bilgisi verdikten sonra hiç susmak bilmeyen kadınların arasında masadaydım.
Mutluluktan mıdır bilinmez ama midem açlıktan guruldayacak hale gelmişti. Bulantı hissetmeden yemenin mutluluğu tarif edilemezdi.
-"Allah'ım sizin muradınızı bize gösterdi ya ne kadar şükretsek azdır. Asil beyimin hep evde kalacağını düşünmüştük." Dilşah ablanın sözleri üstüne seslice güldüm.
-"Deli deli konuşma. Kara yağız kapı gibi adam. Buldu güzelim kızı bırakır mı daha? Tabi evleneceklerdi."diyen de Hanife abla oldu.
Yanaklarımın ısısı yükselmişti. İçim kıpır kıpırdı.
Kahvaltı sonrası üstümü giyinmiş hazırlanmıştım. Asil'i sinir etme amaçlı ona haber vermeden arabaya bindiğim gibi Ömer'e sürmesini söyledim. Biraz uzaklaştıktan sonra tahmin ettiğim gibi aramış bana bir hayli söylenmişti.
İlk olarak otele gittim. Sıcak bir duş ve özenerek hazırlanma faslının ardından otelden çıkmıştım.
Minel ile Zeynep dükkana çoktan varmışlardı ve beni bekliyorlardı.
-"Dünden beri telefonuna bakmayınca meraktan öldük."
-"Hemen anlatıyorsun hemen."
Dükkanın içini çoktan değiştirmeye başlamış olan ustalardan uzakta bir köşeye yerleşerek derin bir nefes aldım.
-"Benimle evlenmek istiyor!"
Çığlıklarıyla yerinde zıplamalarıyla yeterince rezil olduğumuzu düşünüyordum.
Beni de aralarına sıkıştırdıklarında gülerek onlara ortak oldum.
-"İnanamıyorum."dedi Zeynep.
-"Bende her şeyi bekliyordum ama bu hiç aklıma gelmemişti."
Minel'e dönüp başımı salladım.
-"Bir de bana sor. Şok oldum. Asil'den en son beklediğim bir şeydi bu."
-"Demek ki artık yapması gerekenin farkına varmış."dedi Zeynep omuz silkerek. Sonrasında eğilip fısıldadı.
-"Adam baba olacak ayol!"
Kısık tonda kıkırdayarak ellerimi ceplerime soktum ve istemsizce karnımı okşadım.
-"Nasıl söyleyeceğim?"diye sordum. Düşündükçe bayılacak gibi oluyorum.
-"O kısım hakkında bir fikrim yok. Sadece tek söyleyeceğim bir an önce öğrenmesi gerektiği."dedi Minel.
Bende hemen öğrensin istiyordum.
Sadece içimde küçük de olsa yer kaplayan korkuyu atamıyordum.
-"Kendini hazırlama sürecine girersen saçma olur. Sen en iyisi pat diye söyle gitsin."dedi Zeynep.
Tabi söylemesi kolaydı.
-"Yarın doktor kontrolüm var. Ondan sonra bir şekilde söylemeliyim."derken telefonum çalmaya başladı.
Dükkanın içi öyle hareketliydi ki kızlarla sürekli yer değiştiriyorduk. Telefonumu çıkartıp kapının önüne çıktığımda arkamdan geldiler.
-"Nerdesin?"diyerek açtı telefonu Asil.
-"Sana da merhaba."
-"Yanına geldiğimde merhabalaşırız güzelim. Otelde değilmişsin. Dükkanda mısın?"diye sordu.
-"Evet ama çıkacağız sanırım."derken kızlara bakmıştım. Başlarıyla onayladılar.
-"Nereye? Ben gelip alırım seni."
-"Yapmamız gereken bir kaç iş var. Çiçek serasına da gideceğiz."
-"Acelesi mi var? Bekle birlikte gideriz."dedi itiraz istemeyen sesiyle.
Haliyle onu beklemeye karar verdik. Normalde terslemek keyif verici olabilirdi ancak hem sabah kızmıştı hem de özlemiştim.
Çok uzun süre beklemeden Asil'in arabası dükkanın önünde durdu. Üstünde hiçbir zaman toz dahi olmayan siyah Mercedesten inerken yanaklarımın içini ısırıyordum.
