Malfoy'larla akşam yemeği gayet eğlenceli geçmişti. Hatta Hermione, uzun zamandır aradığı 'Karanlık Sanatlara Karşı savunma Yüksek öğretim' kitaplarından birini arıyordu ki artık bu kitap basılmadığı için zordu. Laf arasında geçince de Draco, Hermione'ye bu kitabı hediye etmişti. Malum her ne kadar artık pek söz sahibi bir aile olmasalar da hala geniş olanaklara sahip bir aileydiler. Kütüphanelerinde de her türlü kitabı bulmak mümkündü.
Harry'nin evinde koltukta otururken Ron esnedi. "Malfoy, Hogwarts'ta nasıl profesör olmuş ki. Yedinci yıl için giden öğrencilerin arasında da yoktu."
"Öğrenci olarak gelmedi zaten. Slughorn ona özel iksir dersleri veriyor. McGonnagall, Bayan Malfoy ve Draco'nun zor durumda kaldığını düşünmüş. Sihir Bakanlığı, malikane dışında tüm mal varlıklarına el koymuştu. Hatta evlerindeki birkaç eşyayı da kara büyü içeriyor diye ellerinden almışlardı. Artı olarak artık Malfoy ismini duyanlar bir iki adım geri kaçıyor. Draco da iş bulamadı bu sebeple. Slughorn'da bütün bu olanlardan sonra artık dinlenmek istediğini söyledi ve McGonnagall'da, Slughorn'un Drac'ya özel dersle mesleği öğretmesi şartıyla izin verdi. Sonuçta annesi hasta ve masrafla-"
"Bir saniye soluklan Herm. Hem ne demek annesi hasta?"
"Harry bugün Bayan Malfoy'un halini görmedin mi? Tedavi için St. Mungo'ya gitmişler ancak bir tedavi masrafları çok aşırıya kaçtığı için de Bayan Malfoy, Draco'yu zora sokmak istememiş. McGonnagall da bu yüzden işe almıştı zaten Draco'yu."
"Anladım." Harry bu konuyla ilgilenmeyi aklına not etti. Bu sırada Hermione, Ron'un kolunun altına girmiş, koltukta sarmaş dolaş oturuyorlardı. Ron uykulu olduğu için konuşmalara pek katılmasa da uyanık olduğunu belirtiyordu bazen.
"Bu arada Profesör McGonnagall'a bu hafta içi geleceğiz demiştim. Yarın gideriz değil mi? Çünkü gerçekten acil duruyordu. Ertelemeyelim."
Ron, Hermione'yi de kolundan tutarak kaldırdı. "Haklısın sevgilim, yarın uğrarız ve annem bizi öldürmeden önce bu akşam Kovuk'a da uğramamız gerek. Bilirsin dostum, annem senin de gelmeni ister." Hermione sevgilisini onayladı.
"Bu gece bir daha cisimlenecek gücü kendimde bulamıyorum dostum. İyi geceler size. Molly'ye benden selam söyleyin."
"İyi geceler Harry." Hermione, Harry'e ilerledi ve yanağına bir öpücük kondurdu. Ron, Harry'nin omzunu patpatladı.
"İyi geceler kardeşim."
Ron ve Hermione evden çıktığını belirten kapı sesi duyulunca Harry, derin bir nefes vererek başını arkaya doğru koltuğa yasladı. Gözleri sıkıca kapalıydı. Uyumak istiyordu çünkü artık düşünmek istemiyordu. Uyanık kalmak istiyordu çünkü kabus görmekten korkuyordu.
Artık her ne kadar fazla kullanımı bağımlılık yaptığı için zararlı da olsa uyuyabilmek için rüyasız uyku iksiri almak için yatak odasına gitti. Kapıyı açtı ve yatağın yanındaki raflardan iksire uzandı. Arkasını dönüp giderken duvarlardaki çerçeveli fotoğraflara odaklandı. Aslında uzun bi süredir bu fotoğraflardan kaçmak için bu odada yatmıyordu, girmiyordu.
