İçeriğe geç

MEVANİ

Bölüm 25 · 15 dk okuma

MEVANİ

Bölüm 25

25

•

Esneyerek uyandığım olağanüstü rahat yatağın içinde yalnızdım. Direkt somurtarak uykumdan ayılmıştım. Ve bu çok da hoş olmamıştı.

Yataktan kalkmak istemezken düşüncelerimi sıfırlamak ve bu evle birlikte Asil'in büyüsüne kapılmış yaşamak muazzamdı. Bir gece de böyle olduysa...

Tanrım ne utanç dolu bir geceydi!

Tuhaf ama kendi dişil enerjimi bana sonuna kadar hissettirmişti. Daha doğrusu benden böylesine etkilendiğini görmem istemsizce gururlanmama neden olmuştu.

Odanın büyük ahşap kapısının oynamasıyla yüzüme kadar çekip keyif yaptığım örtüyü aşağıya indirdim. Asil'i görmeyi beklerken evin çalışanlarından Meryem hanımı görmek beni şaşırttı.

-"İyi sabahlar Lavin hanım. Asil bey biraz işleri olduğunu ve sizinle kahvaltıda görüşeceğini söylemek için beni gönderdi. Bir kaç saattir çalışma odasında."diye ekledi.

Ne diyeceğimi bilemedim. Daha önce babamla yaşarken böyle uyandırılırdım. O yüzden yadırgamadım.

Fakat bu kez durum şöyleydi ki ben bir yabancı olarak evin sahibinin yatağındaydım. Bu yüzdende yüzü tuhaf bir hal almıştı. Biraz mahcup çekingen.

Onu bundan kurtarmak için dirseklerimden destek alarak belimi kaldırdım.

-"Banyoyu gösterir misin?"diye sordum ve oyalanmadan yataktan kalktım.

Koridorda gösterdiği banyodan içeri girdiğimde artık şaşırmamak ve hayran kalmamak için normalleşme çabasına girmiştim.

Taştan bir lavabo önünde aynaya baktım ve eğilip elimi yüzümü yıkadım. Yatak odasına dönüş yolumda yalnızdım.

Yatak odası çok farklı bir auraya ev sahipliği yapıyordu. Tam anlamıyla Asil'in otantik evine uygun onun sert görüntüsüne yakışır bir odaydı.

Nedensizce Asil ile bu evde olduğumda kendimi başka bir dünyada hissediyordum. Gelecekten geçmişe gider gibi bir huzur vardı. Eğer Asil yüzyıllar öncesinde yaşamış olsaydı onun ismi çok can yakardı.

İç çekerek dün gece çıkarttığım kıyafetlerimi geri giyindim. İstemeye istemeye pijama üstünü yatağa bıraktığımda hafifçe tebessüm ettim. Bütün gece kollarında uyumuştum. Sıcacık güven gören gövdesi insana her şeyi unutturuyordu.

İnanılmazdı.

Eşsizdi.

Bir de galiba zevkine düşkün bir adamdı. Banyoda gördüğüm muhtemelen özel yapım olan pirinç küvetten sonra yatak odasında da bir küvet bulunması yüzümü kızartıyordu.

Tanrım!

Kahretsin!

Çıldırtıcı şekilde karizmatik!

Ayrıca asla küvette nasıl görünür diye hayal etmiyorum. Asla!

Ancak gözüme hoş geldiğini söylemeden geçemeyeceğim. Duvarın diğer tarafına geçilmesi için arada bir perde vardı. Tam yatağın yanındaki duvarın orada duran küvete yaklaşarak baktım.

Hayır Lavin hayal gücünü sakın çalıştırma.

Yanan yanaklarıma soğuk elimi bastırdığım sırada kapı tıklatıldı. Saçlarımı el yordamıyla düzeltip kapıyı açtım.

Meryem yeniden gelmiş alt katta sabırsızlandığını söylemeden belli eden adamı hatırlatmıştı. Nazikçe teşekkür ederek merdivenlere yöneldim.

