İçeriğe geç

Maviye Karışan Yeşil

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Maviye Karışan Yeşil

Bölüm 2

2.BÖLÜM

Çankaya Lisesi'nin o kocaman kapısından içeri girdiğimde bir şeylerin olacağının haberini getiren rüzgar yüzüme tokat gibi çarptı.

Sabah çok zor uyanmıştım. Gerçekten erken uyanmaktan nefret ediyorum.1 saatimi aynanın karşısında geçirdim. Saçlarım zaten düzdü ama belime kadar gelen açık kahve saçlarımı taramadan hiç bir yere gidemezdim. Saclarimi açık bıraktım. Gözlerime ince bir eyeliner çekip kirpiklerime de maskara sürdüm. Şimdi sıra en onemli yerde dudaklarımda hafif pembe bir gloss sürdüm ve makyajım bitti. Okulun ilk günü solgun bir suratla görünmek istemiyordum.

Üzerimde siyah montum, içimde okulun gri hırkası, altında da siyah eteğim vardı. Ve artık hazırım.

Bahçe kalabalıktı. Herkes gruplar halinde dolasiyordu. Merdivenlerden çıkıp okula girdim.

Müdür yardımcısının odasına girdim. Kadın suratıma bile bakmadan elime bir kağıt verdi. Galiba sohbet etmeyi çok sevmiyordu. Olsun zaten onunla sohbet etmek isteyen de yoktu.

"Güneş Karaca 12/C'ye gidiyorsun."

Kağıdı elime aldığımda elim titredi. 12/C. Acaba o da burada mı okuyordu? Ankara küçük bir şehir sonuçta. Galiba hemen öğrenmeliydim yoksa meraktan öleceğim.

Koridorlar çok uzundu ve okul çok karışıktı. Sonunda sınıfımı buldum. 12/C'nin kapısının önüne geldiğimde durdum. Saçımı bir kere daha geriye attım. Gloss'umu tazeledim. Derin bir nefes aldım.

Sol bileğime baktım. Mavi ip. Dört yıldır oradaydı. Hiç çıkarmamıştım bileğimden. Hala duruyordu.

Kapıyı çaldım.

"Gir." Dedi içerideki hoca.

Kapıyı açtım. Sınıftaki 30 kişi bir anda bana döndü. Kızlar süzüyordu, erkekler de bakıyordu. Hangi hoca olduğunu bilmiyordum ama tahtadaki yazılara bakacak olursam Edebiyat hocasiydi. Hoca yüzüme bakıp gülümsedi.

"Sen yeni gelen öğrenci olmalısın. Gel tanıt kendini."

Tahtaya doğru yürüdüm. Herkesin gözü üzerimdeydi. Biraz heycanladim açıkçası ama hemen gecti heyecanım.

"Ben Güneş Karaca. İstanbul'dan nakil aldım."

Ve o an gözlerim en arka sıraya kaydı. Cam kenarı. Tekli koltuk.

Tanıdık biriydi. Hem de çok tanıdık bir sima.

Kumral saçlarına güneş ışığı vurmasıyla çok güzel görünüyordu. Dağınıktı saçları. Gözleri aynı benim gözlerim gibi yeşilin en güzel tonu.

Keskin yüz hatları onu daha da öne çıkarıyordu. Kas mı yapmıştı yoksa büyümenin verdiği bir şeyle mi vücudu böyle görünüyordu? Ortaokuldaki o sıska, efendi, akıllı ve sessiz çocuk gitmiş, yerine böyle biri gelmişti. Yüzündeki o umursamaz tavırdan aslında eskisi gibi olmadığı anlaşılıyordu.

Bir an gözlerim bileğine kaydı. Gri hırkasını dirseğine kadar sıyırmıştı. Ve bileğindeydi.

Hiç çıkarmamıştı.

