İçeriğe geç

MAVİ SİNYAL

Bölüm 2 · 8 dk okuma

MAVİ SİNYAL

Bölüm 2

Günah kadar karanlık

"Zihin kendi kendisinin yeridir ve kendi içinde cehennemi cennete, cenneti de cehenneme çevirebilir."

— John Milton (Kaybedilmiş Cennet)

***

Adamın biri kadife koltuğuna yaylanarak oturmuş, yüzündeki alaycı ifadeyle karşısında oturan çaresiz ve titreyen adamın ifadesine bakıyordu. Kimseye göstermediği, gözlerden ırak tuttuğu canavarı yalnız kaldığında gün yüzüne çıkıyordu. Psikiyatri Miran Gustav. İşinde oldukça başarılı ve dahi bir doktordu. Giden herkes memnun dönüyordu. Ancak hepimizin hataları vardır. Kimininki ise bir hata olmaktan çıkar. Narsist bir döngüye dönüşür. Miran'ın oyunu ise buydu. Oyunlarına her gün bir yenisini ekleyen usta bir sihirbazdı kendisi. İnsanların zihnine yayılmayı seven bir virüstü..

***

"Daha ne kadar gözlerimi kapalı tutacağım doktor bey?" Miran'ın kadife koltuğuna kıyasla tahta bir sandalyede kaskatı oturmuş, gözlerini sıkıca yummuş ve bacakları stresten titreyen adam sabırsızca sordu.

Miran bıkkın nefesini dışarı verirken elinde dolandırdığı kahve bardağına sinirli gözlerini dikmişti. "Odaklanana kadar ihtiyar!"

Yine migreni tutmuştu ve çok istediği votkasını içemediği için sinirleri gerilmişti. Kendini kaybetmemek için içtiği kahvesinin koyuluğunda kaybolmuştu adeta. Aklı geçmişe gidiyor, kupasını daha sıkı kavrıyordu.

Ancak adam tam bir takıntılıydı ve kendisine 'ihtiyar' dediği için oldukça gücenmiş görünüyordu. Birden gözlerini açıp sessiz anı iyice bozmuştu.

"Yaptığınız çok ayıp! Sen beni iyileştirmiyorsun, 37 dakikadır bekliyorum!"

Miran keskin bakışlarını kahvesinden kaldırıp adamın gözlerine dikmeye başladı. Baş ağrısıyla birlikte büyük bir sinir tüm hücrelerine hücum ediyordu. Ancak adam susmak bilmiyordu.

"Bana ihtiyar dedin, sen benden daha yaşlı görünüyorsun! Ben ihtiyar değilim!"

Adam sözünü bitirdiği anda Miran kupasını sehpanın üzerine bırakmış ve sinirle adama doğru ilerlemişti bile. Büyük adımları odanın içinde yankılandı.

Çenesini kavrayıp, "ben senin 37 dakikadır ne yaptığını anlamıyor muyum sanıyorsun?! Sana odaklanmanı söyledim, kasılmaktan altına sıçacaksın!"

Bir elini adamın omzuna ve diğer elini de sandalyesine yaslayıp yüzüne karşı eğildiğinde homurdanmaları tehlikeli mırıltılara dönüşmüştü. "Şimdi sana söylediğimi yap ve odaklan. Kendini nerede görmek istiyorsan orayı hayal et. Sakın hayalin dışına çıkma!"

Adam son çare olarak kafasını salladığında geri çekilip kadife koltuğuna geri döndü. Adam gözlerini kapattı. "Söyle, neredesin?"

"Kalabalık bir caddenin içindeyim. Herkes bana bakıyor." Omuriliğinden geçen bir ürpertiyle adam sandalyede titremişti.

Artık işin oyun kısmı başlayabilirdi. Miran dakikalar süren sıkıcı zamanın ardından bir kazanç elde etmeliydi. Adamın zihnine girecek ve kendi çıkarları doğrultusunda bütün sorunlardan arındıracaktı. Ancak asıl sorunu kendisi yaratacak ve adamı kendine bağımlı kılacaktı. Dakikalar geçtikçe kendini adamın yanında olmaya düşündürdü. Gerçekten adamın zihninde, artık tamamen kontrol onun elindeydi.

