Keyifli okumalar dilerim
Oy ve yorumsuz geçmeyelim
canlar ❤️
3. Bölüm
" Acının Koynunda "
Alan walker, sabrina Carpenter& Farruko - On my walk
Taylor Swift - I did something bad
Acılara yenilen bir harabe yüreğim. Kaç geceyi göz yaşlarımla yitirdiğimi hatırlamam. Umut kırıntısının olmadığı günlere açtığım da gözlerimi kendime bir söz verdim
Hiç bir geçmişin izi yüreğinde ebediyen kalmıyacak. Ve sen sana yapılanları, senden alınan her şeyin hesabını tek tek soracaksın.
O karanlık sokaklarda elini bırakıp seni ıssızlığa mahkum eden... Acıyı koynumda uyutuğum her gecenin.
Her gece bir yalanla ve her sabah başka bir yalanla uyandığımda gerçeğe olan inancımı tamamen kaybettim ben.
İşte o gün hiç bir yalana inanamam gerektiğini anladım.
Elini gergince ensenine koyup kaşıdıktan sonra bakışlarını tekrar yüzüme çıkardı.
" Bunun büyük bir ihmalkarsızlık olduğunun farkındayım ve bunu için üzgünüm." cümlesini bitirir bitirmez. Ben konuşmaya başladım.
" Peki senin üzgün olman bir şeyi değiştir mi?" diye sordum. Tek kaşımı kaldırarak. Bakışları gözlerimi buldu tekrar. Yüzünde ki mahçubiyet beni zere kadar ilgilendirmez bir tavırlar onu dinlemeye başladım.
" Bunun bir daha tekrarlanmaması için elimden geleni yapacam "dedi kendinden emin bir şekilde. üzerinde ki kalın montun yakasını çekiştirip düzeltikten sonra
" Şimdi adamları alıp oraya gidecem. Furkan'nada söyleyecem o adamlar her kimse bulması için "
Sözlerini ardı ardına sıraladığında
" Hiç bir şey yapmıyacaksın. Bu konuyla ben ilgileniyorum. Sen sana verdiğim diğer işle ilgilen" dedim sakin bir şekilde. Bu sakinliğim karşısında kaşlarını çatsada. Korkudan sesini çıkartamadı başıyla beni onaylayıp saniyeler sonra yanımdan uzaklaşıp gitti.
Yüzüme vuran buz gibi rüzgar ürpememe sebep olsada bir süre buz gibi hava bekledim. Sonra içeriye girdim ve hızlı adımlarla merdivenlerden çıkıp odama girdim. Yatağıma oturu oturmaz. Derin bir nefes aldım. Yüzümde kocaman bir gülümseme peyda oldu. Kızıl Gölge yine kazanmıştı. Onların gücü yetmez onu bitirmeye. Çünkü ben ne gecenin alacacasıyım nede şafat vaktinin güneşiyim. Ben kızıl bir gölgeyim.
Buruk geçen yıllarım, geriye sadece koskoca bir karanlık bıraktı. O karanlık yıllandı. Ve geriye bir boşluk bıraktı içime. Yıllar geçtikçe o boşluk derin bir acıya bıraktı yerini. Ama yüzümde ki gülümseme hiç eksik olmadı. Acını umursamayan insanlara gülüşüm hep merak uyundırdı.
Oturmaktan sıkılıp ayağa kalktım. Uykumda yoktu zaten. Odanın çarprazında duran boyalarım ve tuvalime baktım. Galiba en iyisi resim çizmek diyerek adımlarımı oraya yöneltim. Makyaj masanın önünde ki pufumu alıp tuvalin önünde oturdum.
Önce parmaklarımı gezdirdim boş tuvalin üzerine
Derin bir nefes aldım.
Guaj boyalarımı alıp kısa bir bakış attım henüz üzerinde hiç bir şey olmayan tuvale.
Sonra fırçamla çizmeye başladım.
Önce yeni doğan güneşi çizdim. Etrafına kızıl gölgeler koymayı ihmal etmedim. Yeni bir gün. Yeni bir hayatı belki de kızıl gölgeler.
Issızlığa terk edildiği belli olan bir orman çizdim. Her yeri kasvet her yeri alacakaranlık... Bir acıya yuva olmuş bir orman.
Sonra da bir kadın çizdim. Ellinde terazi olan sırtı dönük, doğan güneşi selamlıyor gibi. Ya da yeni doğan günden adalet dilenir gibi...
Karanlığın içinde kendine ışık arıyor.
Ya da kaybolduğu yere hüküm sürüyor. Ama o kadın karanlığın kadını değildi.
Saçlarını kızıla boyadım. Onun olduğu yere daha az ağaç çizdim.
Parmaklarım ve hayal gücümüm birleşmesiyle mükemmel bir görüntü oluştu bence. Ağaçların yapraklarını boyamadığımı fark edince, yapraklarını sarıya boyamaya başladım. Karanlık bir ormanda. Sararıp solmuş ağaçların dalları arasında, adalet bekleyen bir kadını çizmek, bence en doğru bu şekilde çizilirdi. Zaten umutta her şey bittiğinde umuluna tek şey değil miydi?
Bitten resmime baktım bir süre. Bana göre kusursuz denecek kadar güzel olmuştu. Bence acıyı yazmak kadar çizmekte dokunur insana. Acıyı görmek ve ya okumak aynı şeydir. Yani acıyı hissettmek demek acı kokan satırları okumak değildir. Bazen acı kokan bir resimde olur acı...
Ve gelip oturur sol yanına
Orada kanar durur kimse görmeden, duymadan. Fakat bazen ruhunun çatlaklarından sızar. Ve daha büyük bir yangın olur.
Ve bazı resimler hiç çizilmemeli eğer bir gerçeği anlatıyorsa...
Pufun üzerinden kalkıp banyaya doğru yürümeye başladım. Resim bitmişti geriye sadece kuruması kalıyor.
