İçeriğe geç

Mavizade

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Mavizade

Bölüm 1

Bölüm 1 ~ Aydöner Konağı

Diyarbakır sabahları başka türlü doğardı.

Güneş daha tam olarak yükselmemişken bile sıcaklığını taş duvarlara bırakır, o eski, kalın surların arasına ağır bir sıcaklık yayardı. Dar sokaklarda ezan sesi, kuş cıvıltıları ve uzaktan gelen araba kornaları birbirine karışırdı. Çay ocaklarından yükselen ince belli bardakların tıkırtısı, avlulardan gelen kahkahalar… Bu şehirde her şeyin bir ağırlığı vardı. Sanki zaman burada daha yavaş akıyordu.

Aydöner Konağı ise bütün bu karmaşanın ortasında sessiz, heybetli ve biraz da ürkütücü duruyordu. Kalın taş duvarlar, yüksek demir kapılar, geniş avlu ve yılların yükünü taşıyan asırlık dut ağaçları… İnsan daha kapıdan adımını atarken buranın sıradan bir ev olmadığını hissederdi. Burada herkes birbirini izler, herkes birbirini dinlerdi.

Merdivenlerden aşağı inerken elim cebimde, gözlerim avludaydı. Masalar çoktan kurulmuştu. Beyaz örtüler, taze simitler, zeytinyağlı kahvaltılıklar ve bolca çay… Çalışanlar ellerinde gümüş tepsilerle sessizce dolaşıyor, yaşlı amcalar çoktan yerlerini almış, ağır ağır sohbet ediyorlardı.

Fakat her şey normal görünse de havada ince, neredeyse elle tutulur bir gerginlik asılıydı. Sebebini bilmiyordum. Sadece hissediyordum. Derinlerde bir yerlerde, bir şeylerin yolunda gitmediğini söyleyen o eski aşiret içgüdüsü.

“Mehmet!”

Başımı kaldırdım. Annem avlunun diğer ucundan bana bakıyordu. Dilara Hanım… Her zamanki gibi dimdik, her zamanki gibi otoriter.

“Yine dalıp gittin oğlum.”

“Dalmadım anne.”

“Sabah sabah bile inatlaşıyorsun benimle,” dedi hafifçe gülümseyerek. Sesinde hem sitem hem de alışkanlık vardı.

İstemeden ben de gülümsedim. Annemle bu tarz atışmalarımız yıllardır hiç değişmemişti.

Tam o sırada yanıma Am Siwan yaklaştı. Koreli kanı taşıyan üvey abim her zamanki gibi rahat ve gülümsemesi kolay biriydi.

“Elin yüzün hâlâ uykulu duruyor Mehmet. Gece yine mi uyuyamadın?”

“Çünkü uyuyordum,” dedim hafifçe esneyerek. “Senin kadar sabah insanı değilim.”

Am Siwan güldü. Onunla konuşmak gerçekten kolaydı. İnsanı yormuyordu.

“Bugün ortam tuhaf değil mi sence de?” diye sordu biraz daha alçak sesle. “Herkes normal davranmaya çalışıyor ama… bir şeyler var.”

Gözlerim tekrar avluya kaydı. Haklıydı. O garip his ikimizi de sarmıştı.

“Hissettim,” diye mırıldandım. “Sanki herkes bir şey biliyor da bizden saklıyor gibi.”

Am Siwan da sustu. İkimiz de o sessizliği bozmak istemiyorduk.

Biraz sonra Jun merdivenlerden indi. Elinde telefonu, yüzünde o her zamanki hafif sırıtış. Hiç konuşmadan sandalyeye oturdu.

“Ela mı yine?” diye sordu Am Siwan kaşlarını kaldırarak.

Jun başını kaldırmadan, sadece “Hm,” diye cevap verdi.

“Sabah sabah yine başlamışsınız siz,” dedim ben de gülerek.

Jun omuz silkti. “Ne yapayım? Alışkanlık işte.”

Jun hiçbir zaman büyük laflar eden biri olmamıştı. Kendi halinde, sakin ve dünyasının merkezine Ela’yı koymuş biriydi. Onlarınki bambaşka bir sevgiydi; sessiz, sadık ve derin.

Tam o sırada konağın büyük demir kapısı ağır ağır açıldı. Avludaki tüm konuşmalar bir anda yavaşladı, neredeyse kesildi.

