Minho aradığı türden birisini bulabilmek için 13 laboratuvar, 8 ev ve 4 yetimhane gezmesine rağmen hala aklındaki gibi bir hizmetkâr bulamamıştı.
”Ben pes ediyorum Changbin. 25 yer gezdik ama hiçbir yerde aradığım gibi birsini bulamadım.”
dedi bıkmış bir sesle Minho.
”Girdiğimiz her yerden sonra bunu diyorsun Minho. Bak son yer. Eğer oradan da birisini beğenmezsen başka bir yerden getirteceğim bak söz.”
Minho çok sinirli olmasına rağmen Changbin’e patlayamıyordu çünkü Changbin onun tek dostuydu ve onu kaybetmek istemiyordu.
”Son yer mi? Off tamam peki gidip bakalım.”
Changbin kafasını sallayıp laboratuvarın kapısını çaldı. Kapı açıldığında ilk Changbin sonrada Minho laboratuvara girdiler.
İçeriye girdiklerinde Changbin ve Minho’yu karşılayan kişi yere kadar eğilmiş Jake oldu.
“Hoş geldiniz. Laboratuvarımızı şenlendirdiniz.”
Changbin Jake’in eğildiğini görünce hafifçe eğildi. ama Minho sadece etrafa bakıyordu, ağzını açıp Jake’e selam bile vermemişti. zaten neden gereksiz bir laboratuvar çalışanına selam versin ki? sonuçta o koskoca bir ülkenin kralıydı. o gereksiz bir laboratuvar çalışanının önünde eğilecek birisi değildi.
Minho, Changbin ve Jake içeriye geçerken Minho hala etraftaki deneklere bakıyordu ama o istediği gibi birisini göremiyordu. bu da Minho’nun sinirini çok bozuyordu.
”Changbin, burada da istediğim gibi birisi yok. Hadi gidelim.”
Changbin Minho’yu umursamadan koltuğa oturdu.
”Kralım biraz sakin olun. Sizin için özel olarak birisini ayarladık. Kendisi içeride, burada değil. Bekleyinde getireyim.”
dedi Jake. Minho Jake’i o kadar umursamıyordu ki Jake’in dediklerinin yarısını bile dinlememişti.
Jake laboratuvarın bodrumuna giderken Minho Changbin’in yanına oturdu.
10 dakika sonra Jake içeriye girdi. yanında, elleri zincirli genç bir çocuk vardı.
Changbin tavanı izleyen Minho’nun omzunu dürttü. Minho isteksiz bir şekilde çocuğa baktı ama çocuğu gördüğü anda ayağa fırladı.
”Changbin, aradığım kişiyi buldum. Artık gidebiliriz.”
