İçeriğe geç

Maskeler Ve Aynalar

Bölüm 2 · 11 dk okuma

Maskeler Ve Aynalar

Bölüm 2

2-Karanlıktan Daha Beter

"Sen bir güneştin, köründe gecenin.

Ben ise karanlıktan daha beterim."

"Aynaya bak Destina. Bu elini sabit tutamazsan eğer, baban seni asla sevmez. Hatta sadece baban değil, kimse seni sevmez."

Küçüklüğümden beri annem tarafından bu sözleri duyuyordum. Her elim titreyip sofradaki tabakları devirdiğimde tokat yiyip üstüne bu sözleri sindirmeye çalışıyordum.

Bende bu ele çare olarak eldivenleri bulmuştum. Eldivenlerimi taktığım zaman herkes beni seviyordu. Babam hariç.

Okuldakiler bile beni bu eldivenler ile sevmişti.

Kimse eldivenin altındaki hissiz elimi bilmiyordu.

Kimse maskenin altındaki o acınası kızı bilmiyordu.

Elay hariç. Elay maskemin altındaki acınası kızı da, hissiz elimide biliyordu.

"Nereden çıktı bu kız ya? Hani okulu bırakmıştı?" diye söylendi Müge tırnaklarını yerken.

Okuldan sonra Sima'nın evine gelmiştik ve bugün olanları tartışıyorduk.

"Okulda şimdiden gruplaşmalar başladı. Kantinde bir kız dalga geçti benimle. Yarın haddini bildireceğim." dedi Sima. Geldiğimizden beri odanın içinde volta atıyordu.

"Yeter. Düşünmeyin artık o kızı." dedim arkama yaslanırken.

Okulda büyük karmaşa çıkacaktı çünkü gruplaşmalar başlıycaktı.

Elay geçen sene okulu bırakacağını söyleyip gitmişti ama bu sene tekrar dönerek ortalığı karıştırmıştı.

"O bir şey yapmadığı sürece biz de bir şey yapmayacağız. Gereksiz gerilimin olmasına gerek yok." dedim.

"Sen bilirsin. Ama rahat duracaklarını sanmıyorum." dedi Müge tırnaklarını yemeye devam ederken.

"Göreceğiz." diye mırıldandım.

Geçen bir saatin sonunda ne yapacağımızı tartışıp evlere dağılmıştık. Daha doğrusu ben mecburen eve gidiyorudum çünkü babam şoför göndererek akşam yemeğine katılmamı zorunlu kılmıştı.

Babamın ağzından çıkan sözün üstüne söz getiremezdik.

Eve döndüğümde kapıda beni Hülya Abla karşılamıştı.

"Oh, geç kalmadın Destina. Geç kalıcaksın diye çok korktum." diyerek karşılamıştı beni.

Ona gülümseyip ellerimi yıkamak için banyoya doğru yürümeye başladım.

Evde olan gerginlik hep vardı. Ve bu gerginlik elimin iyicene titremesine ve hissizleşmesine neden oluyordu.

Aynanın karşısında durduğumda ellerimi tuvalete yaslamış sakinleşmeye çalışıyordum.

Yüzüme soğuk sular çarparken bir yandanda sakin olabilmek için içimden ona kadar sayıyordum.

Siyah, dantelli eldivenlerimi düzeltip banyodan çıktım ve yemek odasına doğru yürümeye başladım.

Her adımda derin nefesler almaya ve elimin titremesini azaltmaya çalışıyordum.

Sonunda yemek odasına girdiğimde yemek masasında her şey her zamanki gibiydi. Babam baş köşede oturmuş masum yüz ifadesini takınmış yemeğini yiyordu. Bu yüz ifadesiyle babamı gören birisi onun çok iyi ve naif bir baba olduğunu düşünebilirdi. Ama ben onun taktığı maskesinin altındaki şeytanı görebiliyordum.