Her oyuntusunda başka bir hayatı temsil eden evi inceleyerek yemek odasının önünde durdum. İnce çıtırtılar duyuran şömine bunaltıcı olmasa da odaya sıcaklık yayıyordu.

Kapıda göğsüm havada ellerim heyecandan terleyerek durdum.

Devasa masanın baş köşesinde gerçek olamayacak kadar etkileyici bedeniyle oturuyordu.

Oturuşunda bile bir asalet olduğunu söylesem? Yanında kendimi çok düz hissediyorum.

-"Günaydın." Cılız sesim duyulmuştu fakat o çok öncesinden beni izlemeye koyulmuştu.

-"Günaydın. Gelsene."

Eliyle sandalyeyi işaret etti. Dizlerim titreyerek sanki saatler sonra oraya ulaşmıştım. Hep aynı hislerle yaşayacaksam galiba çok ömrüm olmayacaktı. Aksi halde kalbimin bu heyecana dayanacağını düşünmüyorum.

-"Uyandığımız gibi böyle kahvaltı yapılmasına hala alışamadım."dedim kısık sesle mırıldanarak.

Yıllar boyunca böyle bir kahvaltı masasına uyanmazdım. Akşam yemekleri daha önemliydi. Ki çoğunda babam evde olmazdı. Kahvaltı edilecekse beni hizmetçi yardımıyla uyandırır sadece karşısında oturmamı isterdi.

Asil hafifçe gülümser gibi oldu. Büyük masanın kenarında küçücük detay olarak kalan gazeteyi iyice kenara ittirip fincanı eline aldı.

-"Kahvaltı günün önemli bir öğünü ufaklık. Alışsan iyi edersin."derken gülümsemesini dudaklarına kaldırdığı fincanla örtmüştü.

Günün bu vaktinde bile tamamen aydınlık olmayan yemek odasının ürkütücü havasını inceliyordum. Kapıları açık dursa da koridorda çıt çıkmıyordu.

-"Neden öyle bakıyorsun?" Sorusu üstüne ona döndüğümde bakışları tabağındaydı. Bir parça tuhaf görünümlü peyniri kesmekle meşguldü.

Aralık dudaklarımı dilimle hafifçe ıslattım. Ardından bakmaya pek doyamayacağım yüzüne tebessüm ettim.

-"Burada yalnız yemek yemenin korkutucu olduğunu düşünüyordum."

-"Fakat tam sana göre olduğuna karar verdim." Karşılıklı tebessüm ettiğimizde onun ki daha kısa sürmüştü. Dudakları düz çizgi halini aldı.

-"Gürültüden ve kalabalıktan hoşlandığım söylenemez."

Asil eğer gece yanımda sıcakkanlı varlığını göstermese kalbi olmadığına emin olabilirdim.

Ona edeceğim tek kelime kayıtsız olurdu.

Çok ruhsuz ve kayıtsızdı. Evet bende pek insan canlısı olarak büyümemiştim ancak buna alışmak için çabalıyordum.

-"Huzurunu bir sabahlık kaçırdığım için üzgün olduğumu söyleyemeyeceğim."dedim ve muzip tavırla kıvrılmış dudaklarımdan içeriye bir tane yeşil zeytin attım.

Derin koyu bakışları üstüme sabitlenmişti. Çaprazında oturduğum için kolaylıkla büyük elini uzattı ve boş boş masada duran elimi kavradı.

-"Her sabah gözümün görmek istediği bir manzarasın."

Dilimi damağımı kurutan cümlesiyle soluksuz kaldım.

-"Bir daha benzer bir cümle söyleme ve öyle düşünme."diye devam etti.

Sadece başımı sallayabilmiştim. Bütün konuşma yeteneğimi kaybetmiş hissetmem onun etkisinden dolayıydı.

Aklım başımdan gitmişti. Normal şartlarda ona burada halamın yanına gitmek istediğimi söylemeliydim. Şuan ise o düşünce uçmuş gitmişti.

