İçeriğe geç

Malikane Dekorasyonu

Bölüm 2 · 7 dk okuma

Malikane Dekorasyonu

Bölüm 2

Son gün-6 ay önce-12.06.19

Poyraz’ın günlüğünden;

Sevgisiz günlüğüm…

Bu benim ilk günlük tutuşum.Duygularımla yüzleşmek istediğimden emin değilim ama siz bana bağıramadığım şeyleri buraya yazmamı söylediniz.Başka biri söyleseydi yapmazdım ama siz söylediğiniz için hissettiklerimi yazacağım.

Ne yazmam gerektiğini bilmiyorum.Ne hissediyorsam onu yazmamı söylediler bana ama ben ne hissettiğimi de bilmiyorum.Sanırım yazmam gereken şey bu.Ben kendimi bilmiyorum.Neden böyle olduğumu bilmiyorum.Neden yalnız direnmek zorunda olduğumu bilmiyorum.

Ama yaşamak adına nefes almaya devam edeceğim.Ailem bile benden nefret ederken beni seven sizler için yaşamaya devam edeceğim.Çünkü nedenini anlamasam da ölürsem ağlarsınız.Ve sizin hiçbir zaman ağlamanızı istemiyorum.

•

Yine buradaydım.Karanlık yüzünden tam olarak algılayamadığım bu yerde.Sadece bekliyorum.Artık ne rüyalarımda ne de gerçeklikte hiçbir şey yapmak istemiyorum.Boğuk bir ses kulaklarımda çınlayınca ellerimle kulaklarımı sıkıca kapattım.Artık kimsenin sesini duymak istemiyorum.Beynim kulaklarımı açmamamı söylese de kalbim tam tersini diliyordu.Kulaklarımı kapalı tuttuğum her saniye ritmini bozarak bana eziyet ediyordu.Beynim ve kalbim savaşırken gözlerimi sımsıkı kapattım.Bilinçli bir zihin asla kalbini dinlemez,biliyorum.Ama…Ellerimi kulaklarımdan çektim,ne de olsa yakında herşeyi bitirecektim.Çok yakında.

Ses çok yakınlaşmıştı.

”Kimsin sen?”diye sordum.Kalbim hızlanmaya başladı.On altı gün sonra bu anlamsız rüyada ufak da olsa bir gelişme kaydedebilmiştim.

Ses daha yüksek konuşunca kulaklarımı tekrar kapamak zorunda kaldım.Korkmamıştım,şu ana kadar karşılaştığım “insan”ların yanında bu canavar ya da her neyse güven vericiydi,ama kalbim artık dayanamayacağım kadar hızlı atıyordu.Göğsümdeki acıya katlanamasam da burada bitirmek istemiyordum.Ne de olsa yarın sonsuzlukta olacaktım.Ses her saniye daha anlaşılır oluyordu ama canım her saniye daha çok acıyordu.Artık nefes bile alamıyordum yine de kalbim dayanmam gerektiğini söylüyordu,beynim ise defolup gitmemi.Ses kısa bir süreliğine durdu ardından korkunç bir çığlık tüm alemde yankılandı.

Nefes nefese uyandım.Korkuyla etrafıma bakındım,nedense biri varmış gibi hissediyorum ama yapayalnızdım.Yeterince sakinleşince yatakta oturur pozisyona geldim.Uykumu hiç alamamıştım kafamı yastığa koyduğum an uyuyabilirdim ama okul buna engel oluyordu.Gerçi gitmesem de olurdu,öldükten sonra devamsızlığın bir önemi kalmayacaktı ama hazır uyanmışken son bir kez gitmek fena olmaz.

Odamdan çıktığımda evde hiç ses yoktu.Annem de babam da çoktan işe gitmişlerdi ve kahvaltıyı kendim hazırlamak gibi bir zahmete girmek için fazla üşengecim.

Hazırlanıp evden çıktığımda okulun başlamasına az kalmıştı.Ama evim okula 5-10 dakikalık mesafede olduğu için sorun yok.Doğrusu okulu sevdiğimi söyleyemem yani en azından şu an.Çok uzak değil,2 yıl önce okula bayılırdım.Ama artık arkadaşlarımla deli gibi eğlenip hocaları delirttiğimiz günler sadece düşünüp üzerine buruk gülümsememi yerleştirebileceğim tatlı anılardan ibaret.Birkaç saatliğine bile olsa bu günlere geri dönebilmek adına herşeyimi verirdim.

Bedenim yolda olsa da aklım hala rüyadaydı.Geçtiğimiz günlerde bu olanları araştırdığımda lucid rüya adı verilen bir saçmalık ile karşılaştım.Bu tarz aptalca gerçek dışı olaylara inanmasam bile elimdeki tek şey bu.

Lucid rüyayı normalde kişinin kendisinin kontrol etmesi gerekirken ben rüyalarımı kontrol edemiyorum.O sesin sahibinin kim olduğunu bilmiyorum ama bana birşey söylemek istediği çok aşikar.Ya da kendime bir kitabın ana karakteri olmadığımı hatırlatmam gerekiyordur.

