İçeriğe geç

MARKA AVCISI

Bölüm 1 · 2 dk okuma

MARKA AVCISI

Bölüm 1

Camille’in Paris’i

Yazar notu: İlk bölümü kısa tutup size sadece Camille'i tanıttım. Sonuçta kimse tanımadığı kişiyi anlayamaz. Beğendiyseniz desteğinizi esirgemeyin, iyi okumalar. 💌

K.Sayısı: 361

Paris’in sabahı Seine kıyısında ince bir sis gibi yayılırken 22 yaşındaki Camille uyanırdı. Perdelerin arasından süzülen gri ışık odasına dolarken, telefonunun ekranı çoktan bildirimlerle dolmuş olurdu. Takip ettiği markalardan gelen e-postalar, arkadaşlarının geceden kalma mesajları, bir de asla tamamen cevaplamadığı “naber?”ler.

Camille’in hayatı dışarıdan bakınca kusursuz görünürdü. Küçük ama estetik bir Paris dairesi, duvarda moda dergilerinden kesilmiş sayfalar, gardırobunda sezonun en yeni parçaları…

Ama onun için her şey biraz daha karmaşıktı; çünkü o, üniversitede moda ve iletişim okuyan biri olarak, modayı sadece giyinmek değil, bir kimlik gibi gören biriydi.

Sabahları kahvesini mutlaka aynı kafeden alırdı. Barista onu tanırdı artık, ismini sormazdı bile. “Her zamankinden mi?” derdi, Camille başını sallardı.

O kahve onu güne hazırlar gibiydi.

Dersler, teslim tarihleri, sunumlar ve moda haftası yaklaştığında bitmeyen koşturmaya hazırlardı.

Camille’in asıl hayatı bu koşturmacanın arasında sıkışmış küçük anlardaydı.

Bir gün bir vintage dükkânında bulduğu eski bir ceket, ona kimsenin vermediği bir heyecan yaşatırdı.

Arkadaşlıkları da Paris gibi katmanlıydı.

Bazıları üniversiteden, sürekli ödevlerin ve hayallerin arasında sıkışmış insanlar; bazılarıysa moda dünyasından, erken yaşta rekabeti öğrenmiş kişilerdi.

Gün içinde derslere girer, akşamları biriyle bir sergi açılışına gider, ertesi gün başka biriyle küçük bir ara sokak kafesinde uzun uzun sohbet ederdi.

Ama her şeyin içinde ince bir yalnızlık da vardı.

Kalabalıklar içinde bile, sanki herkes bir şeylere yetişirken o bir adım geride kalmış gibi hissederdi.

Yine de bu yalnızlık onu sersemletmezdi, aksine daha dikkatli birisi yapardı.

İnsanların nasıl yürüdüğünü, nasıl gülümsediğini, hangi markayı giydiğini fark ederdi.

Moda onun için sadece kıyafet değil, "ben burdayım" deme biçimiydi.

Gün batımına doğru şehre turuncu bir ışık düşerken Camille genellikle bir köprüde durur, telefonunu cebine koyar ve hiçbir şey yapmadan birkaç dakika geçirirdi.

O anlar, günün en sakin zamanlarıydı. Ne ders vardı, ne proje, ne de bir "geç kalacağım" hali.

Sadece o.

Ve Paris, sanki onu hiç acele ettirmeden dinlerdi.

Gece olduğunda şehir yeniden değişirdi. Işıklar artar, insanlar toplanır, binalardan yayılan müzik insanlara eşlik ederdi.

Geceleri Camille bazen bir arkadaş grubuyla küçük bir barda oturur sonra tek başına eve dönerdi.

Uyumadan önce -alışkanlık hâlinde- gardırobuna son bir kez bakardı. Yarın için hangisini seçeceğine, o gün kim olacağına karar verirdi.

Ve Paris’in gecesi, onu yavaş ve sessizce uyuturken Camille kendisini rüyalara bırakırdı.

BOLUM SONU.
Bölüm sonu

3 yorum