5. Bölüm: Esirlerin Kaybı
Bir esirin kaybı nedir? Esiri olduklarından daha iyi bir kayıp olabilir mi esirler için? Esir olduklarınız zaten sizin kaybınızdır.
6
İnsanlar bilmediği şeylerin üstesinden gelmek için nasıl bir yol izlerdi? Veya izler miydi? Hiçbir şey yapmama ihtimali yok muydu? Hani şu “akışına bırakmak” dedikleri şey gibi.
Ben akışına çok bırakmazdım çünkü hayatımı tehlikeye atamazdım. İnsanların sorunları bile belirli bir lüks çerçevesindeydi. Lütfen maddi olarak düşünmeyin. Akışına bırakacak sorunlarınızın olabilmesi bence bir lükstü çünkü benim öyle bir seçeneğim olamazdı.
Travma sonrası kendimi kısıtlayarak düşünmeliydim yoksa atak geçirirdim ve baş ağrılarımla birlikte birkaç gün hastanede yatardım. Boş verme ihtimalim, ailem ve benim için bir ihtimal dahilinde bile olamazdı.
O kadar çok verebileceğim örnek var ki günümüze doğru gelelim. Buraya geldiğim ilk birkaç gün herkesle mesafeli olmuştum. Yine düşünemez, fazla olan bilgiyi zihnime koyacak yer bulmazdım. Çünkü aslında her bilginin yeri hazırdı, bilgiler mevcuttu. Lakin babamın dediği gibi, üstünü örtü ile örtmüştüm.
Giray. Giray’a madde verildiğini ben dikkat etmesem uzun bir süre anlayamazdık. Hadi söyleyin, ikizinizin canı söz konu iken nasıl boş verebilirdiniz? Sonradan kafanızı duvarda sürterek parçalardınız büyük ihtimalle. Ya da kafanızı taşla parçalardınız.
Benim kaybedecek bir can parçam yoktu. Ben küçük yaşımdan beri diken üstünde, temkinli adımlarla ilerlettim hayatımı.
Peki şimdi, benim bilmediğim bir yer altı alanında yeni öğrendiğim adı ile Mahzen’de ne işim vardı? Ben aptal mıydım? Ben aptalsam Çınar da mı aptaldı?
Gökhan ve babası gerçekten bu işin birer parçasıydı. Gökhan ile Mahzen’deydik. Üstüne üstlük bulunduğumuz koridorların oksijenini kesilmesini istemişti.
Gökhan bilmiyordu ama şu an Çınar ve ben Gökhan’ın esirleriydik. Prangaya vursa belki de esir olmazdık ama şu an kendi kendimize esir olmuş durumdaydık. Hem Mahzen’e hem de Gökhan’a esirdik an itibariyle.
“Çınar ne yapacağız?” Korkuyla Çınar’a fısıldadığımda kolları ile ayırdı bizi. “Ah Seray, sakın korkuyorum deme bana! Çıkacağız buradan sakin ol.” Gözlerim fal taşı gibi açılırken kaşlarımı çattım. “Çınarcığım, beni sakinleştirmek için bu kadar rahat konuşma. Şu an ki vahim durumun sen de farkındasın. Biz buradan nasıl çıkacağız Allah aşkına?”
“Evet, durum kötü ama önce kendimize inanmamız lazım. Biz buradan çıkacağız Seray AKÇALI. Ben yanındayım ve her daim seni koruyacağım. Bunu biliyor olmalısın.”
Çınar’ın söyledikleri ile gülümsedim. Çınar benim için güven veren, tarif edemediğim biriydi.
Aslında Çınar, benim için Çınar ağacı gibiydi. Düşünmeme gerek yoktu bendeki yerini öğrenmek için, adında zaten taşıyordu gizemini. Çınar ağacı gibiydi Çınar. Bana güven aşılayan kocaman bir ağaçtı. Beni koruyacağını bana söylemese bile ben gözlerinde, beni korumak için tüm fedakarlıkları yapacağını görebiliyordum.
Çınar gülüşüm ile gülümsedi. Çenemi parmakları arasına alırken dolabın içinde fısıldadı. “Buradan çıkacağız ve sen tekrar gün ışığı altında bana gülümseyeceksin.” Çınar’ın tutuşu nedeniyle utanırken yalnızca tebessüm edebildim. Çınar çenemdeki elini indirip elimi avcunun içine aldı. Parmaklarıyla elimi kenetlerken yavaşça içinde bulunduğumuz dolabın perdesini çekti. Dolapta kapak yerine perde gibi bir örtü vardı.
Çınar sağa ve sola bakarken dolaptan çıktık. Sesler diğer koridordan gelirken dikkat kesildik ikimiz de. “Gökhan Bey, arkadan gelen ekipler var. Oksijeni kesemeyiz henüz. Ne için oksijeni kesmemizi istemiştiniz?” Soruyu soran adam ile Gökhan’ın kıkırdama sesini duydum.
“Bana hesap mı soruyorsun?”
“Estağfurullah efendim. Asla.”
Gökhan diş ve diliyle cık diye ses çıkartırken küçük mırıltılar duydum. Kedi mırıltısı gibiydi. “Yeni olduğunu düşünerekten seni affediyorum. Koridorda kedi var, oksijeni kesin ki ölsün.” Gökhan’ın cümlesi ile elimle ağzımı kapadım. Manyak mıydı Gökhan? Aptal herif. Ne demek kedi ölsün diye oksijeni kesmek?
“Efendim kedi yok burada.” Gökhan’ın ıslık sesi doldurdu kulaklarımı. “Gel pisi pisi.” Gökhan kediye seslenirken Çınar kulağıma yaklaştı. “Gerçekten kedi var mı?”
Çınar’ın sorusuna başımı salladım. Kulaklarım diğer insanlara göre keskindi ve kedinin sesini az önce duymuştum.
“Miuv...” Duyduğumuz sesi ile duvara çarpma sesi kulaklarımıza doldu. Daha çok birinin kafası çarpmış gibiydi. “Ben sana kedi var dedim aptal.” Gökhan’ın öfkeli sesi doldurdu koridorları. Bir itiş sesi ve yere düşme sesi... “Defol git, gözüm görmesin. Kediyi al çıkar, sakın bana yaklaştırma.”
Kediyle bir derdi olmalıydı. Ya da psikopattı.
“Peki efendim.” Adamın sesine adım sesleri eşlik etti. Kedinin sesi yaklaşırken Çınar ile hala kıpırdamadın koridorda bekliyorduk. Duvara sırtımızı yaslanıp bekledik. Asansöre binen adım sesleri ile kedi sesi bir süre sonra kesildi.
Uzaklaşan adım sesleri ile Çınar önde, ben arkada olacak şekilde koridordan çıktık. Asansörün önüne geldiğimizde karşımızda beş koridor vardı. Çınar asansörün tuşuna basarken asansörün sayı gösterdiği ekranda kırmızı ünlem işareti belirdi.
Asansör devre dışı.
Çınar seslice nefesini vererek sabır çekti. “Ya sabır.” Adım seslerini hala duyuyorken Çınar’ı tuttuğum eli ile üçüncü koridora yönlendirdim. Adım seslerine yaklaşırken konuşma seslerine kulak kesildim. “Hayır efendim, sadece deneklerin odalarında kamera mevcut. Diğer yerlerde olan kameralar kaldırıldı çünkü sürekli birileri erişmeye çalışıyordu.”
“Turco’lar mı? Caballa Turco?”
“Evet efendim, Turco’lar.”
Gökhan’ın ıslığı yine doldurdu koridoru. Turco? İspanyolca Türk demekti. Caballo Turco, Türk Atı demekti. Bir nick miydi bunlar? Neden İspanyolcaydı?
Kamera olmaması işimize gelirdi ama denek dedikleri şey beni korkutmuştu. Denekten kasıtları neydi? Üstlerinde ne deneniyordu bu deneklerin, neye kurban oluyorlardı? Ben kendimi esir sanmıştım burada ama asıl esirler bambaşkaymış.
Öğrendiğim her şeyi zihnime not ediyordum, buradan çıkınca ilk işim defterimde temiz bir sayfa açıp Çınar ile öğrendiğimiz her şeyi buraya yazmaktı.
