İçeriğe geç

MASA ALTI OYUNLAR

Bölüm 1 · 10 dk okuma

MASA ALTI OYUNLAR

Bölüm 1

Giriş

Ben Eflin. Eflin Köksal. 22 yaşında olan ve hayattan hiçbir beklentisi olmayan Eflin. Annesi ve babası bir düşmanlığı bitirmek için evlenmiş olan Eflin. Bu düşmanlığı bitirmek için dünyaya gelmiş olan Eflin. Babasının hayatını kararttığı Eflin. Doğduğu günden beri "Ben neden doğdum?" Diye düşünen Eflin. Hayata karşı bir çok sorum olmuştu. Mesela "Babam beni neden sevmedi?" Hep çok düşündüm. Kusuru kendimde aradım ve hâlâ da kendimde arıyordum.

Sonuçta birini sevmek onu tamamen herşeyiyle kabul etmek değilmidir. Kusurlarıyla ve yaralarıyla sevmek. Babam beni kabullenemedi. Yada kabullenmek istemedi. Bir insan hayata bir sebep için doğmamalıydı ama ben doğmuştum. Yaşar Köksal ve Haluk Kararslan çocuklarının geleceklerini düşünmeden bir düşmanlık uğruna zorla evlendirmişlerdi. Onlara dede bile demek istemiyordum. Annem ve babam yani Müjgan ve Rıza. Birbirlerinden nefret etselerde evlenmişlerdi.

Sonra ben doğmuştum. Eflin Köksal. Hayattan istediğim bir şey varsa oda Eflin olmak. Sacede Eflin. Düşmanlık için değilde annesi ve babası istediği için doğan Eflin olmak isterdim. Normal bir yaşama sahip olan ve ailesi olan bir Eflin. Kısacası mutlu bir Eflin. Sekiz yaşıma bastığımda hayat bana yeni bir sürpriz yapmıştı ve annemi benden koparmıştı. O zamanlarda küçük bir çocuk ölümün ne demek olduğunu bilmemeliydi. Ancak ben biliyordum. Annemin bir daha asla geri gelmeyeceğini ve yıldıza dönüşmediğini biliyordum. Asıl acı ise bunu babamın bana öğretmesiydi.

Çok düşünmüştüm acaba intihar eden insanlar neden intihar ediyor diye. Sonrasında araştırma yapmıştım. Psikoloğuma sorduğumda bana 'İnsanlar yaşamak için nedenler oluşturur. Çünkü hayat neden-sonuç ilişkisiyle bağdaştır. Biz insanlara bu nedeni sevgi verir. Sevgi çok güçlü bir duygudur. Öyle ki çoğu insanı ayakta tutan şey sevgidir. İntihar eden insanlar iki nedenden dolayı intihar eder. Ya artık sevilmediğini düşünüyorlardır yada artık sevecek bir şeyleri kalmamıştır.'

Bunları duyduğumda kendime iki neden oluşturmuştum. İlk nedenim annemin katilini öldürmek ve intikam almaktı. İkinci nedenim ise arkadaşlarımla zaman geçirmekti. Kendimi ne kadar kandırsamda asıl amacımın altı tane birbirinden salak arkadaşlarımı seviyor olmamdı. Çoğu zaman intikam için yaşadığımı söylerdim ama bu doğru değildi. Asıl sebep kardeşim yerine koyduğum insanlardan kopamamaktı.

Eskiden olsa kandan korkar silah tutmaz insanları öldürmezdim. Babam miras olarak bana bunu bırakmıştı. Sekiz yaşındayken bana zorla silah tutmayı öğretir, bıçak kullanmamı isterdi. Her zaman karşı çıkardım ve silah kullanmazdım. Ta ki annem gözümün önünde son nefesini verene kadar. Annemin gözlerinde ki o son bakışı görene kadar. O gün silah tutmayı istemiş bıçak kullanmış ve insanları öldürmek istemiştim. Biliyorum belki acımasızca olacak ama benden koparılan bir can için herkesi öldürmek istemiştim. Belki herkesi öldürmemiştim ama karşıma çıkan bütün şerefsizleri öldürmüştüm. Hâlâ da öldürüyordum.