Annem ise babamın çarpraz tarafına oturmuş korkulu gözlerle tabağındaki yemeğe bakıyordu.

Annemin karşısına oturduğumda gözleri bana döndü ve hafifçe gülümsedi. Gülümsemesine karşılık vermeyip tabağıma baktım.

"Bugün sevdiğin yemekler var kızım. Afiyet olsun." dedi babam gülümseyerek.

Gülümsedim ama bu acı dolu bir gülümsemeydi. Çünkü babam sevdiğim yemeği bile bilmiyordu. Patlıcandan nefret ettiğimden ve patatese alerjim olduğundan habersizdi.

Çatalımı sakince sağ elime aldım. Titreyen, hissiz elime. Karpal tünel sendromu olan elime. Çünkü sol elle iş yapmak yasaktı. Yani bana yasaktı. Babama göre engellerin üstüne gidilmeliydi. Ve ben sendrom olan elimin üzerine gitmeliydim.

Yalvardım içimden o an titrememesi için. Teşhis konulmasına rağmen yalvardım. Tedavinin işe yaramamasına rağmen yalvardım. Çare olmayacağını bile bile yalvardım.

"Suyu uzatır mısın kızım?" dedi babam saf maskesini yüzüne takarak.

Yutkundum. Tuzaktı. Babamın bana her yemek vakti kurduğu tuzaklardan biriydi. Suyun olduğu tarafa baktım. Önüne cam bardaklar koyulmuştu. Ben o suyu oradan almaya çalışırken elim titrediği için bardakları düşürecektim ve...

Annem bana baktı korkuyla. Alışmıştım artık. Yine de içimde o korku vardı.

Elimi uzattım ve şişeyi tuttum. Sakince kaldırmaya çalıştım ama yine olmayacağını biliyordum. Çalışanlar bile o an nefeslerini tutmuş beni izliyorlardı. Çektim şişeyi ama bardaklar devrildi. Devrilen bardaklardan çıkan tok sesler irkilmeme neden oldu.

Ve yine kendimi yerde buldum. Kanayan dudağımla beraber.

"Yine yapamadın. Yine iyleşmemişsin." dedi gülümseyerek.

O an 'yapamıyorum, iyileşemiyorum, olmuyor.' diye bağırmak istedim. Ama biliyordum benim baş kaldırılarım annemde patlardı. Sustum. Kalktım ve sandalyeyi kaldırıp kapıya doğru ilerledim. O iğrenç bir şekilde ağzını yayarak yemeğini yerken ben kanayan bir dudakla odadan çıktım.

Odama girdiğimde yatağın altındaki günlüğümü çıkardım. Yazı yazmayı öğrendiğimden beri bu günlüğü tutuyordum. Her babam beni aşşaladığında bu günlüğe yazıyordum.

Yani her günüm bu günlükte yazılıydı.

Sevgili günlük,

Elimi hâla hissedemiyorum. Gün geçtikçe daha kötü olduğunu hissediyorum. Bir gün tamamen kaybetmekten korkuyorum. Kaybetmekten korkuyorum.

Evet, Destina'da korkar.

Evet, Destina'nında korkuları var. Destina kaybetmekten korkuyor.

🎭

Okula girdiğimde gergin havayı hissedebilmiştim. Sebebi ise Sima'nın gereksiz kafasında kurmasıydı.

"Burslu kız ve Ediz ne alaka? Daha ilk günden amacını belli etti." dedi Sima gözlerini ayakta dikilmiş gülerek konuşan Ediz ve burslu kızdan ayırmayarak.

İkisi sadece sohbet ediyordu ve ben bunda yanlış bir şey göremiyordum. Ama Sima benim yerime sorun ediyordu bunu.

"Sima yeter. Konuşabilirler, insanlar konuşarak anlaşırlar. Neden bu kadar abartıyorsun?" dedi Müge sinirle.

Sima gözlerini Müge'ye dikip kırpıştırdı. Ardından bana bakıp kaşlarını çattı.