Koridordan adım sesleri gelince elimi elinden çekmek istedim fakat izin vermeden parmaklarımın yüzeyini okşadı.

Hanife hanım elinde lacivert bir porselen çay demliği ile içeri girdi. Ona gülümsemeyi ihmal etmedim. Dün akşam ki durumumda onu fark edememiştim.

-"Günaydın."dedim gülümsememe eşlik ederek.

-"Günaydın. Seni burada görmek beni çok mutlu etti. İyi ki geri geldin."derken Asil'in fincanında bitmiş çayı yeniliyordu.

-"Bende öyle..mutluyum." İç çekercesine çıkan cümlem yanımdaki adamın gözlerinde son buldu.

-"Halam öğrendi mi?"diye sorduğumda yanımda çay doldururken bakışlarını kaçırmasına neden oldu.

Asil hafifçe boğazını temizlemişti.

-"Şey...beyim söylemeyin diye tembih edince-"

-"Çekilebilirsin Hanife." Asil itiraz edilmeyecek ses tonunda ikaz etmiş onu odadan göndermişti.

-"Fazla konuşuyor. Dayanamayıp koşa koşa söyleyecekti. İlk önce sen gitmek istersin diye düşündüm."diye açıklama yaptı.

Başımı aşağı yukarı salladım.

-"Evet daha iyi olur."

Elimi yavaşça bırakıp elini yanağıma koydu. Minik bir temasla çekilmişti.

İçimin hafiflediğine şahit oldum. Her temasında biraz daha mutlu oluyordum. Sonu yok muydu?

Yalnızca Asil biraz somurtkan haldeydi. Diğer günler gülümseyerek gezmiyordu elbette ama bugün yüzü asıktı.

-"Hep böyle erken mi uyanırsın?" Sanki umursamıyor ama ilgileniyormuş gibi sordum. Aslında bu kadar konuşkan birisi değildim. Bu Asil olduğu zaman değişiyordu.

Bir yandan da adama yemek yedirmiyormuş gibiydim. Ağzını kapatsan Lavin..

Asil sorum karşısında yine beni şaşırtarak belli belirsiz tebessüm etti. Sonrasında ise kalbimi yerinden çıkartan dudaklarına kalın bordo renkli peçeteyi bastırdı.

-"Aslında sandığından daha erken fakat...sabah bir takım zorluklar yaşadığım için yataktan kalkmam uzun sürdü."

Daha cümlenin tamamını duymadan bile yanaklarıma ateş hücum etti. Hafifçe öksürüp suya uzandım.

Kalbim hızlanmış soluklarım düzensizleşmişti. Utançtan soramıyordum.

Onunsa karşımda eğlenen bakışları beni iyice utandırıyordu. Resmen benimle eğleniyordu.

Bana doğru eğilerek elimi tuttu ve dudaklarına götürdü.

-"Yatağımda beni kollarından bırakmayan bir minik kedi vardı."

Tanrım!

Şimdi yüksek ateşten fenalaşacağım.

Yüzüne bakmadan güçlükle yutkundum.

-"Ben...ben şey..." Konuşursam bayılacağımı anlamış gibi yeniden elimi okşayıp öptü.

-"Aslına bakarsak bende bırakmak istemedim." Bakışları parıltılı ve sesi son derece keyifli gelmişti. Dönüp baktım. Yüz ifadesinden ödün vermese de gözleri daha canlıydı.

-"Her sabah kahvaltıya inmeden odamda biraz evrak işleriyle uğraşırım. Beni çağırmak için odama gelirler. Sen utanırsın diye bizi birlikte görmesinler istedim bu yüzden erkenden sıcak koynundan çıkmak zorunda kaldım."

Sanki düşüncelerimi anlamıştı. Böyle bir açıklama da bulunması kızarıklığımı artırırken içimi de rahatlatmıştı.