“Türk Atı’ndan kast ettikleri ne anladın mı?” Çınar’ın arkamdan fısıldadığı şey ile kaşımı çattım. Başımı arkama çevirip hafif loş ışık altında yüzüne baktım. “Sen İspanyolca biliyor musun?” Çınar gözünü kırptı gülerek.
“Si, mi hermosa. (Evet güzelim) Seninle belki İspanya’da iken sohbet ederiz diye öğrenmiştim.” Çınar’ın cevabına gülümsedim.
“Neden? Türkçe konuşarak da sohbet edebilirdik?”
“Belki hoşlanırsın diye, ilgini çekerim diye...”
Önüme dönerek gülümsedim. Sonradan bunu konuşmayı aklıma not ettim. Aksanı çok tatlı gelmişti kulağıma. Bir gün onunla İspanyolca sohbet etmek istiyordum.
Önümüzdekilerin adımları duraksarken biz de durduk. Kapı açılış ve kapanma sesinden sonra bir süre bekleyip devam ettik. Önümüzde kapalı bir kapı vardı. Kapı kolu yoktu, onun yerine sağda kart okuma sistemi vardı. Kart girişinin üzerindeki ekrandan düşündüğüm kadarıyla parmak okutuluyordu.
Güvenlik sıkıydı anladığım üzere.
Çınar etrafı inceledi kapıdan geçemeyeceğimi anlayınca. Sağ tarafta arkamızda bir kapı kalıyordu. Çınar beni o tarafa çekerken ardından gittim. Aralık olan kapıyı açarak içeriyi inceledik. Askılıkta birkaç siyah takım ve bilgisayar vardı. Karşıda anahtarı üzerinde olan kapalı bir dolap da vardı.
Çınar’ın elini bırakıp askıdaki takımlardan elime aldım. Sağ tarafta siyah tulumlar, sol tarafta ise siyah pantolon ve tişörtler vardı. Pantolon ve tişörtlerin kalıbı daha büyüktü, büyük ihtimalle erkeklerin kıyafetleriydi. Kendi bedenime uygun olan s beden tulumu askılıktan aldım.
“Bedenin ne Çınar?”
“L.”
Çınar için L beden pantolon ve tişörtü askılıktan alarak ona uzattım. “Kilolu durmuyorsun aslında. L beden büyük olmuyor mu sana?”
“Vücudum yapılı olduğu için küçük bedenler olmuyor.” Çınar’ı anladığımı göstermek için mırıldandım. Kabanımı çıkartırken Çınar da montunu çıkarmaya başladı. Çınar’a arkamı döndüğümde o da anlayarak arkasını döndü. Konuşmadan anlaşma huyumuza hayrandım doğrusu.
Kazağımı çıkarttıktan sonra eşofmanımı çıkartım. Dar tulumu giydikten sonra göğüs kısmındaki fermuarı yarıya kadar çektim. Arkasındaki ip kısmını bağlayamamıştım. “Çınar?” Çınar’a arkamı dönerken tişört elindeydi.
“Efendim?”
Çınar’ın ilk bakışta kaslı sırtımı gözüme çarparken seslenişim ile bana dönmüştü. Yan profilden gözüken vücudu ile gözlerimi gözlerine sabitledim hızlıca. Çınar kaçırdığım bakışlarımla hızlıca tişörtü başından geçirdi. “Tulumun arkasında ipler var, bağlar mısın?”
“Olur, dön arkanı.”
Ben arkamı dönerken Çınar arkamdan yaklaşarak ipleri eline aldı. Tulumun ipleri bel kısmımdan başlıyor ve enseme kadar çıkıyordu. Çınar ipleri sıkarken belime değen soğuk parmağı ile titredim. “Çınar, elin çok soğuk.”
Çocuk gibi nazlanırken Çınar’ın ellerini birbirine sürtme sesini duydum.
“Özür dilerim.”
Çınar ısıttığı elleri ile ipleri bağlamaya devam etti. “Bitti, ipleri çok sıkmamaya çalıştım. Rahat mısın?”
“Evet rahatım, teşekkür ederim.”
Mahzen soğuktu. Çınar da ben de kısa kolluyduk. Arkamdaki dolabı açarak içindeki ceketlere baktım. Kısa deri ceketi elime aldım. Yaka kartı vardı önünde asılı bir şekilde. Leyla N.
Leyla’nın ceketini üstüme giydim. Dolapta duran uzun deri ceketi aldım bu sefer. Bedeni Çınar’a uyuyordu. Rüzgâr N.
“Al bakalım Rüzgâr Bey.”
“Rüzgâr Bey demek,” Çınar’ın gözü ceketimdeki karta kaydı.
“Leyla Hanım?”
Ceketin ceplerini yokladım elimle. İç cebinde görevli kartı vardı, başka da bir şey yoktu. Çınar da ceplerini yokladı benim gibi. O da iç cebinden görevli kartını çıkardı.
Uzman Leyla N. Kartın üzerindeki isim ve unvan bu şekildeydi. Çınar’ın elindeki karta uzanıp elime aldım. Uzman Rüzgâr N.
“Ne uzmanıyız acaba?”
“Bakıyorum da hemen role girmişsin Leyla.”
Omzumu silktim Çınar’a. Küçük odada çalışma masasının başına oturup bilgisayarı açtım. Cebimden telefonumu çıkartıp ekranı açtım. Çekmiyordu. Bilgisayarın şifresini telefonumdaki yazılım ile çözerken şifreye kaşlarımı çattım.
Caballoturcolrn.
Bu şifre neydi şimdi? Ne anlama geliyor olabilirdi? Caballo Turco belliydi, Türk Atı idi. Ama l, r ve ne anlama geliyordu? Veya birlikte mi düşünmeliydim? Kelimenin sessiz harfleri olabilir miydi l,r ve n?
Şifreyi girerek bilgisayarın ekranını açtım. Masaüstünde pek bir şey göremeyince bilgisayarın dosyalarını incelemeye başladım. Mali Dosyalar adındaki dosyaya girdim önce. Üretim miktarını gösteren veriler açılmıştı ekranda. İncelemeden çıktım. Diğer dosya isimlerine göz attım.
Çalışan Liste-1.
Denek Liste-1.
Bilgisayarda yalnızca bu üç belge vardı. Vaktimi almasını istemediğim için belgeleri flash belleğe kopyaladım. Çınar arkamdaki sandalyeye kolunu yaslamış bir şekilde beni izliyordu.
Her zaman yanımda flash bellek taşırdım. Yazılımcı ve bilgisayar mühendisi olan ailenin kızı olmanın kazandırdığı bir şeydi sanırım. Gittiğim yerde öğrendiğim kodlamaları veya notları flash belleğe atmam gerektiği için böyle bir alışkanlık kazanmıştım.
Flash belleği ve telefonumu cebime atarken sandalyeden kalktım. Bu küçük odada inceleyecek bir şey kalmamış gibiydi. “Bu odada yapacak bir şey kalmadı, asansör devre dışı. Ne yapacağız?” Çınar sorumla kapıya çıkıp etrafı inceledi.
“Kilitli kapıdan başka gidecek yerimiz yok. Diğer koridorları inceleyebiliriz belki.”
Çınar’ın yanına kapıya doğru yaklaşırken gözüm karşımızdaki kapıya kaydı. Ellerimizdeki görevli kartları ile belki de o kapının ardını görebilirdik. Şu an buradan çıkamayacaktık ama madem bu kadar badireyi atlatıp Mahzen’e girmiştik, içeriyi incelemeliydik.
Asansör sesi ile Çınar’ın elini tutup odaya çektim. “Kilitli kapının ardına geçeceğiz Çınar.” Çınar beni gözleriyle onaylarken iki kişi karşıdaki kilitli kapının önünde durdu. Kartlarını okutarak kapıdan geçen kişiler şapkalı ve maskeliydi.
Aklıma aniden yurdun arkasına gelen siyah araç geldi. Doktora benzeyen önlüklü kişilerin yanında siyah giyimli, şapkalı ve maskeli kişiler vardı. Belki de şapka ve maske sürekli kullanmaları gereken birer parçaydı?
