İçeriğe geç

Maskeler Ve Aynalar

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Maskeler Ve Aynalar

Bölüm 1

1-Aynanın İçindeki Yüz

Piyonanın tuşlarında gezdirdi parmaklarını. Rastgeley bir tuşa bastı ve tiz ses bütün odayı doldurdu. Tekrar gezdirdi parmaklarını. Piyonanın soğukluğunu, siyah eldivenlerinin altında bile hissedebiliyordu.

Döndü arkasını genç kız. Ölüm kokan eldivenini düzeltti. Eldiveni yarasının üstüne takıldı. Canı acımadı, ruhu acıdı.




Çünkü sırdaşım, ruh kırıkları, can acısını bastırır. Ruh kırıkları beyni durdururdu. İşlenmiş bir günah kadar ağır bedelleri vardı, ruh kırıklarının.




Gözlerini kapattı. Sağ eli kalbinin üstünde durdu. Kalbinin sızısını almak istercesine bastırdı. Kalp acısı öyle kolay geçer miydi? Bu acı geçer miydi?




Tam o an gözleri karşıdaki aynanın üstünde durdu. Maskenin altından baktı aynaya. Göz bebekleri büyüdü genç kızın.




Sağ elinden bir acı sardı bedenini. Elinden dökülen kanlar, siyah eldiveni sardı. O kanlar taştı. Siyah yerini kırmızıya bıraktı.

Kan kırmızısına.

Maskesinden bir yaş süzüldü. Hayır kendisi ağlamıyordu, maskesi ağlıyordu.

Bütün kötülükleri içine hapsetmiş maske. Genç kızın en büyük günahı maske. Genç kızın kırılmaz kabuğu olan maske.

Belkide sonu olucak maske.

Sağ eli maskenin üstünde durdu. Eldivenindeki kanlar maskesinede bulaştı. Gözlerini bir an olsun ayırmadı aynadan.

"Kaderin benim ellerimdeyken, hayatın yaşamayı mı tercih ederdi, yoksa ölmeyi mi?" dedi aynanın içindeki ses.

Genç kızın beyaz elbisesinin üzerine kan damlası düştü. Kan genç kızı yılan gibi sarıyordu.

Maskesini çıkardı. Aynaya nefretle baktı. Bu nefreti aynaya mı, yoksa aynadaki aslına mıydı?

Maskesini aynaya doğru attı. Ayna paramparça bir şekilde yere düştü. Maskeside aynanın kırılan parçalarının üstüne.

Gözlerinden yaş süzüldü. Elinden akan kanlar beyaz elbiseyi kırmızıya dönüştürmeye yüz tutmuştu.

"Hayatım, kaderimi senin ellerine bırakmamayı tercih ederdi." diye fısıldadı aynaya doğru. Sesindeki nefret odayı kasvetli bir hale getirecek kadar güçlüydü.

Arkasını döndü. Piyonoya doğru yürüdü. Kırmızı kan lekeleri olan elbisesi arkasından sürükleniyordu.

Sandalyeye oturdu ve tuşların üzerinde parmaklarını zarifçe oynatmaya başladı.

Ölüm nedir bilmeyen aklı, ilk kez ölüm çığlığını fısıldadı, titreyen ruhunun her bir deliğine.

Kalbi,

Rahmân'ın ümidinden başkasına kapılarını mühürlemiş olan...

O hâlâ hayattayken sen neredesin?

🎭

Bu sandalyenin üstünde ne zamandır oturuyordum, bilmiyordum. Bildiğim tek şey, yaklaşık yarım saattir duvardaki saati izlememdi.

Akrep, yelkovanı kovalıyordu. Zaman çok yavaş geçiyordu. Akrep, bu hızla nasıl yelkovanı yakalayacaktı?

Kafamı istemsizce sağa doğru yatırdım

ve gözlerimi, -kendime gelmek istercesine- iki kere kırptım.

"Destina. Sonuçların çıktı."

