İçeriğe geç

MAHZEN

Bölüm 5 · 37 dk okuma

MAHZEN

Bölüm 5

4. Bölüm: Tanışma

4. Bölüm: Tanışma

Canından çok sevdiği kardeşi toprağın altında ıslanırken elinden bir şey gelmiyordu. En azından yanındaki kadın için bir şey yapmak istedi, ıslanmasın diye kapüşonunu kafasına geçirdi sevdiği kadının. Ölenle ölünmüyordu ama bu yağmurda onu burada tek başına bırakıp nasıl eve gidecekti? Mezarı da evimize götüremez miydik? En azından ıslanmazdı.

Bölüm Müzikleri;

Billie Eilish, Wildflower

Dedüblüman & Can Kazaz, Bunca Yıl

Electro Tülay, Gönlüm

6

Melek AKÇALI

Dinçer ve ben Seray ile konuştuğumuzdan beri kendimizde değildik. İkimiz de evden çıkmamış, hiçbir toplantıya katılamamıştık. Gün ve saat kavramı bizi terk etmişken çalan telefonumu elime aldım. “Kim arıyor canım? Seray mı?” Dinçer hızlıca yanıma gelerek ekrana baktı.

“Hayır canım, Okan arıyor.” Dinçer’e cevap verip merakla aramayı yanıtladım. “Efendim Okan?” Çocuklara bir şey mi oldu korkusuyla Okan’ı beklerken nihayet sesi geldi. “Nasılsın Melek?”

“İyiyim Okan, sen nasılsın?”

“Ben de iyiyim sağ ol, sana ve Dinçer’e söylemek istediğim bir şey var.” Telefonu hoparlöre alırken Dinçer yanıma sokuldu. “Dinliyoruz Okan, ne oldu?” Dinçer’in sorusu ile Okan’ın sıkıntılı nefes alış verişi doldurdu salonu.

“Bana incelemem için gönderdiğiniz narkotik örneği olan afyona Giray’ın vücudunda rastladım.” Okan’ın cümlesini anlamaya çalışırken zihnim anlayamadı. Şu ana kadar o kadar zor yazılımları kıran, konferanslarda üç dili birlikte kullanan zihnim; bu basit cümleyi anlayamadı. Özne, yüklem, nesne gibi basit cümle unsurlarını taşıyan bu cümleyi anlayamadım. Ne afyonu? Benim oğlum ile afyon hangi kümede, hangi cümlede birleşebilirdi?

“Okan hangi Giray? Benim oğlum olamaz. Hangi Giray’dan bahsediyorsun?” Dinçer’in sorduğu soruya içimden kahkaha attım. Benim oğlumun adı afyon ile aynı cümlede nasıl geçiyordu? “Sizin oğlunuz Dinçer... Bizim oğlumuz Giray’a biri madde verdi.”

Kaynar sular başımdan aşağı dökülürken telefon elimden düştü. Gerçeği idrak edemedim. En önemlisi kabul etmek istemedim.

Bir anne buna nasıl inanır, nasıl kabul ederdi? Oğlunun habersizce biri tarafından zehirlendiğini bir anne nasıl kabul ederdi? Etmezdi. Ben nasıl ederdim?

“Dinçer, ne diyor Okan?! Dinçer, Okan ne saçmalıyor?!”

6

Seray AKÇALI

“Elektrik gitti lan! Gelen kişi asansörde kaldı.” Duyduğum ses ile Çınar’a daha çok sokuldum. “Çınar biz niye başımıza hep bela alıyoruz?” Çınar eliyle sırtımı sıvazlarken alnımı öptü. “Olsun ben seninle belaya da razıyım ama buradan çıkmalıyız.”

Çınar ellerimi tutup beni ayağa kaldırırken flaşını asansörde gezdirdi. Flaş asansör için yetersiz kalırken ben de kendi telefonumun flaşını açtım. “Ne yapacağız Çınar?”

“Bilmiyorum ki, düşünüyorum ben de.”

Telefonum çalarken Giray’ın aramasını yanıtladım. “Efendim Giray?”

“Sizin Rıfat Amca geldi, çıkaracak sizi.”

“Nasıl çıkaracak bizi?” Giray’ı anlamayarak sorduğum soruyla Çınar da kaşlarını çattı. Çınar başını telefona yaklaştırırken Giray’ın cevabını bekliyorduk. “Nasıl olacağını bilmiyorum, büyü falan yapar herhalde.” Giray’a gözlerimi devirdim telefonun ardından görecekmiş gibi.

Alper’in yaptığı yetmezmiş gibi şimdi de Giray’ın şakalarına maruz kalıyordum. “Ya sabır.” Çınar sabır çekerken elimiz kolumuz bağlı bekliyorduk.

“Seray kızımı verin bana.” Rıfat Amca’nın sesini duymamla çıkabileceğimize dair bir umut doğdu içime. “Efendim Rıfat Amca?”

