İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 48 · 13 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 48

48

•

-"Annem hep akşamları hastalıklar ağırlaşır derdi. Doğruymuş gerçekten."

Zeynep başımı yasladığım yastıkta ateşimi kontrol ederken elimdeki peçeteye seslice hapşırdım.

-"Burnum yok sanki."diye mırıldandım. Bütün gün ağladıktan sonra da tıkanması hoş olmamıştı.

-"Gözlerin de yok gibi."

Ayrıca ağlamaktan gözlerim de fazlaca şişmişti.

-"Çok mu kötü?"

Omuz silkti ve koltuğun arka kısmına dirseğini yaslayıp bana baktı.

-"Güzelliğini kapatmayacak kadar."diyince bütün bitkinliğime rağmen tebessüm ettim.

Beni hüzne boğan adam hala ortalıkta yoktu. Beni çok üzdüğünden habersizdi.

-"Her şey olacağına varır. Her ilişkide böyle sorunlar olur. Eminim Asil de seni üzdüğü için üzgündür. Ki duyduğuma göre öyle." Sanki önemsizmiş gibi söylediği cümle üstüne başımı hızlıca kaldırıp dizine vurdum.

-"Ya Kaan'la mı konuştun?! Neden söylemiyorsun? Meraktan ölüyorum! Nerede ne yapıyorlar?!"diye hızlıca sordum.

Dudağını büktü.

-"Boşver ya ne hali varsa görsün. O kadar üzmüş seni."

Gözlerimi düşürüp yeniden yastığa yanağımı yasladım.

-"Olsun. Üzülmesin o."dedim neredeyse fısıldayarak.

İçimden bu basit bir üzmek değil diye geçirdim. Bu farklıydı. İnsanın göğsüne oturan bir acıydı.

Benim neler kaybettiğimi bile bile beni küçümsüyordu.

-"Hasta olmasaydın çıkıp dolaşırdık."

Başımı salladım.

-"Pek o havada değilim."

-"O havayı al diye diyorum zaten. Haftalardır yüzün gülmüyor. Burada mutlu olamıyorsan başka bir yerde olamazsın. Yani bu normal şartlar için böyle. Ama şuan mutlu değilsen...burada da kalmak zorunda değilsin biliyorsun değil mi?"

-"Sorun mutlu olup olmam değil. Hiçbir yere ait olamıyorum. İlk defa yuvam olacağına inanmıştım." Gerçekler dilimi bile yakarken göz yaşımı silme gereği duymadan yenilerini dökmeye başladım.

Uzanıp eliyle yanağımı sildi ve acıma karşılık acıyla tebessüm etti.

-"Asil'in seni çok sevdiğine eminim. Sevgisizliğinden şüphe duyarak kendine eziyet etme. Ama dinlenmeniz gerekiyorsa bunu yapmaktan çekinme."

Ondan ayrı kalma ihtimali bile boğazımı bir el gibi sıkıyordu.

Dudaklarımı birbirine bastırıp hafifçe burnumu çektim. O esnada kapı sesi gelmişti. Evde bizden başka kimse yoktu ve açılan kapıdan içeriye girenlerin sesi net şekilde duyuluyordu.

Gözlerimi iyice kuruladıktan sonra karnıma çektiğim dizlerimi kıpırdattım. İkimizde koltukta yan şekilde karşılıklı oturuyorduk ve ben yastığa başımı koymuş haldeydim. Biraz bedenim uyuşmuştu.

Eve giren bedenler direkt ışığı yanan odaya yani buraya girmişlerdi.

-"Oo kızlar keyifler nasıl? Lavin virüslerini umarım sevdiğime geçirmemişsindir."

Kaan'a benim yerime minder fırlatan Zeynep sayesinde cevap vermedim. Bakışlarım doğrudan gitmek istediği yere gidemedi. Bilerek bakmadım.

Her şey gittikçe yanlışlığını daha çok belli ediyordu. Sevgisini,merhametini iliklerime kadar hissettiğim adamla birbirimizin yüzüne öfke saçar olmuştuk.

