Minho, ellerinde genç çocuğun zincirleriyle birlikte laboratuvardan çıkarken Changbin çoktan arabayı kapının önüne çekmişti.
”Hadi artık Minho. Ağaç oldum burada.”
”Azcık sabırlı ol Changbin. İçerde işleri hallettim geldim. Bak.”
Minho ellerinde duran zincirlerini çektiğinde arkasındaki genç çocuk öne gelmek zorunda kalmıştı.
”Çok tatlı değil mi?”
Changbin Minho’nun önündeki genç çocuğa tekrar tekrar bakmıştı.
”Bir de buraya girmek istemiyorum diye ağlıyordun.”
dedi Changbin gülümseyerek.
”Abartma, ağlamıyordum.”
Minho arabanın kapısını açıp genç çocuğu zorla arabaya bindirir ve genç çocuğun yanına oturdu.
Changbin’de şoför koltuğuna oturu ve arabayı çalıştırdı.
”Adın ne tatlı çocuk?”
dedi Minho genç çocuğa dönerek.
”Adımı söylemediler mi sana?”
dedi genç çocuk sinirli sesiyle.
”Bana sinirli davranma tatlım. Adın nedir senin?”
Minho genç çocuğun yanağını okşarken tekrarlamıştı sorusunu.
”Han Jisung.”
”Han Jisung. Ne güzel bir isimmiş.”
30 DAKİKA SONRA
Minho arabadan yavaşça inerken hemen peşindeki Han etrafa merak dolu gözlerle bakıyordu. çünkü Han 17 yıldır dünyayı sadece hücresindeki küçük camdan görüyordu ve dışarıya çıkmak onun için alışılmadık bir şeydi.
Minho’nun adımları yavaşlamasına rağmen Han’ın adımları yavaşlamadığı için Han Minho’ya çarpmıştı.
”Sakin ol tatlım. Kapılar daha açılmadı.”
Han Minho’nun ne dediğini anlamayarak önüne baktığında gördüğü kocaman saray ile şoka uğramıştı.
”O-oha.”
”Neye şaşırdın?”
Han derin bir nefes alıp gözlerini kırpıştırdı.
”Vay canına. Buranın adı ne?”
”Buranın adı Saray. Lee Kraliyetinin Sarayı…”
dedi Minho.
”Lee? Lee kim? Lee Kraliyet Sarayının ne özelliği var?”
Minho derin bir nefes verdi.
“Lee benim soyadım. Lee benim Han. Lee Kraliyet Sarayının özelliği-“
Minho sustu.
”Neden su-“
Han cümlesini tamamlayamadan Minho Han’ı çekip saraya soktu.
”Burası benim sarayım. Bu benim tahtım.”
Minho Han’a hızlıca sarayın girişini gezdirdi.
2 SAAT SONRA
Minho Han’a 2 saat içerisinde tüm sarayı gezdirmişti ve şu anda bahçede Minho Han’a tüm çiçekleri teker teker tanıtıyordu. Han artık yorulmaya başlamıştı.
”Mi-minho. Yoruldum.”
Minho Han’a döner.
”Hadi ama Jis. Bu kadar hızlı yorulamazsın.”
Han bahçedeki banklardan birisine oturdu.
”Ya ama Jis-“
Minho birden sustu.
”Tamam. Az dinlenelim. Ondan sonra odamıza gideriz yatarız.”
”Odamız?”
diyerek şaşırdı Han.
”Pardon. Seni odana bırakırım. Bende kendi odama giderim.”
Minho Han’ın yanına oturdu.
Han kafasını Minho’nun omzuna koyar ve gözlerini kapattı.
Han kısa bir süre sonra yorgunluktan uykuya daldı.