“Kızım, iki tuşuna ve üstünde zil olan acil durum tuşuna aynı anda basarsan asansör geri çalışır.”

“Ben şarteli açtığım gibi siz de tuşlara basın.” Giray’ın dediği ile asansör tuşlarının olduğu karşı duvara yaklaştık.

Çınar’ın eli iki tuşuna giderken ben de acil durum tuşunun üstüne parmağımı koydum. Gözlerimi Çınar’a çevirdiğimde onun zaten bana baktığını gördüm. Tuşlara basmak için beklerken Çınar ile biraz daha yakınlaştığımızı hissettim. Ona olan güvenimin sarsılmaması beni her geçen saniye mutlu ediyordu. Hissettiğim güven duygusunu asla zedelemezken birlikte çabalamamız benim için çok kıymetliydi.

“Şarteli kaldırıyorum. 1, 2, 3.” Giray’ın sayımı ile Çınar’la aynı anda tuşlara bastık. “Ekran görüntüsü aldı geliyorlar.” Alper’in kahkaha sesi ve asansörün sesi eşliğinde zemin kata ulaştık.

Kapı açılırken Çınar beni belimden tutarak asansörden çıkardı. “Eyvallah Rıfat Amca.” Çınar Rıfat Amca’ya başını eğerken ben de Rıfat Amca’ya gülümsedim. “Rıfat Amca biz gidelim. Başka bir zaman gelelim olur mu? Biraz yorulduk.”

“Tabii kızım nasıl isterseniz. Gelin ama mutlaka, bekleyeceğim.”

“Tabii geleceğiz Rıfat Amca. Asansörde sana aldığımız birkaç şey var, çocuklar sana yardım etsin merdivenle eve çıkarın onları.” Rıfat Amca değneğini yere vururken güldü. “Bu asansör bana bir şey yapamaz evladım.” Rıfat Amca’yı başımla onaylarken asansörün kapısını açıp vedalaştık. Asansörün kapısını kapatıp asansör hareket ettikten sonra Çınar, Alper’i ensesinden tutarak sürüklemeye başladı.

“Çınar, ne yapıyorsun?” Çınar eliyle beni durdurup gülümsedi. “Gaza gelmiş ya arkadaş, ben de gaza geldim şimdi.” Alper ellerini bize doğru uzatırken Çınar Alper’in ellerini indirdi. “Gel biz seninle bir güzel gaza gelelim Alper’im.” Alper’in yakarışları eşliğinde Çınar Alper’i binadan çıkartırken biz de arkalarından binadan çıktık.

“Ne yapacak ki Çınar Alper’e?” Giray’ın sorusu ile kızlara döndüm. Berna omuz silkti. “Çınar kıyamaz ne bize ne Alper’e. En fazla el ve ayaklarını bağlayıp havuza atar.” Berna’ya anladım der gibi başımı sallarken Alper’in sesi geldi bize.

“Ya Allah aşkına Çınar’ım atma beni havuza kurban olayım!”

“Ya sabır. Sussana oğlum. Gaza gelirken düşünseydin.” Çınar’a gülerken arkalarından koşup yetiştim. “Çınar Alper’i bırak.” Çınar kaşlarını çattı. “Bırak?”

“Evet, bırak.”

Çınar teslim olmuş gibi ellerini Alper’den çekip havaya kaldırdı. “Nasıl istersen Seray.” Çınar gülerek havaya kaldırdığı ellerini başımın etrafına dolayıp beni göğsüne çekti. “Madem elimdeki kurbanı aldın, yeni kurbanım sensin.”

“Ya Çınar!” A’yı uzatarak söylediğim cümle Çınar’ı güldürdü. Göğsünde olan ben, gülüşünün göğsünde bıraktığı etkiye gülümsedim. Hiç derdim yokmuş gibi gülümsedim, az da olsa mutlu olmak istedim. Kısa süreli olsa da mutlu olmak, mutluluk duygusunu hatırlamak istedim.

6

Büyük masada hep birlikte ders çalışırken ben elimdeki bilgileri defterime not ediyordum. Yazdıklarıma bakmasınlar diye masanın diğer köşesine oturmuştum.

Gökhan ve babasını incele. İkisinin de suçlu olduğu kısımlar var.

Annem ve babam Yağmur’un ne şekilde öldüğünden habersiz olduğuna göre geriye kalan kişiler bunu araştırıyor olmalı. İlker, Sinem, Hakan.

İlker Amca’nın yapacağını düşünmüyordum çünkü üzüntüsü ile başa çıkarken bu konuyla ilgilenemezdi. Üstünü çizmek yerine yanına soru işareti koydum İlker Amca’nın.

Şahika’nın ölümünü araştır.

Ailen ve Şahika arasındaki bağı bul.