Annem ölmeden önce kaçmamı söylemişti. "Eflinim lütfen git, kendini kurtar." Demiş ve elime bir bıçak vermişti. İstememiştim. Annemi orda bırakamazdım bu yüzden gitmemiştim. Kim olsa aynı şeyi yapardı. Annemi ölüme terk edemezdim. Nasıl orada bırakırdım? Bu yüzden gitmemiş ve annemin yanında kalmıştım. O zamanlarda çocuk aklıma rağmen 'Ya beraber gideriz yada birlikte ölürüz annem' demiş ve sımsıkı sarılmıştım. Sonra annemin ölümünü izletmişlerdi. Gitseydim belki izlemezdim ama izlemiştim. Eğer annemi orada bırakıp gitseydim çok pişman olurdum çünkü benim yüzümden öldüğünü düşünürdüm. Gerçi şuanda pişmanım ama gitmediğim için değil annemi kurtaramadığım içindi. Her saniyesi aklıma mıh gibi kazınmıştı. Belkide bu hayatın bana verdiği en büyük cezaydı.

Sonra avukat olmuştum. Davalarımı adaletli bir şekilde kazanırdım. Sonrada girdiğim davalardaki babama benzeyen bütün insanları öldürdüm. Hedefime ulaşmıştım ama annemin intikamını alamadım. On beş yıldır bunun için çabalıyordum.

Buydum ve bu kadardım ben. Kendimi tanımlamam bu kadardı.

Alarm sesiyle bakışlarım komodinin üzerindeki telefonuma kaymıştı. Alarm çalmadan önce uyanmıştım ancak alarmın çalmasını beklemiştim. Yada uyumuş gibi yapmıştım tüm gece. Elimi uzatıp alarmı kapattım. Yatakta doğrulup ayaklarımı sarkıttım. Terliklerimi giyecekken gördüklerimle yüzümü buruşturdum. Terlikler muzluydu. Üzerinde bir çok muz deseni vardı. Büyük ihtimalle ben uyuduktan sonra Yakup değiştirmiş olmalıydı.

Telefona düşen bildirim sesiyle telefonu elime aldım. Gruba mesaj gelmişti. Ayrıca grubun ismi muz kardeşlerdi ve evet grubun ismini Yakup koymuştu.!

Yakup: Antrenmanı unutmayın beyler.

Kaşlarımı çattım. Bu grupta sadece erkek yoktu. Bende vardım. Ayrıca aynı malikanede yaşıyorduk neden mesaj yazıyordu.

Ben: Bir daha Beyler dersen gruptan çıkarım.

Yakup: Niye ki? Sen niye alınıyorsun. Ben İsmail alınır diye yazmıştım.

İsmail: Sikerim.

Ben: Ben erkekmiyim Yakup?

Yakup: Değilmisin?

Faruk: Yakup uğraşıp durma şu kızla. Aşağıdayım çabuk gelin.

Kerem: Benim telefonum bozuldu galiba kendi kendine saçma sapan uygulamalara giriyor.

Yakup: Annem eskiden bizim televizyonun görüntüsü gidince yada bozulunca vuruyordu. Vur belki çalışır.

Kerem: İşe yarar mı dersin?

Yakup: Televizyonda işe yarıyorsa telefonda da işe yarar.

Faruk: Saçmalamayın! Çocuk mu bu?dövüp terbiye mi vereceksiniz.?

Ben: Faruk haklı. Git suya tut kesin çalışır. Suyun kaldırma kuvveti var sonuçta.

Kerem: Denedim onu telefon kapandı çalışmıyor. Su geçirmez değilmiş.

Faruk: Telefon kapandıysa bize nasıl yazıyorsun puşt.?

Kerem: Yeni telefon aldım abi.

Yakup: Ulan gerizekalı madem yeni telefon aldın niye bizi uğraştırıyorsun.