İlk fotoğrafta Harry, Weasley ikizleri ile Kovuk'un bahçesinde quidditch alıştırması yapıyordu. Diğer fotoğrafta onlara Ron'da katılmıştı. Fotoğrafta fazla dikkat çekmese de yanlarındaki ağacın dibinde Hermione ve Ginny sohbet ediyorlardı. Fred olmadığı sürece bir daha böyle olmayacaklarını bilmek, Harry'e müthiş bir sızı verdi.
Diğer fotoğrafta Black Malikanesi'ndeydi. Zümrüdü Anka Yoldaşlığı'nın hepsi ona gülümsüyordu. Bir diğerinde ise Harry, Remus ve Sirius'un arasında durmuş sırıtıyordu. Sirius, Harry'nin saçlarını karıştırıyor, Remus da bu ikiliye gülümsüyordu.
Harry daha fazla bakamayacağına karar verdi. Elinde iksirle birlikte yatak odasından çıktı ve hep yattığı koltuğa oturdu. İksir şişesini tepesine dikip sessiz gözyaşlarıyla uyumaya çalıştı. Uyuyunca da değişen bir şey olmayacaktı ki. Hep rüyalarında ya yakınlarının ölümlerini tekrardan yaşıyor, ya da hiç tanımadığı bir kadının elinde bebekken eğleniyordu. Bu kadının rüyalarına girmesinin en iyi yanı çoğunlukla kadınla beraber anne ve babasını da görmesiydi. Hatta şanslıysa Sirius...
****
"Harry, tabi ki en çok annesini seviyor James!"
"Babasını daha çok seviyor. Değil mi oğlum."
"Ah hadi ama Mükemmel Sirius varken siz mi?"
Kısa, koyu kahverengi, kıvırcık saçları henüz boğazına kadar uzayan bir kadın Lily'nin kucağındaki Harry'e ilerledi. Kollarını Harry'e uzattı ve Harry de hevesle kadının kollarına atladı. Kadın güzel sesiyle bir kahkaha attı.
"Harikalar Ötesi Potter varken siz mi?" diyerek Sirius'u taklit etti. James her ne kadar hala Harry'nin en çok kendisini sevdiğini savunsa da, oğlunun kıvırcık saçlı kadına olan düşkünlüğünü biliyordu. Bu hoşuna gidiyordu...
James karşısındaki tabloyu gülümseyerek izledi, tıpkı Lily gibi. Sirius onlar kadar hoşnut görünmüyordu. Hadi ama o Sirius Mükemmel Black'ti. Herkesin en sevdiği olmalıydı. Özellikle vaftiz oğlunun.
Her şey bir anda oldu. Bulundukları sıcak, güvenilir ev gitmiş, yerini yıkık dökük bir eve bırakmıştı. Etrafta büyüler uçuşuyordu. Kim kimi vurduğuna dönüp bakmıyordu bile. Güvenli hissettiği kollar yoktu şuan.
Önce bir ses duyuldu. "Avada Kedavra." Sonra yeşil bir ışığın kıvırcık saçlı kadına ulaşışını izledi.
****
Harry, nefes nefese uyandı. Rüyaları gittikçe daha gerçekçi olmaya başlamıştı. Artık her daim rüyasında gördüğü kadınla geçirdiği güzel anlara odaklanamıyordu, sonrasında daima kötü bir şey oluyordu. Son zamanlarda da bu kadının ölümüyle sonuçlanıyordu.
Harry, rüyasında gördüğü bu kadını sevmişti. Kim rüyasında gördüğü bir kadına sempati besleyebilir demeyin. Harry zaten gerçekten çok rüyalarda yaşamaya başlamıştı. Bu yüzden rüyasında gördüğü gerçek veya değil kişileri daha çok sevmeye de başlamıştı.
Henüz kabusunun etkisinden çıkamamışken ayağa kalktı ve yüzünü yıkamak için lavaboya yürüdü. Yüzünü yıkadı ve havluya uzanmak için hamle yaptı. Havluyu aldı ve yüzünü silerken aynı zamanda aynaya baktı.