Boyayı ellerimede bulaştırdım için onları hemen yıkasam iyi olacak. Kapıyı serçe parmağla açmak zor olsada açmayı başardım. Çünkü diğer parmaklarımda boya vardı. Suyu açıp ellerimi önüne bıraktım. Bir yandanda aynadan saçlarıma bakıyor bozulup bozulmadığını kontrol ediyorum. Parmaklarım boyadan kurtulunca musluğu kapatıp ellerimi beyaz havlu ile kurutuktan sonra aradan çıkan bir kaç tutam saçımı kulağımın arkasına sıkıştırıp banyodan çıktım. Kıyafet dolabımın içinde siyah danteli geceliğimim çıkarıp dolabı kapatım. Kendimi seviyorum. Ve kendim için giyinmeyi seviyorum. Ve de fazla açık giyinmeyi çok seviyorum.
Beni dışarıdan gören biri için kesinlikle oruspuydum .Fakat ben daha kötüyüm. Bir oruspudan daha kötü olduğum kesin.
Üzerimdeki kirli kıyafetleri çıkartıp, geceliğimi giyindim. Bozulan saçlarımı açıp tekrar bağladım.
Pufu alıp makyaj masamın önüne geldim. Pufu önüne bırakıp üzerine oturdum. Yüzüme nemlendirici kremini sürdüm. Sonra kollarıma ve bacaklarıma sürdüm. Cildim çok çabuk kuruyordu. Onun için sürekli nemlendirici krem kullanıyordum .
Orada işim bitince . Işıkları söndürüp. Yatağıma geçtim. Hiç bi şey düşünmeden, beni içine çekmeyi başaran uykuya yenik düştüğüm.
♠️
Montumu giyinip odadan çıktım. Seri adımlarla kardeşimin odasına girdim. Kıyafetlerini giyinmiş aynanın karşısına beresini düzeltiyor. Benim gelişimi henüz fark etmediği için kapının eşiğine durdum. Onu izlemeye başladım. Benim aksime o çok masum. Çok zıt iki kardeşleriz. Kolumda ki saate baktım 04:22 geçiyor. Gün ağırmadan onu evden çıkmalıyım. Ne kadar erken o kadar iyi.
Hızlı adımlarla yanına gelip ona sarıldım. Çünkü kim bilir bir daha ne zaman görüşecez. Onu herkesten sır gibi saklıyorum. Çünkü insanlar zaaflarını saklamalı öyle değil mi? Bende öyle yapıyorum. Onu herkesten saklıyorum. Babamın yanına gittiğini bildiği için çok mutlu. Ondan ayrıldığımda yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
" Bende bu kadar erken mi sıkıldın" dedim küskün bir şekilde. Tabi işaret diliyle.
sağ elini omzunun hizasında düz bir şekilde tutup avuç içini yüzüne doğru tutup karnına doğru çapraz şekilde indirdi. Bende aynı harareti yaptım.
" Bende seni seviyorum" diye fısıldadım. Dolan gözlerimi silip yere bıraktığı çantasını alıp
" Artık gitme zamanı" dedim beni başıyla onaylayıp benimle beraber yürümeye başladı. Merdivenlerden birer birer inip salona geldik.
" Arabalar ve adamlar hazır mı?" diye seslendim dış kapının eşiğine dikilen Eren 'e. Koşarak yanıma gelip elimde ki çantayı alırken bir yandanda konuşuyor.
" Hiç bir aksilik yok herkes hazır. Arabalar tünelin girişinde." dediğinde.
" En ufak bir hata çıkarsa kendini ölü bil. "dedim tehtitkar bir şekilde.
" Her şey yolunda efendim merak etmeyin. Ne sizi ne de kardeşinizi riske sokacak hiç bi şey yapmam"dedi kendinden emin bir şekilde.
" Umarım Eren umarım... " dedim imali bir şekilde. En son yaptığı hatanın farkına olduğu için. Cevap vermek yerine başını önüne eğdi.
Portmantoda duran şalı alıp başına örtüm yüzünde sardıktan sonra evden çıktık. Henüz sokak ışıkları yanıyordu. Şehir hala ıssız bir karanlıkta. Etrafta derin bir sesiz hakim. Gökyüzünden ise tane tane yağan kar hakim. Yollu aydınlatan bahçe ışıklarında faydalanarak yürümeye başladık. Eren önde ben onun arkasında benim arkamda kardeşim. Onunda arkasında başka bir koruma var. Sesiz ve temkinli adımlarla evin arka tarafında ki tünele dogru yürüyoruz. Etrafta ki tek ses, botlarımızın karda çıkardığı çıtırtı.
Kısa sürede de tünele vardık.
İçeriye girip telefonlarımızın ışıklarıyla yürümeye başladık. Benim bir ellimde telefonum diğer tarafta kardeşimi tutuyorum. Karanlıktan korktuğu için kolumu sıkı sıkı tutuyor. Bir kaç dakika sonra tünelden çıkıp hiç beklemeden arabalara bindik. Fazla dikkat çekmemek için iki araba tek yolla çıktık. Daha önce hiç yakalanmadık ama her seferinde önlemleri daha üst safaya çıkarıyorum. Çünkü onun hayatı benim için her şeyden daha önemli. Başını koltuğa yaslamış bembeyaz şehri izliyor. Bende sürekli arkamı kontrol ediyorum. Hiç bir şeyi riske atmak istemiyorum. Bende onun gibi başımı koltuğa yaslayıp buğulu camdan dışarı izlemeye başladım. Sokak lambalarının aydınlattığı yollara baktım. Bembeyaz bir örtü gibi serilen kar'a baktım sonra.
Eskiye daldım ilk karla tanıştığım güne. Sonra o günü aklımdan silmek ister gibi gözlerimi sımsıkı yumdum.
Fakat uyutunca geçmiyor hiç bir acı.
Hep bi yerde derin oyuklar kazıyor yüreğine.
Ben bu düşünceler içindeyken koluma dokunan elle irkilip gözlerimi açtım.
" Annem gelmiyecek mi" diye sordu.
