İçeriğe geç

Melek ve Şeytanlar

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Melek ve Şeytanlar

Bölüm 5

Kalbin Aldanışı

Kıtlık Çağı — 920. Yıl

Aradan birkaç gün geçmişti.

Tahir, son günlerde Gül'ü eskisinden daha az görüyordu. Malikânenin işleri hiç bitmiyor, kendisine verilen görevler gün boyunca sürüyordu. Yine de ne zaman fırsat bulsa gözleri onu arıyordu.

O sabah ahırda atlardan birini tımar ederken kapının önünde bir gölge belirdi.

“Beni özlemedin mi?”

Tahir başını kaldırdı. Gül, kapının kenarına yaslanmış, gülümseyerek ona bakıyordu.

Tahir elindeki fırçayı indirdi.

“Sizi görmeyeli birkaç gün oldu.”

“Bu, sorumun cevabı değil.”

Tahir hafifçe güldü.

“Özledim.”

Bu kelime ağzından beklediğinden kolay çıkmıştı. Söyledikten sonra bakışlarını kaçırdı.

Gül'ün gülümsemesi genişledi.

“Demek beni özledin.”

“Bununla eğleniyor musunuz?”

“Biraz.”

Tahir başını iki yana salladı ama o da gülüyordu.

Gül ahıra girdi. Atın boynunu okşadıktan sonra Tahir'e döndü.

“Bugün bahçeye gelebilir misin? Sana göstermek istediğim bir şey var.”

Tahir elindeki işi düşündü.

“İşlerimi bitirebilirsem.”

“Her şeyi işlerine göre ayarlamak zorunda mısın?”

Tahir ona baktı.

“Başka türlü yaşayamam.”

Gül'ün yüzündeki ifade bir anlığına değişti. Sonra yeniden gülümsedi.

“Öyleyse bugün işlerini erken bitir.”

Bunu söyleyip ahırdan çıktı.

Tahir arkasından bakarken kendisini tutamayıp gülümsedi.

O gün işlerini her zamankinden daha hızlı bitirdi.

Öğleden sonra bahçenin arka tarafında buluştular. Gül, taş duvarın yakınındaki küçük bir masanın üzerine iki elma bırakmıştı.

Tahir elmaları görünce şaşırdı.

“Bunun için mi çağırdınız beni?”

“Hayır. Ama aç olduğunu düşündüm.”

Tahir elmalardan birini aldı.

“Teşekkür ederim.”

Gül diğerini eline alıp ısırdı.

“Bazen sana bir şey vermek için bir sebep bulmam gerekiyor. Yoksa neden burada olduğumu soruyorlar.”

Tahir'in yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.

“Babanız hâlâ bizim konuşmamızı istemiyor mu?”

“İstemiyor.”

“Öyleyse neden devam ediyorsunuz?”

Gül cevap vermeden önce bir süre onu izledi.

“Çünkü seninle konuşmayı seviyorum.”

Tahir başını eğdi. İçinde uzun zamandır tanımadığı bir sıcaklık vardı.

“Ben de sizinle konuşmayı seviyorum.”

Gül elindeki elmayı masaya bıraktı.

“Bana neden sürekli siz diye hitap ediyorsun?”

Tahir şaşırdı.

“Nasıl hitap etmem gerekiyor?”

“Gül diyebilirsin.”

Tahir bu ismi ilk kez onun ağzından duymuyordu ama ilk kez kendisinin söylemesini istiyordu.

“Gül…”

Kadın gülümsedi.

“Bak, hiç de zor değilmiş.”

Tahir de gülümsedi. O an aralarındaki mesafenin biraz daha azaldığını hissetti.

Bir süre konuşmadan oturdular. Uzaklardan bahçede çalışan insanların sesleri geliyordu. Rüzgâr, ağacın dallarını hafifçe sallıyordu.

Sonunda Gül ona döndü.

“Hiç evlenmeyi düşündün mü?”

Tahir'in elindeki elma durdu.

“Benim gibi birinin evlenebilmesi için önce kendisine ait bir evi ve toprağı olması gerekir.”

“Bunlar olmadan sevemez misin?”

Tahir gözlerini kaldırdı.

“Sevebilirim. Ama sevdiğim insana nasıl bir hayat sunacağımı da düşünmek zorundayım.”

Gül bir süre sustu.

“Belki de insanın yanında olmasını istediği kişiye sunabileceği en önemli şey bunlar değildir.”

Tahir onun gözlerine baktı. Söylediklerinin kendisi için bir anlam taşımasını istiyordu. Belki de taşıyordu.

Ama bunu sormaya cesaret edemedi.

Gül ayağa kalktı.

“Gitmeliyim. Beni aramaya başlayabilirler.”

Tahir de ayağa kalktı.

“Yarın görüşecek miyiz?”

Gül ona baktı.

“İstersen.”

Tahir ilk kez bu kadar açık konuştu.

“İsterim.”

Gül gülümsedi ve uzaklaştı.

Tahir, onun gözden kaybolmasını izledi. Sonra elindeki elmaya baktı. Küçük, önemsiz bir şeydi belki ama o gün için bundan daha değerli bir armağan düşünemiyordu.

Günler birbirini izledi.

Gül ile Tahir artık fırsat buldukça konuşuyorlardı. Bazen bahçede, bazen ahırın yakınında, bazen de malikânenin arka tarafındaki eski çeşmenin başında…

Tahir, Gül'ün yanında kendisini daha önce hiç hissetmediği kadar rahat hissediyordu. Ona çocukluğunu, babasını ve bir gün kendi hayatını kurma hayalini anlatmıştı. Gül de onu dinlemiş, kimi zaman sorular sormuş, kimi zaman onunla birlikte gülmüştü.

Tahir, bu yakınlığın nereye varacağını bilmiyordu.

Fakat artık bir şeyi inkâr edemiyordu.

Gül'ü seviyordu.

Bunu düşündüğünde içini hem mutluluk hem de korku kaplıyordu. Çünkü hayatında ilk kez birine bu kadar bağlanmıştı. Onu kaybetme ihtimali bile canını acıtıyordu.

Bir akşam, ahırdaki işlerini bitirip dışarı çıktığında Gül'ü bahçe kapısının yanında gördü.

Yanında yaşlı bir hizmetçi vardı. Tahir'i fark edince hizmetçiye bir şey söyledi. Kadın başını eğerek uzaklaştı.

Gül, Tahir'e yaklaştı.

“Yarın benimle biraz yürür müsün?”

Tahir gülümsedi.

“Her zamanki yerde mi?”

“Hayır. Bu kez başka bir yerde.”

“Nerede?”

Gül cevap vermek yerine ona yaklaştı ve sesini alçalttı.

“Yarın öğrenirsin.”

Sonra arkasını dönüp gitti.

Tahir o gece uzun süre uyuyamadı. Yarın ne olacağını düşündü. Gül'ün kendisine neden bu kadar yakın davrandığını, kendisi hakkında ne hissettiğini merak etti.

Belki de bütün bunların bir anlamı vardı.

Belki de aralarındaki fark, düşündüğü kadar aşılmaz değildi.

Sabah olduğunda Tahir erkenden uyandı. İşlerini bitirmek için acele etti. Hayatında ilk kez bir günü yalnızca çalışmak için değil, birini görmek için bekliyordu.

Ve henüz bilmiyordu ki insan bazen en çok inandığı ihtimale tutunurken, kendisini en büyük hayal kırıklığına hazırlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.