Tüm kırgınlığımı görmezden gelerek beni daha çok kırıyordu. Ve ben gittikçe artan bir çöküşteydim.

-"Oturuyorduk öyle."dediğini duydum. Zeynep bana üzülüyordu.

Bende kendime üzülüyordum. Oturup beni sevmesini beklediğim herkes,her gün daha çok acımasız oluyordu.

-"Gidelim mi bitanem? Hem Lavin de uyuyup dinlenir sonra geliriz."dedi Kaan.

-"Otursaydınız erken daha."derken tek düşüncem Asil'le yalnız kalmamaktı.

Zeynep eğilip yanağımı öptü.

-"Olsun sonra ben yine gelirim. Hatta yarına kadar iyi ol dışarıda buluşalım."dedi ve kenarda duran çantasını aldı.

Hala ayakta dikilen Asil'in yalnızca ayaklarına doğru baktım. Gözlerimi çektim.

-"Görüşürüz yengem. Çok geçmiş olsun. Gelirken şöyle bir kasa meyve alacaktım ama Asil kızınca elim boş geldim."

Kaan'a minik bir tebessüm gösterdim.

-"Teşekkür ederim sağ ol. Dikkatli gidin."dedim ve elimi hafifçe salladım.

Evden çıkarlarken Asil onları yola koymaya gitmişti. Bende o sırada üstüme aldığım ince örtüyü omuzlarıma alarak ayağa kalktım. Sehpada duran ilaç poşetimi de alıp odadan çıktım. Merdivenlere dönmeden kapıyı kapatan geniş cüssesine küçük ama kalbimi yakan özlem dolu bakışımı attım.

Çıktığım her basamakta omuzlarıma birer birer yük biniyordu.

Peşimden geliyordu. İlk defa gelmesini istemiyordum.

Asil artık beni de diğerleriyle aynı yere koymuştu. Herkese kayıtsız kalıp bana dünyada onun için tekmişim gibi davranan adam artık beni de dışarıdakilere katmıştı.

Bana da herkese davrandığı gibi davranıyordu. Asıl üzücü olan buydu.

-"Lavin."

Odadan içeriye adımımı atar atmaz arkamdan gelerek kolumu tutmuştu. Beni yavaşça kendine çevirdi.

-"İyi misin?"

Ona dümdüz ifademle baktım. Göğsüm sıkışmaya devam ederken küçük bir nefes almaya çalıştım.

-"İyi olup olmamamla ilgilendiğini sanmıyorum. Aksi olsaydı yanımda dururdun."dedim. Kızmadan sesimi yükseltmeden sadece kırıldığımı anlasın diye öylece söyledim.

Örtüyü sandalyeye bırakıp yatakta kendi tarafıma geçtim.

-"Sürekli beni tanımıyormuş gibi konuşuyorsun."dedi sesi sertleşerek.

Gecenin yarısında sanki bütün gün yetmemiş gibi şimdi de onunla kavga etmeyecektim.

-"Niye bana böyle davranıyorsun? Neyi nerede yanlış yapıyorum?"

Burnumdan soluyarak başımı koyduğum yastıktan kalktım ve ellerimi iki yanımda yatağa bastırdım.

-"Senin için herkesten farklı olduğumu düşündüğüm için bence ben yanlış yaptım. Beni her gün tekrar tekrar görmezden gelmene rağmen,hiç zorunlu olmasam dahi annene bile katlandığım için yanlışı ben yaptım Asil."dedim içimde yanan ateşe karşılık delirtici bir sakinlikte.

Asil bocalayan yüz ifadesi ile karşımda sinirleniyordu.

-"Sana olan hassasiyetimi bile bile nasıl böyle konuşabiliyorsun?"dedi kaşlarını iyice çatarken.

Hala bir özür dileyemiyordu.

-"Hassasiyet mi? Hah! Ne komik. Bari hasta olduğum bütün gün beni yalnız bıraktığın zaman böyle söyleme." Ağlamayla karışık güldüm ve tırnaklarımı avucuma bastırdım.

İstemeye istemeye sarf ettiğim her söz ruhuma bir kesik daha atıyordu.