Daha önce çok kez sormuştu bu soruyu ama uzun yıllardır bu soruyu hiç sormamıştı. Ne diyeceğimi bilmez bir şekilde baka kaldım. Dilimin ucuna bir çok şey geldi ama söyleyemedim. Benden gelecek cevap için yüzüme bakmaya başladı. Acı bir şekilde yutkunup parmaklarımla saçlarını düzeltim gergince.
" Buda nereden çıktı" dedim. Bu cevap sevmediğini belli edercesine yüzüme bakıp aynı şeyi tekrar sordu. Belli ki bu sorunun cevabını almadan beni rahat bırakmıyacak. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve
Parmaklarımla
" O öldü bir daha gelmiyecek" dedim acı bir şekilde. Öyle bilmesi daha iyiydi. Bu yalan onun daha az hasarla kurtulmasına yardımcı olacağını biliyorum. Bazı yalanlar insanlar için en iyisidir.
Bir süre öylece yüzüme baktı. Dolan gözleriyle bakışlarımı ondan çekip yolla baktım. Çünkü ona bakarsam eğer bende ağlardım. Ve bu son isteyeceğim şey bile değil.
Tekrar koluma dokunup ona dönemi sağladı.
" Annem öldü" diye sordu. Yüzünde buna inanmadığını belli eden bir ifade vardı. Beni üzmekten istemiyor. Ve bu konunun beni üzdüğün de farkında ama bu soruyu zaten sormak için doğru zamanı koluyordu.
" O bir daha gelmiyecek. Hemde asla" dedikten sonra yüzüne baktım tekrar.
" Gelmesin" dedikten sonra önüne döndü. Dolan gözlerini benden saklama yöntemiydi bu. Yıllardır hep aynısı yapar aslında bunun birazda beni bir daha uzun süre görmeyecek olmasından da kaynaklanıyor.
Benimle bir daha belki konuşma şansı olmaz diye bu günü seçtiğini de biliyorum. Hafifce koluna dokunup bana dönmesini sağladım.
" Ağlıyor musun? O iyi biri değildi. Senin annen bizi acının koynuna bırak gitti. Ölmesi daha iyi oldu" dedim acımasız bir şekilde. Bakışlarını tekrar benden çekti. Bakışlarımı ardında ki öfkeyi gördüğü için susmayı tercih etti.
Biraz kayıp yanına vardım ve ona sarıldım. Oda hemen bana sarıldı.
Geçen bir kaç dakikanın ardından benden uzaklaşıp.
" Sen gelmiyecek misin?" diye sordu.
Bu sorusuna başımı olumsuz bir şekilde salladım. Burarada ki işlerimi bırakmazdım. Bu işin bir sonunda yoktu. Nereye varacak onuda bilmiyorum. Tek bildiğim ölünce ancak kurtulurum bu işlerden. Evet anca ölünce kurtulurum bu işlerden. Ya da her şeyden.
" Ben babamla kalacam yine öyle mi?" diye sordu bu seferde. Bakışlarının ardında ki hüzün yüreğimi delip geçti ama ben yinede bir şey yapamadım.
" Evet sen babamla kalacaksınız yine. Ne zaman görüşürüz bilmiyorum" dedim umutsuzca başımı iki yana salladım. Cevap vermek yerine başını ağır ağır salladı. Ne o başka bir soru sordu ne de ben. Geçen bir kaç dakikanın ardından telefonuma gelen mesaj sesiyle tüm dikkatimi telefonuma verdim.
Ekranına baktığımda Ayaz 'dan bir yeni mesaj vardı. tıklayıp mesajı açtım.
Ayaz : Seninle böyle bir işe neden bulaştığımı bilmiyorum
Diye yazmıştı. Mesaja anlam vermez bakışlarla baktım. Kesin yine sarhoş olmuş yoksa başka türlü bu kadar saçmalaması mümkün değil.
" Ne diyorsun sen yine. Çocuklaşmayı bırak. Şüan müsait değilim." diye yazdıktan sonra telefonu alıp bacaklarımın üzerine koydum. Gergince bacaklarımı salamaya başladım. İki dakika sonra tekrar bir mesaj sesi geldi. Telefonu alıp ekranına baktım. Yazan mesajla artık sarhoş olduğuna emin oldum.
Ayaz : Bu hayata ben... Her şeyi senin için yaptım.
Mesaja cevap vermek. Ya da vermemek arasında git gelde kaldığım o sürede ikinci bir mesaj daha düştü ekranım
Ayaz : Ama bunların hiç biri senin umrunda değil öyle değil mi?
İçimde ki öfkeyi dindirmek adına derin derin nefesler aldım.
"Bir daha asla içki içmeyeceksin. Eğer içiyorsan bile bana mesaj atmıyacaksın. Bir daha bu kadar anlayışlı olmam "
Diye yazıp yoladım. Telefonu çantama koyup fermuarınıda çektim. Öne düşen saç tutamlarımı geriye itekledim. Hızla camı açıp yüzüme soğuk havanın gelmesini sağladım. İçim daralıyor artık. Yanımda ki herkesi sanki ben bu işe zorluyormuşum gibi hissediyorum her seferine. Her içen beni arayıp hatayı bende buluyor. Oysa ben onlar için bir çok şey yaptım. Fakat bunun bir önemi yok artık.
Gidecemiz yere az bi şey kalmıştı. Soğuğu iliklerime kadar hissediyorum. Saçlarım soğuk havada uçuşuyor. Yüzüme çarpan buz gibi rüzgar bile içimde ki yanan cehennem ateşine son vermiyor. Ruhum derinliklerinde çok derin acılar var. Ben onlara sağır ve dilsiz oldum. Çünkü içimde ki acıya kulak verseydim . Şimdiye bir çok hata yapardım. Ve ben bu günkü kadın olmazdım. Ben hatalarıyla değilde acılarıyla var oldum. Küllerimden değil, acıdan bir ateş oldum. Ve önüme gelen herkesi ateşimle yok ettim.
Ben iyi biri değilim. Ama iyilere de bir zararım olmadı. Ben kötülerin sırtında hançer oldum.
Ben derin düşüncelerin koynunda boğulurken koluma dokunan ellin sahibine döndüm.