Asansörün sesi tekrar yankılanırken arkamızda, duvara yaslı olan dolabı açtım. Alt kısmında maskeler ve şapkalar vardı. İki siyah şapka ve iki siyah maske alarak hızlıca Çınar’ın yanına adımladım. Çınar maske ve şapkayı takarken adım seslerini dinliyordum. Çınar benden bir adım beklerken kapıya yaklaşan kişiler ile odadan çıktım.
“Leyla Hanım? İzinde değil miydiniz? Biz sizi üç hafta sonra gelecektiniz sanıyorduk.” İki kadından daha uzun olanı sormuştu bu soruyu.
“İşe yeni girip Rüzgar Bey ile direkt balayı iznine çıkman zaten başlı başına hataydı bence. Şef normalde çok katıdır, size nasıl izin verdi anlamadım.” Kısa olan kadının söyledikleriyle içimden gülümsedim. Sağ olsunlar yalan aramama kalmadan her şeyi bana açık etmişlerdi.
“İşim her zaman önceliğimdir, kısa bir izin almıştım. İznim bitti ve geldim.” Cümlem ile Çınar arkamdan ayrılarak yanımda yerini aldı.
“Tüm ekip sizi ve Rüzgar Bey’i bekliyor. Yeni yazılım ve kimya mühendisimizi çok merak ediyorduk. Herkes siz gelmeden sizin becerilerinizi konuşmaya başladı.” Uzun olan kadın hayranlıkla konuşurken daha neler çıkacaktı merak ediyordum. Şansa yazılım mühendisinin kılığına bürünmem için avantaj mı olacaktı acaba?
Aklım her saniye yeni ihtimaller üretirken kapının ardına olan merakım giderek arttı. Kısa boylu kadın bana doğru bir adım daha atarak sessizce konuştu. “Leyla Hanım, çok güzel olduğunuzu söylediler, yüzünüzü görebilir miyim?” Ben gülerken uzun boylu kadın kaşlarını çattı. Üstlerinde yaka kartlığı vardı ama isim yazmıyordu. Yalnızca personel yazıyordu.
“Saçmalama, biz onların yüzünü göremeyiz. Onlar sadece birbirlerinin yüzlerini görebilir.” Uzun boylu kadının kaşlarını çatarak söylediğine ben de kaşımı çattım. Onlar derken kimi kast ediyorlardı?
“Evet hanımlar, haydi herkes işinin başına. Ben karımı alıp işimin başına geçebilir miyim?” Çınar kolunu omzuma atarken ondan duyduğum kelime beni farklı hissettirmişti.
Ben şu an Leyla’ydım ve Çınar da Rüzgar’dı. Ama Çınar’ın eşim deyişi sanki bana söylenmiş gibiydi, ya da ben mi öyle istemiştim? Zihnim saçmalamaya başlamıştı sanırım.
Kısa boylu kadın kartıyla kapıyı açarken damarlarımdaki adrenalin artışını hissedebiliyordum. Kapının açılması ile ardında kalan karanlık koridoru gördüm. Kadınların ardından önde ben arkamda Çınar olacak şekilde koridoru yürümeye başladık.
“Neden yakalarınızdaki kartlarda isminiz yazmıyor?” Sorduğum soru ile iki kadın da duraksadı. Birbirlerine bir cevap ararcasına baktılar. “Bilmiyoruz Leyla Hanım, ilk kez de siz sordunuz bize bunu. Biz de hiç düşünmemiştik.” Çınar ile kesişen gözlerimizin üstündeki kaşlarımız çatıldı.
“Sizi kendilerinden ayırmışlar, nasıl hiç düşünmedik diyebilirsiniz?” Sorum ile kadınlar gözlerini kırpıştırıp etrafa baktılar. “Leyla Hanım hoş geldiniz, içeride sizi bekliyorlar. Buyurun bu taraftan.” Kısa boylu kadının bir anda sorduğum soruyu unutmuş gibi bana başka bir şey söylemesi beni hayrete düşürdü.
“İsimleriniz neydi acaba?” Çınar’ın sorduğu ile bize dönmeden soruyu cevapladılar. “İsimlerimizi söylememiz yasak. Siz neden soruyorsunuz? Sorulmaması gerek.” Çınar adımlarını yavaşlatırken beni kolumdan tutup koridorun köşesine çekti. İki kadın da bizi unutup adım sesleri uzaklaşırken biz de koridorun köşe kısmında kalarak, onların kadrajından çıkmıştık.
“Kadınlar bir değişik Seray, biz sorguladıktan sonra bakışları değişti. Burayı incelemek için geldik evet ama seni daha fazla tehlikeye atamam.” Çınar’ın endişeli sesi gerilmeme sebep oldu.
Acaba Mahzen’i tanımak için erken mi davranmıştım? Çınar nereye gitsem benimle geliyordu, onu peşimde sürüklüyor gibi hissediyordum. Mahzen dedikleri yerde koridorları yürümekten başka bir şey yapmamıştım. Nerede bu Mahzen? Madem yalnızca koridor var neden adı Mahzen?
Gözlerim dolmuştu. Kendi halime ve Çınar’ın peşimde sürüklendiği haline... Beni sevdiği için ne desem yapıyor, benim için yılmadan mücadele ediyordu.
Çınar; ben yağmurda ıslanmayayım diye kardeşini yağmurun altında, mezarda bırakıp benimle eve gelmişti. Çınar bu fedakarlıkları yapmışken ben neden fedakarlık yapmaktan çekiniyordum?
Yine kaybederim diye.
Eskisi gibi olur diye.
Bir başıma kalırım diye.
Fedakârlık yapmadan istediğim hiçbir şeye ulaşamazdım. Ben ne hiçbir arkadaşımı ne de ailemi feda ederdim. Benim kendimden başka feda edeceğim bir şeyim olamazdı.
Çınar dolan gözlerime baktı. Yaşlarım akmasın diye tutuyordum ama daha nereye kadar dayanırdım bilmiyordum. Ben Çınar’ın yanında bu kadar savunmasızken onu nasıl koruyacaktım? Kendimi feda ederken nasıl gizli kalmayı başaracaktım? “Seray? İyi misin?” Çınar’ın sorusuna doğru cevabı vermeyi içten içe çok istedim ama yapamazdım.
“İyiyim, sadece henüz erken Çınar. Çıkalım lütfen buradan.” Çınar gözümden firar eden yaşı sildi. Daha fazla yaşımın akmaması için gözlerimi kapattım. Çınar kollarını bana dolarken kendimi daha fazla tuttum yaşlarım akmasın diye. Çınar böyle yaparsa benim göz yaşım akardı.
“İyi olmadığını görüyorum Seray. Lütfen benim yanımda kendini iyi olmaya zorlama, nasılsan öyle kal.”
Üzgünüm Çınar ama istediğin şeyi yapamam. Senin iyiliğin için. Sen yanımda kalmaya devam edebil diye benim senden gizlenmem gerekecek.
Çınar kollarını benden çekerken parmak uçları ile göz altımı sildi. “Ben yanındayım. Sen benim yanımdasın. Biz birlikte çok güçlüyüz Seray.” Çınar’ın söylediğine gülümsedim. Biz birlikteydik.
Kadınların gittiği taraftan ses gelirken Çınar’ın kolunu çekiştirdim gitmek için. Biz ters yöne doğru adımlarken sesler daha net geliyordu artık.
“Leyla Hanım ve Rüzgâr Bey nereye kayboldu? Yanımızda değiller miydi?”
“Saçmalama, ben öyle bir şey hatırlamıyorum.”
Kadınların konuşması merakımı uyandırıyordu. Zihinleri neden az öncesini bu kadar kolay unutmuştu? Ama bize bazı kuralları söyleyebilmişlerdi? Anlık şeyleri mi unutuyorlardı yani?
Birkaç koridor ayrımının önüne gelince duraksadım. Hatırlamıyordum. Arkamızdaki adım sesleri hızlanırken Çınar kolunu elimden kurtarıp elimi avcunun içine aldı. Artık biz de koşarken dört kişi koridorda koşturuyorduk.