"Ne kadar geniş bir kızsın. Buna nasıl müsade edersin? Sevgilinle bir kız temas ederek, gülüşerek konuşuyorlar." dedi Sima.

Derin bir nefes verdim. "Bak kendi ağzınla söylüyorsun Simacım. Sevgilim. Benim sevgilim ve bu seni ilgilendirmiyor." dedim.

Sima alayla gülümseyerek ayağa kalktı ve karşımızda dikildi. "İyi o zaman. Sen bu kadar saf olmaya devam et. Aldatıldığında aynı şekilde davranırsın." dedi.

Omzumu silktim ve Sima'nın gidişini izledim.

Hayır rahat bir kız değildim. Aksine oldukça kıskanç bir kızdım. Yalnızca aldatmak isteyen bir yolunu bulup aldatır diye düşünüyordum. Ve bu düşünceminde sonuna kadar arkasındaydım.

"Elay geldi. Ve geldiği dakika onun peşinden dolaşmaya başladı okuldakiler. Gruplaşmalar başladı yani." dedi Müge.

"Umrumda değil, işim var sen kantine geç ben geliyorum." dedim ve ayağa kalktım.

Arka bahçeye doğru yürümeye başladım ve bir kaç kişinin arkamdan konuştuklarını duydum. Kahkaha atarak hakkımda iğrenç şeyler söylüyorlardı. Ama şuanda onlarla uğraşmak yerine yürümeye devam ettim.

Arka bahçeye geldiğimde onu gördüm. Tamda tahmin ettiğim gibi, insanları başına toplamış bir şeyler anlatıyordu. Ayakkabılarımdan çıkan sesten dolayı herkes beni fark edip bana doğru döndü.

O ise sarı saçlarını kulağının arkasına atıp kafasını eğdi. Kıvrılan dudaklarından güldüğünü görebiliyordum.

"Dağılın!" diye bağırdım kalabalığa doğru. Bir bana bir Elay'a baktılar. Elay kafasını sallayarak gitmelerini işaret etti. Herkes heyecanla bize doğru bakıyordu.

En sonunda ikimiz tek kalınca oturduğu duvara doğru yürüdüm ve bende onun gibi oturdum.

Her zamanki gibiydi. Yüzünde alaycı bir ifade vardı. Mavi gözleri ise sırıtan yüzünün aksine ciddi bakıyordu. Bu sıcağa rağmen giydiği siyah, parlak botları ise tarzını yansıtıyordu. Boyu benden iki-üç santim daha uzundu.

"Ne oldu sincap? Beni çok mu özledin?" dedi kafasını kaldırarak.

Gözlerimi devirdim ve alayla gülümsedim. "Hiç değişmemişsin." dedim.

"Çok zaman olmadı be. Sadece altı aycık." dedi.

"Neden geri döndün?."

Elay, benim eski dostum. Zayıflamışsın. Yoksa yine mi kendini günlerce aç bırakmaya devam ediyorsun?

"Sana benden kurtulamazsın demiştim." dedi gülümseyerek.

"Ne istiyorsun?"

"Benden aldıklarını."

Elay, benim sırdaşım. Yine gözlerinde acımasızlık var. Beni yine mi affetmedin yoksa?

"Senden hiçbir şey almadım ben. Senin olmak istemediler sadece, belkide elinde tutamamışsındır." dedim acımasız bir ses tonuyla. Acımasız sesim kulaklarıma ulaştığında kendimden bir kez daha nefret ettim.

Belki de ikimizde maskelerimizi benimsemişizdir. Belki de artık bu maskeler yüzümüze yapışmıştır ve her şey için çok geçtir.

"Git Destina. Ve sadece hazır ol. Bu sefer kimseye acımayacağım çünkü." dedi benim gibi acımasız bir ses tonuyla.

Unutma eski dostum, gerçek seni unutma. Gerçek bizi unutma.

Oturduğum duvardan kalktım ve Elay'ın karşısında dikildim.