Sinan:Yakup ilk defa haklı.

Kerem: Bilmem. Belki çalışır diye size sorayım dedim.

Okuduğum şeylerle gözlerimi devirip telefonu tekrar komodine indirdim. Terlikleri giyip ayağa kalktım. Hızlı bir duş aldıktan sonra siyah bir şort ve sporcu atleti giydim. Kırmızı saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yapmıştım. Perçemlerim yüzümün iki yanında duruyordu. Aynanın karşısına geçip kendime baktığımda gülümsedim. Güzel olmuştum. Beyaz Spor ayakkabılarımıda giyip odamdan çıktım.

Ben odamdan çıkarken karşı odadanda Yakup çıkıyordu. Üzerinde siyah bir tişört ve siyah bir eşofman vardı. Beni görünce gülümsedi "Günaydın"

"Günaydın"

Bana doğru gelip sırıttı "Bu gün antrenman var." Yanımda durup beni baştan aşağı süzerek tekrar gözlerime baktı "Görüyorum ki unutmamışsın."

Gözlerimi devirip yürümeye başladım. "Unutmama izin mi veriyorsun.?" Saat başı hatırlatıyordu.

"Çok güzel teknikler öğrendim bizimkiler bu sefer birşey diyemez."

Heyecanla söylediği şeylerle durup ona döndüm "Kimsenin kafasını kırmaya niyetim yok. Sadece antrenman yapılacak." Sırıtarak yürümeye başladığında bende peşinden gittim. Bu sırıtmayı biliyordum. Kendi dediğini yaptırmadan durmayacaktı.

Merdivenlerden aşağı inip salona geçtiğimde herkes salonda yemek masasındaydı. "Günaydın bayanlar."

Sırıtarak onlara bakarken hepsi kafasını çevirmiş bana bakıyordu. Yakup kaşlarını çatarak "Bayan mı.?" Diye sorunca daha çok güldüm. Şimdi ödeşme zamanıydı.

Yakup'un ona kız muamelesi yaptığım için sinirlenmesini söylemeyi çok isterdim ama öyle olmadı. Yakup masadaki yerine oturmadan önce bana bakıp "Tuvalete mi giriyorsun ne bayanı.?" Diye sorunca yüzüm düştü. Bu herif neden böyleydi.

"Sana kadın muamelesi yapıyorum ama senin takıldığın konuya bak."

"Kadınlar bu hayattaki en değerli varlıklar bu beni neden üzsün."

Hepimiz bu sefer bakışlarımızı Yakup'a diktik. Bir bakıma aslında doğruydu. Kadınlar hakkında böyle düşünmesi güzeldi ama Yakup bir kadın DEĞİLDİ!!.

"Bazen Yakup'un her zaman alkol aldığını ve kafasının hep güzel olduğunu düşünüyorum." diye sızlandı Kerem.

Kerem'e döndüm "Bunu sabah telefonunu döven kişi mi söylüyor?"

"Koniyu dağutmayasuz ziggumlanip gidelum ula" Bunu söyleyen ismaildi. İsmail Karadenizliydi ve şivesi vardı. Herkes buradaki bu adamları benim korumam sanıyordu ama öyle değildi. Hepsi benim yakın arkadaşlarımdı ancak herkese koruma olarak tanıtıyordum.

Böyle yapmamız gerekiyordu çünkü bu camiada kimsenin zaafı olmamalıydı. Bu camiada ki insanlar yakın arkadaşa bile düşman gözle bakıyor bir açığımızı arıyorlardı. Bizde böyle bir çözüm bulmuştuk.

"Kızıl kafa orada durmaya devam mı edeceksin? Yoksa oturmak istermisin?." dedi Sinan alayla.

Daha fazla ayakta dikilmeden Yakup'un yanındaki boş sandalyeye oturdum ve hizmetliler servis açmaya başladı.

🌹

Hepimiz bu gün antrenman yapacaktık. Bu yüzden kahvaltıdan sonra malikanede bulunan Spor tesislerine gitmiştik. Ben normalde de günlük Spor yapardım ama bu gün hep birlikte yapacaktık. Şimdi ise karşımda Yakup vardı ve son anda yumruğundan kurtulup kafamı eğmiştim.