“İki deli peşimizden koşuyor ama biri bizi hatırlamıyor bile! Ne diye koşarsın ki hatırlamadığın kişinin arkasından?” Çınar sessizce söylediğime kıkırdadı. Burada olmasak kahkaha atacağına emindim. Çınar kartını önümüzdeki kapalı kapıya okuturken kapının üstündeki kısım yeşil yandı ve kapı açıldı. Kapıdan çıkınca karşı çaprazımızda kalan odaya girdik hemen. Çınar arkamızdan sessizce kapıyı kapatırken ne olacağını bekliyordum.
“Neden çıkmadık Çınar?”
“Asansör devre dışı. Çıkamaz ve orada kalırsak kabak gibi ortada kalırdık.”
Dudaklarımı büzüp başımı salladım Çınar’a. Zeki adamdı. Karşımızdaki kapının açılma sesini duyunca oturduğum sandalyeden ayağa kalktım. Çınar Beni arkasına çekerken aklımdan bir sürü ihtimal ve bu ihtimaller sonrası yapacaklarımız geçti.
“Neredeler sence?”
“Kim nerede?”
“Leyla Hanım ve... Ve eşi?”
“Leyla Hanım burada değil, balayı tatilinde.”
“Ama gördük ya, geldi sanki. Hatta bak buradaki odanın önünde görmüştük. Acaba içerideler midir?”
Kadınların sesleri beni fazlasıyla telaşa sokmuşken sağ elim Çınar’ın sağ kolunu sıkıyordu. Gelmeyin, gidin demek istiyordum kadınlara.
“Ne yapıyoruz burada?” Odanın içini merak eden kadının sesiydi bu. İsimlerini bile dememişlerdi, nasıl aklımda tutabilirdim ki?
“Asansörün servise açılışı gece 01.00’de olacak. Mallar 02.00’de gelecek. Biz erken geldik sanırım.”
Kadınların aptal olduğunu düşünmüyordum ama bu unutmalara hala anlam verememiştim. Personel yazıyordu yaka kartlarında ama bu kadar unutkan kişiler böyle bir yerde ne yapıyordu?
“Erken gelmişiz, gel Mahzen’e geçelim.”
Adım sesleri uzaklaşırken yavaşça nefesimi bıraktım. Kapının açılış ve kapanış sesinin ardından yüzümdeki maskeyi çıkardım. Zaten gerildiğim için nefes alamazken maske beni daha çok zorluyordu.
“Çınar, şimdi ne yapacağız?” Zihnim düşünmeyi bırakmak istiyor gibiydi. Üstüme bir yorgunluk çökmüştü, o kadar çok uykum gelmişti gözlerimi açık tutmakta zorlanıyordum.
“Asansör birde açılacakmış. Bire kadar burada kalalım, çıkarsak yakalanma ihtimalimiz var.” Çınar’a başımı salladım yalnızca. Gözlerim yanmaya başlamıştı.
“Uykun mu var?” Çınar’a başımı salladım sadece yanıt olarak.
“Gel.” Elini uzattığında elimi avcuna bıraktım. Masanın karşısındaki duvarın dibine oturdu Çınar. Elimi bırakıp dolaptan bir ceket alarak yanına yere serdi. Serdiği ceketin üstüne eliyle vurunca beklemeden ceketin üstüne oturdum.
Çınar’ın göğsüne yaslanırken gözlerim ben daha komut vermeden kapanmıştı bile. “Saat sekize geliyor, bire doğru seni uyandırırım. Sen rahatça uyu.”
“Çınar?”
“Efendim Seray?”
“Sen bana Seray’ım diyorsun ya, niye?” Çınar’ın iç çekişiyle göğsünde olan başım sallandı. Kucağımda birbirine kenetli olan ellerimi avuçlarının içine aldı Çınar.
“Çünkü ben seni hep öyle düşledim. Keşke Seray’ım gelse, keşke Seray’ım ile uyusak, keşke Seray’ım ile hayaller kursak... Sen benim Seray’ımdın.”
“Yani artık değil miyim?” Dudaklarımı büzmüştüm sorumla ama Çınar görmüş müydü bilmiyorum. Sessizce güldüğü için göğsünde titremiştim.
“Niye öyle dedin?”
“Geçmiş zaman eki kullandın.”
“Hm...”
“Söylesene Çınar, değil miyim?”
“Olmaz olabilir misin Seray? Ben sensiz nefes alamam. Antep fıstığı kabuğu olmadan olur mu? Antep fıstığının lezzetini koruyan şey dışındaki kabuğudur. Lezzetinde eksilme olmasın diye kabuğu onu korur.”
Çınar’ın benzetmesi bile Antep fıstığı ileydi, nefesimi seslice verdim.
“İki gözüm, ben en çok seni sevdim ama en çok da senin için canım yandı. Ben seni ne sevmeyi bıraktım ne düşlemeyi. Ben senden başka bir ne yol bilirim ne bir iz.”
Çınar’ın söyledikleriyle gülümsedim. İki gözüm demişti bana. Ne demek olduğunu bilmiyordum ama söylediği ses tonu öyle hoştu ki güzel bir şey olmaması imkânsız gibiydi.
“Kimin sözü bu?”
“Orhan Pamuk.”
“Ne güzel söylemiş.”
“Evet, çok güzel söylemiş.”
Çınar derin bir nefes alırken aklımda başka bir soru belirdi.
“Çınar?”
“Efendim Seray?”
“Sen bana geçen gece niye balım dedin?”
“Ben sana balım mı dedim?” Çınar’ın göğsü gerilirken neden gerildiğini anlamaya çalıştım.
“Emin misin dediğime, ne zaman dedim?”
“Bizim evde kaldığımız gece uyuyamadığım için senin yanına gelmiştim. O gece iyi geceler balım, dedin bana. Neden Çınar, neden bana balım dedin?”
Çınar avcundaki ellerim üzerinde gezdirdi parmaklarını. Çınar’ın sessizliği üzerine cevap vermeyeceğini düşünmüştüm. Başımı Çınar’ın göğsünden kaldırıp yüzüne baktım. Odanın yarı yanan lambası yüzünden görüntüler net değil, loştu. Çınar’ın koyu kahverengi gözlerini incelememi zorlaştırıyordu bu loş ışık. Gözlerinin iç kısmına doğru gözündeki kahvenin tonu açılıyordu. Kahvenin birkaç tonu var gibiydi gözünde.
“Senin gözlerin hangi renk Seray?”
Uykulu ve acıyan gözlerimi kırpıştırdım. Neden bana böyle basit bir soru sormuştu? “Kahverengi.”
“Hayır, senin gözlerin kahverengi değil.” Çınar’ın gülümseyerek söylediğine dudaklarımı büzdüm. İyi de benim gözlerim kahverengiydi. “Benim gözlerim nasıl kahverengi değil?”
“Senin gözlerin kahverengi ise benim gözlerim hangi renk?”
“Kahverengi ama birkaç tonu var.”
“Hm...”
Çınar gözlerimi incelerken gözlerinde kendi yansımamı görmüştüm. Gözlerinin içi parlıyordu yansımamın bulunduğu kısımda. “Senin gözün kahverengi değil Seray,” Çınar önüme düşen saç tutamımı işaret parmağı ile yavaşça kulağımın arkasına sıkıştırdı. “Senin gözlerin bal rengi. Ve bu bal benim en sevdiğim bal, benim balım.”
Çınar’ın söyledikleri ile gözlerim büyüdü. Ben yavaşça yutkunurken Çınar devam etti. “Sen yokken sana birçok isim taktım. Bunlardan biri de balımdı. Yanımda olsaydın sana öyle hitap ederdim.” Çınar’ın açık sözlülüğü için zaman ve mekanın ne kadar doğru olduğunu bilmiyordum.
Bildiğim tek şey bu itirafların kalbimde bir yer edindiği ve edindiği yeri yeşerttiğiydi. Yeşeren kalbim yorulan zihnime uyu, dedi. Zihnim zaten razıydı, gözlerim usulca kapandı ve Çınar’ın göğsüne geri gömdüm başımı. Aklıma gelen anı ile gülümsedim.
“İyi geceler yakışıklı bebek çocuk.”
Merhaba yakışıklı bebek çocuk! Bana da fıstık verir misin? Annem bana fıstık vermiyor. Çok yediğim için yeşil olmamdan korkuyor! Ama seni izledim şuradan... Sen yeşil olmadın. Ben de olmam, bana da biraz fıstık verir misin?