" Ben çok üşüdüm." dedi mahcup bir şekilde. Camın açık olduğunu yeni fark etmiş gibi irkilip cama baktım. Hızlı bir şekilde kapattım. Parmaklarımla yüzümü sıvazladım.
Yüzümü avuçlarımın arasına alıp öylece bekledim. Geçen bir kaç dakika ardında. Koluma tekrar dokundu. Başımı kaldırıp yüzüne baktığımda
" Abla sen iyi misin?" dedi bakışlarında hissedebildiğim bir endişe var.
" İyiyim. Yok bi şey" dedim sakin görünmeye çalışarak. Yüzüme sahte bir gülümse yerleştirdim. Parmaklarımla saçlarını okşayıp küçük bir öpücük bıraktım saçlarının arasına. Saçlarını iyiyece düzeltikten sonra elimi geri çektim. Yüzümde ki gülümsemeyi taze tutmaya özen göstererek.
" Bir daha görüşmezsek eğer seni çok sevdiğimi sakın unutma" dedim buruk bir şekilde. Öyle bir hayatın koynundayım ki her yerim tuzak, her yerim acı. Bu işe başladığım yıllar önce her şeyin böyle olacağını biliyordum. Ben her şeyi birileri için yaptım. Bu hayata kendim için hiç bir şey yapmadım.
Her zaman tuzaklar vardı yollarımda
Yürüdüğüm her yol dikenlere çevrili benim. Hiç kimse yoluma güller sermedi. Bana dikenleri kaldı. Bazılarının payına düşen tek şey dikenlerle çevrili bir hayat...
Araba yavaşlamaya başladığında vardığımızı anladım. Bakışlarımı kardeşimin üstüne çevirdim. Yorgun ve bitkin görünüyordu. Yüzünde babama kavuşacağı içinde buruk bir sevinç vardı. Araba durdu.
" Vardık efendim. Adamlar etrafı kontrol ettikten sonra ineriz." dedi bakışları dikiz aynasından dışarıyı kontrol ederken. Ona cevap vermek yerine
Arabanın kapısını açıp indim. Soğuk hava yüzüme hızla çarptı. İçimde ki yanan kora inat buz gibiydi ruhum.
Burası İngiltere 'nin Dovar şehri. Aslında Manş denizinin en dar boğazı.
Buradan Fransa' ya gönderecem Duygu 'yu. Kardeşim için bütün önlemleri aldım. Manş tünelinde Fransa' nın Calais şehrine, oradan da babam güvenli bir şekilde paris'e götürecek. Onu arabadan indirmek tehlike olabilir. En güvenlisi bu arabayla göndermek. Kendimide kamofle etmeyi ihmal etmedim.
Beremle saçlarımı gizlemiştim. Yüzümümüde atkıyla gizlemiştim.
Etrafı kontrol ettikten sonra. Duygu 'yu götürecek şöför gelip arabaya bindi. Mete koşarak yanıma geldi.
" Efendim temiz" dediğinde
" Emir piçinin kuyrukları mutlaka başımızı ağrıtacaklar. Çok dikkatli olun" dedim kesin bir dille.
" İki sokak ötesine kadar gelemezler sıkkı bir güvenlik çemberi oluşturduk" dedi sakince.
Cebimde çıkardığım sigara paketini açıp, içinden bir dal sigara çıkarıp paketi tekrar cebime koydum.
Pantolonumun cebinde bulamadığı zıppo hırkamın cebinde buldum. Üzerinde 02 yazıyordu. Sigaramı yaktıktan sonra cebime koydum. Hafiften yağan kara benim dudaklarımın arasında çıkan gri duman eşlik etti bir süre. İçimde büyük bir sıkıntı vardı. Benim hayatımda her zaman kötü bir şey olurdu ama bu sefer ki çok başka.
Boğazımda koca bir düğüm var sanki nefes almamı engelliyor.
Artık gitme vakti gelmişti. Bitten sigaram yere attıp botumla ezdim. Gerçi karın üzerinde neden böyle bir şey yaptım ki. Zaten sönecekti. Bir kaç adımda arabaya geri döndüm.
Önce kardeşime sıkı sıkı sarıldım. O güzel saçlarından öptüm. Sonra geri çekilip yanağından da öptüm.
" Artık veda zamanı" dedim hüzünlü bir sesle.
" Ölmeden dön" dedi düşünceli bir şekilde. Yüzünden ayan beyan belli oluyordu. Durgun ve düşünceliydi.
" Sana söz ölmeden dönmeye çalışacam" sözlerim ruhumu yıkıp geçti.
" Sana güveniyorum. Sen annem gibi değilsin" dedi çekinerek.
" Ben annen gibi değilim. Eğer bir gün olurda gelmediysem. O zaman kesin öldüm. Çünkü başka türlüsü mümkün değil" dedim yüzümde ki sahte gülümseme çoktan yok olurken.
" Abla lütfen ölme" dedi gözlerinden akan yaşlara şahit olmak beni darmadağın etsede. Sadece başımı sallamakla yetindim.
" Babam artık sana emanet" dedim sahte bir gülümsemeyle.
" Tamam. Babamı çok seviyorum ama senden ayrılmak da çok zor" dedinde öylece kala kaldım. Ne diyeceğimi bilmeden sadece yüzüne baktım. Bunu zaten biliyordum. Benim yaptığım işin en çokta o farkında olduğu için beni kurtarmak istiyor. İşte burada ayrılıyor düşüncelerimiz. Bu işi asla bırakmayacağım bir işti.
" Benden senden ayrılmak istemiyorum ama buna mecburuz." dediğimde bana cevap vermedi. Sadece sustu. Ben tam araban ineceğim sırada bana sarıldı. Bende ona sarıldım. Geri çekilip yanağımdan öptü.
" Annem seni çok kırdığının farkındayım. Eğer ölmediysede gelmesin artık " dedi. Gözlerinin de ki yaşları sildi hemen sonra.
" Keşke sadece kırsaydı beni.. " dediğim hemen sonra
" Görüşürüz" dedim.