Hayattan gerçekten çok bir şey istemiyordum. Sevilmek.

Çok mu zordu?

-"Bir buçuk ay oluyor söylesene nerdesin? Ben seni evinde beklerken nerdesin? Kahvaltı yaparken nerdesin...akşam yemeğinde yada evde yalnız kalmaktan korktuğum gece yarıları neredeydin? Yoktun. Aptal bir grup adamdan intikam alma derdin uğruna dışarılarda sabahladın. Onların istediği de buydu! Senin bağlarına zarar vermek değil hayatını bozmak! Bak başardılar. Sen bunu bile bile yapmalarına izin verdin. Ama ne var biliyor musun ben oturup sevilmeyi beklemenin yanlış olduğunu anladım. Acizlik olduğunu gördüm."

Dilin kemiği yoktu.

Ağzımdan ne çıkıyordu bilmiyordum. Sadece bütün yanan canımı anlasın görsün istiyordum.

Ben hiçbir şeyimi kaybetmemiştim değil mi?

-"Kendimi kaybetmeye başladım. Bütün acımı senden çıkarabilirim. Beni kırdığın gibi seni kıracak kadar kırgınlıktan öfkem var."

Yüzünü sıkmaktan belirginleşen damarlarını inceledim. Gözü seğiriyordu ve konuşmayı reddediyordu. Bir nevi bana hak veriyordu.

-"Ama sana olan sevgim kadar somut başka bir gerçek var. Ben hayatımı ikinci kere elde ettim Asil. Hemde bu senin sayende oldu. Sana olan sevgim sayesinde benim gerçekten evim varmış dedim. Kendi ailem sevmedi ama bir başkasının canı olabiliyormuşum dedim. Olmuyormuş. Ben seni beklerken burada oturup deliremem. Ki bu olacak. Senin hırsın ne zaman son bulursa ben o güne kadar beklemek zorunda kalacağım. Bekledikçe tükeneceğim. İmkansız görünen duvarları yıkıp geçtikten sonra yeniden hayatımın kaymasına göz yummayacağım."

Ağlaya ağlaya konuşmaktan gocunmuyordum. Ayağa kalkıp karşısına dikildiğimde havaya kalkan elini sıkarak geri indirdiğinde bunun yaşlarımı silmek için olduğunu biliyordum.

-"Benden mi gideceksin? Lafı nereye götürmeye çalışıyorsun?"

Karnımda büyük büyük ateş parçaları var gibi yanıyordum. Beynimde yaşadığım basınç vücudumda nefes almama engel oluyordu.

-"Türkçe açıklaması buysa evet. Ben annemi babamı beklediğim gibi...oturup seni beklemeyeceğim. Camın önüne geçip beklerken sevilmek için saati saymayacağım." Yanağımı sertçe silip ona doyarak bakmaya çalıştım. Ama aptal yaşlar buna izin vermiyordu.

-"Ben beklemeden sevilmek istiyorum. Gerçek anlamda hayatına dahil olmadıysam sevgi beklememin de hiçbir anlamı yok."

Odanın loş ışığında gözlerinden geçen onlarca duyguyu çözmekte zorlanıyordum. Asil karşımda ilk defa kırılgan duruyordu.

-"Sana olan bütün bağlılığımı,sevgimi sende görmüyorsan başka kimse göremez. Benden gitmek isteyecek kadar bıktıysan sana zorluk çıkarmayacağım."

İkimizinde kalbi başka şeyler söylerken dilimiz çok ayrı konuşuyordu. Şüphesiz bundan habersizdik.

-"Bence ben seni yeterince bunaltıp yoruyorum. Günlerdir bana sergilediğin tavır apaçık ortada."dedikten sonra odadan çıkmak için yöneldim.

-"Sikeyim tavrını! Ben bir şey yapmadım! Sorunlarım olduğunu bile bile boktan sebepler sıkıntılar çıkarıyorsun!"

Kendimi banyoya kapattığımda hala bağırıyordu. Çiftliğin bahçesinden bile duyulacak şiddette olan sesine gözlerimi yumarak hıçkırıklarımı dışarı bıraktım.

