Ertesi gün odasını aydınlatan güneş ışığı ile uyandı. Yataktan kalıp elimi yüzümü yıkadı. Üstünü giyindi ve çantasını alıp evden çıktı.
"Hoşça kal doktor."
Dedi ve asansöre bindi asansörde Dolunay ile karşılaştılar.
"Günaydın."
"Günaydın."
Bir süre sessiz kaldılar. Asansöre farklı insanlar biniyordu. Asansör aşağı indi. Asansörden çıkıp servise bindi ve okula doğru yol aldı. Servisten inip okula girdi. Sınıfa geçip ilk dersi olan kimya dersine girdi. Sabah sabah kimya işlemek işkence olacaktı ama nafile o bir sayısalcıydı.
Bir süre sonra ders başladı. Uykulu gözler arasına bir kaç bilgi sıkıştırdı. Bir ileri bir geri giderek konuyu anlatan öğretmenleri, arkada birbirine karışan sesler. Sessizliği elde etmek isteyen öğretmenleri arka sıraya gidip sıraya elini hızlıca vurdu.
"Susun!"
Diyerek yüksek sesle bağırdı. İrkilmişti, Turkaz sabah sabah ne bu ses böyle diye geçirdi içinden. Sessizliği sağlayan öğretmen devam etti. Zil çaldı ve teneffüse çıktı. Uğur ne yakın arkadaşıydı. Yanına gidip ona olanlardan bahsetti.
"Ne haber?"
"İyi sen?"
"Bende iyiyim."
"Bak sana ne anlatacağım."
Dedi, heyecanla
"Tamam sendeyim!"
"Bir kızla tanıştım. İsmi Dolunay..."
"Bir dakika sen bir kızla tanıştın?"
"Evet, asansörde kaldık o sıra kendini tanıttı."
"Romantik hikâyemize giriş yaptık şuan evet detaya gir."
Dedi ve güldü.
"Asansörde kaldık bir süre sonra tanıştık. Zaten biz tanıştıktan sonra asansör çalıştı."
"Asansör sizin için bozulmuş kardeşim."
Dedi ve elini sırtına yavaşça vurdu.
"Aynen bizim için bozuldu."
"Vay be!"
"O kadar şaşıracak bir şey yok tesadüftü sadece."
"Diyorsun, Peki."
Zil sonrası diğer derse girdiler. Akşama kadar böyle süren okuldan nihayet çıkmıştı. Eve gidip odasına girdi. Yatağına uzanıp tavanı izleyerek pembe duvara seslendi.
"Doktor."
"Evet?"
"Bir boşlukta yürüdüğümü hissetmeye başladım."
"Hm nasıl mesela?"
"Sanki şehir saydam kırmızın altında kalmış ve ben de orada kayboluyorum. Etrafımda sarı kurdeleler. Arkamdan konuşan sesler ya da yürüdükçe düşme his veren bir yol çatlama sesleri duyuyorsun fakat düşmüyorsun."
"Çocukluğunu sarı kurdeleler çevirili mi yani?"
"Evet öylede diyebiliriz."
"Neden aramıyorsun?"
"Neyi?"
"Aradım aslında ama bulmak hiç kolay olmadı."
"Elbette. Zorlukla erişilen her şey sonsuzluğa mahkumdur."
"Anladım"
"Güzel adımları ne zaman atacaksın?"
"Çoğu insan sakladı aslında mutluluğun üstünü bir örtü ile kapattı. Saydamdı kırmızı gibi. Sokak lambaları karanlığı kötü sanmamızı isteyen eşyalardır. "
"Şehrin karanlığa gömüldüğünü düşünüyorsun?"
"Evet."
"Peki ne bunu sağlayan şey ne ?"
"Sessizlik, kelebek döngüsü." Kelebek döngüsü yanı şeyleri tekrar yaşmaktır. Sıkılmaktır, bulanmaktır. Biz buna neden kelebek döngüsü dedik ki? Kelebekler tekrar dirilmezler onlar bir ya da iki ya da üç gün yaşarlar. Kelebek hep ölüdür.
