Savaşın üzerinden bir yıl geçmişti bile. Bitmez, kazanılamaz, imkansız denen savaş kazanılmıştı ve bitmişti. Ancak savaşla beraber kalanlar da bitmişti... İnsanlar çocuklarını, ebeveynlerini, arkadaşlarını, sevdiklerini kaybetmişti. Savaşın en çok kazanılmasını isteyen kişiler savaşı kazandıklarını görememişlerdi. Şimdi böyle bir durumda, savaşı kazanmaya değdi mi? Savaştan sonrası için kurdukları tüm hayaller, başlarına yıkılmıştı.
Harry'nin aklında hep bunlar dolanıyordu. Bu sözler susunca kaybettiği kişilerin yüzleri gözünün önüne geliyor, kabuslarına giriyor, onu rahat bırakmıyorlardı... Daha bir yaşında bir bebekken anne-babasını, sonra Cedric, Sirius, Remus, Tonks, Moddy, Fred, Colin. Hedwig, Dobby, Snape, Dumbledore... Hepsi Harry için büyük kayıplardı. Yalnızken kafayı yiyecek dereceye geliyor, ama yine kalabalık bir ortama girmek istemiyordu. Ron ve Hermione dışında kimseyle görüşmüyordu. Bazen (iki haftada bir) George'u ziyarete gidiyordu.
Savaştan dört-beş ay sonra Ginny ile anlaşarak ayrılmışlardı. İkisi de savaşta çok büyük yaralar almış sonrasında ne Ginny, ne de Harry toparlayabilmişti kendini. Bu durum da ilişkilerine yansımış, birbirlerinin yaralarını sarmaktansa daha çok hasar verdiklerini fark edince vazgeçip konuşup-anlaşarak ayrılmışlardı.
Uzun zamandır Sihir Dünyası'ndan kendini soyutlayan Harry, posta kutusuna da aynı şekilde bakmamakta ısrarcıydı. Röportaj istekleri, saçma haberler almış başını yürüyordu. Bunlarla uğraşacak keyfi yoktu.
Uzun zamandır ilk defa mektupların biriktiği tek kişilik, Gryffindor bordosu koltuğa gidip on üç tane mektubu eline alıp yatak olarak kullandığı katlanabilir uzun koltuğa ulaşıp yorganı koltuğun diğer tarafına itekledi. Kendi için açtığı yere oturdu ve önündeki masaya mektupları bırakıp "Merlin yardımcım olsun." diye ufak bir fısıltı bıraktı odaya.
En üstteki mektubu eline aldı ve açtı. Yazan şey saçma röportajlardan biriydi. Röportaj teklifi olduğunu gören Harry, devamını okumadan masanın diğer ucuna fırlattı mektubu.
Böyle üç tane hayran mektubu, bir nefret mektubu (seçilmiş çocuk da olsa, tüm büyücü dünyasını da kurtarsa hala nefret mektupları alıyordu.) Kenara attığıyla birlikte de dört tane röportaj isteği vardı.
Sona kalan beş mektuba baktı Harry. Altlardan bir tane aldı ve zarfın dışına baktı isim görmek için. Gördüğü isim ile kısa bir şaşkınlık yaşadı. 'Draco Malfoy'. Aslında bu kadar şaşırmasına gerek yoktu. Savaştan sonra, Bayan Malfoy ve Draco için şahitlik yapıp, Azkaban'dan kurtarmıştı onları. Bayan Malfoy, her ne kadar çocuğu için de olsa o ormanda hayatını kurtarmıştı. Hem ölüm yiyrn dövmesi falan da yoktu. Yalnızca çocuğunu korumaya çalışan bir anneydi. Annesini tanıyamadığı için Narcissa'nın davranışları içini ısıtmıştı. Oğlunu sevdiği belliydi.
Draco ise, Astronomi Kulesi'nde az daha asasını indirecekti. Dumbledore'un teklifini kabul edip, aydınlık tarafa geçecekti. Hem Malfoy Malikanesi'nde de onu ifşa etmemişti sonuçta, ona da can borcu vardı.
Draco'nun okul zamanlarından kalma düşmanlıklarını silip, ona teşekkür mektubu yazmayacağını biliyordu. Büyük ihtimalle Narcissa yazmıştı veya Narcissa'nın zoruyla Draco yazma gereği hissetmişti.
Mektubu açıp okumaya başladı.