Benimle uyumayı sevmiş miydi?

-"Bir sonrakinde aynı düşüncede olacağımı sanmıyorum. Zor bir mecburiyetti." Alaylı homurdanması üstüne ellerimi yüzüme kapatmak istedim.

Sandalyeyi ittirerek kalktıktan sonra arkama geldi ve eğildi. Dudakları nahoş bir hisle yanağıma değdi. Uzun uzun değdirip biraz daha aşağı kaydı dudağımın kenarını öptü.

Neredeyse kalbim göğsümden çıkacaktı.

Başımı çevirdiğimde dudaklarımız karşı karşıya gelmişti.

-"Bütün gün halanla vakit geçirip akşam yine yatağımda olsan?"

Lanet olsun! Benim tüm bu heyecan ve adrenalin için yeni bir kalbe daha ihtiyacım var!

Tepeden tırnağa titrediğimde dudaklarımdan da aynı titrek soluk çıktı.

Teklifi kulağa fazla mı ahlaksızca geldi? Peki bunun beni hoşnut etmesi utanç verici miydi?

-"Bilmem ki..." Saçma sapan kekeleyerek söylediğim kelime sonrası rengi gittikçe koyulaşan gözleri dudaklarıma kaymıştı.

Oldukça gürültülü bir soluk aldı. Işık hızıyla dev bedenini dikleştirmişti.

-"Karnını doyur. Ben gelmeden çıkma. Bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyor."

Cümlelerini sıralarken çoktan yemek odasından çıkmıştı. Güçlü omuzlarına arkadan izleme şerefiyle masada kaldım.

Dalgın dalgın ağzıma bir kaç lokma daha atmıştım. Aşktan delirmek mümkünse onu yaşıyordum.

Asil sanki gün geçtikçe kalbime sığmayacak hale gelmişti.

-"Çay?"

Daldığım noktadan Hanife hanımın sesiyle irkilerek ayrıldım.

-"Teşekkür ederim ellerinize sağlık."dedim sıcak bir gülümsemeyle.

Sanki dün gece bir kargaşadan kopup gelmemiş gibiydim. Öyle tasasız umursamaz davranıyordum. Çünkü yorulmuştum.

-"Ne demek canım afiyet olsun. Asil beyim devam etmeyecek değil mi?"diye sorunca omuz silktim.

-"Etmeyecek sanırım."diye yanıtladım.

Bana gülen gözlerle bakarak masayı getirdiği tepsiye dolduruyordu.

-"İkinizi bir arada görünce kendi çocuklarımmış gibi mutlu oluyorum. Söylemeden edemedim Allah sizi hiç ayırmasın inşallah. Beyimin senin gibi kusursuz birine ihtiyacı vardı."

Sözleri üstüne kızaran yanaklarımdan dolayı başımı eğdim. Dışarıdan birine böyle hissettirmek bana da güzel geldi.

Bir şey daha diyecek gibi olduysa da içeriye Asil girince sessiz kalmıştı.

-"Öğleden sonra annemler gelmiş olacak."dedi Hanife hanıma hitaben. Ancak bu beni de birazcık heyecanlandırdı.

-"Şimdi odalarını hazırlayacağız."

Hanife hanım tepsiyi doldurmuş çıkmıştı. Bende sandalyeden kalkıp Asil'e adım attım. Aynı adımı o da atmış yüzümü kavrayarak yanağımı yumuşak şekilde öpmüştü.

-"Onların geleceğini tamamen unutmuşum. Bütün zamanımı seninle burada geçirmek istiyordum."dedi dudakları hala yanağımdayken.

Dudaklarıma gelecek ve değecek diye kirpiklerime dek titremek üzereydim.

-"Bizi birlikte görmelerini istemiyor musun?"Zor bir cümle olmuştu. En azından benim için zor.

Biz demek

Dudağının kenarı kıvrıldı. Öyle birbirimize kapılmıştık ki kalan tabakları toplamaya gelen Hanife hanımın bize bakarak gülümsediğini görmüyorduk.