" Görüşürüz" dedi oda daha fazla uzatmadan çantamı alıp arabadan indim. Eğer kalsaydım ağlardım. Bu isteyeceğim son şey bile değil hem onun için de en iyisi uzatmadan hemen ayrılmaktı. Yolun kenarına park eden araba haraket etti ve tünele ulaşana kadar ardından öylece baka kaldım. Kendimi toparlayıp hızlı adımlarla benim için kapısı açılan arabaya bindim. Saniyeler sonra geldiğimiz yollu tekrar geri gitmeye başladık. Kardeşimi çok seviyorum ama onun babamla kalmasını isterim. Çünkü benim sonum yok. Ben tehlikenin ta kendisiyim. Benimle olanın bir sonu yok.
Sesizce geçen dakikalar sonrasında çantamda duran telefonumu alıp, Mete 'yi aradım. İkinci çalışınca açtı.
" Her şey yolunda mı?" dedim sabırsız bir şekilde.
" Hiç bir aksilik yok. Her şey yolunda" dediğinde tutuğum nefesimi serbest bıraktım.
" Tamam bir şey olursa..." cümlemi yarıda bırakan silah sesi oldu. Şafak vaktine karışan bir kurşun sesiyle
" Seni ararım" dedikten sonra tefonumu montumun cebine koyup belimde ki silahı çıkardım arkamızdan bize yaklaşan arabadan art arda patlayan silah sesleri koca bir siktir çekmeme sebep oldu.
" Efendim ne yapacaz kalabalık görünüyorlar" diyen şoföre döndüm.
" Sakin olacaksın. Onları alt edecez" dedim oldukça sakin bir şekilde. Sonra şarjorlerimi kontrol etmeye başladım. Susmak bilmez silah sesleri tüm şehiri esiri altına alacak kadar şiddetliydi. Fakat ben arkama yaslanmış şarjörlerimi kontrol ediyorum. Sigaram bitmeseydi içerdim ama kısmet işte. Neyse ki camlar kurşun geçirmiyor.
"Ben camı açıp onlara ateş ederken sen gaza yüklen" dedim bıkın bir şekilde. Bir gün olaysız eve dönemiyorum. Bu nasıl bir iştir.
" Bu çok tehlikeli bir haraket" diyen şoför yanlış bir şey söylediğinin farkına varmış gibi sustu.
" Sen sadece işine odaklan" dedim sert sesimle. Çantamdan kar maskemi çıkarıp başıma geçirdim öncesinde saçlarımı toplamayı ihmal etmedim.
Yüzümü gören çok nadir insanlar var.
Camı açıp arkamızdan olan ve bize ateş eden arabaya doğru bende ateş etmeye başladım. İkinci kurşunum arabanın tekerleğin isabet ettirdim.
Kendimi içeriye attım. Lanet olsun kurşunlar bitti.
" Benzin bitiyor. Ne yapalım?" diyen şoföre kafa göz dalmak istiyorum ama şimdi değil.
" Tenha bir yere sür." camdan dışarıya çıkıp tekrar ateş etmeye başladım. Üç arabalar bizden bir fazlalar sadece. Bunu haledecem hemde çok iyi. Bitten kurşundan dolayı tekrar içeriye girdim.
Cebimde ki telefonun alıp Eren 'i aradım.
" Sağdan ormana gir" dedim o sırada tekrar camdan kendimi sarkıtıp,
arkadan gelen arabaya kurşun sıkmaya devam ettim. Kısa bir süre sonra tekrar içeriye girdim.
Kurşunlarım az kaldığı için durup çatışmak dışında başka bir şansım yok. Neyse ki keyfim yerinde.
Isısız ve sık ağaçlarla kaplı orman yoluna saptık. Biz iki onlar iki araba kalmıştı.
Son anda eşitlemeyi başardım.
Araba ani bir frenler durduğunda benzinin bittiğini anladım. Şimdi ıssız bir ormadanda eskisi gibi ölüm kalım savaşı verecem. Kapıyı açıp dışarıya koştum. Onlar bizim biraz gerimizde kaldıkları için bize de saklanmak için çok az da olsa bir süre oluştu. Bu adamları derdi neydi bilmiyorum ama yüzümü asla görmemeleri lazım. Kar maskemi düzeltim hemen.
" Güvenli bir yer bulup oradan indirin şerefsizleri . Ve sakın ölmeyin!" diye bağırıp büyük bir ağacın arkasına saklandım. Yollu net görebiliyorum.
Onları öldürmeden buradan çıkış yok!
Herkes güvenli bir yer bulup saklanmış gelenleri bekliyor. Bu olanlar saniyeler içinde gelişen olaylardı. Buradan kaçmaya çalışırsak eğer başka bir tuzağa düşebiliriz. En iyisi burada kalmak. Eren muhtemelen yardım çağırmıştır.
Silahımı tutup onların arabadan inmelerini bekledim. İki siyah araba durdu ve içinde takım elbise toplam on kişi indi. Bunlar çok azdı. Belki de bunlar bizi büyük tuzağa götürecekler hiç bir fikrim yok. Bildiğim tek bir şey var oda. Kızıl Gölgeyi öldürmek için on adam yollanmaz.
Açık kahverengi saçlı olan. Diğerlerine bir şeyler söylerken. Bende nişan aldım ve tetiğe bastım. Birinin kafasından vurdum. Muhtemelen bizim araçları bırakıp kaçtığımızı düşündükleri için bu kadar rahat davrandılar ve sonuç hüsran. Ben ateş etmeye başlayınca, korumalarda komut almışcasına benden sonra ateş etmeye başladılar.
Diğerleri hızla arabasının arkasına saklanıp bize karşılıklı vermeye başladılar. On kişiye karşı biz dört kişiydik ve çok eğlenceli olacak. Bi nevi payıma daha çok adam düşecek.
Çok iyi bir nişancıyımdır. On adamı tek başıma deviririm.
Ve bana on adam yollayan bu acemi düşmanı çok merak ettim doğrusu.