Güneşdöner Aşireti gelmişti.

İlk olarak Zinnet Teyze indi. Her zamanki gibi ciddi ve vakur duruyordu. Arkasından Sümeyye çıktı; gözleri telefonuyla meşguldü. Ve sonra…

Irmak.

Daha arabadan iner inmez sesi yükseldi:

“Burada yaşanmaz gerçekten! Bu sıcakta insan nasıl nefes alıyor ya?”

Avludaki birkaç kişi ister istemez güldü. Irmak’ın enerjisi her ortamı anında değiştirirdi. Saçlarını eliyle savurarak hızlı adımlarla avluya girdi. Gözleri doğruca beni buldu.

“Mehmet!”

“Bağırmana hiç gerek yok Irmak, buradayım,” dedim hafifçe gülümseyerek.

“Özledim belki de,” dedi muzipçe yaklaşıp yanıma otururken.

“Biraz daha sessiz özleseydin keşke.”

Irmak gözlerini devirdi. “Sen niye sabah sabah bu kadar huysuzsun? Yoksa uykun mu var hâlâ?”

“Sabah olduğu için huysuzum,” diye mırıldandım.

Am Siwan kahkaha attı. Irmak’la bu tarz atışmalarımız da çocukluğumuzdan beri hiç değişmemişti. Herkes bizi yan yana görünce gülümsüyordu. Belki de bu yüzden içimde sürekli bir baskı hissediyordum.

Tam o sırada son araçtan Aras indi.

Kalabalığın içinde o, her zaman olduğu gibi sessiz bir fırtınaydı. Kimse ona bağırmıyor, kimse üzerine fazla gitmiyordu. Siyah saçları hafif dağınık, koyu renk tişörtü tenine yapışmıştı. Ortalama boyu, narin ama çekici duruşuyla… insan gözünü ondan kolay kolay alamıyordu. Duygusal aurası etrafına sessiz bir kalkan gibi yayılıyordu.

Aras avluya girdiğinde içimde o garip his yine belirdi. Sanki etraf biraz daha sessizleşmiş, zaman biraz daha ağır akmaya başlamıştı.

Jun hafifçe omzuma yaklaştı ve kulağıma fısıldadı:

“Bakıyorsun yine.”

“Bakmıyorum.”

“Baya baya bakıyorsun abi.”

“Canın sıkıldı galiba,” dedim kaşlarımı çatarak.

Jun sadece sırıttı, konuyu uzatmadı.

Ve tam o anda Aras başını kaldırdı.

Bakışlarımız bir anlığına çarpıştı.

Siyah gözleri her zamanki gibi derin ve sakindi. Ama o kısacık anda bile içimde bir şey kıpırdandı. Uzun sürdü sandım. Belki de sadece birkaç saniyeydi. İlk gözlerini kaçıran yine ben oldum.

“Selam,” dedi Aras usulca, sesi her zamanki gibi yumuşak ve durgundu.

“Selam,” diye cevap verdim. Sesim biraz daha kalın çıkmıştı.

Irmak hemen araya girdi:

“Aras sen niye hâlâ uykulu gibisin? Gece mi oyalandın?”

Aras hafifçe omuz silkti. “Uyuyamadım.”

“Neden?”

“Bilmem…”

O “bilmem” cevabı havada asılı kaldı. Sanki gerçekten bilmiyor değildi de… söylemek istemiyordu.

Tam o sırada avlunun girişinden biri hızlı adımlarla içeri girdi. Yüzü solgundu. Direkt annemin yanına eğilip kulağına bir şeyler fısıldadı.

Dilara’nın yüz ifadesi bir anda değişti. Zinnet Teyze de ayağa kalktı. Avludaki tüm konuşmalar yavaş yavaş kesildi.

Am Siwan kaşlarını çattı. “Bir şey olmuş.”

Irmak da ciddileşti. “Ne oldu anne?”

Kimse cevap vermedi.

Ben ise farkında olmadan Aras’a baktım.

Ve ilk kez onda gerçekten korkuya benzeyen bir ifade gördüm. Yüzü biraz daha solmuştu.

Aras aniden başını çevirip konağın arka tarafına baktı. Sanki bir şey duymuş ya da birini görmüş gibi…

Ve tam ben ne olduğunu soracakken…

konağın arka tarafından sert bir şeyin yere düştüğü duyuldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.