İçeriğe geç

Melâl Havin Adin

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Melâl Havin Adin

Bölüm 5

4. Bölüm

Çalışma masamın başında ödev yaparken gözlerim kapanmak üzereydi. Saat 12.00'ı geçeli iki saat falan oluyordu. Okuldan geldiğimden beri bilgisayar oynadığım için şimdi ödevimi yapmam zorundaydım. Ödevi ertelememin en temel sebebi tarih ödevi olmasıydı.

Tarihçinin verdiği ödevleri yapmaktan nefret ediyordum.

Uykusuzluktan odağım öyle çok kayıyordu ki, bir şeye odaklanmak çok güç geliyordu. Neyse ki sadece bir sayfam kalmıştı, onu halledecek ve rahatça uyuyacaktım. Kenardaki matarama uzanıp dudaklarıma yasladığım esnada aralık kalmış kapım biraz daha aralandı. Su içerken geleni görünce matatayı yavaşça indirip masanın üstüne koydum. Babam gelmişti.

Masasına fotoğrafını koymaya değer bile görmeyen baban gelmiş.

Bu konuyu hallettik.

Hayır, halletmedik. Sen albümündeki tüm fotoğraflarını parçalayıp bir poşete toplayarak hallettiğini sanıyorsun. Üstelik hâlâ bir fotoğrafı duruyor. Onu yırtmaya kıyamadın.

Daha fazla tartışmak istemiyorum.

Kaçmaya devam et aptal.

"Hâlâ uyanıksın?" Huysuz bakışlarla baktım ona. Bayık bakıyor da olabilirdim. Tanrım, uykusuzluktan öleceğim. "Kapımı çalmadın." dedim tersçe. Bana baktı, kapıya baktı.

"Aralıktan ışık görünce, ışık açık uyuyakaldın sandım. Çalsam uyanırsın diye düşündüm, uykun hafif." Açıklamasını dinlerken surat ifadem düzeldi.

"Ödev yapıyorum." Onun da uykusu var gibiydi; göz altları hafif çökmüş, gözünün içi kızarmıştı. "Ödev yapmaya pek uygun bir saat değil gibi." dedi masamın ucundaki dijital saate bakarak. "Yardım ister misin? Çabuk biterse erken uyursun."

"Tarih ödevim var." dedim odağımı ondan alıp önümdeki kitaba verirken. Sabah yediğini unutan babamın tarihi pek de iyi değildi tahmin edebileceğiniz üzere. "Yani?"

Alayla ona baktım. "Lise dönemin boyunca 2 bile alamadığın dersi 25 sene ardından hatırlayacak mısın sence?" Yalandan öksürdü. "Saat epey geç, hızlı yap ödevini. Sabah erken kalkacaksın." Ardından odadan çıktı. Ben de lanet olası ödevime geri döndüm.

**

"Yasemin rahat bırak beni." Kafamı, sıraya yasladığım koluma iyice yapıştırırken Yasemin beni kolumdan çekiştirip duruyordu. "Ya Meli! Hadi ya!"

"Bak valla yapıştırırım bir tane. Uyuyacağım, sal beni!" Yaseminin sesinden önce baska bir ses duyulmuştu. İnce, yüksek ses fazlası ile tanıdıktı. "Kızlar ne duydum ben!"

Yasemin'in odak hemen kaydı tabi. "Ay ne duydun, ne duydun?" Hızla yanımdan uzaklaştı ve bende rahat rahat uyuyacağım sandım. "Melâl gel seninle alakalı!" Benimle alakalı? Duyduğum cümle ile hemen doğruldum. "Ne?" Tüm bedenim korku ile titremişti anında, ellerimi sıkı sıkı sıraya bastırdım belli olmasın diye.

"Kız gel, gel. Şok olacaksın." İfademi düz tutmaya çalışarak ayaklandım ve cam kenarına tüneyen kızların yanına gittim. "Ne oldu?"

"Şu 12'lerdeki Eymen var ya." dedi dudakları arasındaki krakeri kemirirken. Okulda çekirdek yemek yasak olduğu için bizim sınıf kızları kraker kullanmayı tercih ediyordu. "Tanıyorsun değil mi?" Onayladım kafamı sallayadak. Ellerimi hırkamın cebine sokul arkamdakı sıraya yaslandım rahatlayarak. "Bir iki kere yazmıştı bana. 9. sınıfta voleybol takımındaydım diye." Necla sırıttı hemen.

"Voleybol falan boş iş şekerim. Çocuk hoşlanıyormuş senden." Yasemin'den yüksek bir 'Ne!' sesi geldi. Ben de fazlasıyla şaşkındım. O çocuk yavşağın tekiydi. "Çıkışta sana çıkma teklif etmeyi düşünüyormuş." Tekrar bir 'Ne' nidası.

"Nereden duydun?" Yasemin koluna yapışmışken fazla heyecanlıydı. "Kızım o çocuk burnu düşse yere almaz, kendini İlah falan sanıyor, tövbe estağfirullah. Kim dedi?"

"Kendi söylerken duydum. 'Çıkışta çekeceğim kenara konuşacağım.' dedi hatta dümdüz."

"Oha! Resmen oha!" İki dudağımın arasına sıkıştırdığım parmağımın tırnağını dişlerken oldukça stres yapmıştım. Böyle bir şey olsun istemiyordum!

Omzuma vurarak beni dürten kızlar oldukça rahatsızlık veriyordu, bir de pişmiş kelle gibi sırıtıyorlardı. Hemen bir şeyler bulmalıydım. "Ya Yasemin." diye hayıflandım parmağımı dudaklarımın baskısından kurtarırken. "Ne yapacağım ben?"