Gökhan’ın erkek yurdundan girip kız yurdundan nasıl çıktığını bul.

Giray’a madde veren şerefsizi bul.

Basitçe aklımdakileri yazarken elimdeki kalemi döndürdüm.

Aklıma gelen son şeyi de yazıp defteri kapattım.

Önlüklü kişiler kim?

“Derse biraz ara verip konuşabilir miyiz” Herkes sorumla önündeki kitaplardan başını kaldırıp bana baktı. Çınar başını sallayıp kitabını kapattı. “Konuşalım.” Çınar’ın arkasından diğerleri de kitaplarını kapatırken beynim söyleyeceklerimi hızlıca tartıyordu. Herkes konuşmam için beni beklerken önümdeki bardaktan birkaç yudum su içtim.

“Birbirimize bir söz verdik. Bizi kim ayırdıysa bunu bulacağız dedik. Artık hep birlikte olduğumuza göre gerekli çalışmalara başlayabiliriz.” Berna’nın parmakları saçlarıyla oynarken kafası karışmış gibiydi.

“Nasıl çalışmalardan söz ediyorsun Seray? Ne yaparak başlamalı mıyız?”

“Tam olarak ben de emin değilim çünkü hatırlamıyorum.” Parmaklarımla alnımı ovalarken devam ettim. “Bana bu kadar zarar veren bir şeyi hatırlamıyorum.”

Çınar aramızdaki mesafeyi azaltarak sol çaprazıma oturdu. Eli omzuma çıkarken gözleri de gözlerimle buluşmuştu. “Biz de hatırlamıyoruz Seray. Belki de bir gün öğreneceğiz ve bize bu kadar zarar veren bir şeyi bilmediğimiz için şükredeceğiz. Ama elbet öğreneceğiz.” Elimi, Çınar’ın omzumda duran elinin üstüne koydum.

“Belki de bununla başlamalıyız, bize ne olduğundan. Eskiye dair tutulmuş kayıtlara bakmalıyız.”

“Olur, onu ben halledeceğim. Poliste kayıtlar var.”

“Tamam çok güzel, geriye kalanlarımız da bir yerlerden bilgi bulmaya çalışsın o zaman.” Herkes beni onaylarken kapattığım defterimi açıp yeni bir sayfaya yazmaya başladım.

Travma olayı araştırmaya başlandı.

“Aklıma takılan bir konudan bahsetmek istiyorum size.” Sertçe yutkunurken can yakmamak için doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordum. “Şahika’nın ölümü ile ilgili detaylara ihtiyacımız var bence. Tekrar edişinin ne kadar ortak yönü var bilmeliyiz. Öylesine şans eseri tekrar edecek bir durum değil. O yüzden Şahika’nın ölümünü ve Şahika’nın ailemiz ile olan bağını öğrenmeliyiz.” Ezgi söze girerken kendinden emin duruşu beni gülümsetti.

“Onu ben hallederim, okuldaki belgelerde bulabileceğimi düşünüyorum. Merak ettiğim bir kısım var ama. Neden Şahika ve ailelerimiz arasındaki bağı da merak ediyorsun?”

“Çınar ailelerimizin Şahika ile arkadaş olduğunu söylemişti. Şimdiye kadar nasıl olduğunu mutlaka öğrenmiş olmalılar. Özellikle Yağmur’da tekrar eden bu olayı araştırmasalar bile şu anda araştırıyor olmaları lazım.” Giray çenesini yasladığı eliyle benim ardımdan konuşmaya başladı.

“Annem ve babam Yağmur’un nasıl öldüğünü bizim okula geldiğimiz gün, Cumartesi günü öğrendi. Onlardan neden gizlenmiş olabilir?” Giray’a vereceğim cevabın onu da benim kadar kırmasın istedim. Derin bir nefes alarak Giray’ı yanıtladım.

“Annem ve babam düzenli olarak İlker Amca’yla, Sinem Abla’yla ve Hakan Amca’yla görüşüyormuş. Çınar’ın bildiği kadarıyla haftada bir. Ben bunun daha çok olduğunu düşünüyorum.”

“Neden biz bilmiyorduk?”

Giray’ın kaşlarını çatarak sorduğu soruya omuz silktim. “Bildiğimizi söyledim ama cevap alamadım. Aslında cevaplarını dinlemeye müsaade etmedim. Son konuşmadan sonra hiç konuşmadım annemlerle.”

Alper aklına gelen şeyle ellerini çırpıp dikkatimizi üzerinde topladı. “Sizin eski evde de toplanırlardı. Belki de orada bir şeyler bulabiliriz. Bizim evde elde tutulur bir şey yok, annemler şehir dışında iken arada bakarım ama şimdiye kadar hiç bir şey bulamadım.”

