Naz geceyi neredeyse hiç uyumadan geçirmişti.
Gözlerini her kapattığında aynı şey oluyordu.
Üniversitenin önü.
Siyah araba.
Baran Demir.
Ve ardından kendini bu yabancı malikanede buluşu...
Sabah güneşinin ışıkları odanın büyük camlarından içeri süzülürken yataktan doğruldu.
Bir anlığına her şeyin kötü bir kabus olduğunu düşündü.
Fakat odanın yabancı duvarlarını görünce gerçekler yeniden yüzüne çarptı.
Hızla kapıya koştu.
Kapıyı çevirdi.
Açıktı.
Naz şaşkınlıkla birkaç saniye bekledi.
Dün gece kilitliydi.
Şimdi ise açıktı.
Temkinli adımlarla koridora çıktı.
Malikane sessizdi.
Koridorlar o kadar büyüktü ki insan kendini otelde gibi hissediyordu.
Duvarlarda pahalı tablolar asılıydı.
Her şey lüks ve gösterişliydi.
Ama Naz için burası altın kafesten başka bir şey değildi.
Merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Tam o sırada arkasından bir ses duydu.
"Günaydın güzelim."
Naz irkilerek döndü.
Merdiven korkuluğuna yaslanmış genç bir adam ona gülümsüyordu.
Üzerinde siyah bir tişört vardı.
Dağınık saçları ve rahat tavırlarıyla dikkat çekiyordu.
"Evet..." dedi Naz mesafeli şekilde.
Genç adam merdivenlerden inmeye başladı.
"Ben Efe."
Naz hiçbir şey söylemedi.
"Sen de kaçırılan kız olmalısın."
Naz'ın yüzü asıldı.
Efe ise sanki normal bir şey söylüyormuş gibi omuz silkti.
"Bu evde herkes senden bahsediyor."
"Komik mi?"
"Biraz."
Naz ters ters baktı.
Efe ellerini kaldırdı.
"Tamam tamam. Şaka yapıyorum."
"Ben yapmıyorum."
Efe birkaç saniye onu inceledi.
"Baran'ın seni neden buraya getirdiğini ben de bilmiyorum."
Naz kaşlarını çattı.
"İnanmıyorum."
"İnan ya da inanma."
Efe gülümsedi.
"Ama şunu söyleyebilirim."
"Neyi?"
"Fotoğraflardan daha güzelsin."
Naz gözlerini devirdi.
"Harikasın."
"Ben de öyle düşünüyorum."
Naz daha fazla konuşmadan yanından geçti.
Efe'nin kahkahası koridorda yankılandı.
---
Kahvaltı salonuna girdiğinde uzun masanın başında bir kadın oturuyordu.
Kadın oldukça bakımlı ve güzeldi.
Fakat yüzündeki ifade buz gibiydi.
Naz içeri girince başını kaldırdı.
İkili birkaç saniye boyunca birbirine baktı.
"Demek sensin."
Naz rahatsız oldu.
"Ben Naz."
Kadın çayından bir yudum aldı.
"Zeynep."
Naz oturdu.
Sessizlik oluştu.
Sonunda dayanamadı.
"Baran nerede?"
Zeynep hafifçe gülümsedi.
Ama bu dostça bir gülümseme değildi.
"Daha ilk günden onu mu soruyorsun?"
Naz anlam veremedi.
"Sadece konuşmak istiyorum."
"Tabii."
Kadın fincanını masaya bıraktı.
"Herkes ilk başta öyle söylüyor."
Naz'ın sabrı taşmaya başlamıştı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Zeynep cevap vermedi.
Sadece ona bakmaya devam etti.
Bu bakışlarda açık bir hoşnutsuzluk vardı.
Naz bir şeylerin garip olduğunu hissediyordu.
---
Saatler geçtikçe malikanedeki herkes işine dönmüştü.
Naz ise yalnız kalmıştı.
Bahçeye çıktı.
Yüksek duvarlar dikkatini çekti.
Kaçmayı düşünmeye başladı.