Çınar’ı ilk kez gördüğümde zihnimde bu anım canlanmıştı. O an zihnimde dayanılmaz acılara sebep olan bu anım şimdi içimi huzurla doldurmuştu. Yakışıklı bebek çocuk.
Çınar’ın kalp atışının hızlandığını hissettim. Heyecanlanmış mıydı acaba? Gözlerim çoktan kapanmış ve uykuya dalıyor gibiydi. Çınar parmağıyla elimi okşarken uykuya dalmadan duyduğum son ses onun sesiydi.
“İyi geceler balım.”
6
“Seray, uyan canım. Gitmemiz lazım.”
Duyduğum ses ile gözlerimi açtım yavaşça. Etrafa baktım bir süre öylece. Nerede olduğumu, burada ne yaptığımı anlamaya çalıştım. Çınar’ı yanımda yerde oturur halde görünce aklıma geldi olanlar. Mahzen’deydik ve saklanıyorduk. Uyku sersemliği ile içimi bir korku kapladı.
“Ne oldu, biri mi geldi?” Kalp atışım hızlanırken elimi göğsüme koydum kalbimi dizginlemek istercesine. Çınar korkmuş halime kaşlarını çattı. Çınar’ın elleri omuzlarımı kavrayıp yavaşça okşarken çatık kaşlarını indirdi, gülümsedi. “Bir şey yok Seray, sadece gitmemiz lazım. Hemen, şimdi.”
Aklıma uykudan öncesi gelirken kafam karışmıştı. “Asansör birde açılacaktı. Saat kaç?”
“Bire iki var.”
Çınar’ı başımla onaylayıp ayağa kalkmak için uzattığı elinden yardım aldım. Çınar çıkarıp masaya koyduğumuz şapkaları alıp sırasıyla önce benim başıma, sonra da kendi başına taktı.
“Binada değiller, bir şekilde içeri girmiş olmalılar.”
Duyduğum ses ile başımı hızlıca kapıya çevirdim. Kapılı kapının ardından gelen erkek sesi beni tedirgin etse de birazdan buradan çıkacağımız için rahattım.
“Neyden bahsediyorlar biliyor musun?”
Çınar eliyle boynunu ovuştururken gözlerini benden kaçırdı. “Bizim binaya girdiğimizi ve hala binadan çıkmadığımızı biliyorlar,” Çınar sıkıntıyla nefesini verdi. “Bizi arıyorlar.”
Gözlerimi kırpıştırdım, acaba uyanmamıştım ve şu an karşımda konuşan Çınar gerçek değil miydi? Sendeleyip birkaç adım geriye doğru düşerken Çınar hemen kolunu uzatıp belimi kavradı. Yüz yüze olduğum Çınar’ın verdiği nefesin sıcaklığı yüzüme çarparken kabullendim. Kıyafetimin üstünden bana değiyor olmasına rağmen iki eli de vücudumu ısıtmıştı.
Sıcaklığı bana bu anın gerçekliği kanıtlamıştı.
Rüya falan değildi.
“İyi misin?” Çınar bir elini belimden ayırıp yüzüme düşen saçları kulağımın arkasına sıkıştırdı. Çınar’ın yüzümdeki elini avcuma alarak yüzümden uzaklaştırdım. Çınar’ın eli avcumda iken diğer elinden belimi kurtarıp ondan bir adım uzaklaştım.
“İyiyim, çıkalım haydi.” Çınar birkaç saniye yüzümü inceledi. İyi olduğuma ikna olunca başını sallayıp önden yürüyerek yavaşça kapıyı açtı. Etrafı inceledikten sonra birlikte sessiz adımlarla odadan çıktık. Birkaç adımdan sonra adımlarımız hızlanınca Çınar elimi daha sıkı kavradı ve asansöre doğru adımladık.
Çınar kolundaki saate bakıp asansörün tuşuna bastı. “01.04. Asansörün gelmesi lazım.”
Asansörün mekanik sesi kulaklarımıza gelirken Çınar ile birbirimize gülümsedik. Gelen asansöre hızlıca binerken ikimiz de tuşlara yöneldik.
Kızım, iki tuşuna ve üstünde zil olan acil durum tuşuna aynı anda basarsan asansör geri çalışır.
Çınar iki tuşuna parmağını yönlendirirken ben de acil durum tuşunun üstüne parmağımı koydum.
“Uno (bir),” Çınar istediğimi anlamış olacak ki gülümsedi ve devam etti.
“Dos (iki),”
“Tres (üç).”
Asansör kapıları kapanırken Çınar derin bir nefes vererek gülümsedi. “Y libertad (ve özgürlük).”
Çınar ile İspanyolca konuşarak anlaşmak farklı hissettirmişti. Çınar ile nasıl istersem o şekilde anlaşabiliyordum.
Konuşmadan, mimiklerle, el hareketleriyle veya İspanyolca ile.
Çınar’ın yüzüne yayılan güzel tebessümüne baktım. O mutlu olmayı o kadar çok hak ediyordu ki ben buna engel oluyormuş gibi hissediyordum. Annesini ve ikizini kaybetmişti. Yalnızdı. Bazen yalnızca biz güldüğümüz için gülüyor, biz istediğimiz için bizimle birlikte yemek yemeye geliyordu.
Söz veriyorum Çınar, Seray AKÇALI sözü. Yakışıklı bebek çocuğ’u, bal’ı koruyacak. Seray, Çınar’a bir şey olmasına izin vermeyecek. Bu zorlu yolda sen yoldaşım olduğunu bileceksin ama öyle olmayacak çünkü Seray Çınar’ın zarar görmesine müsaade etmez. Çınar da Seray’ın zarar görmesine müsaade etmezdi.
Ben Seray AKÇALI, tabii ki de seni koruyacağım Çınar EROTAN. Sen bilmeden. Çünkü sen bilirsen beni korumak istersin. Ama senin bilmediğin bir şey var, ben senin beni de kaybetmene zaten asla izin vermem.
Asansör durduğunda açılan kapının ardında Rıfat Amca’yı görmeyi beklemiyordum. “Rıfat Amca?” Çınar’ın sorusu ile Rıfat Amca kaşlarını çattı. “Çınar? Seray? Çocuklar ne işiniz var burada?” Merdivendeki ayak sesleri ile Rıfat Amca hızlıca asansöre bindi.
“Dışarıyı tekrar kontrol edin.” Duyduğumuz ses ile Rıfat Amca sekizi tuşladı. Asansör kapıları kapanırken Rıfat Amca bize döndü. “Çocuklar, birkaç saattir binada olan siz miydiniz?”
“Evet, Rıfat Amca.”
“Sizi arıyorlar kaç saattir. Şimdi binadan çıkarsanız sizi bulurlar. Bizim eve gidelim.”
Çınar’a dönerken ne yapacağımız aslında belliydi. Başka çaremiz yok gibiydi. Çınar’ın gözlerine bir cevap vermesi için bakarken yavaşça gözlerini kırptı. Bu gece Rıfat Amcalarda kalacağımızı anlamıştım.
“Sen nereden öğrendin Rıfat Amca?” Çınar’ın sorusu ile bakışlarım Rıfat Amca’ya döndü.
“Birkaç saattir bizim ev hariç her evi aradılar, sesleri duydum. Binaya iki gencin girip hala çıkış yapmadığını söylediler. Sessiz olmaya çalıştılar ama panik olmuş olacaklar ki pek sessiz olamadılar. Çok telaşlıydılar.”
Çınar ve ben cevap veremezken asansör sekizinci katta durdu ve Rıfat Amca önden asansörden çıktı. Rıfat Amca direkt sağa dönüp kapıyı tıklarken biz de arkasından asansörden çıktık. Evin kapısını çok güzel, ellili yaşlarının başında bir kadın açtı. Renkli gözleri ve birkaç beyaz olan kumral saçları ile hala genç görünüyordu kadın.
“Hayatım? Misafirlerimiz mi var? Şahika’nın arkadaşları mı geldi yoksa?”
Çınar ile birbirimize bakarken kaşlarımız çatıldı. Şahika çocukları mıydı? Rıfat Amca eşiyle yalnız yaşadıklarını söylememiş miydi?