-"Sence öyle bir ihtimal olabilir mi?" Dudakları yanağım boyunca sürtünerek saçlarımın arasında kulağımda durdu.

-"Herkese benim olduğunu göstermek istiyorum. Senin için bir sakıncası yoksa?"Yalnızca benim duyacağım yükseklikte mırıldanmış yeni düşmüş olan ateşimi tekrar çıkarmıştı.

-"Senin için yoksa...benim için de yok."dedim fısıltıyla. Kalbim adeta kuşa dönmüştü.

Diğer boşta duran elini belime doğru attığında artık bir deli gibi heyecandan titremeyle bu anları mahvetmek istemediğime karar verdim. Kendimi oldukça zorlayarak gevşedim ve usul usul ellerimi kaslı kollarına çıkarttım.

Hala biraz çekiniyordum. Ona dokunurken sanki kutsal bir emanete dokunuyordum.

İçimden daima geçeni arka plana atmadan parmak ucumda yükselerek boynuna uzandım. Yani uzanmaya çalıştım.

Göğsü sallanınca utanarak yüzümü göğsüne yasladım. Belime koyduğu eliyle ayaklarımı yerden kesmişti. Artık sarılabiliyordum evet.

-"Gitmem gereken bir yer var."dedim boğuk çıkan sesimle.

-"Gitmeni istemiyorum."

-"Bende istemiyorum."diye onayladım. Sonra gülümsedim.

-"Yalnızca yan ev."

Göğsünü şişirip saçlarımın arasını öptü.

-"Gözümün önünde olmadığın her yer uzak."dediğinde bir süre orada sarılı kaldık.

Ayrılıp yan eve gitmem kısa sürmüştü fakat halamla olan sohbetimiz bir hayli uzamıştı. Bir diğer dikkat çeken ayrıntı saat öğleyi göstermeden yakın korumalarımın hepsi bahçeye konumlanmış halde gözüme çarpmışlardı.

İçimdeki boğucu düğüm bununla çözüldü. Babam öylece önlemsiz halde durmama ancak bu kadar dayanmış olsa gerek diye düşündüm. Ki bu beni bir hayli rahatlatmıştı. Eğer göndermemiş olsaydı nasıl yaşayabilirdim bilmiyordum.

-"Doğan zamanla bu gerçeğe alışacaktır. Aksinin mümkün olmadığını da kısa sürede anlar."

Başımı onaylar şekilde salladım. Ardından iç geçirerek başımı kaldırdım.

-"Ailesi gelmiş midir?"diye sordum heyecanla.

-"Bilemiyorum. Eğer tanışmaya bu kadar gönülden hevesliysen önce biraz...özenerek hazırlanmalısın ne dersin?"dedi ve küçük bir gülme sesi çıkarttı.

Onlarla tanışmış olmam şimdiki durumdan epey farklıydı. Bundan dolayı halam haklı.

Ama durup düşündüğümde evin içinde yanlarına gitme ihtimalimi düşünerek kendimi boş yere tedirgin etmemeliydim.

Önceliğim kendi içimdeki sorunları çözmekti. Hayatımın yeni adımlarını daha rahat bir ruh sağlığı ile yürütebilirdim.

Halama babamla konuşmak için holdinge gideceğimi söylediğimde anlayışla karşıladı.

-"Gitmeden önce sanırım ilk olarak duş.."dedim.

Aslında saçlarıma sinen ferahlatıcı kokunun yok olmasını istemiyordum. Ama o koku hep üstümde olacağından hızlı bir şekilde banyoya girdim.

Her eşyam hala burada duruyordu. Babamın beni götürdüğü evde bir kaç parça kıyafet alınmıştı.

Banyoya girmeden günler öncesinde odada kalmış telefonuma baktım. Dedemden bir kaç arama vardı. Onunla konuşup konuşmama konusunda kararsızdım. Üstüne fazla kafa yormadan banyoya ilerledim.