O Harry Potter'dı. Sağ kalan çocuk, seçilmiş kişi, tüm büyücü dünyasının kurtarıcısı... Bir rüyadan bu kadar etkilenemezdi.
Başını iki yana salladı ve lavabodan çıktı. Sonuçta o da insandı. Normal insanlar kabuslarından nasıl etkileniyorsa o da etkileniyordu. Normal insanlar nasıl kötü şeyler yaşayınca kabus görüyorlarsa o da görüyordu. Her normal insan gibi.
Harry dikkatini dağıtmak amacıyla, evindeki küçük kütüphaneye gitti-en çok karanlık sanatlara karşı savunma ile ilgili kitaplar vardı. Hangi kitabı aldığını bilmeden rastgele bir kitap çekip aldı ve kütüphanedeki rafların birindeki asasını da alarak büyü çalışmaya başladı.
****
"Harry James Potter!"
"Buradayım Herm." Harry seslendi. Hermione'nin adım seslerini duyuyordu. Soununda Hermione başını kapıdan uzattığında kızgınlıkla Harry'e bakıyordu.
"Hogwarts'a gitmek için hazır olman gerekiyordu!"
"Üstümü hemen değiştiririm Hermione. Sonra da hazırım zaten."
"Çabuk ol. Ron'la oturma odasında bekliyoruz."
Hermione'nin lafıyla Harry ayaklandı ve odasına gitti. Oturma odasından -aynı zamanda salon- geçerken Ron'a selam verdi. Hemen lacivert, fazla kalın olmayan kazağını başından geçirdi. Altına da siyah kot pantolonunu giydi. Çoraplarını da ayağına geçirdi ve hazırdı.
Odadan çıktı, Hermione ve Ron'un onu beklediği yere gitti.
"Hadi gidelim."
Üçlü önce evden, sonra apartmandan çıktı ve bir dükkanın arkasına geçip Hogwarts'a cisimlendiler.
Onları Hagrid karşıladı. Yarı dev Charlie'ye gittiği ufak ziyaretten erken dönmüştü. Yüzünün sakaldan görünen kısımlarda bir sürü yara bere vardı. Yürürken bir yandan sohbet ediyorlardı. Hagrid stresliydi. Bir şey sakladığı zamanki stresiydi bu.
"Hagrid. McGonnagall bizi neden çağırdı."
"Bilmem. Ben bilemem Harry."
"Çok önemli bir şey için demişti. Ne için olabilir ki Hagrid?"
"Bir şey değil. Önemli birisi için. Çok çook önemli birisi için."
Ron araya daldı. "Birisi?"
"Bunu söylememeliydim, bunu söylememeliydim." Hagrid koca kirli sakalını kaşıyarak mırıldandı.
Yolun geri kalanında Hagrid; Harry, Hermione ve Ron'un tüm sorularını cevaplamaktan itinayla kaçındı. Harry, bir cevap alamayacağını anlayınca sessizleşti ve yoluna devam etti. Ron da bunu fark edip, Hermione'nin yanından, Harry'nin yanına geçti. Sohbet açmak için girişti.
"Hala rüyaların devam ediyor mu dostum." dedi fısıltıyla. Harry anlamamış gibi Ron'a baktı. Ron bıkkınlıkla bir nefes aldı. "Hani şu tanımadığın kıvırcık saçlı kadın."
"Ron..." bir an bekledi. "Bunlar artık rüya gibi değil de kabus gibi geliyor. Önce iyi şeyler gösteriyor, mutlu olduğum şekilde gösteriyor beni, sonra da her şeyi mahvediyor."
Harry rüyalarını Hermione'ye anlatmamıştı. Çünkü ona kalsa Harry bu kadar şey yaşadıktan sonra, bu kadar normal devam edemezdi. Kesinlikle yine bu rüyaları bir şeye bağlayıp onu St. Mungo'ya gitmesini söyleyecekti. Harry'e kalsa hiçbir şeyi yoktu işte. Ron da Harry böyle rahatsa hiçbir şey için ısrar etmiyordu.