Belki de amacı öldürmek değil. Bundan emin değilim. Son yedi kişi ikisini ben vurdum. Bi ara bu acemi korumalarıda işten kovayım. Üç kişi bir adam vurdular. Kurbanda danaya ortak girer gibi.
Mermilerim az kaldı. O yüzden daha dikkatli ve tam isabet etmeliyim. Yoksa bunların bi şey yapacağı yok.
Ağaçın gövdesine yaslanıp beklemeye başladım. Benim mermilerim azsa onların ki de bitsin öyle değil mi?
Gerçi saklandıkları arabaların arkalarında çıkarlarsa. Bunlarda epey korkak çıktı.
Kafamı yasladığım ağacın gövdesinden kaldırıp yolla baktım. Silahı tutup tetikte bekledim. Ve yer değiştirmek isteyen kelli vurdum. Kafasında saç yok kel işte ne diyeyim. Son beş kişi kaldı. Bizimkiler de iki kişiyi vurdu. Tam ağacın gövdesine yaskanıyordum ki kardan ayağım kaydı ama son anda dengemi sağlayıp düşmekten kurtuldum.
Onlardan biri yüksek sesle bağırıp
" Kızıl Gölge. Sana bir notumuz var onu bırakıp gidecez. Amacımız sana zarar vermek değil" diye korkudan bağıran adama kahkaha atmak istedim. Bizden uzaktalardı ama kar olduğu için sesi net geliyor. Adam arabasının arkasına saklanmış. Bunu tahmin etmiştim. Amaclarının beni öldürmek olmadığını. Benim ayağımın kaydığı sırada bizimkiler birinin daha indirdiler.
Benim yerime Eren cevap verdi.
" Kızıl Gölge' ye kurşun sıktın sen. Sence seni buradan sağ çıkartırım" dedi keyifli bir şekilde. Eşit kalmıştık. Bunu onu daha da korkutmuş olmalı ki başka bir şey söylemedi. Onlara daha yakın olacağım başka bir ağaca koştum. Bir yandan da kendimi korumak için ateş ediyorum. Daha önce çok kez silahlı çatışma girdim ama hiç biri kış ortası değildi.
Her yerim buz tutu. Şimdi bunlar ölsede ben evime gitsem moduna girdim. Birini daha indirdim son üç kişi kaldı. Ağaçın akasına geri çekildim ve arkamı dönüp bizim çocuklara baktım. Eren 'benim çarprazımda ki ağacın arkasında.
Tekrar döndüm. Ve ateş etmeye devam ettim. Neyin notuydu bu. İki araba adamı öldürdü. Bir not için. telefon, internet diye bir şey var oradan atsaydın ya geri zekalı.
Adamları bol herhalde. İç sesim gerçekten çok berbat şeyler söylüyor.
Mermilerim bitti. " Allah kahretsin" diye söylendim kendi kendime. Ceblerimde mermi aramaya başladım. Belki kalmıştır o sırada başıma değen soğuk metal beni durdurdu.
İşte aptalca davranmanın sonuçu. Ben ceplerimde mermi ararken adam burnum dibine kadar gelmiş ruhum duymamış. Ben bu kadar dalgın değildim.
" Seni öldürmek plana dahil değildi ama. Seni öldürmek gerçekten çok güzel olacak." dedi pişkin pişkin sırıtarak.
" Beni öldürmek" dedim düşünür gibi yaptıktan sonra. " Gerçekten çok zor be" dedim. " Sen bu yarım aklınla nasıl başaracaksın" dememle koluna var gücümle indirmem bir oldu. Sonra karnına sert bir tekme indirdiğim gibi karnını tutup iki büklüm olunca, dirseğimle sırtına vurdum. Saniyeler içinde yere serildi. Karnına peş peşe bir kaç tekme indirdim. Kolunu çevirip var güçümle yüklendim ve galiba omzundan kırıldı.
Saniyeler sonra Eren koşarak yanıma geldi. Diğer iki adamı indirmişler. Yerde iki büklüm kıvranan adama baktım. Elimizde ki tek sağlam o kaldı gerçi onuda biraz dövmüş olabilirim ama bence bu sorun değil.
" İyimisiniz" dedi telaş içinde.
" İyiyim " dedim keyifli bir şekilde.
" Baya paslanmışım ya. Bu geri zekalı dibime kadar girdi mesela fark etmedim." imali bir şekilde Bittirdim cümlemi.
" Biz diğer adamları indirmekle meşkul olunca" dedi kısık sesle. Sonra ben ne diyorum der gibi sustu.
" Bak bakalım neyin notuymuş bu." dedim öfkeli bir şekilde.
Yerde acı içinde kıvranan adama baktı ve sonra eğilip ceplerini kontrol etmeye başladı. Montun iç cebinden çıkan küçük notu alıp bana uzattı.
Notu alıp tam açağım sırada.
Serkan koşarak yanımıza geldi.
" Birileri geliyor buradan hemen gitmeliyiz" diyince notu pantolonumun cebine koydum.
Allah kahretmesin. Umarım kimseye yakalanmayız. Çalıların arasında hızla geçip arabaya bindik. Ve hızla ormanlık yollunda çıkıp. Evin yolunu tutuk. Sadece bu aptalların olduğunu bilseydim. Bu çatışmaya girmeden de gidebilirdik. Tedbirli davranmak her zaman avantaj olduğunu bildiğim için çokta üzerinde durmadım.
Benzini bitten arabayı orada bırakmak zorunda kaldık. Onun içinde çekici çağırdık . Başım da ki kar maskesini hızla çekip çıkardım. Elektriklenen saçlarımı da düzeltikten sonra derin bir nefes aldım. Hemen telefonumu alıp, Mete 'yi aradım.
İlk çalışında açıtı
" Bir sorun yok dimi" dedim nefes nefese.
" Hayır efendim her şey yollunda" dedi sakin bir şekilde.
Derin bir nefes aldım. En azından sadece bize kurulmuş bir süikasti.
Hala kardeşimden haberdar değiller demek ki.
" Tamam. Bir terslik olursa beni ara" diyip kapatım telefonu yanımda ki boşluğa attıp saçlarımı karıştırdım.
