Kızın onuncu yaş gününe yalnızca bir gün kalmıştı.
Evde tatlı bir telaş vardı.
Annesi mutfakta hazırlık yapıyor, babası ise ertesi gün gelecek misafirler için evi düzenliyordu.
Ama küçük kızın içi nedensiz bir şekilde huzursuzdu.
Son birkaç haftadır garip rüyalar görüyordu.
Uzun koridorlar…
Parlayan semboller…
Ve yüzlerini seçemediği insanlar…
Her gece aynı rüya tekrar ediyor, her seferinde biraz daha netleşiyordu.
O gece de yatağına uzandı.
Bir süre tavanı izledi.
Sonra gözleri yavaşça kapandı.
Ve kendini yine o koridorda buldu.
Bu kez yalnız değildi.
Koridorun sonunda altı kişi duruyordu.
Uzun pelerinler giymişlerdi.
Yüzleri gölgelerin altında kalıyordu.
Kız korkuyla geri çekildi.
“Sen kimsin?” diye bağırdı.
Tam o sırada içlerinden biri öne çıktı.
Yaşlı bir adamdı.
Bembeyaz saçları omuzlarına kadar uzanıyordu.
Adam ona gülümsedi.
“Sonunda görüşebildik.”
Kızın kalbi hızla atmaya başladı.
“Bu bir rüya mı?”
Yaşlı adam başını salladı.
“Hayır.”
“Bu senin zihnin.”
Kız bir şey anlamıyordu.
Bir adım daha geri çekildi.
“Ben sizi tanımıyorum.”
Adamın yüzündeki gülümseme hüzne dönüştü.
“Ama biz seni tanıyoruz.”
Koridor sessizliğe gömüldü.
Kızın boğazı düğümlendi.
İçinde açıklayamadığı bir his vardı.
Sanki bu insanları ilk kez görmüyor gibiydi.
Yaşlı adam derin bir nefes aldı.
“Dinle.”
“Bugüne kadar sana söylenen her şey doğru değildi.”
Kızın gözleri büyüdü.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Adam cevap vermeden önce diğer bilgelere baktı.
Sonra tekrar kıza döndü.
“Sen sıradan bir insan değilsin.”
Bu sözler koridorda yankılandı.
Kız donup kaldı.
Adam konuşmaya devam etti.
“On yıl önce seni insan dünyasına biz gönderdik.”
“Çünkü sen bizim halkımızın son umudusun.”
Kızın aklı karışmıştı.
Söylenenlerin hiçbirine inanamıyordu.
Tam bir şey söyleyecekken etrafındaki dünya sarsılmaya başladı.
Koridor çatlıyor, ışıklar titriyordu.
Yaşlı bilgenin yüzü ciddileşti.
“Henüz her şeyi anlatamayız.”
“Yarın gece tekrar geleceğiz.”
“Ve o zaman gerçeği öğreneceksin.”
Bir anda her şey karardı.
Kız gözlerini açtığında yatağındaydı.
Nefes nefeseydi.
Kalbi deli gibi çarpıyordu.
Pencereden içeri sabah ışıkları giriyordu.
Bir süre tavana baktı.
Sonra fısıldadı:
“Bu… rüya değildi.”
Ve ilk kez, hayatında bir şeylerin yanlış olduğunu hissetti.