Ron anlayışla kolunu arkadaşının omzuna attı, Harry'de bir kolunu Ron'un omzuna attı. Hermione ise bıkmadan usanmadan, birazdan öğrenecek de olsa hazırlıklı olmak için Hagrid'in ağzından laf almaya çalışıyordu.
Bu yol boyunca böyle devam etti.
Hogwarts'ın girişine geldiklerinde, kapıda onları gece mavisi sivri şapkası ve aynı renk cüppesi ile McGonnagall karşıladı. "Teşekkürler Hagrid. Gerisini benimle gelebilirler."
Yarı dev ile orda ayrıldılar ve McGonnagall'ın peşinden yürümeye devam ettiler. Bu süreç içinde hiç konuşmadılar. Yarı dev ile konuşurken ki cesareti şimdi yok olmuştu. Aynı şekilde Ron ve Harry de kollarını kendilerine çekti ve yola öyle devam ettiler. Koridorlarda hiçbir öğrenciye rastlamamışlardı. Demek ki ders vaktine denk gelmişlerdi.
"Çilek reçeli."
McGonnagall odanın parolasını heykele söyleyince açılan alandan Müdire odasına girdiler. Onlar odaya girerken McGonnagall masasının diğer tarafına geçip otururken karşısındaki koltuk tarzı sandalyeleri gösterdi.
"Bayan Granger, Bay Potter, Bay Weasley, oturun lütfen."
Harry, Hermione ve Ron aynı anda ses çıkarmadan yerlerine oturdular. Hepsi çok gergindi. Savaştan sonra alışkanlık olarak en ufak şeyde büyük bir sorun var zannedip geriliyorlardı zaten bir de yaşlı cadı önemli bir şey- düzeltiyorum, önemli birisi için çağırmıştı.
"Bisküvi?" McGonnagall tabağı eline alıp üçlüye doğru götürdü.
Ron elini uzatıp tabaktan bir bisküvi aldı ve gözleri odadaki teker teker herkeste dolaşarak yemeye başladı.
"Teşekkürler Profesör." McGonnagall aldığı cevapla Harry ve Hermione'nin almayacağını anladığı gibi tabağı masaya ama Ron'a yakın bir yere koydu.
"Nasılsınız görüşmeyeli? Şaka dükkanında işler nasıl Weasley? George nasıl?"
Ron, ağzına yeni aldığı lokmayı zorlukla hemen yutarak cevapladı. "İşler iyi gidiyor Profesör. George da iyi, dükkana gelen kişilere ufak şakalar yapmaya başla- ah, profesör bu sefer gerçekten ufak şakalar inanın bana." Ron, McGonnagal'ın tek kaşını kaldırıp, inanmayarak baktığını görünce ikna etme çabasına girmişti. McGonnagall her ne kadar 'pekala' dese de yine de pek inanmış görünmüyordu.
"Siz nasılsınız Bayan Granger? Bakanlık Yönetim Dairesi'nde çalıştığınızı duydum."
"Evet. Kısa zamanda daha çok ilerleyeceğime inanıyorum profesör. Oldukça önü açık bir makamdayım. Siz nasılsınız peki?"
Yaşlı cadı gülümsedi. Gülünce yılların verdiği göz kenarı kırışıklıkları daha da belli olmuştu. Yüzünde bir çok kırışıklık belirdi. "Öğrencilerle birlikte olmaya alıştım artık benim için en iyisi buydu. Oldukça iyiyim yani sorduğun için teşekkür ederim Granger."
McGonnagall, geldiğinden beri konuşmamış Harry'e baktı. "Siz nasılsınız Bay Potter?"
"Dürüst olmak gerekirse oldukça gergin hissediyorum profesör." Harry, cümlesi bitince McGonnagall'a gülümsedi. 'Anlat artık.' der gibiydi.
"Profesör Dumbledore nerede?" diye sordu Ron. Bir yandan odadaki diğer tablolara bakıyordu.