"Ne yapacaksın aşkım?" Ters ters ona baktım. "Onu soruyorum ben de! Çıkma teklifi falan istemiyorum ya, ne itici hareketler." Kusar gibi bir hareket yaptım. İğrençti.

Kızlar çoktan kendi aralarında başka bir sohbete giriş yapmışlardı.

"Ha sen niyetli değilsin, düşünelim aşkım." Oflayarak sınıfa bakındım. Eymen'den nasıl kurtulabilirdim?

"Melâl! Silgin var mı kanka ya?" Bir anda yanımda beliren Görkem'e kaydı tüm odağım. "Ben kaybettim şimdi derste 50 tane yanlış yaparım." Acaba çıkışta Görkem'le okuldan ayrılsam, Eymen ikimizi yan yana görüp vazgeçer miydi? "Tuğçe'yi de biliyorsun yani canını verir eşyasını vermez. Ne diye sıra arkadaşımsa." Vazgeçer mi, ne ya? Of ne itici bir şey bu. Ergenliği bu kadar iliklerimde yaşamak istemiyorum.

Ya Eymen sen benim başıma nereden çıktın ya?

"Meli? Dinliyor musun sen beni?" Gözümün önünde sallanan el ile kendime geldim. "Ay." Benden bir cevap bekleyen Görkem'e odak verdim hemen. "Dinledim tabi. Silgi istedin, veririm." Ardından ellerimi birbirine yaslayıp sağ çene çizgime yasladım. "Acaba sen de çıkışta benimle gelir misin?" Görkem haklı olarak 'Ne yapıyorsun, mal mısın?' ifadesiyle bana baktı.

"Gelirim de, nereye gelirim?" Şu an ona Eymen olayını hiç anlatasım yoktu, o yüzden başka bir bahanemi öne sürdüm. "Ya çantam çok ağır bugün, gelirken belim koptu. Giderken bari durağa kadar sen taşı diyecektim." Ardından hemen yalaka moduna geçtim. "Dedim benim bacım Fitness'e gidip bu kasları boşuna mı yaptı?" Sırıtarak hayâli kaslarını şişirdi.

"Tamam, taşırım."

"Evet çocuklar, çabuk yerlerinize. Hadi, hadi. Çıkarın ödevlerinizi, kontrol edeceğim." Lanet Tarih...

.

Sonunda tüm dersler bittiğinde acele acele topladım çantamı. İki sıra arkamda oturan Görkem'de kalkıp yanıma gelmişti. "Sen de çantanı ver, ben de seninkini taşıyayım." dedim kenara su şişemi tıkıştırırken.

"Gerek yok." dedi havalı havalı. Fermuarı da çekip siyah, üstünde ayıcık işlemesi olan çantamı ona teslim ettim. Yalan değil, gerçekten fazlasıyla doluydu çantam. Bir taşla iki kuş vurduk diyebilir miyiz hocam?

Çantamı sıradan kaldırdığında şaşırdı dudakları 'o' şeklini aldı. Sanırım kaşları da biraz hareket etmişti. "Bu ne kızım, eşek ölüsü mü taşıyorsun? Aynı sınıftayız, bu ağırlık farkı ne?" Şirince sırıttım. "Çok teşekkür ederim Görkem arkadaşım." Ayaklandığımda kapıdan çıkmadan hemen önce, askılıkta asılan hırkalarımızı aldım. Aralık ayının son demlerini yaşarken havalar mont giyecek kadar soğumamıştı. Bu yıl sıcak geçecek gibiydi.

"Şu performans ödevi için eş buldun mu sen ya?" dedi merdivenleri inerken. Merdivenler çok kalabalık olduğu için ilk başta anlamadım ne dediğini, 1. katta olduğumuz için tek merdivende kurtulmuştuk kalabalık alandan. Bahçeye çıkınca derin bir nefes aldım. "Yasemin'le yapacağız, sen bulabildin mi?" Ofladı. "Yok bulamadım. Kanserli hücreymişim gibi davranıyor herkes." Kıkırdadım.

"Hocayla konuşur, üçümüz birlikte yaparız. Bir şey olmaz." Bana teşekkür ettiği esnada köşedeki Eymen'i fark ettim. Gülüşüm anında telaşlı bir ifadeye dönüşürken kapıdan çıkan insanlar arasında beni aradığını anladım. Eğer Necla kendi duyduğunu söylemese ciddiye almazdım, Necla yalan söyleyecek bir insan değildi.

Koluna girdim bir anda Görkem'in. "Yarın bize gelecek Yasemin. Hoca 'Olur.' derse sen de gelirsin. Kolay ödev zaten. Böyle gereksiz gereksiz şeyleri ödev diye veriyorlar, uğraşıp duruyoruz." Koluna girmemle etraftaki bakışları bana döndü. Garipseyerek bana baktığında sebebi çok iyi biliyordum. Ben temas seven bir insan değildim, bugüne kadar Yasemin'in koluna girdiğim bile yoktu. Üstelik sürekli bana yapışık gezen Yasemin'e de bazen söylenirdim.

Yine de ikimiz de bu konu hakkında bir yorumda bulunmadık. Olabildiğince hızlı adımlarla okul kapısından çıktım. Arkamdan zayıf bir sesin 'Melâl' dediğini duymuş ancak dönmemiştim. Görev başarılı.

"Ay çok sağ ol Görkem ya." dedim durağa vardığımızda kolundan çıkıp. "Çok müteşekkirim." dedim keyifle. Ardından çantamı ondan aldım. "Ne demek Kıvırcık Marul." Ardından yanımdan ayrıldı.

Dolmuş beklemeye başladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.