Potter,
Öncelikle teşekkür etmeliyim. Senin şahitliğn sayesinde şuan Hogwartts'ta iksir profesörüyüm. Ben her ne kadar Azkaban'da kalmayı hak etsem de, annem hak etmiyordu. Yine de hak ettiğimden fazla şanslı olduğumu biliyorum. Kendi adıma ve özellikle annem adına teşekkürlerimi kabul et.
Bu mektubun devamında güzel anılardan bahsedip bitirmek isterdim ama okul yıllarında pek çekilir birisi değildim kabul ediyorum. Annem seni bir akşam yemeğine bekliyor. Granger ve Weasley'i de getirebilirsin. Cevabın annem için önemli.
Draco Lucius Malfoy.
NOT: Benim için de önemli. Baştan başlayıp, güzel anılar biriktirip, gerçek bir teşekkür etmek istiyorum Potter.
Harry hala şaşkındı ki, bu mektubun ne zaman gönderildiği muammaydı. Kabul etmeyip, gitmemezlik yaptığını düşünmelerini istemiyordu. Hem Malfoy'lardan böyle bir adım gelmişti. Harry de baştan başlayıp, savaşın izlerini silmek istiyordu.
Unutmadan hemen cevap yazıp halletmeyi düşündü. Etrafına bakınıp bir kalem aradı. Karşısındaki diğer masada kullanılmayan parşömenlerin arasında bir tüy kalem gördü. Ayaklanıp uzun zamandır kullanmadığı parşömenlerden birini ve bir tüy kalemi kapıp, geri yerine geçti.
Malfoy,
Mektubunu çok geç gördüm. Bayan Malfoy'a haber verebilirsin, müsait olduğunuz bir zaman diliminde sizinle birlikte olmayı çok isterim. Bugün Hermione ve Ron'a da bahsedeceğim. Onların da ne sizi, ne de beni kıracağını düşünmüyorum. Hem ben de baştan başlayıp, güzel anılar biriktirmeyi isterim.
Bu arada teşekkür etmene gerek yoktu, rica ederim. Annenin suçu olmadığını biliyorum ve senin de çok isteyerek o konuma gelmediğini biliyorum.
Harry James Potter.
Harry mürekkebin kurumasını bekledi sonra parşömeni katlayıp, savaştan sonra Hedwig'in yerine aldığı Owl'du. (Evet. Baykuşun adını, baykuş koydu.) Owl'un bacağına mektubu bağlayıp uçması için camdan dışarı bıraktı. Bir süre baykuşun uzaklaşmasını izledikten sonra geri dönüp mektuplara bakmaya devam etti.
Aynı kişiden dört mektup vardı. Profesör McGonnagall'dandı. Profesör daha okul dönemi başında ona bir mektup göndermişti. O da okulunu bitirmek için Hogwarts'a dönüp dönmeyeceğini sormak içindi. McGonnagall'da fazla üstelememiş, anlayışla karşılamıştı. Tabi eğer fikri değişirse kendisiyle iletişim geçmesini de söylemişti.
McGonnagall neden ona mektup göndermişti? Hadi gönderdi diyelim, neden bu kadar çok? Önemli bir şey mi olmuştu? Harry stres ve korkuyla mektupları açmaya başladı. Hepsinde aynı şey yazıyordu.
Potter,
Hogwarts'a uğramalısın. Senin adına da kendi adıma da önemli bir şey var. Yanında Bayan Granger ve Bay Weasley'i de getirirsen senin adına daha iyi olacaktır.
M. G. McGonnagall
Hep sakinliğini korumayı başarabilen McGonnagall'ı bu kadar elini ayağına dolaştıracak konu neydi? Gerçekten korkmaya başlamıştı.
Ya Voldemort'u tam öldüremediyse? Ya Voldemort geri döndüyse? Ya ölüm yiyenler yine bir baskın yaptıysa?
Kafasında bin bir düşünce ile hem McGonnagall'ın, hem de Malfoy'un mektubunu Hermione ve Ron'a anlatmak için Kovuk'un yakınlarına cisimlendi. Çünkü biliyordu ki düğün yaklaştıkça hazırlıları kontrol edebilmek için Hermine Kovuk'ta kalmaya başlamıştı.
****
"Malfoy mu? Böyle bir adım atması çok garip. Bir planı olabilir mi?" diye ilk konuşan Ron oldu.
"Ah, hadi ama savaş herkesi değiştirdi. Malfoy da değişmeye çalışıyor. Hepsi bu."