Aslında hayatın başında tırtıllardır fakat tırtılları kimse sevimli bulmaz hatta pis olduklarını düşünürler. Bu bir ön yargıdır tuhaf olan şu ki tırtıl kelebek olduğunda sevimli bulunur ve o tırtıl uçtuğunu anlayamadan ölür. Yani kozadayken komadaki bir insan gibidir kelebek orada duyarak uçmayı öğrenir fakat bunun farkına varmaz. Uyanır kanatları vardır.
Onun sevimli bulan insanlar vardır. O tekrar sürünerek ilerleyeceğini düşünürken bir anda gökyüzünde olduğunu anlar. Başta ne olduğu anlamadan sadece etrafında döner Bir kuşa bakar ve uçtuğunu anlar. Bunun keyfini çıkarmak ister tüm çiçekler tek teker konar. Sonra zaman daralır hava kararınca korkar kelebek bir yere sığınmak ister ve bir evi penceresinden içeri girer. Oda da yanan ışığı güneş sanır ve madem uçuyorum güneşe dokunabilirim der. Işığın etrafında uçur. Bir kaç tur atar. Ampulün ısını emer kanatları yavaşça yıpranır kelebek yorulur. Soluklanmak ister ve avizenin içine konar.
Kanatları ısıyı emdikçe daha çok yıpranır ve kelebek uçabildiğini unutur. Unutulan bir şeyi tekrar anlamak zordur. Kelebek sürünerek avizenin içinden çıkar. Sürünmek dışında bir şey yapamaz çünkü hem uçmayı unutmuştur hem de yıpran kanatları ona ağır gelir. Onları taşıyamaz. Bir eşeğin yükünü taşıyormuş gibi hisseden kelebek tırtıl olduğu günleri özler.
Çünkü o zaman arkadaşlarını avlamazlardı ya da güneşe dokunmak gibi derdi yoktu. Çünkü tırtılken büyüleyici değildi. Sıradan bir hayvandı. Büyüleyici olduğu için sevimli bulduk. Hata bazılarımız bu yüzde avladı. Özgürlüğünü bir kavanoza hapis etti. Kim kelebekler avizenin içinde tekrar uçtuğunu anlamaya çalışırken öldü. Kimi kelebekler kavanozun içinde çıkacak yer ararken özgürlüğün özlemi ile yanarak öldü. Kimi kelebek ise bir evin penceresinden dışarı çıkmak isterken fazla yorulup öldü.
Peki biz niye bir döngüye kelebek diyerek kelebeği bir kelimeye hapis edip ondan sıkıldık ve ya neden kaçtık? Ölürler kelimelere hapis olmazlar. Biz insanlar büyülendiğimiz canlıları saklamak isteriz bu yüzden onları duygularımıza saklarız.
Acaba kelebekler bir gün yaşayıp ölüyor diye mi kelebek döngüsü dediler bu duyguya. Aslında kelebeğin önce ki hayatını silmişler direk kelebek olarak doğdu demişler. Bu insanın 86 yaşında doğması gibi bir şey. Bu tarz bir şey yaşansa deriz ki çok tuhaf haberlerde falan anlatılır, garipseriz ama bir hayvanın geçmiş hayatını silerken hiç garipsemeyiz deriz ki bir gün sonra ölecek zaten. Sıfır döngüsü deselerdi ne olurdu o zaman kimse kelebeği sorgulamazdı. Sıfır hareketsizdir artmaz aslında kelebekle benziyorlar kelebek hep ölüdür ve büyümez.
Sıfırda ne kadar toplanırsa ne kadar çıkarılırsa da artmaz da eksilmez de ama dedim ya biz insanlar büyülendiğimiz canlıları saklamak isteriz diye ondan kelebeği bir kelimeye hapis edip kelebeği içi kelime dolu bir kavanoza hapis ederiz. Bu döngüyü kırmanın tek yolu kavanozu açmaktır.