Nil elindeki kolyeye baktı.
Parlaklığı yavaş yavaş kaybolmuştu.
Fakat zihnindeki sorular her geçen saniye büyüyordu.
Derin bir nefes aldı.
“Bir şey sormak istiyorum.”
Bilgeler sessizce ona döndü.
“Gerçek ailem kim?”
Koridor bir anda sessizliğe gömüldü.
Bilgeler birbirlerine baktılar.
Nil bunu fark etmişti.
Sanki bu soruyu bekliyorlardı.
“Peki annem ve babam nerede?” diye devam etti.
“Onlar da Bilinmeyen mi?”
Yaşlı bilge gözlerini kapattı.
Birkaç saniye boyunca cevap vermedi.
Sonunda konuştu.
“Evet.”
“Onlar da Bilinmeyendi.”
Nil’in kalbi hızlandı.
“O zaman neredeler?”
Bu kez hiçbir bilge cevap vermedi.
Sessizlik uzadıkça Nil’in içindeki huzursuzluk büyüdü.
“Neden konuşmuyorsunuz?”
Yaşlı bilge derin bir nefes aldı.
“Luneya…”
“Bazı gerçeklerin öğrenilmesi için doğru zamanı beklemek gerekir.”
Nil kaşlarını çattı.
“Yani bana söylemeyecek misiniz?”
“Henüz değil.”
“Ama neden?”
Bilge üzgün bir ifadeyle ona baktı.
“Çünkü şu an bilmen gereken şeyler var.”
“Ve bilmemesi gereken şeyler.”
Nil cevap alamayacağını anlamıştı.
İsteksizce başını eğdi.
Tam o sırada başka bir bilge öne çıktı.
“Kendini yalnız hissetme.”
“İnsan dünyasında da sana değer veren insanlar var.”
Nil şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Bilge elini havaya kaldırdı.
Bir görüntü belirdi.
Krallığın büyük sarayı…
Muhafızlar…
Bahçeler…
Ve bahçede koşan iki çocuk.
Nil gözlerini kıstı.
Kızlardan biri kendisiydi.
Diğeri ise saray kıyafetleri giyen bir erkek çocuktu.
“Bu…”
Yaşlı bilge gülümsedi.
“Kralın en küçük oğlu.”
Nil’in gözleri büyüdü.
“Prens Aras.”
“En yakın arkadaşın.”
Nil görüntüye baktı.
Birlikte gülüyorlardı.
Birlikte koşuyorlardı.
“Bu önemli mi?”
Bilge başını salladı.
“Sandığından çok daha önemli.”
“Neden?”
Bilgeler birbirlerine baktı.
Bu soruya da cevap vermediler.
“Luneya.”
“Yakında anlayacaksın.”
Koridorun ışıkları titremeye başladı.
Görüşme sona eriyordu.
Yaşlı bilge son kez ona baktı.
“Şimdilik tek yapman gereken şey yaşamaya devam etmek.”
“Arkadaşlarını koru.”
“Aileni koru.”
“Ve gözlüğü yanında taşı.”
Bir anda her şey karardı.
Nil gözlerini açtığında yatağındaydı.
Kalbi hâlâ hızlı atıyordu.
Elini yastığının yanına uzattı.
Ve donup kaldı.
Sandık oradaydı.
Kolye ve gözlük de.
Bu bir rüya değildi.