"İyi olan kazansın. Bu sefer acıma yok." dedim.

Elay alayla güldü. Gülümsemesi kahkahalara dönüştü. "İyi olan kazanacaksa sen başlamadan kaybettin." dedi.

Kötüsün Destina. Ve unutma kötüler her zaman cehennem ateşinde yanar.

Arkamı döndüm ve lavaboya doğru yürümeye başladım. Sakin olmaya çalışıyordum ama başaramadığım deli gibi titreyen elimden belli oluyordu.

Lavaboya girdiğimde boş olduğu için sevindim. Hemen bir kabine girip kapıyı kitledim. Klozetin kapağını kapatıp oturdum ve saçlarımı ellerimin arasına alıp çekiştirdim.

Öfkeliydim ama öfkem Elay'a ya da bir başkasına değildi, kendimeydi.

Benim bütün duygularım kendimeydi.

Tam o sırada lavaboya birileri geldi. Çıkmak için ayağa kalktığımda söylediklerini duyup olduğum yerde durdum.

"Destina tam bir kaşar. En yakın arkadaşının sevgilisiyle çıkmakta ne demek?"

"Elay ne yaparsa haklıdır bu saatten sonra."

"Şu Destina'ya bir haddini bildirsinde okulca rahatlayalım."

"Değil mi? Düşünsenize okulun tam ortasında Destina'yı rezil ediyor ve dövüyor. Ne rahatlarım ama."

Derin bir nefes aldım ve sinirimi yatıştırmaya çalıştım. Kapının kilidini açıp çıktığımda gözleri benim üzerime döndü. Şok içinde bana baktıklarında tuvaletten çıkmak için hamle yaptılar.

"En fazla nereye kaçabilirsiniz?" diye sordum kafamı sola doğru eğip.

"B-biz..." dedi yanlarındaki esmer kız.

"S-siz..." diyerek onları tekrar ettim. Kafalarını eğip geri adımlar atmaya başladıklarında kahkaha attım.

"Benim arkamdan sadece benden saklanarak konuşabilirsiniz. Aksi yemez çünkü."

Arkamı dönüp temizlik kovalarının olduğu kabine doğru ilerlerdim. Kovaların içindeki kırmızı boyaları görünce gülümsedim. Bir kovayı alıp kabinden çıktım.

Elimdeki boyayı gördüklerinde korkuyla birbirlerine baktılar. Geriye doğru bir adım atmalarına izin vermeden kovadaki boyayı onlara doğru attım.

"Sizi lanetledim." dedim gülümseyerek. "Destina tarzını ne çabuk unutmuşsunuz ama değil mi? E hatırlatmam gerekiyordu."

Gözlerimle çıkmalarını işaret ettiğimde üçüde korkuyla dışarı çıktılar. Tam o anda bir kargaşa oluştu. Tuvalletten çıkıp olanları izlemeye başladım.

Kızları kovalamaya başlamışlardı. Kızlardan birini yakaladıklarında üstüne sırayı attılar.

Bu böyleydi. Ben zorba mıydım? Hayır. Sadece hak edene hak ettiği cezayı veriyordum. O kızlar gerçeği bilmeden yargılayan, bir kızın namusana laf edebilecek kızlardı.

Ben buydum. Ben Destina'ydım. Yüzüme taktığım maskeyi benimseyen, zamanla acımasız birine dönüşen o kızdım.

"Ne oluyor? Hani bir daha yapmayacaktın bunu?" diye sordu Sima. Yanıma ne zaman geldiğini anlayamamıştım.

"Sabrım kalmadı." diye yanıtladım Sima'yı

Müge'de yanımıza geldiğinde gülümseyerek olanları izliyorduk. Bu koridora hocalar gelmezdi ve kameralarda yoktu. Daha çok kiler gibi kullanılıyordu ve biz okulca burayı pis işler için kullanıyorduk. Hocalar ise fazlasıyla saf ve yaşlı oldukları için dert etmiyorduk.