“Evet canım, Şahika’nın arkadaşları. Seray ve Çınar.”
Rıfat Amca ayakkabılarını çıkarıp içeri geçerken bize döndü. “Haydi çocuklar, buyurun.” Çınar başını bana doğru eğerken önden benim gitmemi istediğini anladım. Ayakkabılarımı çıkarıp eve girdikten sonra Rıfat Amca’nın gülümseyen eşine döndüm. “Merhaba kızım, Süheyla ben.”
“Merhaba Süheyla Teyze, Seray ben de.”
Karşılık olarak bana sarılan Süheyla Teyze’ye ben de sarıldım. Süheyla Teyze’den ayrıldıktan sonra arkamda incelediği şeyi görmek için arkamı döndüm. Çınar’ı inceliyordu Süheyla Teyze.
Çınar aramızdaki mesafeyi kapatıp yanımdaki yerini aldığında Süheyla Teyze’nin gözleri bu sefer benim üstümü inceledi.
“Çocuklar, siz neden burada çalışanlar gibi giyindiniz?” Süheyla Teyze’nin sorusuyla Çınar ile gözlerimiz kesişti. Bu soruya nasıl bir cevap verebilirdik ki?
“Hayatım, geç oldu haydi çocuklar yatsın.” Rıfat Amca’nın göz kırparak söylediğine gülümsedim. Derin bir nefes verirken Rıfat Amca ve Süheyla Teyze koridor boyunca adımlamaya başladı. Çınar elini belime yerleştirirken beni de ileriye doğru yönlendirdi.
Oturma odasındaki kanepelere geçerken odayı inceliyordum. Televizyon ünitesindeki çerçevelere kaydı gözüm. Karşımda, genç bir kızın bulunduğu fotoğraflar vardı. Kızları Şahika olmalıydı.
Çalan kapı ile Rıfat Amca ayağa kalktı. “Birini mi bekliyordun Rıfat Amca?” Çınar’ın sorusu ile yüzümü önce Çınar’a, sonra da Rıfat Amca’ya çevirdim. “Hayır oğlum, beklemiyorduk.”
“Rıfat Amca? Benim, Tolga.”
Rıfat Amca hızlıca yüzünü bize çevirirken eli ensesine gitti. “Tolga burada çalışan biri, sizi arıyordu.” Rıfat Amca’nın sessizce söylediği şeyler üzerine önce Çınar, sonra da ben ayağa kalktım.
“Rıfat Amca biz gidelim, senin başını belaya sokmak istemiyorum.” Rıfat Amca isteğimi direkt reddetti.
“Duymamış olayım Seray, benimle gelin.” Süheyla Teyze boş bakışlarla bizi izlerken oturma odasından çıkıp koridorun hemen sağında olan odanın kapısını açtı Rıfat Amca.
“Çocuklar yatağa girin uyuyun. Üstünüzü örtün, kıyafetleriniz gözükmesin.” Biz Rıfat Amca’yı onaylarken kapı tekrar çaldı. Çınar, Rıfat Amca’nın arkasından kapıyı hemen kapatırken yatağa yöneldim. Karanlık odayı pek fazla inceleyemezken yorganı kaldırıp direkt içine girdim.
Açılan kapı sesiyle konuşulanları duymak için sese dikkat kesildim. “Buyur Tolga?”
“İyi geceler Rıfat Amca. Binaya giren ve çıkışını tespit edemediğimiz kişiler var. Acaba sende mi kalıyorlar? İki genç arıyoruz.”
“Evet oğlum, misafirim onlar. İçeride uyuyorlar.”
Sessizce konuşulanları anlamaya çalışırken Çınar yavaşça yorganı boynumuza kadar çekti.
“Rıfat Amca, bakabilir miyim aradığımız kişiler mi diye? Güvenliğimiz için.” Şu Tolga denen adama şimdiden dolmuştum. Adam içeride uyuyorlar demiş, hala bakabilir miyim diyor. Sessizce konuşuyordu bir de, bizim mi duymamızı istemiyordu?
“Olur oğlum ama sessiz ol.” Rıfat Amca’nın sessizce söylediğine kaşlarımı çattım. “Çınar, buraya gelecekler.” Çınar da kaşlarını çatarak başını bana çevirdi. Adım sesleri gelirken başımı Çınar’ın çenesinin altına, omzunun üstüne koydum. Yatağın solunda Çınar, sağında ben vardım. Çınar sağ kolu ile beni sarmalarken yavaşça kapı açıldı.
İçeri sızan ışığı göz kapaklarımın altından hissedebildim. Kapı yatağın sağında kalıyordu. Sağ taraftan içeri doğru bir adım sesi duydum, ardından adım hemen geri gitti. Kapı yavaşça kapanırken tuttuğum nefesi yavaşça geri verdim.
İyi geceler faslından sonra kapanan kapı ile yorganı üzerimden çektim. Giydiğim ceket ile yattığım için sıcak basmıştı. Yatakta doğrulurken odanın kapısı açıldı. Üstümdeki ceketi çıkartırken ayağa kalkıp arkamı döndüm. “Size pijama vereyim, geç oldu uyuyun. Yarın okulunuz var.”
Rıfat Amca odanın ışığını açarak kapının hemen solundaki gardırobu açtı. Odanın ışığı gözümü acıtırken gözlerimi kıstım. Kaç saattir mahzende loş ışık altında kalmıştık, şu an odadaki ışık bana fazla geliyordu.
Rıfat Amca dolaptan aldığı pijamaları bana uzatırken odadan çıktı. Çıkardığım ceketin cebindeki flash belleği ve telefonumu çıkartarak yatağın solunda kalan küçük kanepenin üstüne koydum.
Rıfat Amca getirdiği pijamaları Çınar’a uzatırken Süheyla Teyze de kapıdan bizi izliyordu. “Çocuklar aç mısınız? Yemek hazırlayayım size.” Süheyla Teyze’ye olumsuz anlamda başımı salladım. “Çok sağ ol Süheyla Teyze. Benim midem bulanıyor, yemek yemek istemiyorum.”
“Ben de aç değilim, teşekkür ederiz Süheyla Teyze.”
Çınar ve bana başını salladı Süheyla Teyze. Gözlerim ışıkta yanmaya devam ederken Çınar ışığı kapadı. “Seray’ın uykusu var bayağı, ışık gözlerini acıtıyor.”
Çınar yine ve yine beni anlamıştı. Her zaman olduğu gibi...
Rıfat Amca, Çınar’ın sırtını sıvazlarken eliyle gardırobun ilerisini işaret etti. “Kızım banyo orada.” Rıfat Amca’ya gülümseyip bana verdiği pijamalarla banyoya yöneldim. İçeri girip üstümü değişirken yarın neler yapmam gerektiğini düşündüm. Derslerden kalan zamanda Mahzen’deki bilgisayardan aldığım bilgileri incelemeliydim.
Dalgın bir şekilde üstümü değiştirdikten sonra banyodan çıktım. Gece lambasının ışığı odayı az da olsa aydınlatırken yavaşça yatağa doğru adımladım. Çınar sırtını yatağın başlığına yaslamış duruyordu.
“Burada mı uyuyacağız?”
“Birlikte mi uyuyacağız diye sorman gerekmez miydi?”
“Aman Çınar, kaç yaşından beri birlikte uyuyormuşuz. Seninle uyumayı yadırgamıyorum artık.”
Çınar dudaklarını büzerken hafifçe gülümsedim. Gerçekten Çınar ile uyumak bana normal geliyordu artık. Koltuğun üzerine bıraktığım telefonu alıp yatağa girdim. Çınar yorganı üstüme çekerken ben de onun gibi sırtımı yatak başlığına yaslamıştım.
Ekranı açıp bildirimlerde gezdirdim gözlerimi. Aklıma gelen şeyle sırtımı dikleştirdim. En son Okan Abi yazmıştı. Kaç saat olmuştu, belki de suyun içinde madde olup olmadığını öğrenmişti.
Gözlerimi sıkıca yumdum. Bilmek istiyor muydum? Belki de düşmanımı tanımak için ilk adımı atacaktım ama içim bir tuhaftı. “Seray? İyi misin?” Elimde hissettiğim sıcaklık ile gözlerimi açtım. Çınar’ın eli ellerimi sarmalamışken kendime söylediklerim aklıma geldi. Çınar’ı bu işten tutabildiğim kadar uzak tutmalıydım. Onu korumalıydım.