Kapıya doğru yürüdü.
Fakat güvenlik görevlileri onu görünce hemen harekete geçti.
"Çıkamazsınız hanımefendi."
Naz öfkelendi.
"Neden?"
"Emrimiz var."
"Kimin emri?"
Adam cevap vermedi.
Naz sinirle geri döndü.
---
Öğleden sonra koridorlarda dolaşırken büyük bir kapı dikkatini çekti.
Kapı diğerlerinden farklıydı.
Daha ağır görünüyordu.
Naz yavaşça kolu çevirdi.
Açıktı.
İçeri girdiğinde büyük bir çalışma odasıyla karşılaştı.
Koyu renk kitaplıklar.
Masalar.
Dosyalar.
Bilgisayarlar.
Burası Baran'ın odası olmalıydı.
Naz etrafına baktı.
Kalbi hızlanıyordu.
Belki de burada cevaplar vardı.
Masanın çekmecelerini açmaya başladı.
İlk başta sıradan belgeler çıktı.
Şirket evrakları.
Toplantı notları.
Finans raporları.
Tam umudunu kesmişti ki alt çekmecede bir dosya buldu.
Dosyanın üzerinde tek bir isim yazıyordu.
Rüzgar Koçak.
Naz'ın nefesi kesildi.
Babasının adı.
Titreyen elleriyle dosyayı açtı.
İçinde onlarca belge vardı.
Banka hareketleri.
İmzalar.
Fotoğraflar.
Gazete kupürleri.
Bazı sayfalarda büyük kırmızı işaretler bulunuyordu.
Naz okumaya başladı.
Yüzündeki ifade yavaş yavaş değişti.
İmkansız...
Babası...
Bunları yapmış olamazdı.
Dosyayı kapattı.
Sonra tekrar açtı.
Belki yanlış okuyordu.
Ama belgeler oradaydı.
Hepsi gerçek görünüyordu.
Naz'ın kafası karışmıştı.
---
Akşam olduğunda malikane kapıları açıldı.
Baran eve dönmüştü.
Naz onu salonda görünce beklemedi.
Doğrudan yanına yürüdü.
"Konuşacağız."
Baran ceketini çıkarırken ona baktı.
"Sakinleşmişsin."
"Sorumu cevapla."
Baran sessiz kaldı.
Naz dosyayı masaya bıraktı.
"Bu ne?"
Baran dosyaya baktı.
Sonra gözlerini Naz'a çevirdi.
"Bulmuşsun."
"Yalan söyle."
Baran kaşlarını kaldırdı.
"Neyi?"
"Bunların yalan olduğunu söyle."
Sessizlik.
Naz'ın kalbi deli gibi atıyordu.
Baran birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.
Sonunda derin bir nefes verdi.
"Keşke söyleyebilsem."
Naz'ın gözleri büyüdü.
"Hayır..."
"Baban sandığın adam değil."
Naz geri çekildi.
"Sus."
"Gerçeği öğrenmen gerekiyor."
"Sus dedim!"
Salondaki herkes ikiliyi izliyordu.
Efe bile ilk kez ciddi görünüyordu.
Baran masaya yaklaştı.
Dosyanın üzerine elini koydu.
"Ben seni buraya eğlenmek için getirmedim."
"O zaman neden?"
Baran'ın yüzü sertleşti.
"Çünkü yıllardır saklanan bazı gerçekleri öğrenmenin zamanı geldi."
Naz'ın gözleri doldu.
İnanmak istemiyordu.
Ama içinde küçük bir ses artık şüphe etmeye başlamıştı.
Baran çekmeceden başka bir dosya çıkardı.
Bu dosya ilkinden çok daha kalındı.
Yavaşça Naz'ın önüne bıraktı.
Naz dosyaya baktı.
Sonra Baran'a.
"Bu da ne?"
Baran'ın sesi alçaldı.
"Gerçeğin geri kalanı."
Naz dosyaya uzanırken ellerinin titrediğini fark etti.
Ve o an hayatını değiştirecek şeylerin henüz başlamadığını anladı.