"Haklısın tabiki Hermione ama bu Malfoy. Güvenip değişmesine yardımcı olmayı çok isterim ama yine de çok güvenemiyorum."
"Öhöm! Çocuklar tek konuşulması gereken konu Malfoy değil?" Harry, Ron ve Hermione'yi böldü.
"Doğru. Profesör McGonnagall'a bu hafta içi geleceğimizle ilgili bir mektup yazıp göndereceğim. Özel olarak eklememi istediğiniz bir şey var mı?"
"Hayır Herm, teşekkürler." Sevgilisine gülümsedi Ron.
Hermione de Ron'a yaklaşıp yanağına bir öpücük kondurup, arkasını dönüp kapıdan çıktı. Ronald ise eli, Hermione'nin öptüğü yerde sanki rüyalara dalmış gibi bakarak konuştu.
"Dostum. Rüya gibi bir kız." Şapşalca gülümsemeye devam ediyordu.
Harry en yakın arkadaşına gülüp, daha birinci sınıfta Hermione için 'Dostum. Kabus gibi bir kız.' deyişini hatırlamıştı. Bu hatıra gözlerinin önüne gelince daha çok gülmeye başladı.
Aynı zamanda Ron sanki transtan uyanmış gibi, "Hey! Ne oldu?" diye söylendi
"Yok bir şey Ronald. Sadece birinci sınıfta 'Dostum. Kabus gibi bir kız.' dediğin zaman ne düşünüyordun onu anlamaya çalışıyorum.
"Heyy!! O zaman daha tam tanışmıyorduk bile. Nerden bilebilirdim ilerde karım olacağını?" diye homurdandı.
O sırada Hermione içeri girip Harry'nin yanı, Ron'un karşısında olan boş yere oturdu. "Evet, daha tam tanışmadığın bir kızı ağlatmayı başarmıştın Ron. Tebrikler." deyip sahte bir şekilde gülümsedi.
Ron ağızını birkaç kez açıp kapattı. Mazereti yoktu buna işte. O sırada odaya George girdi.
"Hey Ron yeni şaka ürünümü gördün mü? Sanırım kayboldu- Hey Harry. Nasılsın? Nasıl gidiyor."
Harry, Fred'in tıpatıp aynısını karşısında görmeye hala alışamamıştı. George için mi çarşaflarla kapalıydı tüm aynalar? Büyük ihtimalle.
"Merhaba George. İyiyim. Sen nasılsın?"
"Saol Harry, ben de iyiyim." sonra fısıltıyla "Sanırım." diye ekledi. Ron dışında kimse duymamıştı.
"Heyy George istersen şu kaybettiğin malzzemeyi beraber yapabiliriz. Gerçekten kaybolmuş gibi. Ben de görmedim çünkü buralarda."
George biraz gülümsedi. "Hadi o zaman bir şeyler deneyelim. Belki şaka dükkanında birkaç kişiyi şakalayabiliriz." Hevesle Ron'u koltuğunun altına alıp odasına doğru sürüklemeye başladı.
Hermione farkındaydı. George, Fred'in ölümünün üstesinden gelememişti. Üstesinden gelmek için kabullenmek gerekiyordu. George, Fred'in ölümünü kabullenememişti bile. Her aynaya baktığı zaman kriz eşiğine geliyordu. Ron'u, Fred'in yerine koyarak mutlu olmaya çalışıyordu.
Aslında yavaş yavaş alışıyor gibiydi de. Bir keresinde Teddy, George'a şaka yapmak için tamamen George'un bedenine dönüştü, onun karşısına çıktı. George da, Fred'in geldiğini zannedip, Teddy'ye öce kocaman sarıldı ama sonra Fred'in öldüğünü hatırlayıp, yere çökerek hıçkırarak ağlamaya başladı. Sonra yerden kalkıp artık Teddy olan Teddy'nin omzunu patpatlayıp, saçını okşayıp odasına döndü. Ardında hiçbir şeyi anlamamış Teddy'i bırakmıştı. Her ne kadar Andromeda, Teddy'e bu konuda kızacak olsa da George izin vermiyordu.
"Hala Fred'i özlüyor. Ron da umursamıyormuş gibi görünerek atlatmaya çalışıyor."
Harry ardından baktığı Weasley kardeşlerden başını çevirip Hermione'ye baktı.
"Onlar için zor olmalı. Bizim bile atlatabildiğimiz bir ölüm değildi." Ölüm derken sesi titremişti. Hermione yanındaki en yakın arkadaşına dönüp kollarını ona sardı.