"Birazdan burada olur. Bu süreç içerisinde merak ettiğiniz üzere sizi neden buraya çağırdığımı detaylara girmeden anlatacağım. Çok fazla soru sormayın çünkü benim de çok hatırladığım bir şey değil..." McGonnagall biraz üzülerek söylemişti sözlerinin sonunu. Bir süre daha bekleyip tekrar konuşmaya başladı. Üçlü bu süreç içerisinde asla McGonnagall'ın lafını kesmedi.
"Potter ailesi hakkında büyük ihtimalle daha çok bilinmeyenler olacaktır. Ancak bir tanesi bu hafta tamamen açığa çıkacak." Gözlerini Harry'nin gözlerine dikti. Tepkisini ölçmek ister gibi. Ancak Harry'nin suratı tamamen ifadesizdi. Herhagi bir duygu okumak imkansızdı. Cevap da vermeyince McGonnagall devam etti.
"Söylesene Harry, son günlerde rüyanda hem çok tanıdık gelen ama hem de hiç tanımadığın bir kadın gördün mü?"
"Evet yaklaşık bir veya iki aydır. Son zamanlarda kabus benzeri oluyor." dedi Harry çekinerek. Çünkü biliyordu ki buradan çıktıkları zaman Hermione kendisine neden söylemediğiyle ilgili bin çeşit azar edecekti.
McGonnagall gülümsedi. "Peki bu kadını bana tasvir edebilir misin? İster davranış, ister fiziksel özellik olarak."
"Kıvırcık, koyu kahverengi boynuna kadar saçları var. Aynı renk gözleri var. Kısaya yakın orta boylu. Davranış olarak da hep bana merhamet gösterip, beni koruyor gibiyi."
McGonnagal nasıl devam etmesi gerektiğini bilmiyor gibiydi. Arkasını dönüp destek almak için Dumbledore tablosuna dönmüş mü diye kontrol etti. Ama yaşlı adam hala yoktu.
"Bana bunları neden soruyorsunuz Profesör?"
"O kadının gerçek olduğunu biliyor muydun Potter?"
"Gerçek mi? Bu kadar emin konuştuğunuza göre tanıdığını birisiydi herhalde?"
"Çok yakından olmasa da evet tanıdığım ve sevdiğim birisiydi."
Harry sustu. Her gün rüyasında gördüğü kadın gerçekti. Durup gördüğü rüyaları düşünmeye başladı. McGonnagall da çocuğa olanak sağladı. Hermione ve Ron da ortamdaki garip havayı bozmaktan korkar şekilde sessizce onları dinliyor, sustuklarında ise yine sessizce konuşmalarını bekliyorlardı. Adeta ortamdan soyutlanmışlardı.
"Yani söylediğinize göre hem sizin hem de rüyamda gördüğüme göre benim de tanıdığım birisiydi bu kişi. Peki neden şuan onu hatırlamıyorum?"
"İlk olarak pek tanımak demeyelim ona Potter. Bir yaşınızda ancaydınız onu en son gördüğünüzde. Rüyanızda görmeniz bile garip zaten. İkinci olarak buraya ilk geldiğiniz zaman da ben de pek hatırlamadığımı söylemiştim. Daha soru sormadan bildiğim kadarıyla sizi aydınlatmaya çalışacağım."
Gözlüklerinin altından eski öğrencisine baktı. Harry başını devam etmesini ister gibi sallayınca, McGonngall derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
"Eski bir öğrencimdi. Hayır. Sizin zamanınızda değil tabi ki. Babanların zamanındaydı Harry. Ve Potter ailesinden bahsettiğimize göre de evet, babanın kız kardeşiydi. Ve slytherindi. Slytherin olan tek Potter. Genellikle sevilir ve saygı görürdü Harry, gerçekten iyi birisiydi. İlk başlarda Potter olduğu için Slytherin evi tarafından zorbalık gördü. Aynı zamanda da bir Potter'ın Slytherin olduğu için diğer binalar tarafından zorbalık gördü. Ancak kısa zamanda herkes onu benimsedi. Gerçekten herkes. Lucius Malfoy'u tanıyorsun. O ve çevresinden tut baban ve çevresine kadar."
