İçeriğe geç

Mayıs Sineği

Bölüm 1 · 2 dk okuma

Mayıs Sineği

Bölüm 1

GİRİŞ

(27/05/2026-05.18)

“Kötülük bazen de çaresiz hissetmekten doğar.”

“Neredeyse iki saat oldu, daha şimdiden mi cezalandırılmaya başladı…” cümleyi bile tamamlayamadan burnuma gelen rahatsız edici kokudan öksürmeye başladım.

Çalışma masasından destek alarak sandalyeye oturup ağır hareketlerle sayfaları kurcalamaya başladım. Bu iki saat içinde aynı sayfaları kaçıncı defa çevirdiğimin sayısını bilmeden her bir kelimeyi tekrar okudum. Okurken ilk seferlerdeki gibi takılmadım, her bir sayfanın akışı zihnime kazınmış durumdaydı.

Kendimle gurur duymuyor veya iyi şeyler yaptığımı düşünmüyorum, ben aslında sadece zaman öldürdüm. Ortamın verdiği gerginlikle sinirimi bozmaya başlayan uçak maketini sert bir şekilde yere bıraktım.

Rastgele bir sayfa arasına sıkıştırdığım fotoğrafı alıp kapakla ilk sayfa arasına yerleştirdim. Böylesi daha güzel olmuştu. Son cümleyi de bitirince sayfaları kapatmak üzere hareketlenmiştim ki perdenin arasından sızan turuncu ışık dikkatimi çekti, güneş mi doğuyordu? Bir sonraki güneşi görebileceğimi düşünmemiştim. Günlükle birlikte ayağa kalkıp perdeyi araladım, gerçekten de güneş doğuyordu.

Masaya geri oturup kaleme almış olacağım son cümleyi yazmaya koyuldum, “ve artık güneş doğuyor…” Bu cümle bana iyi hissettirmiş, hiç yoksa bile gülümsememi sağlamıştı. Bu da yeterdi bana.

Kalemi masaya geri bırakırken nefes alışımın zayıfladığını hissettim, işte, geliyordu. Günlüğü kapatmak tahmin ettiğimden de zor gelmişti o an ama bu, hissettirdiklerinden değil, hissettiğim güç kaydından dolayıydı.

Gözlerim kapanıyordu. Güçbela çalışma masasının alt çekmecesini aralayıp günlüğü içine attım.

Sandalyede öylece beklerken nefes alışımın an be an zayıflayışına şahit oldum. Kafam iki saniyede bir öne doğru düşerken her seferinde buna engel olup olabildiğince dik durmaya çalışıyordum.

Ama neden?

Oluyordu işte. Zaten bunu istemiyor muydum?

Bu soru için çok mu geçti?

Elim boğazıma giderken cevabı düşündüm; ben sadece normal bir hayat istiyordum ama kader bana kahkaha atarak vücudumda farklı bölgelere bombalar yerleştirdi, geri sayımı olan bombalardan ve ekledi; seç.

Ben de seçtim.

Yanlış seçimi yaptığımı fark etmek için de mi çok geçti?

Gücümün böylesine tükendiğini fark etmemiştim ama sandalyeden kalkmaya çalışırken yere düşüp görmemek için oraya koyduğun maketin yanına yığıldım.

Tüm boşluklarını bantla kapayıp altından küçük bir boru geçirdiğim kapıya diktim gözlerimi. Yapamazdım, geri dönemeyecek kadar fazla ilerlemiştim.

Gözlerim tamamen kararmadan hemen önce aklımda bir soru belirdi, “Pişman olmak için de mi çok geç kalmıştım?”

İşte, zihnimde beliren net cevapla birlikte dudaklarımda bir tebessüm beliriverdi, asla.

Son pişmanlığın bir işe yaramadığını kim söylemişti? Benim son anımda gülümsememi sağladı. Bu da bir şey, son anında gülümseyebilen kaç kişi olmuştur ki?

Bölüm sonu

18 yorum