Gözlerimi saatten ayırdım ve koltuğunda oturan doktoruma çevirdim. Derin bir nefes verdim.

"Yine sonuç alamadık. İşin garibi dört yıldır hiç sonuç alamıyoruz. Bunun için daha sıkı bir program uygulamalıyız." dedi doktorum, Sema Hanım.

Kafamı iki yana salladım yavaşça. Tekrar derin bir nefes döküldü dudaklarımdan. Bu seferki bıkkınlık dolu bir nefesti.

"Sıkmadı mı artık? Bakın Selma Hanım, ben artık kabullendim. Böyleyim. Böyle doğdum, böylede devam edecek." dedim sağ elimi havaya kaldırarak.

Selma Hanım titreyen elime baktı ve gülümsedi. Öne doğru yaklaştı, "Kabullendin mi? Madem kabullendin Destina, öyleyse o eldiveni neden takıyorsun?"

Acıyla kafamı eğdim. O an gerçekler boğazıma takıldı ve ben yutkunamadım.

"Ben kabullendim. Ama babam kabullenmedi. Bunun için bu eldiven." dedim havada olan elimi kucağıma indirerek.

Selma Hanım kafasını salladı ve geriye doğru çekildi. Tekrar tahlil sonuçlarımı eline aldı ve arkasına yaslandı, "Yeni programını sana Whatsapp'dan atacağım."

Kafamı salladım ve ayağa kalktım. Sırt çantamı omzuma takarken, "İyi günler." dedim ve odadan çıktım.

Doktorum şuanda babama mesaj gönderecekti. Veya arayacaktı. Bilmiyorum ama bir şekilde haber verecekti. Ve bu kötü haberi babama verir vermez babam çıldıracaktı.

Tam on yedi yıl olmuştu. Lakin babam hâla kabullenememişti.

Sen kabullendin mi?

Kabullenmedim, sadece alıştım.

Ben kendim bile kabullenememişken, babam nasıl kabullenecekti?

Arabaya bindiğimde şoför arabayı çalıştırdı. Yorgunlukla gözlerimi kapattığımda gözlerimin önüne bir takım anılar geldi. Hızlıca gözlerimi tekrar açtığımda bıkkınlıkla kafamı geriye yatırdım.

Geçmiş yüzünden bırak uyumayı, gözlerimi bile kapatamıyordum.

Geçmiş, geçmemiş.

Okulun önünde durduğumuzda arabadan indim. En sahici gülümsememi takındım suratıma. Maskemi takmıştım. Eldivenim yerindeydi. Kimse maskenin ve eldivenin altındaki gerçekleri göremezdi.

Siyah saçlarımı düzelttim. Okulun içine girdiğimde gözüme direkt Sima ve Müge takılmıştı.

"Günaydın. Yine ne amaçsız bir sabah öyle değil mi?" dedi Sima gülümseyerek.

"Kesinlikle katılıyorum." dedim yanlarına ulaştığımda.

Birlikte bahçeye çıktığımızda boş bir banka oturduk ve etrafa bakındık.

Bahçenin içindeki lüks arabalar, kızların giydiği gösterişli ayakkabılar... Her şey buram buram para kokuyordu.

"Ah Ediz geliyor." dedi Sima heyecanla.

Siyah bir Lamborghini'den inip bize doğru yürüyen Ediz'e kaydı gözlerim. Saçları yine dağınıktı ve yüzünde yine alaycı bir ifade vardı. Üstüne giydiği okul formasının kravatını gevşetti.

"Bitmedi Ediz sevdan Sima." dedi Müge alayla. Sima hızlıca kafasını salladı, "Matematikçinin saçı çıkana kadar dedik kızım en başında."

Kendimizi tutamayıp güldüğümüzde bir yandanda etrafı kontrol ediyorduk. Matematikçi her an her yerden çıkabilirdi.