"Sayılan bir aileye mensuptu, herkes tarafından kabul gören bireysel bir gücü de vardı yani bir tek ailesinden almıyordu gücünü. Onu seven bir ailesi, arkadaş grubu vardı. Tek bir sorunu vardı. Hogwarts'a gelirken o yüzden çekindiğini hatırlıyorum ancak sorun tam olarak neydi hatırlayamıyorum Potter üzgünüm."
"Ziyanı yok Profesör devam edin lütfen."
"Sonra her zaman olduğu gibi savaş," McGonnagall tısladı. Savaş çok fazla öğrencisini götürmüştü. Hala yasını tutuyordu onların. "herkesin hayatını alt üst etti. Hogwarts'ın duvarları içerisinde güvenli hissediyorlardı, hatta biz de onları korumak için elimizden geleni yapıyorduk. Ancak mezun oldukları zaman elimizden bir şey gelmiyordu."
"Sonrası pek net değil Potter. Buğulu... Halanın adı-"
"Dahlia* Elizabeth* Potter." Dumbledore sonunda tablosuna dönmeye karar vermişti demek ki tablosundan konuşmaya dahil oldu.
"Karşıdaki dolabın sağ tarafını açıp, içerisinde şişeler olan sandığı uzatır mısınız Bay Weasley."
"Elbette Profesör Dumbledore." Ron ayağa kalktı ve Hermione'nin önünden geçerek bahsedilen sandığı alıp McGonnagall'ın masasının üstüne bırakarak tekrardan yerin oturdu.
Harry, Hermione ve Ron'un varlığını unutmuştu. Rüyasında gördüğü kadın halasıydı. Onu en son bir yaşında görmüştü ama şu an rüyasında görüyordu. McGonnagall öğrencisini hatırlayamıyordu. Sandık ne içindi? Peki Potter ailesi madem bu kadar ünlü halasını neden hiç duymamıştı. En önemlisi neden şimdi anlatılıyordu?
"Bir çok sorun var Harry biliyorum ama bu sandıktakiler birer anı. Ama normal benim veya Severus'un izlediğin anılarından değil."
Yan tabloya kurulmuş Snape'den homurtu yükseldi. Dumbledore aldırmayarak gülümsedi ve lafına kaldığı yerden devam etti.
"Daha çok kişiyle alakalı tüm bilgiyi edinmeni sağlıyor ve özel bir büyü sayesinde bu oluyor. Pek kişi büyülü sözleri bilmez, bilenler de büyüyü yapamaz. Çok ileri düzey bir büyü bu Harry. Halan gerçekten çok yetenekliydi. Anıları alıp izlemeni ve halanı tanımanı istiyorum Harry. Eminim o senin onu unutmanı istemezdi. Anıları izledikten sonra buraya gelip istediğini sorabilirsin ancak bu sorular şimdilik beklemek zorunda."
McGonnagall ayağa kalkmış sanki gitme zamanlarının geldiğini belirtiyordu. Ama Harry ayağa kalkmıyordu. En son Hermione koluna girip onu kaldırmaya çalıştı.
"Hadi Harry."
Ron da diğer koluna girecekti ki Harry, onlardan kurtulup sandığı alıp odayı terk etmişti. Çıkışa doğru ilerliyordu. Doğru düzgün düşünemiyordu bile.
Ne karşıdan gelen Draco'yu, ne de verdiği selamı fark etmişti. Öğrencileri bile fark etmiyordu ki.
Draco'nun eli havada kaldı. Hala Harry'e bakıyordu. Üzülmüştü ama belli etmemeye çalıştı. Demek ki Potter'ın dediği gibi her şey geçmişte kalmamıştı. Boğazını temizledi ve adımlarını ofisine yönlendirdi.
****
Dahlia; Yıldız çiçeği
Elizabeth; Kadın hükümdar öncü
Okullar açıldı çok sık bölüm atamayacağım ve uzunca bir süre anıları okuyacağız. Zaten kurgum Dahlia hakkında. Ana konu o. Drarry yan ship.