Ama bugünlük küçük bir es vermeliydim.
Telefonun kilidini açıp telefonu Çınar’a uzattım. “Okan Abi mesajıma yanıt vermiş mi bakar mısın?”
“Sen neden bakmıyorsun?”
“Görmeye hazır değilim,” Elimle saçlarımı karıştırdım. “Ama belki senden duyabilirim gerçekleri.”
Çınar telefonumu elimden alıp birkaç yere tıkladı. Ağır ağır başını sallarken telefonun ekranını kapatıp bana uzattı. Çınar bu sefer yatağın sağına yatmıştı. Yatakta kayarak başını yastığın üzerine koydu.
Ben de yatakta kayarak başımı yastığa koydum. Çınar dirseğini yatağa koyarak avcunun içine yanağını koydu. Yüzlerimiz arasında az bir mesafe varken aşağıdan Çınar’ın gözlerine bakıyordum.
Gözleri yüzümü incelerken bekledim. Gözleri gözlerimde durduğunda parmağının ucuyla yanağımdaki yaşı sildi. O göz yaşımı silene kadar gözümden yaşın aktığını bile fark etmemiştim.
“Bulduk mu Çınar?” Sertçe yutkundum ve devam ettim.
“Kardeşimi kimin zehirlediğini bulduk mu?” Gözümden yaşlar hızlıca akmaya devam ederken Çınar akan bütün gözyaşlarımı tek tek sildi.
“Bulduk balım,” Çenemi parmakları arasına alıp yavaşça okşadı. “Buldun, canım.”
Ağladığım için kesik kesik nefes alırken yatakta sağa dönüp ellerimi yanağımın altına koydum. Göz yaşlarım hem üzüntüden hem sevinçtendi. Gökhan bizi aptal yerine koyup kardeşimi zehirlemeye çalışmıştı ama onu gafil avlamıştım. Düşmanımı bulmuştum.
Asıl hikaye şimdi başlıyordu.
Karşılarına beni aldıkları için pişman olacak düşmanlarım vardı.
Çınar’ın kolu beni sarmalarken küçücük hissetmiştim. Nefes alışverişim düzene girerken kendime bir kere daha hatırlattım.
Çınar, bu yolda yoldaşın Seray. Ona asla zarar gelmesine izin verme.
6
“Seray? Canım uyan haydi.” Duyduğum sesle gözlerimi sıktım. Uyanmak istemiyordum. Yatakla bütünleşmek ve yatak olmak istiyordum.
“Biraz daha...”
“Seray ama sana sürprizim var.”
Gözlerimi yavaşça aralarken odadaki ışık gözlerimi acıttı. Ellerimi gözlerime siper ederken huysuzca mırıldandım. Çınar yataktan çıkarken kaşlarım çatıldı. Nereye gidiyordu ki? Perdenin kapanma sesini duyduğumda gülümsedim. Gözlerimi açtığımda odadaki gün ışığı artık beni rahatsız etmiyordu.
Çınar yatağa oturduğunda ben de yatakta doğruldum. Sırtımı yatak başlığına yaslarken Çınar da yatakta bağdaş kurarak oturuyordu.
“Sürpriz nedir?” Gözlerimi ovuştururken bir yandan da ihtimaller zihnimde dolanıyordu. Nasıl sürpriz olabilirdi ki?
“Annen ve baban gelecek. Yılbaşını hep birlikte geçireceğiz.”
Ellerim ağzımı kapatırken hayret nidası düştü dudaklarımdan. Annem ve babam mı gelmişti? Yalnızca iki hafta olmuştu onlar gideli ama her şey de bu iki haftada olmuştu.
Şu an o kadar mutlu olmuştum ki sevinçle Çınar’a sarıldım. Birkaç damla gözyaşı gözümden akarken Çınar da kollarını bana sardı. “Çınar,” Nefesimi kesikçe verirken söyleyeceklerimi zihnimde sıralıyordum. “Ben hazır mıyım bilmiyorum. Annem ve babamla konuşmaya, onlarla yüzleşmeye hazır mıyım bilmiyorum.”
Çınar benden ayrılırken elleri ellerimi sardı. “Erteleyebilirsin Seray, hemen şimdi konuşmak zorunda değilsin. Zor şeyler yaşadın, sindirmeye ihtiyacın var.”
Çınar’ın söyledikleriyle yavaşça başımı salladım. Belki de öyle yapmalıydım, ertelemeli sonrasında konuşmalıydım.
“Sen yüzleşmek için her zaman hazırsın, sen güçlü bir kadınsın Seray. Sadece henüz doğru zaman değil. Sadece anı yaşayalım, eskiden olduğu gibi yılbaşına birlikte girelim.”
“Mutlu olalım Çınar, eskisi gibi mutlu olalım.”
Günün geri kalanını hiçbir şey olmamış gibi geçirmekle uğraşmıştık. Çınar, gece Ezgi’ye birlikte olduğumuzu söylemişti. Kimse bizi merak etmemişti ama biz Mahzen’de mahsur kalmıştık.
Diğerlerinden hala Gökhan’ı gizliyordum ama ne kadar daha gizlemeliydim işte onu bilmiyordum. Gizlemek insanı ne kadar da yoruyordu. Tüm enerjim her geçen saniye çekiliyor gibi geliyordu. Çınar’ın biliyor olması beni bir nebze rahatlatıyordu. En azından ona karşı dürüsttüm ve bir şeyler gizlememe gerek kalmıyordu.
Ders çıkışı hep birlikte evlere dağılmıştık. Herkes akşam için hazırlık yaparken ben yatağımda oturmuş dışarıyı izliyordum. Havalar çok soğumuştu ve meteorolojiye göre bu gece kar yağacaktı.
Yeni yıla girerken her seferinde kar yağmasını dilerdim. Nedense beni çok mutlu ediyordu yeni yıla girerken kar yağması. Sanki bu dileğim yeni yıl için bir devamlılık göstergesiydi, dileklerimin gerçekleşecek olmasının devamlılığıydı.
Saat yediye gelirken eve gelen Sinem Abla, Hakan Amca ve İlker Amca ile oturma odasına geçtim. Herkes heyecanla hazırlık yaparken ben salonun köşesinde kanepeye oturmuş etrafı inceliyordum.
Ezgi ve Giray masanın bir ucunda oturmuş uçak maketi yaparken masanın diğer ucunda Berna ve Alper resim yapıyordu. Çınar ise hemen yanımdaki koltukta kitabını okuyordu. Sayfalar arasında dalmış gibi tüm odağını kitaba vererek kitabı okuyordu Çınar.
Ben ise herkesi izliyor ve düşünüyordum. Olanlar ve ileride olması muhtemel olan şeyler hakkında zihnim bir sürü senaryo üretiyordu. Kendimi bu konuda asla durduramıyordum, düşünmeden duramıyordum.
Annemlerin geliş saati yaklaşırken heyecanlanmıştım. İlker Amca, Sinem Abla ve Hakan Amca heyecanlı bir şekilde mutfakta hazırlıklara devam ederken ben yine odadakileri izliyordum. Ezgi ve Giray uçak maketini neredeyse bitirmişti. Berna ve Alper ise resimlerini bitirmiş olacak ki boyaları topluyorlardı.
Çok geçmeden kapı zilinin sesi duyuldu. Ayaklarım yere mıhlanmış gibi kıpırdayamazken kalkıp kapıyı açmak istedim.
“Çocuklar, kapıyı açar mısınız?” Mutfaktan gelen Sinem Abla’nın sesiyle diğerlerine döndüm. Herkes kendi işiyle meşguldü. Gözlerimi Çınar’a çevirdiğimde zaten bana bakıyor olduğunu gördüm. Tek kaşını kaldırırken kapıyı neden açmadığımı sorguluyordu.
Başımı sağa sola salladım. Açmak istemiyordum Çınar.
Çınar nefesini seslice vererek ayağa kalktı. Eliyle beni çağırırken titreyen ayaklarımla ayağa kalktım. Çınar titrediğimi fark etmiş olacak ki elini belime yerleştirip beni kapıya yönlendirdi.