"Bunların üstesinden beraber geleceğiz Harry. Hep buradaydık, hep buradayız ve hep burada olacağız."
"Teşekkürler Herm." diye daha sıkı sarıldı yakın arkadaşına. Kapı alçılınca ayrılıp kapıya baktılar.
"Oooo bensiz grup sarılması mı?" Ron da gelip onlara katılınca tam bir sevgi yumağına dönüşmüşlerdi.
"Eh yeter. Benden bu kadar sevgi gösterisi." Ron'un lafıyla hepsi gülerek ayrıldılar.
****
Harry, Molly Weasley'in zoruyla yemeğe kalmıştı. Molly ile de uzun zamandır doğru düzgün görüşememişti. Ona anne sevgisini yaşatan bu kadına borçlu hissediyordu. Savaştan beri de ilk defa bir aile sofrasına oturuyordu... Garip hissediyordu işte. Ginny'nin de hemen çaprazında olması hiç yardımcı olmuyordu. Ginny'nin rahatsız etmek için yaptığı bir şey yoktu hatta Harry rahatsız olmasın diye pek konuşmuyordu bile çünkü bu aileyi Harry'nin kendi ailesi olarak benimsediğini biliyordu. Ama eski sevgiliyle aynı sofraya oturmak herkesi garip hissettirdi.
Masa şen şakraktı. Her sandalyeden kahkahalar duyuluyor, sohbet bitmiyor, bittikçe de çok kolay bir şekilde başka bir konu açılıyordu. En sessiz kişi George'du. Bu da artık alışılan bir şey olmuştu.
Herkes yemeğini yemiş şöminenin başında sohbet etmeye devam etti. Molly de bir yandan hala atıştırmalık getirmeye devam ediyordu. Harry zar zor saat gece yarısını çoktan geçmişken evine ulaşmayı başardı. Evi muggle Londra'sında pek bilinmeyen bir kasabaydı.
Yolda denk geldiği tanıdığı, tanımadığı herkese selam vererek evine ulaştı. Weasley'lerle akşam yemeği kendini iyi hissettirmişti. Eski günler kadar olmasa da, yine de biraz öyle hissetmişti.
Kapıyı açıp ayakkabılarını da çıkarıp içeri girdi. Üstünü değiştirip dişlerini fırçaladı. Koltuğa oturup yatmaya hazırlanıyordu ki bir baykuş camını tıklattı. Harry yerinden doğrulup cama doğru gidip kuşu içeriye aldı ve mektubu açtı.
****
"Hayır, Ronald Bilius Weasley. Eşofmanlarınla dışarı çıkamazsın."
"Hadi ama Herm. En fazla nereye gidiyoruz ki zaten."
"Malfoylara! Onları ciddiye aldığımızı görmelerini istiyorum Ronald. Şimdi içeri gir ve daha düzgün şeyler giyin."
Ron yenilmişlikle derin bir nefes aldı. "Birazdan geliyorum dostum."
Harry onu onaylayarak zaten oturduğu mutfak sandalyesine daha da çöktü. Dün gece Malfoylardan cevap gelmişti. Hemen yarın sizin için de müsaitse, sizi ağırlamak isteriz. Yazıyordu. Harry de, yarın tekrar Kovuk'a cisimlenip bunun haberini vermişti. Hermione hemen kalkıp hediye hazırlamaya girişmişti. Ron her ne kadar rahatsa, Hermione de bir o kadar stresliydi.
Sonunda Ron düzgün bir şey giydiğinde, Hermione de her şeyi halletiğinde evden çıkmaya hazırlardı. Kovuktan çıkıp cisimlenme engelinin dışına doğru yürümeye başladırlar.
"Charlie yeni bir ejderha türü bulduklarını söyledi. Duyduğuma göre Hagrid bunu duyup Charlie'ye bir ziyarette bulunmuş." Dedi Ron gülerek.
Harry aynı gülüşle karşılık vererek, "Bu yılki öğrenciler için üzülüyorum. Umarım ikinci bir Norbert vakası yaşamazlar."
"Bence Hagrid artık dersini aldı. Hem sihirli yaratıklar konusunda oldukça da iyi. Eminim bir ejderhayla daha başa çıkabilir."
Hermione'nin lafı üzerine iki oğlan da seslerini kestiler ama ara sıra hala birbirlerine bakıp sırıtıyorlar, kahkaha atmanın eşiğinden dönüyorlardı.