Kapı sesi duyduğumda ise iç çekerek banyodan çıktım. Merdivenleri inmişti fakat evden çıkmamıştı.

Bir geceyi daha böyle geçirirsem sabaha delirmiş uyanacaktım. Ben bu evde biriktirdiğimiz anıları düşünerek kendimi bitiremezdim.

Pijamalarımı hızlıca üstümden çıkartıp ağlamaktan bayılacak hale gelsem bile pes etmeden üzerime düz renk bir kapüşonlu takım giyindim.

Öyle zordu öyle imkansızıdı ki bunu yapmak. Canımdan can kopuyor içim gidiyordu.

Kendim için yapmak zorundaydım.

Her şeyin daha farklı olacağına inanarak girdiğim bu odadan sadece çantamı alarak çıktım.

Biz bunu hak etmiyorduk

Merdivenin sonuna her geldiğimde kucağına atladığım yere oturup hüngür hüngür ağlayacaktım.

Titreyen parmaklarımı kapının koluna koyduğumda tam o an dönüp vazgeçecektim. Vücudumun her yanı titriyordu. İstemiyordum. Gerekirse her gün ağlardım ama sevdiğim adamın yanında olurdum dedim.

Yaşlarla nemlenmiş dudağımı ısırıp ağlayışımın duyulmasından çekinmeyerek kapıyı açtım ve çıktım.

Belki dönüşü olmayacaktı. Belki çok pişman olacaktım hatta özlemimden yanacaktım ama durmadım. Kendime olan saygımı yitirmemeliydim.

Arkamda ilk defa bekleyenin olacağından bihaber çıktığım evin bahçesinde beni gören Ömer arabadan fırlamıştı.

-"Gidelim."dedim sadece.

Arabaya oturduğumda başım eğikti. Hiç kaldırmadım. Ömer de nereye diye sormadı.

Ben ağladıkça konuşamadım konuşamadıkça o da öylece arabayı sürdü.

Ne kadar geçmişti bilmiyorum fakat gözümde yaş kalmadığında bir otele gitmek istediğimi kısılmış sesimle söyleyebildim.

O gece benim hayatımın en zor gecesiydi.

'

-"Ömer?"

Araladığım kapının önünden etrafa bakındım. Koridorun hemen ortasında sesimi duyar duymaz döndü.

Dağılmış halimin berbat olduğuna emindim ama beni görünce yutkunacak kadar olduğunu sanmamıştım.

-"Gidip eşyalarımı toplat. Bir şeyim kalmasın. Evdekilere söylersen hallederler ben aramak istemiyorum."

Sanki çıkan ses bana ait değildi. Pürüzlü ve boğazımı acıtıyordu.

-"Tamam efendim."diyerek gözden kayboldu.

Kapıyı kapatırken telefon sesim odada yankı yapıyordu. Ayaklarımı sürüyerek dağınık yataktan telefonumu aldım. Bütün gece Asil aramıştı. Sabahın ilk ışıklarına kadar bıkmadan aramıştı.

O uyumamıştı. Benim gözüme de uyku girmemişti.

Şimdi arayan o değildi.

-"Zeynep?" Yatağa uzanıp nefesimi üfledim.

-"Sen evi mi terk ettin?!!"

Sesinin tınısı ve coşkusu yüzünden yüzümü buruşturdum.

-"Nerden biliyorsun?"diye sordum.

-"Ay boşver onu konuşuruz sen nerdesin söyle geliyorum hemen."

Ne kadar yalnız kalmak istediğimi söylesem bile dinlemedi. Zorla kendini kabul ettirerek otelin ismini öğrenmişti.

Boğaza bakan sahil kenarında bir otele yerleşmiştim. Muhtemelen kısa süre içerisinde babam da beni bulur gelirdi.

-"Yesene."

Bacaklarıma sardığım kollarımı bollaştırıp yatağın geniş başlığına sırtımı dayadım.

-"İstemiyorum."

Yatağın ortasına neredeyse bir koli çikolata benzeri yiyecekleri yığmıştı ve durmadan yiyordu.

