İçeriğe geç

Makam Odası Savaşları

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Makam Odası Savaşları

Bölüm 1

1. BÖLÜM: KUSURSUZ DÜZENİN İSTİLASI

Seul’ün siluetini dikey bir bıçak gibi kesen Kim Holdings gökdeleninin otuz sekizinci katı, her zaman mutlak bir sessizlik ve milimetrik bir düzenle yönetilirdi. Jennie Kim için bu kat, sadece bir çalışma alanı değil; çocukluğundan beri her tuğlasını, her bütçe raporunu ve her tasarım çizgisini ezberlediği, kendi elleriyle inşa ettiği krallığıydı. Topuklu ayakkabılarının parlak granit zeminde çıkardığı ritmik sesler, koridordaki asistanların ve alt kademe yöneticilerin panikle dosyalarını düzeltmesine, duruşlarını dikleştirmesine neden olurdu. Jennie, üzerindeki rütbeli ve kusursuz dikimli beyaz gömleğinin manşetlerini düzelterek kendi makam odasına doğru yürürken, o günün hayatındaki en büyük dönüm noktası olacağından habersizdi.

Yönetim kurulu odasının devasa meşe kapısı, iki asistan tarafından aynı anda açıldı. Jennie, içeriye her zamanki kendinden emin, soğuk ve asil tavrıyla adım attı. Ancak odadaki hava, her zamankinden farklıydı. Masanın başında oturan babası, Yönetim Kurulu Başkanı Bay Kim, yüzünde Jennie’nin daha önce hiç görmediği bir memnuniyetle gülümsüyordu. Ve onun hemen sağında, pencereden dışarıyı izleyen, sırtı odaya dönük, uzun boylu bir adam duruyordu. Beyaz gömleği ve kusursuz kesim koyu gri takım elbisesiyle, odadaki tüm ışığı üzerine çekiyor gibiydi.

"Ah, Jennie, gel," dedi Bay Kim, sesi her zamankinden daha resmiydi. "Seni şirketimizin geleceğini tamamen değiştirecek yeni ortağın ve projedeki eş başkanınla tanıştırayım. New York’taki başarılarını herhalde duymuşsundur. Jeon Jungkook."

Penceredeki adam yavaşça döndü. Simsiyah, keskin gözleri, hafifçe arkaya taranmış koyu saçları ve yüzündeki o sinir bozucu derecede özgüvenli, hafif tebessümle doğrudan Jennie’nin gözlerinin içine baktı. Jennie, içindeki ani şaşkınlık dalgasını ustaca gizleyerek duruşunu bozmadı. Jungkook, birkaç adımda aralarındaki mesafeyi kapatıp elini uzattı. Sol elinin parmak boğumlarında ve bileğinde parıldayan hafif dövmeler, onun bu kurumsal dünyaya ait hissettiren takım elbisesinin altında yatan vahşi ve dizginlenemez karakterin küçük birer kanıtı gibiydi.

"Tanıştığımıza memnun oldum, Bayan Kim," dedi Jungkook. Sesi, Seul’ün soğuk kış sabahı gibi pes, derin ve pürüzsüzdü. "New York’ta bile sizin... sert ve tavizsiz yönetim tarzınızdan övgüyle bahsediyorlardı."

Jennie, adamın uzattığı eli resmi bir soğuklukla sıktı. Teninin sıcaklığı ve teninden yayılan hafif odunsu parfüm kokusu, Jennie’nin profesyonel duvarlarına çarptı. "Övgü mü, yoksa bir uyarı mı bilemem Bay Jeon," dedi Jennie, sesindeki mesafeyi koruyarak. "Ancak Kim Holdings’in bu katında işler New York’taki gibi gevşek yürümez. Burada kurallar ve kusursuzluk esastır."

Jungkook elini çekerken hafifçe güldü, gözlerini bir an bile Jennie’nin gözlerinden ayırmadı. "Kusursuzluk en büyük yanılsamadır, Bayan Kim. Bazen en mükemmel düzenler, en ufak bir sarsıntıyla darmadağın olur."

Bay Kim, aralarındaki bu ani ve elektrikli gerilimi fark etmemiş gibi ellerini çırptı. "Güzel! İkinizin de enerjisi tam da ihtiyacımız olan şey. Bildiğiniz gibi, Seul Liman Bölgesi’nin yeniden yapılandırılması projesi, yüzyılın en büyük mimari ihalesi. Hükümet bu projeyi sadece tek bir şirkete verecek. Sizi bu projede eş başkanlar yaptım. Bu demek oluyor ki; her çizim, her imza, her finansal karar ikinizin de ortak onayından geçecek. Birbirinizi dengeleyeceksiniz."

Dengelemek mi? Jennie içinden alayla güldü. Bu adam dengelemek için değil, onun tahtını sallamak için getirilmiş açık bir tehditti.