" Eren Çekiciyi gönderdin değil mi?" dediğim.
" Evet şimdiye arabayı çoktan almışlardır." dedi
" Bu gün başka bir sorun istemiyorum" dedim bıkın bir şekilde.
Başımı koltuğa yaslayıp gözlerimi sımsıkı yumdum. Ben bu kadar dalgın biri değildim. Bir adam dibime kadar geliyor ve benim ruhum duymuyor.
Her şey o adamı görmemle oldu. Onu görmem gerekiyordu bence.
Onu görmek geçmişin sisli kapılarını tekrar açmama neden oldu. Ve ben geçmişi karanlık ve ıssız bir yerlere gömdüm.
Onunla bir daha kesinlikle karşılaşmak istemiyorum.
Adı Özgür ama beni tutsak edecek bir şeyler var gözlerinde.
Karanlığın koynunda, ninelerle uyutuğum anılarım bir sanrı gibi rüyalarıma sızıyor her gece.
Gün geceye kavuşmadan içimi yakıyor derin bir sızıyla.
Beni geçmişe götürüyo. Ve geçmişim de bana hata yaptırıyor. Çünkü acılarını unuttuğun kadar güçlüsün bu hayatta.
Gözlerimi açıp akıp giden yolla çevirdim. Kar yağmaya başladı hafiften. Dışarıda olduğumuz zaman boyunca hiç yağmayan kar şimdi kendini göstermek ister gibi yağmaya başlıyor. Zaten Hava çok soğuktu. Karda yağsaydı, donarak ölmüştüm.
Gittikçe şiddetlenen karı izlemeye başladım. Başım çatlıyacak gibi ağrıyor. Bu hayata sadece biraz huzur istiyorum ve galiba bu pekte mümkün gibi görünmüyor. Parmak uçlarımla şakalarımı ovmaya başladım.
" Eren kontrol ett bakalım. Arabayı çektiler mi?" parmaklarımı şakaklarımdan çekip Eren 'e döndüm.
" Hemen kontrol ediyorum" diyerek cebinde ki telefonun çıkardı. Sonra bir numara tuşlayıp kulağına götürdü. Karşı tarafı dinledikten bir kaç saniye sonra da konuşmaya başladı.
" Mekanda mi" dedi sakince
" Tamamlandı" diyip kapatı.
" Bizim mekana götürmüşler" dediğinde başımı sallamakla yetindim. En azında onda bir sorun çıkmamıştı. Bu kaç gündür sorun üzerine sorun yaşıyorum. Ve bu artık beni çok germeye başladı.
Telefonumdan yükselen melodi sesiyle bakışlarımı yoldan çekip telefonumun ekranına baktım.
Yanıtlayıp kulağıma götürdüm.
" Duygu hanımı babanıza teslim ettik efendim" dediğinde burukça gülümsedim. En azında bir şeyi elime yüzüme bulaştırnadım. Hem artık geceleri üstünü örtüğüm bir kardeşim de yoktu. Tamanen özgür sayılırdım.
" Tamamdı. Senin orada başka bir işin kalmadı" dedim yoğun bir sesle.
" Peki efendim" dedikten sonra telefonu kapatı. Yolun çoğu bitmişti az bir mesafe vardı eve. Sırtımı koltuğa yaslayıp gözlerimi sımsıkı yumdum tekrar. Gerçektende çok yorgunum.
Ben hiç bir zaman o kadar özgür olmadığımı bu gün bir kere daha anladım. Ben hep yok edilmeye çalışılan o kadınım. İnsanların önünde saygıyla eğildiği o kadın olmak istemezdim. Daha sesiz daha sıradan bir hayat mesela. Ama geçmişin prangalar boynuma, geleceğin iplerini bıraktı.
Evin olduğu tanıdık sokağa gelmemizi rahatlığı oturdu içime. Bu sefer gizli geçitten değil bahçe kapısından içeriye gireceğiz. Geriye kalan yolu geçip evin demir kapısına vardığımızda dikkatimi çeken tek şey avluda ki kalabalık. Daha dikkatli baktığımda Ezgi, Buğra ve Atakan telaşlı bir şekilde birbirleriyle konuşuyorlar. Atakan parmaklarını saçlarına daldırıp karıştırdı gergince.
Bana muhtemelen bu hayata rahat nefes almak yok. Yine bi şeyler döndüğü çok belli.
Araba avlunun ortasını durunca üçüde dönüp arabaya baktılar. Yüzlerinde ki endişe zaten bir halt olduğunun apaçıkça habercisi.
Arabanın kapısını açıp indim. Sonra eğilip içinde duran çantamı aldım. Ve kapısını kapatıp onlara doğru bir kaç adım atmıştım ki arkamdan gelen tanıdık sesle duraksadım. Yavaşca dönüp sesin sahibine baktım. Aramızda ki mesafeden bile oldukça iyi görünüyor.
Üstünden siyah bir takım vardı. Üzerine giyindiği kabanıda siyahtı.
Bana doğru yürümeye başladığında ben olduğum yerde kollarımı göğsümün altında bağlayıp beklemeye başladım.
Burada ne halt dönüyor demek için kendimi zor tutuyorum.
Aramızda az bir mesafe kala
" Neden saldırıya uğradığınıza haber vermedin" sesinde ki endişe beni güldürsede sesimi çıkarmadım. Tam karşıma geçmiş benden cevap bekliyor gibi yüzüme bakmaya başladı.
" Ne zamandan beridir bana hesap sorma hakkı buluyorsun kendinde" tek kaşımı kaldırarak. O da kaşlarını çattı.
" Sana hesap sorduğum yok. Sadece" dedi ne diyeceğini bilmiyormuş gibi sustu.
" Sadece ne?" dedim ona bir kaç adım yaklaşarak. " Kahramanlık mı yapmak istedin" sözüm bitter bitmez arkamı dönüp bizi meraklı bir şekilde dinleyen Ezgi, Buğra ve Atakan
" İçeriye gidin" diye seslendim. Bunun bir rica olmadığının farkına oldukları için arkalarını dönüp eve doğru yürümeye başladılar. O sırada bende tekrar Özgür 'e döndüm.