"Bugün okula yeni birileri gelmiş." dedi Müge. Yine yüzüne yaptığı abartılı makyajıyla güzel görünüyordu. Siyah saçlarının öndeki tutamlarını örmüştü ve yaptığı makyaj siyah gözlerini ortaya çıkarmıştı.

"Evet bende fark ettim." dedi Sima sarı saçlarını arkasına atarken.

"Öyle mi? Bir merhaba diyelim o zaman." dedim gülümseyerek.

Kızlara dönünce onlarda bana baktılar ve kafamla okulu işaret ettim. İşareti anlamış olacaklar ki gülümseyerek yürümeye başladık.

Okulun koridorunda yürürken üzerimizdeki bakışları umursamıyordum. Artık alışkın olduğumuz bir durumdu bu.

Bizim sınıfın önünde durduğumuzda sınıftan gelen kahkaha sesleri beş metre öteden bile duyuluyordu.

Kapıyı açıp içeri girdiğimizde ise herkesin sesi kesildi ve direkt gözler bize döndü.

Bir çember yapmışlardı ve ben ortalarında ne olduğunu göremiyordum. Onlara doğru ilerledim. "Çekilin." diye seslendiğimde yavaşça önümden çekildiler.

Ortada, yere oturmuş bir kız vardı. Kafasını eğmiş ağlıyordu. Üzerindeki kırmızı boya ise neden ağladığını açıklıyordu.

"Yeni mi bu kız?" diye sordum arkamda durmuş beni izleyenlere doğru.

"Evet yeni. Burslu olarak gelmiş okula." dedi birisi.

"Burslu olması bile büyük bir hata. Bu okulda böylelerin yeri olamaz." dedi sınıftaki kendini beğenmiş kızlardan biri.

Omzumun üstüsünden ona baktığımda kafasını eğdi ve susmayı tercih etti.

"Neden? Bizim aksimize kafasını kullanarak bu okula girdiği için mi böyle davranıyorsunuz?" diye sordum. Bir anda hepsi birbirlerine baktı ve kafalarını eğdiler.

"Söylesenize hanginiz kafanızı bu kız gibi kullanabilirsiniz? Hanginiz buraya baba parası dışında çalışarak gelebilirsiniz? Bu kızı göndermeye çalışmanızın amacını sadece kıskançlığınıza ya da kibrinize bağlayabilirim."

Yine sessiz kaldılar. Bu sessizliğin karşısında gülümsedim. Müge ve Sima bana gülümseyerek bakıyorlardı. Onlara gözümü kırpıp diğerlerine döndüm.

"Bir daha burslulara karışırsanız...Bence siz gerisini anladınız, söylememe gerek yok. Öyle değil mi?" dediğimde kafalarını salladılar.

"Dağılın!" diye bağırdı Müge. Herkes dışarı çıkınca sınıfta sadece ben, Müge, Sima ve o kız kalmıştık. Hâla ağlıyordu ve kafasını kaldırmıyordu.

"Hoş geldin diyeceğimde biraz absürt olucak." dedi Sima kızın yanına giderek.

"Sima, bizim yedek formalardan verebilir misin? Güzelce temizlensin." dedim. Sima kafasını salladı ve kızı kaldırmaya çalıştı. Kız ayağa kalktı. Titreyen bacakları oldukça korktuğunu gösteriyordu.

"Adın ne?" diye sordum.

"Çağla." diye yanıtladı titreyen sesiyle. Karşına geçtim ve elimi uzattım. "Destina bende. Memnun oldum."

Kafasını kaldırdı. Ancak o zaman yüzünü görebildim. Yeşil gözleri kendisini, yüzündeki kırmızı boyaya rağmen belli ediyordu. Sarı saçlarını at kuyruğu yapmıştı ancak bozulmuştu.

Elimi tuttuğunda gözlerim kocaman açıldı. Bu kız bana o an birini hatırlattı. Elim titremeye başladığında elimi hızlıca geri çektim.

