Moskova’nın merkezinden uzakta, sadece çarlık soyundan gelenlerin ve ülkenin kaderini belirleyen elitlerin kabul edildiği kapalı bir kulübün salonunda, şömineden yükselen çıtırtılar dışında çıt çıkmıyordu. Dışarıdaki o parlak öğle güneşi, bu tarihi salonun yüksek vitraylı pencerelerinden süzülerek masadaki kristal kadehlere loş bir ışık bırakıyordu.
Adrian’ın babası Orlov, kapıdaki korumaları geride bırakıp ağır adımlarla salona girdiğinde, ezeli rakibi Tverskoy çoktan pencere kenarındaki yerini almıştı. İki adam da birbirine karşı her zaman mesafeli ve tetikteydi; fakat bugün aralarındaki rekabet, yerini buz gibi bir hayatta kalma içgüdüsüne bırakmıştı.
Tverskoy, önündeki kehribar rengi içkiden bir yudum alıp bakışlarını gelen misafire çevirdi. Yüzünde hiçbir duygu belirtisi yoktu, ama gözlerindeki o gerginliği saklamak zordu.
"Kanun yürürlüğe girdi," dedi Tverskoy, sesi salonun yüksek tavanında yankılanırken. "Devlet her zamankinden daha kararlı. Paranın ya da bağlantıların bu kez bizi kurtarmaya yetmeyeceğini ikimiz de biliyoruz. Şirketlerimizin küresel pazardaki varlığı da, mal varlıklarımızın yarısı da tehlikede."
Orlov, ceketinin düğmesini açarak karşısındaki deri koltuğa oturdu. Gözlerinde yılların getirdiği o tavizsiz sertlik vardı. "Müfettişler her bir hamlemizi izleyecek. Hile yapma şansımız yok. Yasanın bize bıraktığı o tek açık kapıyı kullanmaktan başka çaremiz kalmadı."
Tverskoy derin bir nefes alıp masaya doğru eğildi. "Resmi birleşme... İki rakip şirketi tek bir aile çatısı altında toplamak."
"Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun," dedi Orlov, sesini iyice alçaltarak. "Evlilik gerçek olmak zorunda."
Salonun loş ışığında iki eski kurt, holdinglerinin geleceğini ve o lekesiz soyadlarını kurtaracak tek hamlenin bu resmi nikah olduğunu bilerek birbirlerine baktılar. Ne bir geri adım ne de bir tereddüt vardı. Kariyerleri ve inşa ettikleri imparatorluklar onlar için her şeydi; ve şimdi çocukları, bu imparatorlukları yaşatacak mutlak kalkan olacaktı.