O seneki kışın da tıpkı geçen sene ve ondan önceki seneki gibi olacağını düşünüyordu. Yine erkek arkadaşından buketler dolusu çiçek ve çikolatalar alacak, arkadaşları ile beraber minik çocuklara tiyatro sergileyecekti. Eh, çocuk gelişim okuyup oyunculuğa hayran olmak bunu gerektirirdi zaten. Fakat hayat ne zaman sizin planladığınız gibi gitmeyi kabul etmişti ki ? O sene de yine inatçılığı tutmuş, tıpkı o sabah onun uyanmasına sebep olan tonlarca mesaj gibi her şeyi tersine çevirivermişti.
Yasemin yaklaşık olarak yarım saattir yastığının altında titreşen telefona en sonunda bakabilme gücünü kendinde bularak yatağından doğruldu. Tüm vücudu acı ile yanarken bir kez daha spora gidip gitmeme düşüncesi kafasının bir ucundan öbür ucuna kadar dolaştı. Gözleri perdelerini daha açmadığı loş odada aniden parlayan telefon ekranı nedeniyle adeta kör olurken gözlerini kısarak gelen mesajlara baktı. Bir insan sabahın 7'sinde neden yaklaşık 600 tane mesaj atardı ki? Eğer bu kişi en yakın arkadaşlarından biri olan Sultan ise kesinlikle atardı.
Bunu senden daha fazla saklamak istemiyorum özür dilerim.
Diye başlayan mesaj devamında Yasemin'in inamak istemeyeceği şeyler anlatıyordu.
Dediğine göre erkek arkadaşı onu 4 aydır aldatıyordu. Hayır, bu çok da önemli değildi onun için. Nihayetinde bir çok kez aldatılmış ve hiçbirinde ,garip bir şekilde, üzüntü duymamıştı. Ona göre bu, insanların gerçek yüzlerini görmek için en iyi fırsattı. Fakat en yakın arkadaşı tarafından ikinci kadın durumuna düşmesi onu kalbinden vurmuştu. Yine Sultan'ın dediği gibi ,erkek arkadaşı ile diğer bir çocukluk arkadaşı olan Mine aylardır beraberdi. İşte tam olarak bu onun vücudundaki tüm acıları toplayıp kalbine vurmuştu. Gözleri dolarken aklına erkek arkadaşı ile Mine'nin yan yana durduğu binlerce anı geldi. Anlaması gerekirdi. Erkek arkadaşının bakışlarından, Mine'nin imalı sözcüklerinden... Her acı çektiğinde yaptığı gibi yine içinden o kadar da önemli olmadığı, daha kötüsünü yaşadığını, hatta daha kötüsünü de yaşayabileceğini tekrarlayıp durdu ama içinden bir ses sürekli haykırıp duruyordu. O kadar da önemli. Daha kötüsü olmaz. Arkadaşlığını bitirmek zorundasın. Arkadaşının gözünde senin duygularının zerre kadar önemi yok. Sen yüzsüz değilsin, onunla arkadaş kalamazsın. O kötü birisi, o senin duygularını önemsemeyen birisi. Hayır. Gözyaşlarını sildi ve bacaklarının ağrısına aldırmayarak banyoya doğru ilerledi.
Aynaya baktı. O güzel birisiydi. Bunu kendisi de geyet iyi bir şekilde biliyordu. Çıkık elmacık kemikleri, dolgun dudakları, kumral saçları , yosun yeşili gözleri ve pürüzsüz cildi ile masallardaki kötü kraliçeleri andıran bir güzelliği vardı. İnsanlar çoğu zaman onun egolu veya kendini beğenmiş olduğunu söylüyordu ama ona göre sahip olduğu tek şey güzelliğiyse, bununla övünmenin ne gibi bir yanlışlığı olabilirdi ki? Ayrıca yalan mıydı, güzeldi işte. Fakat şuan o kadar da güzel gelmiyordu kendine. Elmacık kemiklerini fazla çıkık, gözlerini fazla delici ve korkunç görüyordu. Gözlerini kapattı ve aklındaki tonlarca düşüncenin arasından bugün oynayacağı oyunun repliğini çekip çıkarmaya çalıştı. Aklına hiçbirşey gelmiyordu. Hangi oyun olduğunu dahi hatırlayamıyordu. Gözlerini açtı ve aynaya iliştirdiği oyun sıralamasına baktı.
