İKİ ATEŞ
Rojin odanın ortasında yere çökmüştü. Gelinliğinin etekleri etrafında birikmiş kumaş yırtık ve toz içindeydi. Nefesi hâlâ düzensizdi.
Boynundaki yıldız leke hâlâ yanıyordu. Demirin parmaklarının izi sanki tenine kazınmıştı. Kızıl saçları yüzüne yapışmıştı.
Kapı Kilitliydi. Pencere demirliydi. Kaçış yoktu.
Ama asıl kaçamadığı şey kendi vücuduydu. Demirin kokusu hâlâ burnundaydı. O ağır deri, tütsü ve karabiber karışımı.... Her nefeste içine işliyordu. Rojin gözlerini kapattı başını duvara yasladı.
"Ne oluyor bana?" diye fısıldadı kendi kendine." O adam bir canavar.... ve ben...."
Düşüncelerini tamamlayamadı. Koridordan gelen sesler duydu. Bir kadın sesi.... ağlıyordu.
SEVDA.
Rojin doğruldu kapıya koştu. "Abla? sevda? sen misin?
Karşı odadan boğuk bir ses geldi.
Rojin.... Rojinim...."
Rojin yumruğunu kapıya vurdu.
"Onu bırakın duyuyor musunuz?!"
Ama kimse cevap vermedi. Sadece kapıların kapanma sesi duyuldu.
Aynı anda İlyas Karadağ sevdayı kendi odasına sokuyordu. Oda demirinkinden biraz daha sade ama aynı derece tehlikeliydi. Taş duvarlar büyük bir yatak şömine ve ışık.
Sevda kapıya yaslandı gözleri yaşlıydı. İki yıldır durldu. Kocası töre yüzünden öldürülmüştü. Şimdi ise.... başka bir adamın odasındaydı. İlyas Karadağ. Demirin ağabeyi. Daha sakin görünüyordu ama gözlerindeki o bakış aynıydı.
"Otursana" dedi korhan alçak sesle.
"Beni bırak...." diye fısıldadı sevda. "Ben dul bir kadınım. Töreye göre lekeliyim."
İlyas bir süre sustu. Bir süre sadece baktı. Sonra yavaşça yaklaştı. Adımlarından acele yoktu. Ama geri dönüşü de yoktu.
"Ben töreyi biliyorum" dedi alçak sesle. "Ama her Kural.... herkes için geçerli değildir."
sevdanın nefesi hızlandı. İlyas 1.85 boyuyla sevdadan epey uzundu. Uzun sakalı, mavi gözleri vardı. Tehlikeli ama bir o kadar da çekici görünüyordu. Elleri ceplerindeydi sanki kendini tutuyordu.
İlyas bir adım daha attı. Sevdanın kıyafetinin yakasını hafifçe düzeltti. parmakları sevdanın tenine değdi. sevda irkildi ama geri çekilmedi.
"İki yıldır dul olduğunu biliyorum." Diye fısıldadı Korhan. "Ama o kıyafetinin altında hâlâ bir kadın var. Ve o kadın artık benim."
Sevdanın nefesi hızlandı. Korhanın parmakları bileğinden yukarı doğru kaydı koluna çıktı. Dokunuşu sert değildi aksine yavaş, bilinçli ve.... yakıcıydı.
"Sen.... sen de onlardan biri gibi değilsin." diye mırıldandı sevda. "Demir gibi degilsin."
İlyas hafifçe gülümsedi. "Hayır. Ben daha sabırlıyım. Ama o sabır da bir yere kadar."
İlyas'ın eli sevdanın beline indi. Onu kendine çekti. sevdanın zarif vücudu ilyasınkine yaslandı. Korhanın dudakları sevdanın kulağına değdi.
"Direnme." diye fısıldadı. "Çünkü ikimizde biliyoruz ki sende istiyorsun."
sevdanın gözleri kapandı. İlyas'ın kokusu farklıydı. Daha ağır odunsu bir kokusu vardı, kokusu daha derindi. Sevdanın içi titredi. İki yıldır kimse ona böyle dokunmamıştı. Töre onu "lekeli" ilan etmişti. Ama ilyas'ın elleri o lekeyi umursamıyordu.