Suyun altında yıkanırken aklımdan geçen şey bir an Asil'in odasındaki küvetti.

Tanrım deliriyor olmalıyım.

Bilinçaltım çokça edepsizleşmeye başlamıştı. İkimizi küvette hayal etmemin başka açıklaması olamaz.

Tepeden tırnağa kızardığım zaman kendimden bile utandım ve biraz daha hızlanarak yıkandım,kabinden çıktım. Bornozu vücuduma geçirip açık duran camlardan bir kaç tanesinin perdesini kapattım. Aynanın önünde saçlarımı tarayıp kurutarak uzun bir süre geçirdim. Saçlarımdan yayılan güzel kokuyla minik bir tebessüm ederken saç uçlarımı dalgalandırmaya başladım.

Umarım babamı aradığım yerde bulabilirdim. Ve bulduğumda sakin olmasını umuyordum. O benim tek ailemdi. Aramızın böyle olmasına izin vermeyecektim. Ondan koptuğumu düşünmemeliydi.

Acele etmeden güzel sade bir makyaj yaptım. Omuzlarımın hafiflemesi uzun zaman üstüne yeni olan bir durumdu. Bu yüzden Farklı hissediyordum.

Rahat. Mutlu.

Bıraktığım gibi duran odaya geri döndüm. Dolaptan uzun kollu bir büstiyer aldım. Altına pantolon ve siyah transparana yakın iç çamaşır takımı seçtim.

Kendim için alışverişe çıktığımdan beri yanımda korumalarla uzun uzun iç çamaşır seçemeyeceğim aşikardı. Aceleyle aldığım parçaların biraz cüretkar oluşlarına alışmıştım. Çünkü benden başka kimse görmüyordu.

Giyinmeye başlamadan göz ucuyla saati kontrol ettim. Hala evde midir acaba?

Hemen özlemiş olmam çok mu komik?

Bütün geceyi gözümün önünde defalarca canlandırıp üzerimi giyinmiştim. Son olarak topuklu bir bot seçtim ve ayağıma geçirdim.

Vücudum zayıflarken bütün kilom göğüslerimde kalmış olabilir mi diye düşünürken düşünceme kıkırdadım. Önceden böyle bir dekolteyle dışarı çıkmaya fazlasıyla çekinirdim ama şuan eskisi kadar gözüme batmıyordu. Hem yalnızca babamla konuşup geri gelecektim.

Yeniden dolap kapağını açtım ve kısa ince bir peluş ceket çıkarttım. Siyah ceketi giyindiğimde önümün biraz daha kapanmasından dolayı omuzlarımı düşürdüm,uygun bir çanta seçtim.

Topuk sesim merdivende yankı bulurken kapının önünde halam ve Sakine hanımı gördüm.

-"Bu ne güzellik böyle?" İkisi de beni baştan aşağı süzdüğünde yanaklarım ısınmıştı.

Gülümsedim.

-"Teşekkür ederim."

-"Maşallah maşallah." Sakine hanımın daha farklı tepkisine güldüm.

-"Dikkat et kendine. Bizde mutfağa geçelim."dedi halam kapının önünden çekilirken.

Dışarı çıkıp kapıyı kapattıktan sonra ön avluda alışık olmadığım üzere Luna'yı gördüm. O da beni görmüştü. Havlayarak bana doğru koştuğunda güldüm ve yanıma gelir gelmez başını okşadım.

Evin etrafından avluya çıkan iki adam gördüğümde benim gönlüme bir sancı gönderen bakışlara daldım.

Tatlı bir heyecanla göğsümü şişirdim indirdim. Luna'ya dikkatimi vermek istesem bile nefesim hızlanmıştı.

-"Lavin hanım."

Görüş açımı kesen Ömer'e baktım. Mahcup bir ifadesi vardı.

Diğerleri de etrafıma gelince onlara kısa bir bakış attım.

