İçeriğe geç

MAVİ IŞIK CİNAYETLERİ

Bölüm 1 · 4 dk okuma

MAVİ IŞIK CİNAYETLERİ

Bölüm 1

GİRİŞ-SESSİZLİK

Yağmur, İstanbul’un üzerine yalnızca bir hava olayı gibi değil, karanlığın kendisi gibi çöküyordu. Gökyüzü, sanki şehrin bütün günahlarını temizlemeye çalışan öfkeli bir tanrı misali, aralıksız döküyordu suyunu. Terk edilmiş sokaklarda adımların yankısı kayboluyor, rüzgârın taşıdığı uğultu harabe binaların duvarlarında sıkışıp kalıyordu. Sokak lambaları, sarı ışıklarını yağmur damlalarının ağırlığı altında titreyerek yayıyor; her biri karanlığın içinde pusuda bekleyen birer tanık gibi duruyordu. Eski fabrikanın arka kapısı, yıllar önce mühürlenmiş bir sırrın tekrar hatırlanmak üzere aralanması gibi gıcırdadı. Kapıdan içeri süzülen siluet, gecenin karanlığıyla aynı renkteydi: sessiz, kesin, neredeyse gölgesiz. Katil adımlarını öyle ölçülü atıyordu ki, sanki bu mekânı sadece hatırlamıyor, yaşayan bir şey gibi hissediyordu. Her çatlak, her pas lekesi, her gölge… hepsi ona kendi dilince konuşuyordu. Siyah paltosunun iç cebindeki soğuk metal, artık bir eşya olmaktan çıkmış; bir niyet, bir karar, bir sonuç hâline gelmişti. O bıçak, sadece bir kurban için değil; yılların yükünü taşıyan, bir çocuğun söz verip büyüttüğü bir hesaplaşma için seçilmişti. Temiz. Kişisel. Susturulamaz. Fabrikanın içindeki sessizlik, ölümden önceki o doğal boşluk gibi değildi. Bir musluktan düşen su damlaları vardı; her biri zemine çarparken hem zamanın akışını hem de katilin nefes ritmini belirliyordu. Her "tik", bir anıyı canlandırıyor… her "tak", gözlerinde yıllar önceki bir görüntünün siluetini daha da keskinleştiriyordu. Sandalyeye bağlanmış adam, gözlerini açtığında bulunduğu yerden önce kendi korkusunu gördü. Ellili yaşlarında, gri saçlı, pahalı takım elbisesi yağmurdan değil, terden sırılsıklam olan bir adam… Birkaç saniyeliğine nerede olduğunu anlamaya çalıştı ama gerçek soğuk ve hızlıydı. İpi fark etti, hareket edemeyişini fark etti ve son olarak, karanlığın içinden ona doğru yaklaşan figürü fark etti.Katil, adamın karşısında durup başını hafifçe yana eğdi. "Beni tanıyor musun?" diye sordu. Sesi durgun bir göl gibiydi, ama yüzüne bakan biri o gölün derinliklerinde fırtınalar kopmak üzere olduğunu hissederdi.Adamın dudaklarından çıkan mırıltı, ne bir kaçış ne de bir inkâr cümlesiydi. Sadece korkunun sese dönüşmüş hâliydi. Katil bir adım daha attı; adımın sesi bile bıçağın keskinliğine benziyordu."2005…" dedi, kelimeleri ağır ağır seçerek. "Kocaeli'nin Gölcük ilçesi. Beş yaşında bir çocuk. Babasını… gözlerinin önünde kaybetti." Katil, adamın gözlerindeki boşluğu inceleyip bir süre sessiz kaldı. Bu sessizlik, dışarıdaki yağmurun gürültüsünü bile bastıracak kadar ağırdı. Sonunda adam, boğazı düğümlenmiş bir sesle konuşmaya çalıştı.