"Ben neden Yakup'la dövüşüyorum?" Diye sızlanıp karın boşluğuna yumruk attım. Çok konuşuyordu ve dikkatim dağılıyordu.

Yüzünü görmesemde Faruk hızlı hızlı nefeslerinin arasında konuştu "Konuşmada işine bak. Henüz fazla toysun."

Homurdanıp Yakup'a tekme attım. Tekmemle birlikte sırt üstü yere düşünce kalkmasına fırsat vermeden üstüne oturup yüzüne yumruk attım. Belimden tutup beni çevik Bir hareketle çevirdi. Şimdi o üstteydi. Bana kıyamadığı için kalkıp elini uzattı. Her seferinde böyle yapıyordu. Ne zaman yenecek gibi olsa ayağa kalkıp bana elini uzatıyordu.

"Yine aynı şeyi yapıyorsun." Diye kızıp uzattığı elini tuttum.

Bilmiyormuş gibi omuz silkti "Ne yapıyormuşum?"

"Bunu işte... Bir çatışmaya gittiğimizde karşımdaki kişi bu kadar merhametli olmayacak." Bunu yapmasını seviyorum ama bu bir gerçekti. Eğer iyi dövüşmemi istiyorsa merhametli olmamalıydı.

"Korurum ben seni"

Söylediği şeylerle gülümsedim. Cevap vermeden başımı salladım ve dövüşe devam ettik.

Herkes kendi rakibiyle dövüşmüştü. Çok yorulduğumuz için herkes bir tarafa oturmuştu. Kerem çenesini tutuyordu "Son attığın yumruk çene kemiğimi kırdı." Kerem'in rakibi Faruk'tu. Kerem'in kumral saçları dağılmış burnundan ve ağzından kan akıyordu. Alnındaki ter damlacıklarını siliyordu. Faruk onu iyi benzetmişti.

"Gevezelik yapmasaydın bu kadar dayak yemezdin." bunu diyen Faruk'tu.

"Abi gevezelik yapmama izin bile vermedin ki ne zaman ağzımı açsam yumruğun çenemle buluşuyordu."

"Çünkü her ağzını açtığında telefon diyorsun puşt!"

Faruk tekrar sinirlendiği için yanındaki su matarasını alıp Kerem'e fırlattı. Refleksleri iyi olduğu için Kerem kafasını sağ tarafına doğru eğdi ve mataradan kurtuldu.

"Benim için değerli bir telefondu."

"Neden bu kadar çok önemsiyorsun alt tarafı bir telefon." dedim merakla.

Yakup sırıttı "O telefonu eski sevgilisi hediye etmişti. Hani şu Kerem'i terk-" cümlesi yarıda kesildi çünkü Faruk'un Kerem'e attığı matarayı Kerem Yakup'a fırlatıp ayağa kalktı.

"Bu sefer o gevşek ağzını yamultmazsam şerefsizim."

"Ben mi seni terk ettim ne kızıyorsun?" Dedi Yakup koşarken. Kerem duyduklarından sonra kırmızı görmüş boğalar gibi kıpkırmızı oldu. Tabii bizde onun yaratıcı küfürlerine maruz kaldık.

"Soyuna sopuna soktuğum piç senin sevgilin bile olmadı."

"Beni terk edecekse neden bir sevgilim olsun ki?"

"Yakında oksijenin bile olmayacak puşt."

İkisi koşarak Spor salonundan çıktı. "Yaşları ne bunların on mu?" Diye sordum arkalarından bakarken. İsmail yaratıcı küfürlerini sıralayıp konuştu.

"Ha bu Yakup şerefsuzu odami muz baskilu kiyafetlerle doldirmuş"

Faruk ayağa kalkıp elini bana uzattı. "Bu kadar tehlikeli adamın içindeyken çocuk gibi davranıyorlar."