-"Bebek gibi kızsın ya sana erkek mi yok?"

Gözlerimi ona çevirmemle sırıtarak çikolatayı ısırdı.Halimin farkındaydı. Yalnızca değilmiş gibi yapmaya çalışıyordu. Birbirine girmiş saçlarım,hastalıktan ve ağlamaktan rengi atmış yüzümde kızarık gözlerim.

Tek kelimeyle berbat.

-"Telefonun çalıyor."

İrkilip kendime geldim. Uzattığı telefonumun ekranına baktım. Halam arıyordu.

Telefonu sessize alıp yüzümü avuçladım. Aklım,ruhum her hücrem dağınıktı. Ne yapacağım nereye gideceğim ve onsuz nasıl nefes alacağım?

Bana ait olmayan zil sesi kulağıma gelince başımı kaldırdım. Zeynep hemen telefonuna uzanarak aldı. Kalpli emojilerle Kaan'ın aradığı belliydi.

Bana kaş göz yaparak aramayı yanıtladı ve hoparlörü açtı.

-"Aşkım ne yaptın?"

Duyduğum kelimeyle burnum sızladı. Başımı sola çevirip gözlerimi sert bir şekilde sildim.

-"Asıl sen ne yaptın güzelim? Hiç haber vermedin."

-"Ben bir şey yapmadım ya. Lavin'le konuştum ama söylemedi. Evdeyim yani. Sen anlat." Profesyonel bir yalancı olduğunu yeni öğreniyorum.

Çok pişmandım. Çok.

Çok özlüyordum. Burnumda tütüyordu ve ona o kadar doyamamıştım ki bütün hevesim boğazıma takılmış gitmiyordu.

-"Ben çiftlikteyim ama konuşabildiğim pek söylenemez. Yani tam olarak anlatmam gerekirse evin ağzına sıçmış oturmuş bir köşede içki zıkkımlanıyor."

Yüreğim sızladı yine. Hıçkırığım duyulmasın diye elimi ağzıma kapattım.

Zeynep uzanıp sırtımı sıvazlarken sarsıla sarsıla ağlamaya başlamıştım.

-"Niye Lavin'i bulmaya çalışmıyor?"diye sordu Zeynep.

Kaan derince of çekmişti.

-"Asil'i tanımıyorsun. Artık onun kafasını koparsalar gitmez Lavin'e hayatım."

Bizim hikayemiz böyle yarım kalamaz.

-"O ne demek öyle Kaan? Lavin'e mi kızgın?"dediğinde gözyaşlarımdan etrafı göremiyordum.

Onu o kadar çok özledim ki yüreğim dağlanıyor.

-"Hayır. Yani bilmiyorum açıkçası biraz sarhoş. Sadece Lavin'i mutsuz ettiğiyle alakalı bir şeyler söylendi. Neyse yanına döneceğim konuşuruz yine."

Yatağın içine uzandım. Omuzlarıma çektiğim örtüye elimi doladıktan sonra kendimi tutmadım.

Ben hayatımda ilk defa değer görmüştüm. İlk defa sevilmiştim ve kendimi bir yabancının kollarına bırakmıştım. Bu benim için ayrıydı çünkü ben hayatsız bırakılmıştım.

-"Doğru olan her zaman yolunu bulur. Eğer birbirinize aitseniz sizi ayırmaya kimsenin gücü yetmez." Sarsılan omzumu sıvazlarken elden ayaktan düştüğümü hissediyordum.

Hiçbir şey istemiyordum. Sadece acı çekmek istiyordum. Ben hayal ettiğim ilk ve tek şeyi kaybetmiştim.

Yuvamı. Yuvam olan adamı.

Başka bir şey istemiyordum ki. İstememiştim.

Saatler ilerliyordu benim acım daha çok artıyordu. Zeynep ailesinin çağrısı üstüne mecburen gitmek zorunda kalmıştı. Bende zaten yalnız kalmak istiyordum.

Vücudum uyuşuktu. Daha ne kadar kötü olabilirdim? Asil olmadan kalbim ne için çarpacaktı?