“Ben… ben kim olduğunuzu bilmiyorum. Lütfen… bir yanlışlık olmalı.” Katil, başını hafifçe yana eğdi. “Yanlışlık…” diye tekrarladı. Sanki kelimeyi ağızda tartıp onun tadına bakıyormuş gibi. “Bazı yanlışlıklar,” dedi, “bir çocuğun hayatını tamamen değiştirir. Bazı yanlışlıklar ise… kimsenin bedel ödemeden kapatılmak istenir.” Adam nefes nefese kaldı. “Bak… eğer para istiyorsan—”Katil yumuşak bir kahkaha attı. Ne eğlenceli ne alaycı… sadece yorgun bir kahkaha.“Para mı?” dedi. “Keşke mesele bu kadar basit olsaydı.”Bir adım daha yaklaştı. Adam geri çekilmek istedi ama sandalye izin vermedi. Sanki hareket edemeyişi, korkusunu daha görünür hâle getiriyordu. Katil eğildi, adama çok yaklaşmadan durdu.“Bir şeyi merak ediyorum,” dedi fısıltıya yakın bir tonla. “Bir insan… yaptıklarını gerçekten unutabilir mi? Yoksa siz… seçerek mi hatırlarsınız?” Adam gözlerini kaçırdı. “Hiçbir şey yapmadım! Ne istiyorsan söyle… sadece konuşalım.”Katil başını iki yana salladı. “Konuşmak…” dedi. “Sizin en iyi yaptığınız şey buydu zaten. O gün de konuştunuz. Dosya kapandı. Kimse sorgulamadı. Küçük bir çocuk, babasının neden öldüğünü öğrenemeden büyüdü. Ve siz… Arkanıza bile bakmadınız.”Adamın nefesi hızlandı. “Ben… ben görevimi yaptım! Her şeyi prosedüre uygun gerçekleştirdim!”Katil’in bakışları karanlıkta daha da sertleşti. “Evet,” dedi. “Görev. Prosedür. Evrak. Hepsi öyle güzel kelimeler ki… vicdanın yerine kolayca geçebiliyor.”Adam sesi titreyerek, “Yemin ederim… bir çocuğun babasıyla ne alakası olduğunu bilmiyorum,” dedi. “Ben kimseyi öldürmedim!” Katil bir süre sessiz kaldı. Sonra paltosunun iç cebine uzanıp bıçağı çıkardı. Bıçağın metalik sesi, fabrikadaki boşluğun içinde yankılandı.“Ben zaten seni bir katil olduğun için cezalandırmıyorum,” dedi sakin bir tonla. “Sen… bir cinayetin üzerini örttüğün için buradasın.”Adam korkuyla ileri eğildi. “Hayır! Hayır, dur! Bir dakika… lütfen… konuşabiliriz, her şeyi anlatırım!”Katil’in yüzündeki ifade değişmedi. “Süre doldu,” dedi. “O gece dinlemediğiniz birinin… şimdi sizi dinlemesini beklemeyin.” Adam titreyen bir nefes aldı. Gözleri panikle etrafı taradı, sonra katile döndü. “Beni bağışla…” dedi, sesindeki çaresizlik çırılçıplaktı.Katil başını hafifçe eğdi. “Bağışlamak… benim işim değil.”Bir anlık bir sessizlik oldu. Yağmurun sesi, fabrikanın çatısında daha sert vurmaya başladı. Katil elindeki bıçağı kaldırmadı, savurmadı; sadece adamın gözlerinin içine uzun bir süre baktı. Bir hesaplaşmanın son satırı, sessizce yazılıyordu.Sonra karanlık, görevini yerine getiren bir gölge gibi hareket etti. Fabrikanın içinde yankılanan tek ses, dışarıdaki yağmurla birleşip kayboldu.Aynı gecenin ilerleyen saatlerinde, Cinayet Masası Başkomiseri Cihan Hüküm, fabrikanın paslı kapısına ilk ulaşanlardan biri olacaktı. Ama o, yağmurun altındaki bu karanlık binanın aslında bir başlangıç olduğunu henüz bilmiyordu. Çünkü bazen bir cinayet, geçmişte unutuldu sanılan başka bir cinayetin yankısıdır. "Ve yankılar, doğru duvara çarptığında geri dönmeyi bilir.."

(giriş bölümünü biraz kısa tutmak zorunda kaldım kusuruma bakmayın,iyi okumalar diler eglenmenizi umarimm🫶🏻)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.