Benim gibi o da hala takıyordu. Rengi solmuştu ama hala takıyordu. Yeşil ip onun rengiydi, mavi ip benim rengim. Yeşil ve mavi, bizim rengimizdi. Tam dört yıl önce birbirimize verdiğimiz sözü hala tutuyorduk.

4 YIL ÖNCE

Beden eğitimi dersindeydik ve hoca bizi serbest bırakmıştı. Ben ve Beren voleybol oynayan kızların yanına gidip oynamaya başlamıştık. Berat da oturmuş bizi izliyordu.

Berat'a bakayım derken bir an göz göze geldik. Bana bahçedeki çam ağacının altına gelmemi ister gibi işaret yaptı. Ben de çam ağacına doğru yürümeye başladım. Gergin görünüyordu. Önemli bir şey söyleyecekmiş gibiydi.

Yanına geldiğimde, "Ne oldu Berat? Önemli bir şey mi var?" dedim.

Başını kaldırdığında yine göz göze geldik ve ben kirpiklerine yeniden aşık oldum. Elini cebinden çıkarırken avucunda iki bileklik gördüm. Biri yeşil, biri mavi.

Önce anlam veremedim. Bileklikler neydi ve neden bu kadar gergindi?

Berat derin bir nefes aldı ve avucunu açtı. İki tane ipten bileklik vardı. Biri yeşil, biri mavi.

"Güneş," dedi. Sesi titriyordu.

"Bunu çok uzun zamandır düşünüyorum. Sana söylemezsem kendimi hiç iyi hissetmem"

Kalbim duracak gibiydi. Ne soyleyecekti acaba?

"Yeşil olan benim rengim. Mavi olan da senin rengin."

Başımı kaldırıp gözlerine baktım. Yine yeşilin en güzel tonu vardı . Sonra tam gözlerimin içine bakarak

"Benim Mavi Yıldızım olur musun?"

Nefesim kesildi. Etraftaki sesler, bağırışlar, her şey sustu. Dünya durdu o an.

"Berat..." Diyebildim sadece.

"Sevgilim olur musun Güneş?"

Gözlerim doluyordu ağlamamak için zor tuttum kendimi. O kirpiklerine bir kez daha aşık oldum.

"Olurum."dedim.

Yüzündeki bütün gerginlik bir anda yok oldu. O kadar güzel güldü ki, o ana kadar onu hiç böyle görmemiştim. Heyecandan titreyen elleriyle mavi bilekliği bileğime bağladı. Ben de yeşil olanı onun bileğine bağladım.

Sonra elimi tuttu.

"Bir söz verelim mi?" dedi.

"Ne sözü?" Dedim.

"Ne olursa olsun. Kavga etsek, küssek, birbirimizden nefret etsek bile... Bunları asla çıkarmayacağız. Bu bizim sözümüz olsun. Yeşil ve mavi hep biz olacağız. Tamam mı? Söz mü?

"Tamam," dedim. "Söz veriyorum. Hiç çıkarmayacağım. Ne olursa olsun ne yaşarsak yaşayalım asla çikarmicam. Sen de söz ver."

"Ben de söz veriyorum Mavi Yıldız'ım. Hiç çıkarmayacağım."

Biz o gün o çam ağacının altında söz verdik birbirimize.

*****

Yemin ederim onu gördüğüm an nefesim kesildi sandım.

Dört yıl önceki o zayıf, çelimsiz çocuk gitmişti. Yerine omuzları genişlemiş, kas yapmış, saçı dağınık, yüzünde umursamaz ifadesi olan biri gelmişti.

Değişmişti. Çok değişmişti. Bı an Berat olduğuna inanamadim.

Ama bileği aynıydı.

Yeşil ip bileklik. Benim mavi bilekligimin eşi. Hala oradaydı, bilegindeydi.

Göz göze geldik. Bir saniye. Sadece bir saniye.