Lacivertin tonları esmer teniyle birleşmiş nefes kesici olmuştu. Ama içimin gittiğini belli etmemek için çaba sarfetmem gerekiyordu.
-"Hadi gidelim madem."dediğimde kızların bakışmasını yakaladım.
-"Asil götürür işte bizi."diyerek başımla arabayı işaret ettim.
Madem geldi işimizi görsün değil mi?
-"Geçin."dedi Asil yalnızca. Yanıma gelecekken arabanın açık kapısının önünde beklemişti.
Kızlar arka koltuğa oturarak kapıyı kapattılar. Bende ön koltuğa oturup Asil'in binmesini bekledim.
Arabayı çalıştırdığı esnada telefonu çalmaya başlamıştı. Kabanının iç cebinden çıkartarak kulağına getirdi.
Kaan'la olduğunu anladığım telefon konuşmasına kulak vermeden camdan dışarıyı izliyordum.
İstanbul'a gelirken düşündüğüm hayatla yaşadığım hayat arasında dağlar kadar fark olmuştu. Hayatımın en değerli varlığını bulmuş,aşık olmuş hatta bebeğini taşıyordum.
Eğer buraya ilk geldiğim zaman bunun olacağını hayal etseydim yapamazdım.
Hayatı görmemiş olan Lavin bu durum karşısında mahvolurdu.
Fakat ben aynı ben değildim. Büyümüştüm,öğrenmiştim. En önemlisi sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmiştim. Korkmadan yabancı bir adamın evine girecek kadar iyileşmiştim.
Ve babamı yok sayabiliyordum. Hayatımın yöneticisi saf dışı kalmıştı.
-"Hanzade bizi yemeğe davet etmiş. Akşam ona göre hazırlanırsın."Bana bakmadan kurduğu cümle üstüne tek kaşımı havaya kaldırdım.
-"Hanzade?"dedim kim olduğunu anlamayınca.
-"Kaan'ın annesi."
-"Bana da Kaan mesaj attı şimdi. Beni de davet etmiş."dedi Zeynep arkadan.
-"Gideceğiniz yer neresi?"diye sordu Asil. Dirseğini cama yaslamış sakalını sıvazlarken dikkatle yolu inceliyordu.
-"Bende konum var. Al istersen orda dursun." Minel telefonunu elime uzatınca telefon tutma kısmına sabitleyip geri yaslandım.
Asil o esnada camı yarıya kadar indirdi. Sigara kutusuna elini koymuştu ki soğuk eline elimi değdirdim.
-"Arabada içmesen?"derken elimin altında olan sert damarlı elini sıkı sıkı tutasım gelmişti.
Yan gözle ifadesiz halde yüzüme baktı yola döndü.
Şimdiye kadar yatak odasında bile içtiği sigaralara karışmadığım için haliyle dikkatini çekiyordu. Ancak bunu yapmak zorundaydım. Hem solumanın zararlı olacağını biliyordum hem de midemi bulandıracağına emindim.
Camı yeniden kapatınca beni dinlediği için hafifçe tebessüm ettim.
Yaklaşık iki saatimizi serada geçirdik. Seranın sahibi olan adamın ikram ettiği çaylarla birlikte yüzlerce çeşit çiçekler arasında dolaşmak öyle güzel gelmişti ki. Onlarla ilgilenmek için sabırsızlanıyordum.
Asil seranın baş kısmında bulunan masada oturmuş gözlerini üstüme dikmişti. Bizde bir kaç metre ilerisinde son kez minik sukulent çeşitlerine bakıyorduk.
-"Yoruldum sanki."dedim mırıldanarak.
Bana baktı ve gülümsediler.
-"Hadi gidelim yeter zaten. Daha bir sürü saksı seçmemiz gerekecek."dedi Minel.
Sera sahibinin arka kısımda yer alan atölyesinde özel yapım saksıları vardı. Asil'in sıkılmış surat ifadesine rağmen bir saate yakın sürede onları da seçmiş almıştık.
-"Akşama görüşürüz o halde."
İşlerimiz bittikten sonra Zeynep'i evine bırakırken ona el salladım. Sonrasında Minel'i de caddeye bırakarak yalnız kaldık.
-"Eşyalarını topla gidelim."