Aynı anda rojinin odasında kapı açıldı.
Demir içeriye girdi. Yüzü hâlâ sertti ama gözlerinde farklı bir ateş vardı. Rojini yerde otururken görünce kaşlarını çattı."Ayağa kalk." dedi.
Rojin omuzlarını silkti, bakışları buz gibi sakindi. "Ablam nerede? sevda nerede?"
Demir kapıyı kapattı, Kilitledi. Yavaşça Rojine yaklaşmaya başladı. Rojinin önünde diz çöktü. Bir eliyle rojinin çenesini tuttu, yüzünü kendine çevirdi.
Onlar kendi odalarında" dedi l. "Sen ise benimlesin."
Rojin gözlerini kaçırmaya çalıştı ama demir izin vermedi. Mavi gözleri rojinin yeşil gözlerine kilitlendi.
"Bana bak" dedi demir sesi alçak bir şekilde ama emrediciydi. "O kızıl saçları....hala parlıyordu. Sen hâlâ benimsin."
Rojinin dudakları titredi. "Ben senin hiçbir şeyin değilim!"
Demir gülümsedi. Bu sefer gülümsemesi daha tehlikeliydi. Rojin'in ayağa kaldırdı. Rojinin sırtı tekrar duvara dayandı. Demir vücudunu rojinkine dayandı. Bu sefer daha sert, daha kararlıydı.
"Direnmeye devam et." diye fısıldadı demir. "Ne kadar direnirsen.... O kadar çok istiyorum seni."
Elini rojinin belinden aşağı kaydı. Gelinliğin eteğini yukarı sıyırdı. Parmakları rojinin çıplak ayaklarına gezindi. Rojinin nefesi kesildi.
"Demir...." diye inledi rojin istem dışı.
Demirin dudakları rojinin boynuna indi. Yıldız lekenin üzüne uzun, ıslak bir öpücük kondurdu. sonra emdi. Rojinin vücudu yay gibi gerildi.
"Adımı söyle" dedi demir tekrar sesi boğuktu.
Rojinin eli demirin göğsüne gitti. Bu sefer itmiyordu. Parmakları gömleğin düğmelerini buldu, hafifçe açtı. Demirin göğsü kasları ortaya çıktı.
"Demir." diye fısıldadı rojin. Sesinde hem nefret hem de teslimiyet vardı.
Demirin eli daha yukarı çıktı. Rojinin iç çamaşırlarının kenarına değdi. Rojin titredi. Vücudu istem dışı ona yaslandı. Tam o anda koridordan yine bir ses geldi. Bu sefer daha yükselti.
"Hawin hala geliyor!" diye bağırdı dışarıdan biri. "Acil meclis toparlanıyor!"
Mirza küfretti. Alnını rojininkine yasladı.. İkisinin de nefesi birbirine karışıyordu.
"Bu gece de bitmedi." dedi demirin sesi neredeyse hırıltı gibiydi. "Ama yarın.... yarın o kızıl saçlarının her santimini tadacağım."
Rojinin gözleri doldu. Demir bir adım geri çekildi. Kapıya gitti ama dönüp son bir kez baktı.
"Uyu biraz kızılım. Çünkü yarın Sabah uyandığında.... herşey değişmiş olacak."
kapı kapandı. Kilit sesi yine duyuldu.
Rojin yere kaydı. Vücudu yanıyordu. Boynu, beli, bütün vücuduları.... her yeri Demirin dokunuşuyla yanıyordu.
Koridorda sevda da aynı durumdaydı. İlyas onu bırakmış kapıyı kilitlenmişti. Sevda yatağın kenarına oturdu, elleri titriyordu. İlyasın dokunuşu hala tenindeydi.
İki kız kardeş, iki ayrı oda.... aynı ateşi hissediyordu.
Dışarıda hawin halanın bastonu taş zeminde yankıl
anıyordu. Meclis toplanıyordu. Töre karar verecekti.
Ama demir ve İlyas çoktan kendi kararlarını vermişti.