-"Günlerdir sizinle konuşmak istiyorduk ama mümkün olmadı. O gün için sizden özür dileriz. Doğan beye de karşı çıkma şansımız yoktu..bildiğiniz gibi."

Luna bacaklarımın arasına girmeye çalıştıkça dengemi kaybeder gibi oldum. Serdar'ın dirseğimden tutarak destek olmasıyla gülümsedim ve Luna'ya kızamadım.

-"Biliyorum. Bunun için böyle bir konuşma yapmamızın gereği yok. İçiniz rahat olabilir."dediğimde sesli bir nefes almaları grup halinde olmuştu.

Bana karşı olan bağlılıkları beni mutlu etmişti.

Neredeyse yakına gelmiş olan Asil önümden Ömer'in çekilmesiyle bana yaklaştı. Haliyle hepsi uzaklaşmıştı. Sonra arkasında bir kaç adım uzakta kalan adamı fark ettim.

-"Ne oluyor? Ayrıca...nereye?"

Bakışları ceketimden açıkta kalan dekolteme kaydığı zaman yaşadığı bocalama gözle görülür oldu. Çenesini sıkarak bir kaç kez yüzüm ve göğüslerim arasında gitti geldi.

-"Babamla konuşacağım. Holdinge gidiyorum."diye mırıldandığım esnada Asil'in babası yanımıza hafif bir tebessümle geldi.

Asil bir şey diyecekken alnında belirginleşen damarla sessiz kalmasını izledim.

Neye sinirlenmişti?

-"Merhaba. Lavin'di değil mi?"

Gergin bir gülümseme ile başımı salladım.

-"Merhaba. Nasılsınız?"diye sordum Niyazi beye.

-"İyiyim teşekkürler. Biraz yol yorgunluğu..ama buranın havası hep iyi geliyor."

-"Doğan bey mi çağırdı?" Asil her zamankinden daha yoğun sert tonuyla bunu bana sormuştu. Niyazi bey bile tavrının soğukluğunu hissederek oğluna bakmıştı.

-"Hayır."diye yanıtladım tereddüt ederek.

Dik bakışları babasının yanında bile bir an göğüslerime çarpınca olduğum yerde utanç içinde kıpırdandım.

-"Seni neden ilgilendiriyor oğlum?" Niyazi bey merak içeren sesiyle bunu sormuş bana tebessüm etmişti.

Asil babasına ters bir bakış atıp sakalını kaşıdı ve elini indirdi.

-"Konuşuruz baba."derken gözleri gözlerimi yutuyordu.

Refleks olarak dudağımın kenarını ısırdım.

-"Ben gideyim öyleyse. Görüşmek üzere."dedim son cümlemde babasına bakıp.

-"Görüşürüz Lavin'cim."diyip ellerini belinin arkasında birleştirdi ve arkasını dönerek uzaklaştı.

Asil babasının gitmesini fırsat bilip bileğimi kavradığı gibi beni kendisine çekti. Luna tam yanımıza durmuş üst üste havlamıştı.

-"Babanın yanında neden öyle bakıyorsun?"diye kısık tonda sordum. İrileşmiş gözlerimi bahar güneşi altında daha bir çekici görünen yüzünde gezdirmiştim.

Diğer bileğimi de tuttuğunda avlunun ortasında göğsüne yapışmış haldeydim. Elini ceketimin altından belime sokup usulca sıktı. Yakıcı baskısıyla nefesimi tuttum.

-"Göğüslerin dışarı çıkmak için can çekişirken nasıl bakmalıydım?" Eğilip kulağıma fısıldadı.

Yutkunup kıpkırmızı olarak gözlerimi göğsüne diktim.

Bu utandırıcı oldu.

Göğüslerimi ağzından böyle seslice duymak...tanrım!

-"Ben...ben..h-hiç alakası yok.."

Ne dediğimi duymadan saçmalarken göğsünden yükselen kokusunda mest oluyordum.