Toplantının üzerinden bir hafta geçmişti ve otuz sekizinci kat, kelimenin tam anlamıyla ikiye bölünmüş bir savaş alanına dönmüştü. Jennie’nin yıllardır süren geleneksel, keskin ve elit mimari çizgisine karşılık, Jungkook tamamen modern, cesur ve kuralları yıkan projeler sunuyordu. En kötüsü de, yönetim kurulunun ve hatta tasarım ekibinin bir kısmının, Jungkook’un o manipülatif karizmasına ve parlak zekasına hayran kalmaya başlamasıydı.

Jennie, ofisindeki masanın başında, Seul Limanı projesinin üçüncü faz bütçe raporlarını incelerken sinirden kalemi elinde kıracak gibi sıkıyordu. Jungkook, onun haberi olmadan lojistik bütçesini yüzde on beş kısmış ve bu kaynağı peyzaj tasarımına aktarmıştı. Bu, Jennie’nin haftalardır üzerinde çalıştığı lojistik dengesini tamamen altüst etmek demekti.

Jennie, oturduğu deri koltuktan hızla ayağa kalktı. Beyaz fırfırlı gömleğinin önünü düzeltti, saçlarını arkada sıkı bir topuz yaparak yüz hatlarının o keskin, tavizsiz ifadesini tamamen ortaya çıkardı. Adımları öfke doluydu. Kendi odasından çıkıp koridorun hemen karşısındaki, Jungkook’a tahsis edilen yeni makam odasına doğru ilerledi. Kapıyı çalma gereği bile duymadan kulpu indirdi ve içeri daldı.

Jungkook, masasının önünde ayakta durmuş, elindeki kahve bardağıyla camdan dışarıyı izliyordu. Kapının hızla açılmasıyla hiç istifini bozmadı, sanki onun geleceğini zaten biliyordu. Yavaşça döndü, üzerindeki beyaz gömleği ve hafifçe gevşettiği koyu renkli kravatıyla yine o sinir bozucu derecede rahat pozisyonundaydı.

"Bayan Kim," dedi Jungkook, kahvesinden bir yudum alarak. "Kapı çalma alışkanlığının New York’ta oldukça yaygın olduğunu söylemiş miydim?"

"Bana New York’tan bahsetmeyi kesin bay Jeon!" Jennie, aralarındaki mesafeyi hızla kapatıp masanın önüne geldi. Elindeki bütçe dosyasını masanın üzerine sertçe fırlattı. Dosya, masanın üzerindeki birkaç kalemi etrafa saçarak durdu. "Bu ne demek oluyor? Lojistik bütçesini hangi hakla değiştirirsiniz? Bu proje benim! Bu şirketteki her imza benim onayıma tabi!"

Jungkook, kahve bardağını masanın kenarına bıraktı. Yavaş adımlarla masanın etrafından dolandı ve Jennie’ye doğru yaklaştı. Aralarındaki mesafe azaldıkça, Jennie onun boyunun kendisinden ne kadar uzun olduğunu ve omuzlarının genişliğini daha net fark etti. Ama geri adım atmadı. Çenesini yukarı kaldırdı.

"Babanızın talimatını unuttunuz herhalde, Jennie" dedi Jungkook, ilk kez ona sadece adıyla hitap ederek. Sesindeki o gizli meydan okuma Jennie’nin tüylerini ürpertti. "Biz bu projede eş başkanlarız. Yani benim hakkım, sizin hakkınız kadar geçerli. Ve o lojistik bütçesi tamamen bir israftı. Tasarımı öne çıkarmadığımız sürece o ihaleyi alamayız."

"Sen sadece dışarıdan gelmiş bir kiralık katilsin, Jeon. Şirketin işleyişini, bizim vizyonumuzu anlamazsın," dedi Jennie, gözlerinden adeta kıvılcımlar saçarak. "Kendini ne zannediyorsun? Birkaç başarılı New York projesi seni bu şirketin sahibi mi yapıyor?"

Jungkook durdu. Jennie ile arasında sadece birkaç santim kalmıştı. Yüzündeki o hafif gülümseme aniden kayboldu, yerini koyu, derin ve tehlikeli bir ciddiyete bıraktı. O anın tüm ağırlığı odaya çöktü.

"Ben ne yaptığımı çok iyi biliyorum," dedi Jungkook, sesini kısarak. Sesi adeta bir fısıltı gibiydi ama odadaki tüm havayı titretiyordu. "Ama sizin sorununuz ne biliyor musunuz, Bayan Kim? Siz gücü elinizde tutmaya o kadar alışmışsınız ki, karşınızda boyun eğmeyen birini gördügünüzde ne yapacağınızı şaşırıyorsunuz. Bu kibir sizi kör ediyor."

"Kibir mi?" Jennie, aldığı nefesin göğsünü sıkıştırdığını hissetti. Jungkook’un gözlerindeki o meydan okuma, o ukala ve her şeyi kontrol edebileceğini düşünen tavır, Jennie’nin içindeki tüm sigortaları attırdı.

Jennie, mantığının sesini tamamen susturan bir öfke patlamasıyla sağ elini uzattı. Parmakları, Jungkook’un beyaz gömleğinin üzerindeki koyu, çizgili kravatını sıkıca kavradı. Hiç tereddüt etmeden, tüm gücüyle kravatı aşağı ve kendine doğru çekti.