Odanın kapısı açıldığında karanlıkta aynı yerde yatmaya devam ediyordum. Kıpırdayamadım. Koridorun ışığı odayı aydınlatmıştı ve ağır adımlar yatağa geliyordu.

Yarı kapalı gözlerimi oynatmadan hatta hiçbir hayati belirti göstermeden öylede durdum.

-"Kalk eve gidiyoruz."

Benim evim başıma yıkıldı.

-"Sana söylüyorum Lavin! Ne işin var otel odalarında? Bir şerefsiz uğruna bunu yaşayacağın belliydi zaten!"

Kuruyup çatlamaya dönen dudağımı hafifçe ıslattım.

-"Git."dedim yalnızca.

Bütün heveslerim bitmişti. Yaşamaya hevesim yoktu.

-"Delirme Lavin! Bir hiç uğruna ne hale gelmişsin?!"

Değişen Lavin şimdi babasına ağzına geleni sayardı. Susmazdı.

Ancak kaybeden bir Lavin'in dili dönmüyordu.

Çok özledim

Yutkunmadım. Dudaklarım kendiliğinden aralanırken gözyaşlarım birer birer döküldü.

-"Bana zor kullandırma."

Yattığım tarafa gelip yüzüme baktığında yüz ifadesi dondu. Çatık kaşları düzelirken havayla dolu göğsü inmişti.

-"Bırak beni."dedim ağlayarak. Hıçkırıklarım boğazıma dizildi. Nefes almamı engelledi.

Dudaklarımı birbirine bastırıp elimi yüzüme kapattım.

Gitti. İlk defa beni rahat bırakmayı kabullenerek odayı karanlığa gömdü.

'

Gün ve zaman kavramı benim için yoktu. Yalnızca haftasonunu geride bıraktığımızı biliyordum. Zeynep ve Kaan aile arasında nişanlanmışlardı. Bütün ısrarlarına rağmen katılmamıştım.

Bunu yapmaya ne fiziksel ne de ruhsal gücüm yoktu. Asil de gitmemişti. Belki ben önemli değildim fakat Kaan ile olan arkadaşlıklarına rağmen gitmediğini öğrenmek beni çok sarsmıştı.

Bir haftadır otel odasındaydım. Yapamıyor devam edemiyordum.

Onsuz bir hayata katlanamıyordum.

-"Lavin?"

Kapı tıklaması.

Tanıdık ses. Kaan.

Bir haftadır dağınık duran yataktan apar topar kalktım ve kapıya koştum. Soluk soluğa açtığımda sevdiğim artık özleminden ölmek istediğim adamın izlerini taşıyan birini görmek iyi gelmişti.

Hiç kendime engel olamıyordum.

Saniyesinde gözlerimin yaşardığını görünce kapının önünde beni kollarının arasına aldı.

-"Ne sulu gözlü olmuşsun."

Alaya vurarak sırtımı sıvazlarken sanki günlerdir ağlamıyor gibi ağlıyordum.

-"Bir bakayım sana şöyle. Bu ne hal böyle? Geç bakalım içeri elini yüzünü yıkayalım."

Suya katılan yaşlarımı banyoda bırakıp desteğiyle yatağa döndüm. Günlerdir gerekmedikçe hareket etmiyor yemek yemiyordum. Ve çok halsizdim.

Cam cephenin önünde duran üçlü koltuğa oturdum. Yanıma oturup başını bana çevirdi.

-"Nasılsın diye sormayacağım. Ama kabul etmek istiyorum ki seni böyle bulacağımı düşünmemiştim. Niye birbirinize eziyet ediyorsunuz?"

Dudağımı ısırıp başımı salladım.

-"Böyle olması gerekti."dedikten sonra bir damla yaşı sildim.

-"Hayır gerekmedi. Evet sadece sevgi her şeyin üstesinden gelemez. Bu doğru. Ama siz sadece bir anlık saman alevi gibi yükselip her şeyi ateşe verdiniz."

Asil ne yapıyordu? Odanın bir ucunda durmaya devam eden eşyalarım evinden toplanırken ne yapmıştı?