Onun gözleri bir an kocaman oldu. Dudakları aralandı. Adımi soyleyecekmis gibi. Beni tanımıstı. Kesinlikle beni tanıdı. Sonra o an bitti ve Berat o umursamaz maskesini tekrardan taktı. Alaycı, sinir bozucu gülümsemesi. Suratına bir tokat atmamak için zor tuttum kendimi.

Sınıftan sesler yükselmeye başladı. "Çok güzelmiş" "Instagram'ı ne acaba?" "Selam güzellik" gibisinden.

Berat sandalyesinde geriye yaslandı ve sadece benim anlayacağım kelimeyi söyledi.

"Vayy. Mavi Yıldız gelmiş."

Donup kaldım. Bı an anlam veremedim ne dediğine.

Mavi Yıldız. O isim. Dört yıl sonra ilk cümlesi buydu. Bir tek onun bana dediği o isim.

Hoca listeye baktı. "Tamam Güneş'cim. Geç arka tarafa, Berat'ın yanındaki boş yere otur."

Hayır. Hayır hayır hayır. Hocam orası olmaz. Cidden mi ya? Şaka olsun hocam ne olur şaka olsun. Onun yanına oturmak istemiyorum.

"Baska yer var mı hocam?" dedim hemen.

"Yok kızım tek boş yer orası." Dedi hoca ve benim infazımı verdi. Çantamı sıktım ve sıraların arasından yürümeye başladım. Ne kadar da uzakdı onun yanı. Herkes bana bakıyordu. Ama o bana bakmamaya yemin etmişti sanki.

Yanına geldiğimde çantasını çekmedi bile. Bilerek yapıyordu.

"Çantanı alır mısın?" dedim soğuk bir sesle.

Gülümsedi. "Özlemedin mi beni Mavi Yıldız? Dört yıl oldu."

Kalbim duracak gibi oldu. O yorgun umarsamaz bakışı bir an gitti ve bana gülümsedi. Gözleri bileğime kaydı. Mavi ip görünüyordu. Gözleri mavi bilekliğe kilitlendi. Gülümsemesi bir anda silindi.

"Hala duruyor mu?" dedi kısık bir sesle. Şaşırmıştı.

Hiçbir şey demedim. Hızla kolumu kapattım ve çantayı onun üstüne atarak yanına oturdum. Soğuk ve mesafeliydim ona karşı. 4 yıl onsuz yaşadığım gibi yanımda olmasına rağmen yine onsuz yaşamaya devam edebilirdim. Yapabilirim bunu. Hadi Günes yapabilirsin.

Dört yıl sonra o koku ciğerime doldu. Halbuki o kadarda derin nefes almamıştım. Yağmurdan sonraki ıslak toprak kokusu. Bu o demekti. Bu Berat'tı. Hala öyle kokuyordu.

Derse odaklanamıyordum. Gözüm sürekli yan tarafıma kayıyordu. O ise gayet rahat bir şekilde defterine bir şeyler karalıyordu. Nasıl böyle umursamaz oluyordu.

Merak edip defterine göz ucuyla yandan baktim. Defterine yazılmış bir şey vardı okunmuyordu. Biraz daha yaklaşmam gerekiyordu. Esneme hareketi yapıp bakarım diye düşündüm. Tam esnerken kolumu birden onun koluna vurdum. Bana baktı bende baktım ama hemen başımı eğip deftere baktım ve gördüğüm şey beni dehşete düşürdü.

Yeşilin Mavisi

Altını çizmişti. Elini hemen yazının üstüne kapattı ve bana sinirli bakarak "Napiyosun sen? Çantamı çekmedim diye bilerek mi yapiyosun?" Dedi. Ama benim aklım hala o yazidaydi. O kadar şeye rağmen hala mi dedim bir an sonra aklıma bileğindeki bileklik geldi. "Evet bilerek yaptım özür de dilemiyorum" diyince derin bir nefes aldı. Tüm sınıf bize bakiyodu. Bizse birbirimize bakiyoduk. Zil çaldı ve bende oturduğum yerden çantamı alıp sınıftan çıktım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.