"Temizlen. Sonra tanışma işimize devam ederiz." dedim kendimi toparlamaya çalışarak.

Simayla kız çıkınca ben ve Müge kantine indik. Kantine inerken bizim sınıftan bir çocuğu gördüm ve "O sınıfı nasıl o hale getirdiyseniz öyle de temizleyin. Ben gelince temiz görmek istiyorum." diyerek sınıfa gönderdim.

Müge ile kantine indiğimizde duvar kenarındaki masalardan birine oturduk.

"Kahve içeceğim. İster misin?" diye sordu Müge. Gözlerimi telefondan kaldırdım ve kafamı 'evet' anlamında salladım.

Müge masadan kalkıp kahve almaya giderken göz açıma Ediz ve grubu girdi. Göz göze geldiğimizde gülen suratı düştü ve yüzü korkunç bir hal aldı.

Boş bakışlarımı ona gönderirken aramazdaki soğukluk bütün kantini sarmıştı. Sanki o an etraf soğumuştu ve bu soğuktan yalnızca ikimiz etkileniyorduk gibiydi.

Kafamı tekrar telefonuma indirdim. Ediz'i görmemezlikten gelmeye çalıştım. Zaten şuanda bakışlarını üzerimde hissetmiyordum.

Ediz'i görmek başımı döndürmüştü. Geçmişimde parmağı olan isimlerden biriydi. Hatta geçmişimin başrolü olan isimlerden biriydi.

Geçmişimin başrolü, üç çocuk.

Boğulacak gibi olduğumda hızlıca ayağa kalktım. Müge'de tam o sırada gelmişti.

"Dışarıya çıkalım. Burası çok havasız." dedim. Müge kafasını salladı. Elindeki kahvemi aldım ve birlikte bahçeye doğru yürüdük.

Bahçeye çıktığımızda Sima'nın bir bankta oturduğunu gördük. Birlikte Sima'nın yanına ilerledik ve yanına oturduk.

"Ne yaptın kızı?" diye sordum Sima'ya. Fotoğraf çekmeye çalışıyordu. "Sınıfta kalmak istedi. Üstünü temizledik." diye cevap verdi hâla fotoğraf çekerken.

"Değişik bir kız. Tavırları, bakışları. Ürküttü beni." dedi Sima telefonunu kapatarak.

O soğuk havasını el sıkışırken bende almıştım. Üstümde değişik bir his bırakmıştı.

"Bir şey mi söyledi sana?" dedi Müge.

Sima kafasını olumsuz anlamda sallayarak, "Bakışları yetti." dedi

Tam o sırada okula bir motosiklet girdi. Sahibinin sadece kaskın altında sallanan sarı saçlarını görebiliyordum. Üstünde okul forması vardı.

"Bu kim?"

"Yeni galiba."

Okuldaki herkesin ilgisini çekmişti ve herkes kıza odaklanmıştı.

Motosikletini park ettikten sonra indi ve kaskını çıkardı. Arkası dönük olduğu için hâla kim olduğunu görememiştik. Yalnızca sarı saçlarını görmüştük.

"Umarım tahmin ettiğim kişi değildir." dedi Müge.

"Sanırım tahmin ettiğin kişi." dedim gergin bir ifadeyle.

Ediz ile göz göze geldik o an. Dolan gözlerini fark edebilmiştim. Ama beni gördüğü an hemen gözlerini kırpıştırıp, kafasını sağa doğru çevirmişti.

Arkasını döndüğünde yeşil gözlerini buradan bile görebiliyordum. Gözleri direkt bana doğru döndü ve sırıttı.

"Elay." dedi Sima şaşkınlıkla.

O an herkesin gözü bana döndü ve büyük bir sessizlik oluştu.

Gerçek maskemi gören tek kişi şuan karşımda duruyordu.

Ve şuan bile büyük bir karmaşanın çıkacağını hissedebiliyordum.

Geçmişimin başrolü olan kız. Kaldı bir.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.