"Yine damarına basmışlar demek."

Gelen sesin sahibini görmek için arkamı döndüm. Gelen kişi Ediz'di. Bize gülümseyerek bakıyordu.

"Basmışlar, basmışlar." dedi Sima gülümseyerek.

Olanları izlerken elimdeki telefonum titredi. Baktığımda bilinmeyen numaradan mesaj geldiğini gördüm.

Bilinmeyen Numara

"Kızların üzerindeki kırmızı boya, tıpkı o geceki kanlar gibi parlıyor öyle değil mi?"

O anda kulaklarım çınlamaya, elim deli gibi titremeye ve başım dönmeye başladı.

O gece.

O gece, o lanetli gece. Bütün hayatımın alt üst olmasına sebep olan o gece.

Kafamı kaldırdığımda herkesi teker teker inceledim. Müge, Sima ve Ediz kendi aralarında konuşuyorlardı. Gözlerim bir an Elay'a takıldı. Duvara yaslanmış, kaşlarını çatmış, sinirli bir şekilde olanları izliyordu.

Bu mesajın ondan geldiğini düşünmüyordum. O gece o da, benim kadar etkilenmişti ve bu olayı rahat bir şekilde dile getirecek kadar acımasız olamazdı.

Gözlerimin dolduğunu hissettim. Arkamı dönüp tekrar tuvalete girdim ve bir kova suyu aldım. Temizlik suyuydu ve pisti. Tuvaletten çıktığımda kızlara doğru ilerledim. Yere çökmüş, yapılanlara karşı ağlıyorlardı.

O an vicdanım konuşmak istedi ama acımasız maskem onu susturdu. Çünkü maskem biliyordu, kalbimde merhamete yer olmamalıydı.

Kovadaki kirli suyu kızların üstüne döktüğümde herkes durmuş beni izliyordu.

"Yeter bu kadar, dağılabilirsiniz." diye seslendim kalabalığa doğru. Yavaş yavaş koridordan çıkmaya başladıklarında kızlara doğru eğildim.

"Sizi bir gün karşımdada görmek isterim." dedim gülümseyerek.

Kızlar topallayarak koridordan çıktılar. Ve koridorda sadece Müge, Sima, Ediz ve ben kalmıştık.

Kızlar kendi aralarında konuşarak koridorun çıkışına doğru yürümeye başladılar. Gözlerim Ediz'e döndüğünde kitlenmiş bir şekilde telefona baktığını gördüm. Gözlerinde sinir ve şok vardı. Alnındaki damarlar belli olmuştu ve dişlerini sıkıyordu.

Koşarak yanına gittiğimde omzuna dokundum. Dokunuşum irkilmesine sebep olmuştu.

"Ne oluyor?" diye sordum. Bir yandanda düşündüğüm şeyin olmaması için dualar ediyordum içimden.

Ediz telefonu yüzüme doğru tuttu. Bana gelen mesajın aynısının ona da geldiğini gördüm.

Düz bir ifadeyle ona bakarken derin bir nefes aldım.

"Şaşırmadın? Sanada mı geldi yoksa?" diye sordu Ediz. Cevap olarak kafamı salladım.

"O geceyi bizden başkası kim biliyor ki?" dedi Ediz.

"Bilmiyorum Ediz. Artık hiçbir şey bilmiyorum. Her şey üst üste geliyor," diye sitem ettim. Bir yandanda sinirden saçlarımı, diplerinden çekiştiriyordum. "Tüm bu olanların Elay ile ilgisi var mı yok mu bilmiyorum. Tesadüf mü yoksa planlı mı bilmiyorum."

Ben derin nefesler almaya çalışırken Ediz beni kendine doğru çekti ve sarıldı. Sırtımı sıvazlıyordu bir yandanda.

"Sakin ol," diye fısıldadı. "Hiçbir şeyi isteyerek yapmadık. Bu olanların hepsi kazaydı."

