Rosie ile oturmuş konuşuyorduk, yine bana diğer aile üyelerinden bahsetti. Burada hepsi bir aile gibiydi ve aralarında sadece birinin kanatları varmış. Ondan pek bahsetmedi ama yine de ilgimi çekmişti. Hem kanatlı hem de onlarla yaşayıp normal davranan biri... Gerçi onlar benim gibi melez değilmiş, sonradan kanatları kesilmiş. Rosie bir meleğe kıyamadığından, Astra ise ona saldıran şeytanı öldürdüğünden.
Diğer aile üyelerinden hâlâ ses seda yoktu. Rosie, bazen böyle yaptıklarını ve artık alıştıklarını söylese de içimdeki merak bitmiyordu. Onları da görmek istiyordum.
Artık beklemekten bıkınca ayağa kalktım.
"Nereye, Rina?" diye sordu tatlı sesiyle Rosie. Ona dönüp gülümsedim. "Oturmaktan sıkıldım, biraz dolaşmaya çıkacağım. Sen de gelsene." Dediklerimi duyar duymaz bir çocuk sevinciyle kalktı. "Tamam, hemen hazırlanıp geliyorum, bekle," diyerek koşarak odasına çıktı. Onu beklerken mutfaktan Astra çıktı. "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordu her zamanki şüphesiyle.
"Merak etme, Rosie'yi kaçırmıyorum, biraz dışarı çıkacağız o kadar," dedim. Tam o sırada, Rosie aşağı indi. Beyaz üstünde pembe çiçekli bir elbise giymişti, ona gülümsedim. "Çok güzel olmuşsun," dedim. İltifatıma gülümseyip yanıma geldi.
"Hadi çıkalım. Astra, sen de gelmek ister misin?" diye sordu Rosie, Astra'ya dönerek.
"Hayır, ben burada kalıp buraya göz kulak olacağım ama siz de dikkatli olun," dedi Astra.
Rosie ona gülümseyip yanağından öptü. "Tamam asi küpüm, dikkatli oluruz," dedi. Sonrasında yanıma gelip koluma girdi ve beraber evden çıktık.
Dışarı çıkmak iyi hissettirmişti. Rosie ile geldiğimiz arazide, Rosie bulduğu çiçek tohumlarını ekip çiçek büyütmeye çalışıyordu. Her defasında iyice odaklanıp çiçeğin etrafında beyaz dumanlar çıkararak çiçeği büyütüyordu ancak cehennemin havası büyüyen çiçeğin yaşamasına izin vermeyip onları solduruyordu. En sonunda üzgünce tohumları yere bıraktı.
"Olmuyor işte ya, olmuyor! Bir türlü yaşatamıyorum!" diye sitemle söylendi. Onun bu haline dayanamayıp yanına geldim. "Bir fanus yaratabilir misin?" diye sordum.
"Evet ama napacağız ki onunla?" Merakla bana baktı.
"Görürsün," dedim. Fanusu yaratıp bana verdi. "Şimdi tekrar büyüt çiçeğini," dedim. Dediğimi yapıp çiçeği büyüttü. Beyaz duman kaybolmadan önce fanusu kapattım çiçeğin üstüne. Artık cehennemin havası ona vurmadığı için hayatta kalacaktı. Rosie, çiçeğin ölmediğini görünce sevinçle bana sarıldı. "Teşekkürler Rina," dedi. Gülümseyerek onun sarılışına karşılık verdim. "Bence artık eve dönelim, yoksa Astra bizi fena azarlar," dedim gülerek. O da bu dediğime gülüp kalktı. Eve doğru yürüdük. Eve varınca kapıyı açtık ama
bu Astra değildi.