Elini tutup ayağa kalktım "Ve bu çok riskli üstelik herkes onları korumam olarak biliyor." Diyerek Faruk'un sözlerini tamamladım.

Herkes Yakup, Sinan, İsmail, Kerem ve Faruk'u korumam sanıyordu.

Birlikte karanlık dünyaya adım atmıştık ve amacımız yeraltı dünyasını yok etmekti. Onları bu işe ben sokmuştum ve ne pahasına olursa olsun onlar zarar görmeyecekti. Bu işin sonunda yeraltı dünyası yok olmalıydı.

Yer altı dünyasını yok etmek istiyorsak masa altı oyunlarına girmemiz gerekiyordu. Masa altı oyunlarında en fazla yedi lider olurdu. Bu liderlerin hepsini tanıyordum ama onlar henüz benim neye benzediğimi bile bilmiyorlardı. Bu benim için bir avantaj dı. Ancak kart bana da çıkabilirdi.

Bu masa beş yılda bir kurulur.

Ben henüz o masada değilim.

Ama ne olacağını ezbere biliyorum.

Yedi kişi…

Her birinin önünde yedi Tarot kartı. Üzerlerinde masadaki yedi kişinin adı yazılı. Kendi adlarını bile destelerine koyacak kadar gözü kara insanlar bunlar. Çünkü bu oyunda korkmak, zaten kaybetmek demek.

Masaya oturduklarında üst taraf sakindir. Kahkahalar, buzlu bardaklar, sahte gülüşler…

Ama asıl kader masa altında döner.

Kartlar gizlice karıştırılır. Kimse kimseye bakmaz. Yanındakine bir kart uzatır, sonra bir tur daha… Tam yedi tur. Yedi kişinin kaderi, görünmeyen ellerde yer değiştirir.

Yedinci tur bittiğinde artık kimsenin elindeki kartlar başladığı gibi değildir.

Herkes başkasının ölüm ihtimalini taşır cebinde.

Sonra…

Herkes elindeki kartlardan rastgele birini seçer.

Ve aynı anda masaya bırakır.

İşte o an oyun başlar.

Masada en çok kimin adı çıkarsa…

O kişi beş yıl boyunca hayatta kalmaya çalışır.

Suikastlar, pusular, kazalar… Hepsi “tesadüf” süsüyle gelir.

Beş yıl.

Kaçmak için uzun, ölmek için kısa bir süre.

Şimdi ben o masada değilim.

Ama bir gün oturacağımı biliyorum.

Ve en korktuğum şey ölüm değil…

Adımın orada, kartların arasında durma ihtimali.

Bu zamana kadar masadan sağ çıkan olmamıştı. Kendi hayatım üzerine bir kumar oynamıştım ve pişman değildim. Masada müttefik olduğum kimse yoktu. Eski liderlerden Yaşar Köksal yani dedem ölmüştü. Şu an onun yerinde veliahtı olarak babam vardı. Ve evet benim o masada olmamın asıl nedeni babam Rıza Köksaldı. Onu öldürmek istiyordum. Diğer liderler ise Rüstem Alpdoğan, Halis Demirkaya, Ferzat Bozdemir, Cevat Erboğa ve Bora Kararslan'dı.

Asıl şaşırtıcı şey ise Haluk Kararslan yani diğer dedem annem dışında başka bir çocuğu olmadığı için kendi kanından olmayan birini veliahtı yapmıştı. Başka şaşırmamız gereken şey ise eski liderlerden olan Faruk Bozdemir Bora Kararslan'ın babasıydı. Fakat Bora babasını temsil etmek istememiş ve dedemin soyadını alarak dedemin himayesine girmişti. Ferzat Bozdemir ise Bora'nın yakın arkadaşıymış ve Bora onun soyadını değiştirmesini ve kendi babasını temsil etmesini istemiş.

Ben ise bu kurtlar sofrasında ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Tek amacım o masadaki kimseyi sağ bırakmamaktı.

Babamı nasıl öldüreceğimi bilmiyordum...

Bölüm sonu

1 yorum