Eve gelmiştik. Gerçekten çok güzel görünüyordu. Siyah bir villa ve keşfedilecek yeni yerler.
Ablam huzurlu bir sesle
"Siyah kuğuya hoşgeldin."
dedi, daha sonra biz içeri girdik. Girdik, girmesine de, girene kadar neler yaptık. Parmak izi taramaları, yüz taramaları, şifreler, kimlikler, kim tahmin edebilirdi ki ablamın böyle önemli biri çıkacağını. Ben tahmin etmedim ama oldu, iyi oldumu tartışılır.
Girdiğimizde dikkatimi çeken metre başına kitaplık olmasıydı. Ablamı tanıyorsam buradaki kitaplar sadece okuduklarıydı. Ben etrafı incelemeye dalmışken ablam beni yanına çağırdı ve güvenlik odasına gidip gitmek istemediğimi sordu, tabi ki istedim. Emindim ki orada karıştırılacak bol bol yer vardı.
Ablamın rutin işi falanmış bu.
"Abla madem o kadar adamın var, neden güvenlik odasınada bir adam koymuyorsun?"
"Ben yokken biri bakıyor zaten ama kimseye haddinden fazla güvenmemek gerek. Emin ol bunu test etmek de istemezsin, ben bunu yaşayarak deneyimledim ve pek de iyi sonuçlanmadı."
Fazla büyük olmayan bir odaya girdik. Ablam odanın köşesindeki küçük dolaptan iki soğuk kahve aldı ve yanıma geldi. Ben ise o sırada görüntüleri inceliyordum. Siyah maskeli korumaların dışında üç kişiye rastladım. Bir erkek ve yanındada bir kız, ayrıca yanlarında da küçük bir kız çocuğu daha. Kameradan yüzleri seçilmiyordu ama erkek olanın boynundaki atkı dikkatimi çekti, sadece ingilterede bulunabilecek bir mağazanın sınırlı sayıda ürettiği bir üründü bu. Buna tezat olarak İngiltere'nin moda anlayışına uymuyordu, yani bunu takan kişi ya modadan anlamıyor, ilgilenmiyordu ve öylesine takmıştı, ki böyle olduğunu hiç sanmıyorum, yada gerçekten mağazanın ve ya onu takan bir kişinin fanıydı. Bunları abim Felix sayesinde biliyordum. Kendileri modayı takip etmediklerini söylemelerine rağmen çok şık giyinirlerdi, o da bu markanın yüzünün fanı olduğu için o atkıdan ondada vardı.
"Felix'e mi bakıyorsun?"
"O Felix mi?"
"Evet"
"Öyle ise diğerleri de Julia ve Lisa olmalı"
"Aynen öyle"
"Ailede kimliğini söylemediğin bir ben varmışım desene"
"Ailede babam ve annem dışında kimliğimi söylemediğim tek kişi sen varsın"
"Dalgamı geçiyorsun!"
"Evet, ama hayır."
"Nasıl?"
"Söylediklerim doğru ama hayır, dalga geçmiyorum."
"Gerçekten bazen seni anlamıyorum, çok saçma konuşuyorsun!"
"Beni kimse anlamadığı için şu anki yerime gelebildim sevgili kardeşim."
"Her neyse, onların yanına gidelim mi?"
"Önce yüzündekileri silmemiz gerek, onlarla gidersen seni tanıyamaya bilirler."
"Haklısın."
"Beni takip et."
"Onun içinde mi başka bir odaya gideceğiz!"
İfadesiz bir şekilde suratıma baktı;
"Güvenlik odasında yüz temizleme suyu falan olduğunu mu sanıyorsun? Akıllı olduğunu düşünürdüm."
"Bende."
"Sende?"
"Bende akıllı olduğumu düşünüyordum, ve hala düşünüyorum."
"O zaman düşüncenin arkasında duracak sözler et canım kardeşim."
Yine zik zaklı koridorlardan geçtik. Ablamın bu hareketlerine alışmak zor oluyordu, bir kaç yıldır böyleydi ama değişikti. Sanki kendisiyken başka biri onu yönetmeye başlıyor gibi...
Kötü algılamıyordum çünkü bu konuda kendisi tarafından uyarılmıştım. Ayrıca normal hayatında bile tek kişi iken iki hatta ondan fazla kişi gibiydi. Bu yüzden arada farklı roller oynayabiliyordu, bu da onun garip bir yanıydı ve alışmıştım sonuçta.
Yüzümü temizleye bildikten sonra terasa abimlerin yanına çıktık. Beni gören abim kısa bir şok geçirdikten sonra konuşmaya başladı.
"Angela, sen bu kızı kendi dolabından mı giydirdin?"
Ablam kendisine sorulan soruya cevap verdi:
"Aynen öyle ağabey bozuntusu."
"Bunu söylemenden hoşlanmadığımı biliyorsun."
"Bildiğim için de bunu söylemeyi seviyorum zaten."
Julia ablam, konuşmaya başladı
"Bırakın şu atışmayı, birazdan Kris gelecek ne yapacağımızı söylesene Angela."
"Öncelikle, evde değiliz ve benim çalışma alanlarımdan birisinin içindeyiz bu yüzden Maria'yı tercih ederim, teşekkürler. İkinci olarak küçük kızlar, isim vermem gerekirse, Casey ve Lisa siz bu konuşmaya dahil değilsiniz, yani gitmelisiniz ve merak etmeyin 120 ve 115 numaralı korumalar size yardımcı olacaklar. İtiraz etmek yok, görüşürüz."
Bir kaç saniye geçtikten sonra 120 numaralı adam başımda dikildi ve onu takip etmemi söyledi, yine koridorları geçerken bana; beni, benim odama götürdüğünü söyledi.
Kafanız karışmıştır diye söyliyeyim; Biz beş kardeşiz, en büyüklerimiz Felix ve Julia, ikiz olmalarına rağmen çok farklılar. Mesela; ablam çok sakindir ama abim her an patlayabilecek bir volkan gibi, ikisi de çok ters kişiler. Gerçi biz beş kardeşin arasında bir tek ben doğru düzgün bir insanım, hatta ondan da şüpheliyim. Her neyse, ortancamız Angela ablam, daha doğrusu Maria. Onun bir küçüğü ben ve en küçüğümüz de Lisa.
Uzun koridorların bitişi ile 120 numara odama vardığımızı söyledi. Ardından da ikinci bir emre kadar odamdan çıkmamam gerektiğini, burada her ihtiyacımın olduğunu ve kendisinin de her duruma karşı kapımın önünde bekleyeceğini söyledi. Teşekkür edip odaya girdim.
Oda mor ve siyah ağırlıklıydı, ablam tam da benim zevkime göre dizayn etmiş yada ettirmişti. Özenle hazırlanan yatağa hiç özenmeden uzandım, kulaklığımı taktım, çantamdan kitabımı aldım, hafif bir şarkı eşliğinde kitabımı okumaya başladım. Şu anda yapmak istediğim de, yapabileceğim de tek şey buydu.
Bir dansçı iki kez ölür ve en acı olanıda budur...