Yorgun bakışlarımı camdan çektim ve ona döndüm.
-"Neden topluyorum?"diye sordum.
Bana sadece kısa bir bakış attı.
-"Evin varken otelde kalmak sence de mantıklı mı?"
Orasının benim evim olmadığını söylemek yalnızca onu sinir edecekti. İçten içe evimiz olduğunu bildiğim içinse söylemedim.
-"Gitmemi sen istedin."diye bir cümle çıktı dudaklarımdan. Onu üzdüğünü biliyordum.
Bende çok üzülmüştüm.
-"Lavin..yapma bunu."
Omuz silktim ve başımı diğer yöne çevirdim. Uzattığı elinin tersi yanağımı okşayıp geçerken kucağıma kaydırıp elimi eline hapsetti.
-"Hemen affedeceğimi düşünmedin umarım."derken ona bakmamak için kendimi tutuyordum.
Yüzüne bakınca bile nabzım hızlanıyor.
Öyle can yakıcı bir havası var ki.
-"Evlenmeyi kabul ederken affettiğini de düşünmüştüm."Yüz ifadesinin acayipliği üstüne içimde tutamayıp bir kıkırtı çıkarttım.
-"O başka bu başka."
-"Nesi başka kızım? Hem konuyu değiştirme. Eve gidiyoruz. O otelde kalmaya devam edemezsin. Sanki ihtiyacın var. İlla kalacağım dersen birlikte kalırız."
-"Yalnız kalmak istediğim için otelde kalıyorum. Ayrıca kocaman evde ne yapacağım? Hanife ablalar da yok. Sende beni yalnız bırakıyosun. Gelmem ben."diyerek elimi elinden çektim ve kollarımı bağladım.
-"Tamam söyleriz gelirler. Seni yalnız falan bıraktığım yok. Aklıma gelmişken bir kaç gün yurtdışında olmam gerek. Dört beş gün sürer. Ve sen evde olacaksın. Zeynep gelir yalnız-"
-"Ne anlatıyorsun sen?"
Kaşlarımı çatarak ona döndüm.
-"Nereye gidiyorsun?"diye sordum.
-"Ne kızıyorsun güzelim? İş için. Boston."
Elimi tutarak yeniden dudaklarına getirdi. Minik minik öpücüklerle bacağının üstüne sabitlemişti.
-"Ne işi?"derken dudaklarımı ısırıyordum. Onsuz kalmak benim çok canımı sıkıyor.
-"Amerika'da şarap mı pazarlayacaksın?"dediğimde aklımı alan kahkahası arabanın içinde duyuldu.
Ne öyle gülmek?Bizimki de kalp burda.
-"O işlerle ben ilgilenmiyorum ufaklık. Bir bankanın ortaklığını yürütüyorum. Genelde işleri buradan hallederim fakat oraya gitmem gereken bir pürüz çıktı. Uzun sürmez."
Banka mı?
-"Daha bilmediğim neler öğreneceğim?"dedim mırıltıyla.
-"Gizli saklı işlerim yok. Endişelenme."
-"Bir de olsaydı?!"diye çıkıştığımda dudakları yukarı kıvrılmıştı.
Arabanın durduğu yere bakamadan üstüme doğru gelince nefesimi tutmak zorunda kaldım.
-"Senin dilin mi uzamış bana mı öyle geliyor? Kontrol etmem gerek sanırım."
Dudaklarıma fısıldarken nefesi yüzüme çarpıyordu. Gözlerimi büyüttüm. Hemen elimi ağzıma kapattım.
Gülmeye devam ediyordu.
-"Çekilsene."derken sesim boğuk çıkmıştı.
Burnumun ucunu hafifçe öpüp çekildi. Otelin önündeydik.
-"Eşyalarını toplamaya geldik. İtiraz edersen toplaman için de vakit ayırmadan seni götüreceğim."
-"Tam bir zorbasın." Arabadan inerken elbette gönlüm razı halde otelden içeri girdim. Arkamdan gelerek elini belime destek olarak koymuştu.
Gidecektim.
Tabi zorla!
Kesinlikle zorla...
•••
Merhabaa ❤️
Bölümü zar zor tamamlayabildim. Umarım güzel bir şeyler çıkmıştır.
Bir sonraki bölümde görüşürüz 🌸