1- Külkedisi
Evet , Külkedisi. Şimdi hatırlayabiliyordu replikleri az çok. Kötü kız kardeşi oynamak fazla replik gerektirmemişti zaten. Elini yüzünü yıkayıp sakin olmaya çalıştı. En sevdiği kişiyi,kendisini, kırmanın intikamını ikisinden de feci şekilde almaya kararlıydı.
Kuliste üstünde Kötü Kız Kardeş'in kıyafeti, gözlerinde repliklerin yazılı olduğu kağıt, kulaklarında ise tiyatroya doğru giren çocukların patırtıları ve aklında birbirlerini kovalayan düşünceler ile oturuyordu. Çocuklar için tiyatro yapıyor, çocuklar için çalışıyordu. Çünkü ,kendi çocukluğundan biliyordu ki, her çocuğun masal anlatacak bir annesi veya babası olmayabilirdi. Her çocuğun kendisiyle ilgilenecek bir ebeveyni yoktu. Ama her çocuğun bir parça ilgiye herzaman ihtiyacı vardı.
Tüm arkadaşları çoktan gelmiş, rolleri için hazırlık yapmıştı ama Mine hala ortalıkta yoktu. Gelmeyebilirdi, ki bu Yasemin için çok iyi olurdu, çünkü onunla yüzleşecek ne hali ne de mentali vardı. Ama Mine ,gözlerini yere dikerek içeri girdi. Hiçbir şey olmamış gibi üstündü giyindi ve makayajını yapmaya başladı. Yasemin ise aniden yükselen öfkesi ile yerinde kıpır kıpır kıpırdanmaya başlamıştı bile. Yerinden kalktı ve elini Mine'nin omzuna koydu. Mine hızla arkaya dönerken gözlerindeki pişmanlık ve korku Yasemin'in bir an olsun gerilemesine sebep oldu ama yine de kendini toparladı. Mine ağzında birşeyler gevelemeye çalışıyordu.
"Yasemin. Bak ben..."
"Sen alçak bir insansın, bu kadar." Dedi , öfke dolu bir ses ile. Ama sesi ile duyguları oldukça tersti. İçinden yükselen bir ses çığlıklarla ona, Mine'yi affet, diyordu. Fakat en yakın arkadaşının gözlerinde duygularının biraz olsun değerinin olmaması ise tüm öfkesini toplamaya yetiyordu bile. Sadece duyguları değil tüm benliği karışıklık içindeydi. Uzaklardan bir yerden diğer arkadaşlarının da etrafında toplandığını hissediyordu. Herşey çok uzaktı duygular, sesler ve hisler. Yakın olan tek şey ise Mine'nin arkasındaki aynada baktığı gözleriydi. Bu, rönesans tablosunu andıran kızarmış gözler gerçekti. İçlerinde yerleşen öfke kadar gerçek. Hayır, bu gözler ona ait olamazdı. Mine birşeyler söylüyordu ama dünya etrafında dönerken bunu duymak imkansızdı. İçinden istemsiz bir kahkaha yükselirken koluna birinin dokunmasıyla irkilip dönerken ona biraz suçluluk, biraz acıma ve biraz da şefkatle bakan Sultan'ın mavi gözleri bile yıllarca bodrumun altında kalmış bir tablo kadar silikti. Hayır, hayır, heryer bulanıklaşıp dönerken geriye doğru ilerlediğini de farketmiyordu. Tek farkettiği şey melek sesli şeytanın kulağındaki fısıltılarıydı. Birşeye çarptığını hissetti. Kalp atışları kulaklarında atarken bunu hissetmesi garip geliyordu. Ama garip olanın ne olduğunu dahi bilmiyordu. Arkadaşlarının boğuk seslerinin arasından tiz tıkırtı sesini net bir şekilde duymuştu sadece. Tiz tıkırtı cam kırılmasına dönüştü ve bir anda heryeri yemyeşil bir pus kapladı.