"Kaza değildi! Kendini kandırmayı kes artık! Hepimiz suçluyuz!"

Kendimi Ediz'den kurtarıp hızlı adımlarla koridordan çıktım.

Dolapların olduğu koridora geldiğimde kendi dolabımı bulup şifremi girdim. Çantamdaki suyu alıp dolabı geri kapattım.

"Bakar mısın?" dedi birisi. Arkamı döndüğümde yeni gelen burslu kızı gördüm.

Kumraldı. Gözleri açık kahverengiydi. Yüzündeki çiller fazla belirgin olmasada burada olduklarını belli ediyorlardı. Burnu kemikliydi ve kusursuz duruyordu. Saçları dalgalıydı. Kısacası güzel bir kızdı.

"Efendim?" diye cevap verdim yüzünü incelemeye son verip.

O an elinde tuttuğu kahveleri fark ettim. Gülümseyerek bana doğru uzattığı kahveyi aldım.

"Oradaydım." dedi.

"Anlamadım?"

"Yaptığın her şeyi gördüm, izledim. O koridordaydım. Ve şaşırdım. O gün beni kırmızı boyalardan çekip alırken bugün sen o kırmızı boyaları bulaştırdın herkese."

Kafamı eğdim ve söylediği şeyleri kafamda tarttım. Haklıydı.

Yüzüme takındığım hangi maske gerçekti? Ben hangi maskeyi daha fazla benimseyebilmiştim?

Zorbalıktan kurtaran maskemi mi? Yoksa zorbalığın içine ittiğim maskemi mi?

"Hak edene hak ettiği gibi davranıyorum sadece. O kızlara az bile yaptım." diyerek kendimi savunmaya çalıştım.

Ama kızın gözlerinde farklı bir duyguyu hissedebiliyordum. Bana karşı ön yargılı değildi. Aksine beni anlamaya çalışıyordu. Ve bende kendimi ona açıklamak istiyordum.

Ve bana asla yabancı gelmiyordu. Sanki daha önce bir yerde karşılaşmışız gibi hissediyordum.

"Orası öyledir elbette. Sadece... şaşırttın," dedi hayal kırıklığıyla. "Duydum ki bu kırmızı boya işini sen başlatmışsın. O gün sınıftakiler bana boyayı döktükten sonra "seni lanetliyoruz" dediler. Bu da senin repliğinmiş."

"Evet öyle. Ben bunu kabulleniyorum. Ama hak etmeyenlere asla böyle bir şey yapmadım." dedim.

Kafasını salladı. "Beni lanetlemeni istemem." dedi gülerek.

Gülümsemesine karşılık vererek, "Acı vericiymiş gibi görünüyor." dedim.

Kafasını salladı ve bana doğru yaklaştı. Aramızdı bir karışlık mesafe kaldığında kulağıma doğru fısıldamaya başladı.

"Kardeşimede aynılarını yaptığında o da acı çekmiş midir? Ya da hangisi daha çok acı vermiştir? Kırmızı boya mı yoksa kırmızı kan mı?"

O an bütün gülümsemem yavaş yavaş soldu. Kahve elimden kayıp düştü. Elim daha fazla titremeye başladı.

Benden uzaklaşıp yüzündeki kin dolu gülümsemeyle, yüzümdeki gülüşün soluşunu izliyordu.

Geriye doğru bir adım attım. Gerçeklerden kaçmaya çalışırcasına. Geçmişten kaçmaya çalışırcasına.

"Afiyet olsun. Bir gün sende bana ısmarlarsın, ödeşiriz." diyerek arkasını döndü ve sınıfa doğru yürüdü.

Eğer günlüğüm yanımda olsaydı tam da şuan da yeni bir şey yazardım.

Sevgili günlük,

Unutma sevgili sırdaşım, geçmiş ahtapot kollarıyla sarmalar. Boğarcasına, öldürürcesine...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.