Jungkook, bu ani ve cüretkar hamleyle dengesini korumak için hafifçe öne doğru eğilmek zorunda kaldı. Yüzü, Jennie’nin yüzüne bir nefes kadar yaklaştı. Jennie, sol elini kalçasına koymuş, vücudunu hafifçe geriye doğru esneterek ama gözlerini bir milim bile kaçırmadan, Jungkook’un kravatını elinde bir esaret zinciri gibi tutuyordu. Jungkook ise üstten, onun bu cesur ve öfkeli hamlesini şaşkınlıkla karışık, derin bir hayranlıkla izliyordu.

"Bana bak, Jeon," dedi Jennie, nefesi Jungkook’un dudaklarına çarparken. Sesi titriyordu ama öfkeden değil, aralarında aniden patlak veren o açıklanamaz, yoğun çekim dalgasından dolayıydı. "Bu şirkette sadece tek bir lider olabilir. Ve o koltukta oturan kişi asla sen olmayacaksın. Benimle oynamaya kalkma, altında kalırsın."

Jungkook, gözlerini Jennie’nin meydan okuyan amber rengi gözlerinden ayırmadı. Kravatını tutan parmaklarına, ardından Jennie’nin hafifçe aralanmış dudaklarına baktı. Yüzünde, tehlikeli bir avcının memnuniyeti belirdi. Sol elini yavaşça kaldırıp masanın kenarına yasladı, böylece Jennie’yi tamamen kendi gövdesiyle masanın arasında sıkıştırmış oldu.

"Tehlikeli oyunları severim, Jennie," diye fısıldadı Jungkook. Aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Jennie onun kalbinin hızlı ritmini gömleğinin altından görebiliyordu. "Özellikle de karşımda benimle böyle... yakından ilgilenen bir rakip varsa."

Jennie, Jungkook’un gözlerinde sadece bir iş rakibinin nefretini görmüyordu. Orada, ikisinin de profesyonel hayatlarını, kariyerlerini ve her şeyini darmadağın edebilecek kadar güçlü, bastırılmış bir tutkunun kıvılcımları vardı. Korktuğu şey Jungkook değil, onun bu yakınlığının kendi kalbinde yarattığı o ani, durdurulmaz heyecan dalgasıydı.

Jennie, kravatı yavaşça serbest bıraktı ama elini hemen çekmedi, göğsüne hafifçe vurarak onu geriye itti. "Yarından itibaren," dedi sesi bu kez daha kontrollü çıkmasına özen göstererek, "o bütçe raporları eski haline dönecek. Yoksa bu projeyi senin için bir cehenneme çeviririm."

Jungkook, serbest kalan kravatını eliyle yavaşça düzeltti. Yüzündeki o ukala tebessüm geri gelmişti. "Göreceğiz, Bayan Kim. Göreceğiz."

Jennie, arkasını dönüp odadan hızla çıkarken, arkasında bıraktığı adamın sadece onun pozisyonunu değil, ruhunu da ele geçirmek için ne kadar kararlı olduğunu biliyordu. Ancak Jennie’nin bilmediği çok daha karanlık bir gerçek vardı.

Jennie odadan çıkıp kapıyı kapattığı an, Jungkook masasına doğru geri yürüdü. Yüzündeki gülümseme tamamen silindi. Cebinden şifreli telefonunu çıkardı ve hızlı aramalardan birine bastı. Telefon sadece iki kez çaldıktan sonra açıldı.

"Konuş," dedi hattın diğer ucundaki boğuk ses.

Jungkook, gözlerini kapıya dikmiş, az önce Jennie’nin durduğu yere bakıyordu. "İçerideyim," dedi Jungkook, sesi az önceki flörtöz tondan tamamen arınmış, buz gibi bir intikam soğukluğuna bürünmüştü. "Kim Holdings’in tüm bütçe ağlarına sızmaya başladım. Jennie Kim... sandığımdan daha dişli çıktı ama bu durumu değiştirmeyecek."

"Güzel," dedi telefondaki ses. "Unutma Jungkook, o aile on beş yıl önce bizim her şeyimizi elimizden aldı. Babamın ölümünün ve şirketimizin çöküşünün arkasında Kim Holdings var. Oraya sadece bir yönetici olarak gitmedin. Onları içeriden yok etmek için oradasın."

Jungkook, masanın üzerindeki liman projesi dosyasını sıktı. Gözlerinin önünde hala Jennie’nin o cüretkar, kravatını kavrayan dik duruşu vardı. İçinde beliren o garip sızıyı, intikam duygusunun arkasına itmeye çalıştı.

"Biliyorum," dedi Jungkook, gözlerinde karanlık bir kararlılıkla. "Her şeyi geri alacağım. İlk kimin diz çökeceğini onlara göstereceğim."

Makam odası savaşları resmi artık olarak başlamıştı...

Devam edecek~

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.