Caddede kendinden emin adımlarını atarken sürekli insanlara çarpıyor, ancak hiç hasar almadan yoluna devam ediyordu. Yanında tedirgin bakışlarla etrafına bakınıp yürüyen adama göz ucuyla baktı. "Neyden korkuyorsun?"

"Biri bizi izliyor."

"Kim?"

"Birileri?"

"Nasıl birileri?"

"Tehlikeli birileri."

"Tefeciye mi bulaştın?"

"Daha kötüsü!"

"Birini mi öldürdün?"

"Keşke öyle olsa!"

Arka planda kısık homurtu sesleri ve mırıldanılan anlamsız küfürler duyuldu. Belli ki iş Miran için sıkıcı bir hal alıyordu. Manipüle etmesi gereken birinin gerginliğinden mi faydalanmalı yoksa işe yaraması için önce onu sakinleştirmeli mi karar veremiyordu.

"Bak, şunu sakın unutma, senin dünyandayız ve burada vereceğin kararları ben seçerim. Seni bulaştığın bu bataklıktan kurtaracak olan da benim. Dediklerimi yaparsan sana yardımcı olabilirim. Anladın mı beni? İyiliğin için buradayım."

"Anladım! Anladım!! Yardım et bana!"

"Ne yaptığını söyle. Neye bulaştın?"

"Katil gördüm!"

Kısa bir süreliğine sessizlik oldu. Caddedeki insan uğultulu artık duyulmaz haldeydi. Bağıran esnaflar, ağlayan bebekler, telefonla bağıra bağıra konuşan insanların gürültüleri azaldı. Havayı kara bulutlar kapladı.

Miran'ın içini istemese de bir merak kaplıyordu. Sadece kendi çıkarlarını umursayan biri için bu korkak adamın dedikleri içinde küçük bir merak ateşi uyandırmıştı. Cadde ortasında durmuş, adama dönmüştü.

"Nasıl gördün?"

"Beni öldürüyordu!"

"Rüyanda mı?"

"Hayır,kabus!"

"Gördüğün bir kabus yüzünden mi bana geldin?"

"Sürekli görüyorum!"

"Haberlerden etkilenmiş olmayasın?" Adamın hassas tavırlarından bunu çıkarmıştı belli ki.

Ancak adam bir süre düşünmüş, sonra ise yeniden uzun ve iri cüsseli adama iri gözlerini dikmişti, "Ben ne yapacağım?! Uyumaya korkuyorum!"

"Tamam, en baştan başlayalım. Uykun için ilaç yazabilirim, onu düşünmeyi bırak. Kendi dünyanın içinde tam olarak kimden korkuyorsun? Sana burada kimse zarar vermez ihtiyar. Titremeyi bırak lanet olası!"

Migren belli ki yine başına vurmuştu ve sinirleri kasılmaya başlamıştı. Bir an önce yatıp uyumak ve bir iğrenç günü daha sonlandırmak istiyordu. Ama ne kadar kazanç sağlarsa o kadar iyiydi onun için. Nefesini toparlayıp irkilen ve geri sendeleyen adamın uzanıp kolundan tuttu.

"Tamam, bak şimdi. O katil burada mı? Nerede? Sana zarar veremez. Korkmadan anlat bana."

Ancak adam tedirgin bakışlarını etrafta gezdirdi ve ancak o zaman konuşabildi. "O her yerde. Etrafta bir katil dolaşıyor. Ama kimse kim olduğunu bilmiyor. O sen misin? Yoksa bu insanlardan biri mi? İçindeki katili sen bile göremezsin doktor. Cennet sandığın yerin ne zaman cehennem olacağını bilemezsin. Geldiği zaman Azrail'le görüşmen olacak!"

Adam aniden gözlerini açtı ve karşısında koltuğunda öne eğilmiş bütün dikkatiyle kendisini izleyen Miran'a baktı. Sonra ise bastonunu kavrayıp ayağa kalktı ve titrek bacaklarıyla kapıya doğru kendince hızlı bir ritimle kaçmaya kalkıştı. Yaşının farkına bile varamamış bu ihtiyarın gidişini oturduğu yerden şaşkın ve bıkkın gözlerle izledi Miran. Delirmiş ve huzurevine taşınmış bu adamın sözlerinin altında bir anlam aramadı. Gerek de yoktu. Kendini genç sanan adam, ona nasıl bir mesaj verebilirdi ki zaten?