Okuluma son kez gelmiştim.Telefonuma bir kez daha göz gezdirdikten sonra kapattım.Zilin çalmasına dakikalar vardı.Kartımı okutup içeri girdim,peşinden başka bir kart okutma sesi geldi.Kim olduğuna bakmak için döndüğümde arkamda Mila’yı gördüm.Yemyeşil güzel gözlerini benden alıkoydu.Arkamı dönüp hızlıca sınıfa çıktım.Sabah sabah kimseyle uğraşacak gücüm yok.

Bu sınıfta-hayır bu okulda kimsenin kayda değer bir başarısı yok ama hepsi kendini tanrı gibi görüyor.Sanki herşeyin en iyisini bilen onlarmış gibi davranıyorlar.O kadar aptallar ki bu hareketlerinin onların cahilliklerini gün yüzüne vurduğunu anlayamıyorlar.

Yerime oturur oturmaz zil çaldı ve ilk derse girdik.Sınıf öğretmenimiz her gün gelen “çok konuşuyorlar” şikayetinden bıkmış olacak ki yeniden yer değişikliği yapmaya karar vermiş.Yer değişimlerinden ve düzenimi bozan herşeyden nefret ediyorum.Sanırsam değişimi kolayca kaldıramıyorum.

Arka dörtlünün dağılması adına ön sıradan arka sıraya geçirildim.Eski sıra arkadaşım çok içine kapanık bir kız olduğu için baya rahattım ama ayakta kalanlara bakınca yanıma geveze bir erkek oturacağı kesindi

Herkes yavaş yavaş yerleşince yeni sıra arkadaşım ortaya çıkmıştı.Ama keşke çıkmasaydı…hayattaki şanssızlığım beni burada bile takip ediyor.Yanıma Gece oturmuştu.Gece kız ismi değil miydi ya?Herneyse ne önemi var ki.Onunla hiç adam akıllı konuşmam olmamıştı ama yüzü sayesinde okulda baya popülerdi.Muhtemelen egoistin tekidir.Bir kaç hafta önce karşıma sosyal medya hesabı çıkmıştı ve takipçisi düşündüğümden çok daha fazlaydı.Kafamı çevirip ona baktığımda kumral saçları ve gri gözleri ile insanları etkilemesine şaşırmadım.Boyu benden biraz daha uzundu,180 civarında olmalıydı.Onu incelediğimi anlamış olacak ki bana baktı.Gözleri samimiyet ile parlıyordu ders boyu susmaz kesin bu.

”Of ya,ben cam kenarına oturmak istiyordum.”dedi.Gözleri resmen yer değiştirelim diye yalvarıyordu.

”Ben de cam kenarına oturmak istiyorum.”dedim.Uyumak için en ideal nokta burasıydı,hem öğretmenler masasından hem de tahtadan bakılınca kör noktaydı.Muhtemelen o da aynı amaçla buraya oturmak istiyordu.

”O zaman bu ders sen otur sonraki ders ben otura-“lafını tamamlayamadan hoca ona bağırınca çiçek olup oturmak zorunda kaldı.

Doğrusu eğlenceli birine benziyordu,onunla tanışıp tüm ders sohbet etmek isterdim ama bu sadece bencillik olurdu.Uyandığında tüm gün sohbet ettiğin sıra arkadaşının intihar haberini almak hoş olmasa gerek.Kafamı sıraya koyup uykunun huzur dolu kollarına kendimi teslim etmeye çalıştım.Ama Gece üstüme doğru eğilince gecenin karanlığı yüzüme vurdu.

”Sırf bir kez azar yedik diye benden kurtulamazsın.”diyince ona arkamı dönüp uykuma devam ederek gerekli cevabı verdim.

”En azından adını söyle böyle bırakmak çok kaba.”dedi somurtarak.

”Ben…” eh sadece adımı söylemekten bir zarar gelmez “Anıl Uyanık”

”Pek uyanık gibi değilsin ama.”dedi ve kendi esprisine kendi güldü.”Anıl…güzel isim ama benim adım daha güzel.”

”En azından benim ismim kız ismi değil.”diyince yüzü düştü.

”Benim adım kız ismi değil!Rahmetli büyükbabamın adıydı…”

”Benim büyükbabamın adı Abdulkadir’di.”dediğimde güldü.

“Anıl’ı tercih ederim”dedi.”Sormadın ama ben de kendimi tanıtayım Gece Sergio memnun oldum.”dedi ve samimiyetle gülümsedi.

”Hmm…Yabancı mısın?”diye sorduğumda kafasını evet anlamında salladı.

”Annem Türk babam ise Kanadalı.Bazen babamın akrabalarını ziyaret etmek için Toronto’ya gidiyoruz.Ama hiç benlik biryer değil.Soğuktan nefret ederim ve orası çok soğuk!”

Bağırışı ile sınıf bir anlığına sessizleşti ve hoca öldürücü bakışlarını atınca susmak zorunda kaldı.Tanışalı çok kısa bir zaman olmuştu ama Gece hakkında net birşey öğrenmiştim.Çok ve boş konuşuyor.