Kapının önüne geldiğimde Çınar elini belimden çekti. Elim tereddüt etse de zihnim buna izin vermedi. Kapıyı açarken gördüğüm yüzler ile yüreğime su serpildi. Özlemini çektiğim ama kalbimi bu denli kıran annem ve babam karşımdaydı. Hemen arkalarındaki kadın ve erkeği tanımıyordum.
“Selam! Biz geldik!” Tanımadığım kadının neşeli sesi doldurdu evi. Annem ve babamla bakışırken gözlerimdeki kırgınlığı görmemeleri için çabaladım. Onları üzmek istemiyordum ama bu kırgınlığımı da kolayca sineye çekecek değildim.
“Anne?” Alper’in bağırışı ile Arkamı döndüm. Alper küçük bir çocuk gibi hızlıca adımlayarak annesine sarıldı.
“Hatunum! Ne çok özledim seni.”
“Ulan Alper, bir kere de babanı böyle karşıla.”
Alper ve tanımadığım adam arasında geçen diyalog beni güldürmüştü. Annem ve babam içeri geçip bana sarılırken hislerimi dizginlemeye çalışıyordum. Onlara sadece sevgimle yaklaşmaya çalışacaktım.
Giray da geldiğinde annem ve babamla sarıldı. Annem ve babam sessiz kalırken heyecanla bağıran Sinem Abla’ya döndüm. “Aman Allah’ım! Leyla? Siz de mi geldiniz?” Sinem Abla adının Leyla olduğunu öğrendiğim Alper’in annesine sarıldı.
Herkes birbirine sarılırken Berna bizi izliyordu. Berna’nın anne ve babası hala İzmir’de olduğu için onları özlüyor olmalıydı. Herkes içeri geçerken ve Çınar tam da kapıyı kapatacakken iki kişi daha geldi. Sanırım Berna’nın ailesi gelmişti.
Berna’nın babası olduğunu düşündüğüm kişi işaret parmağını dudağının üstüne koyup sessiz olmamızı rica etti. Babasının ardından annesi de içeri girerken oturma odasında arkası dönüp kanepede oturan Berna’ya doğru adımladılar. Berna’nın annesi eliyle Berna’nın gözlerini kapatırken Berna yerinde kıpırdandı.
“Alper? Şakanın sırası mı?”
Berna’nın söylediğine sessizce kıkırdadım. Çınar kapıyı kapatmış, oturma odasının merdivenlerinin başında odadakileri izliyorduk.
“Bu sefer ben değilim Berna.” Alper’in cevabı ile Berna ellerini, yüzündeki ellere dokundurdu. Dokunuşu ile elleri donakalırken sanırım anlamıştı.
Bir hışımla yerinden kalkıp arkasını döndü. Karşısındaki anne ve babasını dolu gözlerle izliyordu Berna. Kanepenin etrafından hızlıca dolanıp anne ve babasına sarıldı. Biz de kanepeye adımlarken koyu bir sohbete başlamıştık.
Berna’nın annesi funda Teyze ve babası Ayaz Amca yılbaşında hep birlikte olalım diye birkaç günlüğüne İzmir’den İstanbul’a gelmişlerdi.
Alper’in annesi Leyla Teyze ve babası Kerem Amca ise biten seminerleri ile İstanbul’a geri dönmüşlerdi.
Herkes birbiri ile sohbet ederken hafif baş ağrım ile köşemde onları izledim. Bir yanımda babam bir yanımda da Çınar vardı. Çınar yorgunluğumu biliyor olacak ki hep yanımdaydı.
Mutlu gibi davranırken yeni yıla girmiştik. 2025 yılının bana neler getireceğini bilmiyordum ama umarım benden kimseyi almazdı.
Herkes evlerine dağılırken Pizza Çocukları olarak bizim evde kaldık. Gece boyu mutlu gözükmeye çalışmaktan bitap düşmüştüm.
Odama çıkıp yere kadar uzanan camın önüne oturup karları izledim. Dileğim gerçekleşmişti. Yeni yıla girerken kar yağmıştı.
Aklıma Yağmur geldi. Bu soğukta mezarda tek başınaydı. Ama ruhu orada değildi ki... O yüzden korkmaz, üşümez veya üzülmezdi değil mi? Gözümden akan birkaç gözyaşını silerek ayağa kalktım. Pijamalarımı giyip dişlerimi fırçalamak için banyoya girdim. Telefonumu ve okuma kitabımı alıp odadan çıktım. Saat neredeyse üçe geliyordu, herkes uyuyordu.
Karşıdaki odanın kapısını açarak yavaşça içeri girdim. Çınar bize geldiğinde hep burada kalıyordu. Burası artık onun odası olmuştu.
Odaya girdiğimde camın önünde yere oturmuş Çınar’ı gördüm. Çınar başını hiç bana çevirmedi. Elimdeki telefon ve kitabımı koltuğa bırakıp yere, Çınar’ın yanına oturdum.
Onun gibi yüzümü cama dönüp yağan kar tanelerini izledim. Çınar’ın başı omzuma yaslanırken ben de başımı, başına yasladım.
Biz iki yoldaştık ama Çınar’ı bu yola sokmak istemiyordum.
“Çınar, yanımda olduğun için teşekkür ederim. Tüm gece hep yanımdaydın, farkındayım.”
Çınar seslice nefesini verdi. O da yorulmuş gibiydi. Tüm bu yükleri o da omzunda taşıyordu.
“Ben hep senin yanında olacağımı söyledim Seray. Eğer bir gün yanında olmazsam anla ki başım derttedir.”
Çınar ile bir süre daha yağan karı izledik. Esneyişim ile Çınar kalkarak beni yatağa yatırdı. Çınar da yatağın diğer ucuna yatarken zihnimi sakinleştirmeye çalıştım. Geçen dakikalar sonucunda uyuyamamıştım. Yataktan kalkıp kanepeye bıraktığım telefonumu alıp yatağa geri girdim.
Şahika Lisesi’nin kamera görüntülerine girerken biraz geriye sarıp izlemeye başladım. Kız yurdunun arkasında, Rıfat Amca’nın evi ile yurdun arasında kalan sokakta gördüğüm araç ile dikkat kesildim görüntülere. Araçtan bir adam ve yanına yaklaşan Gökhan vardı ekranda.
Gökhan ve adam tartışmaya başlıyordu. Gökhan çok sinirli gözüküyordu ama karşısındaki adam onun yanında çok sakindi. Gökhan parmağını tehdit eder gibi karşısındaki adama sallarken yüzüne bir tokat indi.
Kaşlarım çatılırken neler olduğunu anlamaya çalışıyordum. Görüntülerde ses yoktu. Gökhan oradan ayrılırken diğer görüntülere gözüm kaydı. Çınar erkek yurduna geçerken bekledim. Tekrar kız yurdundan çıkabilir mi diye kurt düşmüştü içime.
Gökhan bunu nasıl yapıyordu? Erkek yurduna girip kız yurdundan nasıl çıkabiliyordu? Bunu ancak yurdun içerisindeki kameralara ulaşarak öğrenebilirdim.
Dakikalar akarken gözüm saate kaydı. 03.22. Gökhan erkek yurduna gireli on iki dakika olmuştu. Artık gözlerim ağrıdığı için ekranı kapatacakken kız yurdunun önünde gördüğüm hareketlilikle gözüm o görüntüye kaydı. Gökhan kız yurdundan çıkıyordu.
Haklı çıkmanın verdiği hisle rahatlasam da Gökhan’ın yine bir iler çevirmesi beni çok rahatsız etmişti. Telefonun ekranını kapatıp komodine bırakırken ensemi kütlettim. Sesler beni rahatlatırken yatakta aşağı kayıp yorganı üzerime çektim.
Gökhan Allah senin belanı versin. Yine bir işler çeviriyorsun ve inan bu beni çok yoruyor. Gökhan ile konuşmalıydım. Onu tanımak ve belki de neyin peşinde olduğu hakkında küçük de olsa ipuçları bulabilirdim. Zihnimde hızlıca birkaç alternatif plan kurdum.
Şimdi uyuyabilirdim.
6
Sürç-i lisan ettiysem affola.