Ayağa kalkıp uzun adımlarıyla odanın ucuna geçip adam için kapıyı açık tuttu. "Bu seansta da kaçıyorsun. Haftaya mutlaka geleceksin ama."

Herkesi avucunda oynatan bu dahi adam bir tek deli ihtiyarın sözlerine yetişemiyordu. Her seferinde farklı bir delilikle karşısına geliyordu. Ancak kullanması hoş olan ikinci biri vardı.

Adamın arkasından çıktı ve ofisin kapısını kapatıp koridorda bekleyen sırma saçlı, ela gözlü kıza uzun ve hesapçı bir bakış attı. Kız ise hemen babasının koluna girmiş ve sürekli dilinin altından bir şeyler geveleyen adamı sakinleştirmeye çalışıyordu. Kafasını kaldırıp yün kabanlı, uzun boylu ve günah kadar koyu gözleri olan adama baktı. Baktığı anda parlak dudaklarına gülümseme yayıldı. Hayat dolu gözleri içinde yıldızlar kadar parlak bir hale büründü.

"Miran bey. Nasılsınız?" Çekingen ama zarif sesiyle konuşmuştu Gülce. Gül çehresi ve her zaman kızarık yanakları ona çok farklı bir hava katıyordu. İncinmemesi gereken narin bir çiçekmiş gibi. Ve Miran ise bu çiçeğe nasıl yaklaşacağını iyi biliyordu.

Sesini kaba ve erkeksi çıkarma çabasının aksine daha cana yakın ve samimi tutmayı tercih etti.

"Ben iyiyim, sen nasılsın? Cengiz olayından sonra toparlanmış görünüyorsun."

İhtiyar adam hemen kafasını çevirip bağırmaya başlamıştı."Cengiz olmaz! Cengiz deli! Cengiz tehlikeli!"

Derin ve bıkkın bir iç daha çekti Miran. Ancak Gülce karşısında imajını korumak için daha nazik yaklaştı ihtiyara. "Sevmediğin her insana tehlikeli demeyi bırak genç adam. Geç otur, yoruldu bacakların."

Adamı sandalyelerden birine oturtup Gülce'nin yanına döndü. "Nasıldı bu seans," diye soru Gülce.

Miran ise omuz silkmekle yetindi. "Her zamanki gibi. Ama ilerleme var. Daha net konuşmaya başladı. Önceden bulmaca gibiydi. Uykuda sorun çekiyor, bunun için ilaç kullanacak. Ancak haftaya tekrar getirmeni istiyorum."

Gülce kafasını salladı ve cevaplayamadığı soruyu cevapladı. "Bu arada, sayende daha iyiyim. Sana ne kadar teşekkür etsem az, bu hayatta senin gibi adamları bulmak imkansız. Minnettarım."

Egosu kabarmış Miran hızını almaya niyetli değildi. Kadının boyuna denk gelmek için öne doğru hafifçe eğildi ve gözünün önüne düşmüş bir tutam perçem saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. Karanlık gözleri ela gözlerin ışıltısına ve sonra nemli dudaklarına bakındı.

"Belki minnetini başka şekilde açıklamak istersin?"

Eli ensesini kavramıştı, aralık dudaklarını arasından çıkan sıcak nefesi hissediyor ve hazzı yaşamak için gerilimi bekletiyordu, hissetmesini istiyordu. Tam dudaklarını yumuşak dudaklara yapıştırmaya hazır olduğu anda ihtiyar sıkılmış ve ayaklanıp bağırmıştı bile. "Eve gidiyoruz! Ev daha güvenli! Katil var!"

Ani bağırışlar kopmak üzere olan ipin yeniden gevşemesine, anın büyüsünün bozulmasına neden olmuştu. Miran burnundan keskin bir nefes verirken gözlerini sıkıca yumdu. Katil diye bağıran bu adamın katili olmaktan kendini alıkoymaya çalışıyordu.