Ders bitimine kadar tekrar konuşma cesareti gösteremedi.Ben de dersi dinlemek yerine uyudum.

Tenefüs zili çaldığında Luna yanımıza geldi.Daha doğrusu Gece’nin yanına geldi.

Luna da tıpkı Mila gibi çok güzel bir kız.Kahverengi parlak gözlerini aynı renk perçemleri ile kapansa da parlamasına engel olamıyordu.Luna ve Mila çok küçük yaşlardan beri arkadaşlardı.Her zaman birbirlerine çok önem verip birbirlerinin arkalarını kollarlardı.Mila’nın son zamanlardaki içine kapanıklığı ikisinin arasını biraz açsa bile onları kimse bölemez.

Luna,Gece’ye gülümseyince Gece de aynı şekilde ona karşılık verdi.

”Uzun zamandır konuşamıyorduk.Öğlen yemeğini birlikte yemek ister misin?”diye sordu Luna neşeli neşeli.Keşke şu kızın enerjisinin yarısı bende olsa.

Gece bir süre düşündü.Luna ise ona yavru kedi gibi bakmaya devam ediyordu.

”Aral bugün okula gelmedi bu yüzden olur.”dedi Gece.Aral ismi bana bir yerden tanıdık geliyor…Aral gölü?Ortamdaki tek normal isme sahip insan neden benim?

“Anıl sen de gelsene.”dedi Gece.Luna da ben de sessiz kalınca “Aranız çok iyi değil sanırım.”dedi.

Göz ucuyla Mila’ya baktığımda konuşan arkadaşlarını dinlemek yerine bize baktığını gördüm.Neler planlıyor kim bilir.Neyseki bugün herşey son bulacak.

Luna ”Öyleyse zil çaldığında beni bekle.Seni diğer arkadaşlarımla da tanıştırmak istiyorum.” diyerek uzaklaştı

•

Öğle arası geldiğinde Gece’ye hiçbirşey demeden yanından kalktım ve yemekhaneye gittim.Yemekhane çok büyük olduğu için birsürü masa boştu.Yemeğimi alıp o masalardan birine oturdum.Bir süre sonra Mila,Luna,Gece ve birkaç kişinin daha geldiğini gördüm.Onlar da yemeklerini alıp boş bir masaya geçtiler.Mila çok fazla konuşmadı genelde Enes ve Luna,Gece ile konuştu.Enes ben onu tanıdığımdan beri Luna’ya karşı hisler besliyordu.Siyah saçları ve siyah gözleri ile geçtiği heryerde karanlık bir his bırakıyor ama aslında içi ile dışının hiç alakası yok.En azından eskiden öyleydi.

Sabah kahvaltı yapmadığımdan iştahım yerindeydi ama bugün yemekte makarna ile tavuk vardı ve ben tavuktan pek haz etmem.Makarnamı bitirdikten sonra tabağımda kalan tavuk parçaları ile oynamaya başladım.Herkes yemeğini bitirip çıktığında yemekhanede tek başıma kaldım.

Öyle ya da böyle okul bir şekilde bitti.Gece ile son konuşmamızdan sonda bir daha konuşmadık.Bu sefer eve gitmek yerine okulun yanındaki bir parka gittim.Eski bir park olduğundan dolayı çok nadiren çocuklar gelirdi.Salıncaklardan birine oturdum ve son saatlerimi burada geçirmeye karar vererek kafamı zincire yasladım.

Ben farkına varmasam da güneş batmaya başlamıştı,bir kaç saatim kalmıştı.Etrafın turuncuya boyanmasını izlemek çok hoşuma gidiyor keşke şu an zamanı durdurup sonsuza dek bu anın içinde kalabilseydim.Son iki yıldır favori rengim turuncu.Çünkü neredeyse hiçbir renk ile uyum sağlayamasa da tek başına oldukça güzel bir renk.Bir renk olsaydım sanırsam turuncu olurdum.

Zamanın geçmesini isteseydim asla geçmezdi ama şu an saatler saniye gibi geçiyor,saat çoktan 8 olmuştu.Annem 6 kez beni aramıştı ama hiçbirine cevap vermemiştim.Muhtemelen telefonumun kapandığını ve birazdan evde olacağımı düşünüyordur.

Artık zamanı gelmişti.Salıncaktan kalktım ve otobüs durağına doğru yürümeye başladım.Otobüs gelince boş bir koltuğa oturup ineceğim durağı bekledim.Otobüsten indikten sonra yarım saat kadar yürüdüm.Saat artık 9’a geliyordu.

Birkaç adım önümdeki mezarıma baktım.Artık zamanı gelmişti.Korkmam gerekiyor ama korkamıyorum,ağlamam gerekiyor ama ağlayamıyorum.Neyi yanlış yaptım?Neden böyle oldu?

Artık tüm bu cevapsız sorular önemsiz.

Son bir kez saatte baktım 21.06

Telefonumu çimlerin üzerine koydum.

Ve kendimi kayalıklara bırakarak ölümü kucakladım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.