" Tam olarak nerde kalmıştık" dedim sahte bir şekilde düşünür gibi yaparak.
" Benim derdim kahramanlık değil" dedi buz gibi bir sesle. Dışarısı onun sesininden daha sıcaktı sanırım.
" Ee ne o zaman" dedim ısrarla. Bir kaç adım yaklaşıp gömleğinin yakasını düzeltim. O sırada da parmaklarımı bilerek boynuna sürtüm.
" Senin iyi olup olmadığını merak etmiştim." dedi yakınlığımızın onu etkilemiş gibi yutkunup. Benden bir kaç adım uzaklaştı.
" Ben iyi olduğuma göre. Ve salak düşmanım sadece on adam yolladığına da göre. Bu iyimisin demen beni üzer" dedim dudak büzerek. Sahte bir sitem vardı sözlerimde. Bakışları bir kaç saniye dudaklarım da oyalansada hemen çekti.
" On adam mı?" dedi sesinde saf
şaşkınlık vardı. " Sencede bu çok garip değil mi?" dedi düşünceli bir şekilde.
" Garip falan değil adamlarının amacı zaten öldürmek değildi. Yoksa küçük bir çocuğa oyuncak yollar gibi on adam yollamazdılar." dedim bakışlarımı yüzünden hiç çekmeden. Şimdilik bu kadarını bilmesi yeterliydi. Çünkü o notum sahibi hakkında bir fikrim vardı. Ve umarım o değildir. 1 Nisana iki ay kala bana bunu yapmamıştır.
" Yani demek oluyor ki derdi başka "
Sözlerini bitir bitirmez bakışlarını tekrar yüzüme çıkardı. Ondan bi şeyler sakladığımızın farkında ve laf cambazlığı peşinde.
" Olabilir... Her şey olabilir." dedim umursamazca omuz silkerek. Bu olay hiç umrumda değilmiş gibi . Ya da çok önemsiz bir şeymiş gibi.
Parmaklarıyla saçlarını karıştırıp düşünceli bir şekilde tekrar yüzüme baktı.
" Hepsi bu kadar mı yani?" dedi sakin bir şekilde.
" Sen bu kadarını bilsen yeter belki de" dedim sahte bir gülümsemeyle. Tek kaşımı kadırıp yüzüne tehlikeli bir şekilde bakıp devam ettim.
" Çok şey bilmek . Çok tehlikelidir." Bu sözleri söylerken de aramızda ki bir kaç adımlık mesafeyi sıfıra indirdim. Yakınlığımızdan rahatsız olmuş gibi kendini kastığında dudağından öpsem ne yapar diye düşünmedim değil.
" Seni anladım. Sen bilmesende olur diyorsun "dedi başını ağır ağır salıyarak. Bu duruma bozulduğu yoktu ama farklı bir şeyler olduğu da bariz ortada.
" Sen burada ne arıyorsun peki "
" Yakınlarda bir işim vardı. Olayı duyuncada buraya geldim "dedi sakınce. Sözleri kadar kendi sakin değildi. Diken üstünde gibiydi. Gecenin en alacasını andıran gözlerinin içine bakıp
" Ne işin olabilir yakınlarda. Burası pek işlek bir yer değil " dedim. Ona inanmıyor gibi bakarak. Gözlerinde hiç bir şey yakalamayınca. Bakışmamıza kestim.
" Belki duyunca çok sevinirsin" dedi ciddiyetten çok uzak bir ses tonuyla.
" Belki de hiç sevmem" dedim aynı şekilde.
" Belki de" dedi bu sefer ciddiyetle.
" Benim sevmediğim şeylerin ömrü kısa olur bunu aklında sakın çıkarma olur mu" dedim buram buram tehlike kokan sesimle.
" Sende her önüne gelen fırsata beni tehdit ediyorsun çok ayıp" dedi sahte bir sitemle. O güzel yüzünü dağıtma isteğimi geri yolladım hemen. O seksi vücudunda kırılmadık kemik bırakmama istediği doğdu bu seferde. Neyse başka şeylerde yapılabikirdi o seksi vücudüyla . Tövbe tövbe ne diyorum ben. Bu adamın varlığı benim aklım için hiç iyi şeyler doğurmuyor.
Bir kere sevişsek içimde ki bu beğeni dürtüsünün ortadan kalkacağını bildiğim için çokta umursamadan
" Göstememi ister misin peki" dedim kısık bir sesle. Bakışlarımda ki ciddiyetini farkında olmuş olmalı ki
" Bence biz böyle çok iyiyiz." dedikten sonra ben tam cevap verecektim ki telefonunun çalması susmama neden oldu. Açıp kulağına götürdü bir kaç saniye karşı tarafı dinledikten sonra
" Tamam birazdan orada olurum" dedi gergin bir şekilde. Hoşuna gitmeyen bir şey olduğu kesindi. Telefonu kapatıp bana döndü
" Benim gitmem lazım. Görüşmek üzere" dediğinde.
" Görüşmek üzere" dedim bende. Aramızda ki mesafeyi açarak hızlı adımlarla demir kapının ardında onu bekleyen korumalara doğru gitti. Bende arkamı dönüp hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Verandadan geçip dış kapıya vardım. Cebimde ki anahtarla açıp içeriye girdim.
Salona vardığım gibi. Üçlü koltukla beni bekleyen muhteşem üçlüye döndüm.
" Lafı uzatmadan ve evirip çevirmeden anlatın bakayım ne oldu?" dedim bıkınca bir nefes verdikten sonra.
Atakan çekingen bir şekilde.
" Emir denen şerefsizi kaçırmışlar. Adamlarıda bayıltmışlar" dediğinden kan beynime sıçradı. Bir gün olaysız geçmez mi sadece bir gün.
BÖLÜM SONU
Bölüm nasıldı?
Sizce gidişat nasıl gidiyor
Bölümle ilgili görüş ve düşüncelerini bekliyorum.
Ve unutmayın sakın sizin yorumlarınız benim için çok kıymetli