Biraz daha saçlarıma sokulmuş neredeyse iç içe geçmiş gibi görünmemize neden olmuştu. Eğer dört duvar arasında olsaydık fazlasıyla hoşuma giden bir durum olurdu. Ancak şuan hiç de hoş değil.

-"Şuan hiç sağlıklı düşünemiyorum biliyor musun? Derin derin nefes alıp verme..beni delirtiyorsun."

Uzaklaşması biraz zaman aldı. Ben öylece donmuş kalmıştım,hiçbir tepki veremiyordum. Asil kaskatı kesilmiş bedenini benden uzaklaştırırken elini ceketime attı.

Önünde duran bir kopçayı takıp ceketin iki yakasını kapatmış oldu. Nefesim kursağımda alnıma dudaklarını değdirdiği saniyeye takılmıştım. Sıcak bir öpüşle çekildi.

-"Böyle daha iyi. Hem...şu adamların sağlığı için de daha iyi."derken başıyla arabaların orada duran korumaları işaret etti.

Ne zaman göğsüne düştüğünü bilmediğim ellerimi oynatıp gömleğinin üstünden ona tutundum.

-"Tuhaf bir adamsın."

Mırıltım üstüne yakasına çıkmış elimi tuttu,dudaklarına getirdi.

-"Yalnızca...kıskanç diyebiliriz. Biraz da deli."

O an dişlerim görünecek kadar güldüm. Dudaklarının kıvrılmasıyla biraz daha kıkırdadım.

İkimizde izlendiğimizden habersiz birbirimize gülüşlerimizi sunarken mutluyduk. Ve biraz aşık.

-"Baban seni beklemiyor mu?"diye sordum.

İçimde patlayan heyecan tohumlarına daha fazla direnç gösteremedim. Korumaların hepsinin başının dönük olduğuna emindim. Bu yüzden içim rahat olarak ellerimi boynundan ensesine uzattım.

Bu hareketimle göğsünü şişirmiş aramızdaki mesafeyi belime sarılarak kapatmıştı.

-"Bende pek akıl bırakmadığın için son zamanlarda umursamaz bir adama dönüştüm."Bunu söylerken dudaklarımı izleyip vücut ısımı yükseltmişti.

Gülümseyerek ellerimi ensesinde birbirine doladım. Ayağımdaki yüksek topuklar sayesinde ona rahatça sarılmanın güzelliği karşısındaydım.

-"Bu kötü bir şey mi?"

Tıpkı onun gibi dudaklarına baktım. Bu hem bana hem ona sıkıntılı bir iç çekiş bıraktırdı. Büyük eli ince belimi sıkarken aslında kendisini sıktığını biliyordum.

-"Biraz. Çünkü senden başka bir şey düşünemez oldum. Bir de ilk kez yatağa girmeyi iple çekiyorum."

Gözlerimi büyüterek başımı geriye çektim.

-"Gerçekten delisin. Ailen burada."

Başını salladı.

-"Bizim ne istediğimiz önemli. Onların düşünceleri değil."dedi. Sanki bu söylediğim onun da canını sıkmıştı. Kaşları yine aynı alışkanlığı ile derince çatıldı.

-"Yine de sen yatağa yalnız girsen iyi olur." Şirin olduğunu umduğum gülümsemeyle ondan ayrıldım ve aramıza mesafe koydum.

Bana soğuk ve fazla fazla sinirli bakışlar gönderdi.

-"Hiç şansın yok ufaklık."

Omuz silktim.

-"Öyleyse sabaha kadar ayaktasınız Asil bey."

Kıkırdayarak arkamı döndüğümde huysuz homurdanmaları kulağıma geliyordu. Yüzümde kocaman bir sırıtışla arabaya bindim.

Daha şimdiden dönüp sarılasım gelmişti.

•••

Merhaba iyi geceler ❤️

Kontrol etmeden hızlıca uzun bir bölüm yayınlıyorum hatalar varsa kusura bakmayın🌸

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.