Dizlerimi karnıma doğru çekip çenemi yasladım.

-"Canın yanıyor biliyorum. İnan bana senin iki katın kadar onun da yanıyor. Ağlama gel. Böyle ağladığını görseydi kendi topuğuna sıkardı valla öyle deli bir adam." Omzumdan çekerek beni göğsüne doğru aldı ve sarıldı.

Her minik ayrıntıda Asil'e olan özlemim açığa çıkıyordu. Ağlamamak için kendimi sıksam bile olmuyordu.

-"İyi mi?"diye sordum çatallaşmış çıkmakta zorlanan sesimle.

Omzumu okşayan eli bir anlık durdu.

-"Şimdi doğruyu söylemem gerekirse bana yansıtmıyor ve konuşmuyor. Asil zaten çok duygularını yansıtan birisi değil ama bu sefer geçenki ufak ayrılığınızdan daha kötü görünüyor. Bir de Hanife ablaları kovmuş."

Anında başımı kaldırıp ona baktım.

-"Ne demek kovmuş?"dedim gözlerimi silerken.

Omuz silkti.

-"Bilmiyorum. Sordum ama beni de kovdu."diyip güldüğünde benim göğsüme büyük bir ağırlık oturdu.

-"Sabah yanına uğradım kapıyı açmadı. Hale hanımla konuştuk gece bahçede otururken görmüş ama evde mi bilmiyoruz."

Dağılmıştı. Asil ne yaşarsa yaşasın kendini bırakmazdı. Kesin yine yemeyip içmeyip alkol alıyordur.

-"Kaan yanına git. Ne olur. Yalnız bırakma onu. Bir şey olur bir şey yapar." Ayağa kalkıp onu da çekiştirdim.

-"Boşver akıllanır."

Gözlerimden yaşlar boşalırken başımı salladım.

-"Lütfen yalnız kalmasın."

-"İyi de o beni istemiyor ki. Adam nişanıma gelmedi zaten kızmışım bir de gidip omzumda ağla mı diyeceğim?"

Başımı düşürüp titreyen dudağımı ısırdım. Ona sırtımı döndüğümde yüzümü avuçlayıp sıvazladım.

-"İyi olup olmadığına bakarım tamam ağlama daha fazla. Sizin kadar sorunlu bir çift görmedim gerçekten size rahat batıyor."

Söylenerek otel odamdan ayrılınca koltuğa çöktüm ve gözlerimi uçsuz bucaksız denize diktim.

Keşke zamanı geri alabilseydik. Keşke gitmeden bir kere sarılmış kokusunu içime doldurmuş olsaydım.

••

Merhaba herkese ❤️

Bana yine bolca ilham gelince çalışırken bile minicik yazıp tamamlayayım dedim.

Haliyle sizi hiç bekletmeyi sevmediğimden vakitsiz yayınlıyorum.

Kendim yazdım diye demiyorum ama oturup ağladım hajskd

Ayrı kalmaları yüreğime dokunuyor

Unuttuğum kısımlar var mı diye dönüp önceki bölümleri okuyunca hayalimde kurduğum kahramanlar benim bile burnumu sızlatıyor

Aslında düşündüğüm farklı noktalar var. Arada gidip geliyorum. Tamamen bitirmekle kırgınlıkları çözmek arasında henüz karar verebilmiş değilim.

Gidişata göre bakacağız

Siz neler düşünüyorsunuz?

Bir sonraki bölüm umarım bunun kadar hızlı gelir sizi seviyorum❤️🌸

'Unuttuğum kısmı dipnot geçmek istiyorum ki konu şu Lavin'in bütün hayatı bir düzen kurmak iş hayatı olsun farklı hayatlara dahil olmak olsun değildi. Hiç sevilmemiş bir kız çocuğuydu. Bunu unutmayın lütfen. Birisi çıkıp onu ailesi yerine koyduğunda onun için nasıl öneme sahip olacağını anlayın istiyorum. Ki Lavin buna rağmen çok büyük yol katetmiş birisi haline geldi.'

Bölüm sonu

2 yorum