Gülce ise aralanmış dudakları ve utançtan kızarmış yanaklarıyla aniden geri çekildi ve özür dileyip babasının yanına koştu. "Baba! Tamam gideceğiz! Tamam..."

Deli ihtiyarın bakışları kızı ile psikiyatrisi arasında gidip geliyordu. Deli olabilirdi ancak aptal değildi. Yaşını bilmez ama çok şey tahmin edebilirdi. Gülce ise babasına göre saf ve masum bir kızdı. Hayal gücü sınırlıydı, her şeye aklı ermezdi.

Dönüp mahçup bir ifadeyle Miran'a baktı. "Şey.. seans ücretini ödeyeyim ben artık. Babam gitmek istiyor."

Milan anlayışla başını salladı ve ellerini yün kabanının ceplerine sokup alçak ses tonuyla konuştu. "Ödeme yapmana gerek yok, başka bir gün telafi edersin." Göz kırpışı Gülce'yi daha da telaşlı bir hale sokmuş ve Miran'ın içinde garip bir zevk uyandırmıştı. Baba ve kızı şirketin kapılarından çıktığında Miran gergin omuzlarını gevşetti ve ellerini cebinden çıkarıp ofisine döndü. Sayısız hastayı oyuna getirip yüklü paralar kazanan bu dahi adam bir deli ihtiyar yüzünden her seansından parasız dönüyordu. Yetmezmiş gibi kızıyla ilişkiye girmesine de mani oluyordu!

Gülce'nin soylu ve zengin bir aileden geldiğini bilmeseydi daha ilk seanstan bütün ilişkiyi keserdi. Ancak açgözlülük nedir ki elindekiler ona yetmemeye başlamıştı. Baş ağrısı içinde ilaçlarını içip kanepeye yığıldı ve aralıksız bir uyku çekmeye hazırlandı.

Uykusunun ikinci saatindeydi ki kapının tıkırtı sesine gözlerini açtı. Siyah keskin gözleri kapıya dikilmişti ki uykudan boğuk ve kalın sesiyle bağırdı.

"Seansları bitirdik! Yarın gelin kardeşim, hadi!"

Ancak gözlerini kapattığı sırada kapı açıldı ve Miran gözlerini bu sefer öfkeyle açtı. "Sana gir dedim mi-"

Karşısında duranlar bir hasta değildi, bizzat polis memurlarıydı. Miran küçük dilini yutmak üzereyken koltuktan doğruldu ve usta bir rol oynamaya çalıştı. Sakin ve şüphesiz görünmeliydi. Polislerin hangi amaçla geldiğini kestiremiyordu.

"Bir sorun mu vardı memur bey?"

"Bizimle geliyorsun Miran Gustav."

"Sebep?"

"Karakolda öğrenirsin."

Miran uykuyu üzerinden atmaya çalışırken kanepesinden kalktı. İlaçların etkisi başına vurmuş olacak ki sendeleyerek kapıdan çıktı. Kısa bir yolculuğunun ardından karakola varmışlardı. Ancak görüşmek için polisler onu daha özel bir yere götürmüşlerdi.

Hücre kapısı büyük bir gümbürtüyle açıldığında Miran yüzünü buruşturdu. Rahatsız sesle birlikte içeriden zincir sesleri de geliyordu. Karanlık odaya attığı adımla birlikte tavanda asılı loş ışığın altındaki sandalyeye oturmuş taş gibi ifadesiz bir yüzle oturmuş adama takıldı bakışları. Masanın karşısındaki sandalyeye oturmuş, arkası dönük bir siluet daha görmüştü. Saçının uzunluğundan bunun bir kadın olduğunu düşündü. Ancak adamı tanıyamamıştı.

Biraz daha ilerleyip odanın ortasına kadar ulaşmıştı ki ışığın daha net aydınlattığı adamın yüzünü görünce ifadesi taş kesildi. Olmayı hiç istemeyeceği yerde, görmeyi hiç ummadığı kişinin yanındaydı. Ancak adını ağzına anamadı, odada bir başkası varken tanımayı bile istememişti babasını.

...

Bölüm sonu

5 yorum