Sonunda ormanlık alana gelip cisimlenme engelini aştıklarında Malfoy Malikanesi'e cisimlendiler. Tam zili çalacaklarında bir ev cini onlara büyük kapıyı açıp içeriye buyur etti. Ev cini paltolarını alıp götürürken Hermione kısık bir teşekkür mırıldandı. O an ev cini ezişip büzüşüp, kıprkırmızı yanaklarla rica edip hızlıca yanlarından kaçtıt.
Ev cini kaçarken Bayan Malfoy karşılarında göründü. Svaş zamanı gördükleri kadından eser kalmamıştı. Kadının elmacık kemikleri çıkmış, dudakları çatlamış, saçlarının rengi gitmiş, adeta solmuş görünüyordu. Zayıflığından dolayı giydiği dizinin altında biten mavi elbise üstünde emanet gibi görünüyordu.
"Ah merhaba. Hoş geldiniz."
"Merhaba Bayan Malfoy, çok hoş görünüyorsunuz." Diyip, elindeki bir demet beyaz gülle Narcissa'ya adımladı Hermione.
Narcissa'nın kuru, renksiz yüzüne hafif bir allık geldi. "Gerçekten çok naziksiniz Bayan Granger." sıcak bir tebessümle birbirlerine baktılar.
"Lütfen içeri geçin, acıkmışsınızdır." Narcissa'nın söylediği cümle ile Ron kocaman gülümseyip teşekkürlerini ederek e önden içeriye geçmeye başladı. Harry, Ron'un haline gülüp o da Bayan Malfoy'a teşekkür edip gösterdiği odaya geçti. En son Hermione ve Narcissa yavaş yavaş sohbet ederek geldiler.
Draco masanın yanında, ayakta onları bekliyordu. Sanki annesinin durumu onu da etkilemiş gibiydi. Hasta değil ama... tükenmiş?
"Weasley." Draco elini uzattı.
"Merlin. Yüce Draco Malfoy bana elini uzattı. Ölecek miyim?" Elini sıktı. Draco, Ron'un şaşırışına samimi bir şekilde gülümsedi. Bir süre sonra ellerini ayırdı.
"Potter." aynı şekilde elini Harry'ye de uzattı.
"Malfoy." Harry de onu taklit ederek elini tuttu.
"Yemeği kabul ettiğin için teşekkürler-"
"Hadi ama Malfoy artık baştan başlayıp samimi olacaksak şu teşekkür etmeye bir son vermelisin."
Draco sesli bir şekilde güldü. "Evet, doğru."
Harry'den ayrılıp Hermione'ye ilerledi. Onunla da selamlaştıktan sonra tam herkes düzgünce düzenlenmiş masaya otururken Draco, Hermione'ye fısıldadı. "Okul yılları için özür dilerim. Sana öyle davranmamı hak etmedin." Yüzünü buruşturarak, "Hele de o şekilde seslenmemi. Umarım Potter'la olduğu gibi baştan başlayabiliriz. Tabi sen beni affetmeden onun da benimle tam anlamıyla baştan başlayamayacağını biliyorum."
"Elbette Draco. Sen de sonuçta daha çocuktun. Sana söylenenleri tekrarlamaktan başka bir şey yapmıyordun."
Draco rahat bir nefes verip, Hermione'yi masaya yönlendirdi. Masada çoktan sohbet konusu bulunmuştu: Hermione ve Ron'un düğünü. Draco, annesinin bunu kaçırmayacağını biliyordu.
"Yemeğe başlayalım o zaman." diye araya girdi Draco. "Winky." Onları kapıda karşılayan ev cini gelip tabaklarını doldurdu.
Herkes yemeğe başlarken, sohbet de kaldığı yerden akmaya devam etti.
****
Yazdığım kurgu bir drarry kurgusu değil. Tabiki drarry olacak ama ana konu o değil yani. Anlatmak istediğim konu McGonnagall'ın önemli dediği konu.
Kurguda bazı tarihleri değiştireceğim. Yani bu böyle olmadı, bu bu tarihte ölmedi gibi şeylere gerek yok doğrusunu biliyorum. Sadece kurgu için öyle yazıyorum. Ve artı olarak yazım hataları olabilir, kontrol etmedim ileri zamanlarda kitap bir düzenleme şeyine girecek.
Wattpad'den de okuyabilirsiniz, hesabım... harry_justharry