“Tamam o zaman eski eve gidelim. Anahtarı bulmamız lazım önce, bulduktan sonra gideriz.” Alper dediğimle başını sallarken ben de deftere yeni cümlemi yazdım.

Eski eve gidilecek.

“Ailelerimizin elindeki bilgilere ulaşırsak daha kolay ilerleriz. Tüm bilgileri sıfırdan elde etmek bizi daha çok uğraştıracaktır. Bilgilere ulaştıktan sonra tek yapmamız gereken bu bilgileri mantığımıza oturtmak.” Ellerimi birbirine kenetleyerek masanın üstüne koydum. Benim için önemi diğerlerine göre daha fazla olan konuya gelmiştik.

“Aynı zaman yoğunlaşmamız gereken bir konu daha var. Benim için en önemlisi bu olabilir.” Derin bir nefes aldım devam edebilmek için. Her aklıma geldiğinde doğru olduğunu kabule etmemek için kırk takla atıyordum ama bu gerçeği değiştirmiyordu. “Giray’a madde vereni ve neden verdiğini bulmamız lazım. Öncelikle kim nasıl verdi?”

Giray’a çevirdim bakışlarımı. “Giray kimsenin verdiği bir şeyi alma. Yemeklere konulduğunu sanmıyorum çünkü gözümüzün önünde servis ediliyor, yemekhanede olabileceğine ihtimal vermiyorum. Biri sana bir şey verirse sakın yeme, yediysen ve aklına geldiyse çöpe atma. Eğer kötü hissedersen sana verilen şeyi inceletmeye vereceğim.” Giray başını salladı.

“Dikkat edeceğim, merak etme.” Giray’a gülümseyerek başımı salladım.

6

Melek AKÇALI

Okan’ın aramasından sonra kendime gelememiştim. Öylece boşluğu izledikten sonra duşa girmiş, şimdi ise yatağımda otururken Dinçer saçlarımı kurutuyordu makine ile. Göz yaşım kalmamış, ciğerimin yanışı her bir tarafımı kavurmuştu. Gözlerimi açmaya, nefes almaya gücüm yok gibiydi. Beynim elini kolunu benden çekmiş gibiydi. Ne halin varsa gör demişti sanki bana.

Benim kadar helak olan eşim ise beni ayakta tutmaya çalışıyordu. Saçım kuruyunca Dinçer makineyi kapatıp yanıma oturdu. Saçımı tararken bir yandan eliyle saçımı okşuyordu. “Çocukları yalnız bırakarak iyi yapmadık sanki Dinçer. Pişman hissediyorum.” Dinçer’in saçımdaki elleri dururken elleriyle ellerimi avcuna aldı.

“Meleğim, bizim çocuklarımız bizim gibi çok güçlü. O kadar büyük bir travmayı atlattılar ama buna rağmen ikisi de hayatına devam edebildi. Diğer çocuklar da keza öyle. Başka çocuklar bu olayı yaşasaydı belki de hayatta kalamazdılar Melek.” Dinçer’in dediklerine başımı salladım. Haklıydı, çocuklarımız çok güçlüydü. Seray, Giray, Alper, Berna, Çınar ve Yağmur. Yağmur kızım da çok güçlüydü.

Yağmur’un ölüm nedeninin bizden gizlenmesi beni çok sinirlendirmişti. Şimdiye kadar her şeyin üstesinden gelmiş ola biz, neden bu konuda noksanlığa uğramıştı?

“Telefonumu verir misin?” Dinçer isteğim üzerine ayaklanıp karşı komodinden telefonumu getirdi. “Sağ ol canım.” Dinçer’in uzattığı telefonu alıp rehberden Sinem’i bulup aradım. Telefon çalarken sakin olmaya çalışıyordum. “Efendim canım?”

“Nasılsın, ne yapıyorsun Sinem?”

“İyiyim canım, çocuklar sizin evde ders çalışıyor. Ben de birkaç evrak işini hallediyorum.” Sinem’in cevabına beni görecekmiş gibi başımı salladım. Dolan gözlerime engel olmaya çalıştım. “Sen neden Şahika’da müdür olmayı seçtin Sinem?”

“Biliyorsun Melek, Şahika’nın ölümünü çözmek için.”

“Peki neden çocukları da Şahika’ya kabul ettin? Ezgi, Berna, Alper, Yağmur ve Çınar’dan bahsediyorum.” Sinem’den bir süre ses gelmedi. Sertçe yutkunuşunun sesi doldurdu kulağımı.

“Sana söyledim ya Melek, çocuklar istedi. Hayalleriydi bizim tanışıp okuduğumuz lisede okumak. Ben de onların isteğini gerçekleştirmek için karşılığında onları korudum. Bunun için çabalıyorum.”

“Benim çocuklarımı neden korumadın Sinem?”

“O ne demek Melek, olur mu öyle şey? Onlar benim de çocuklarım, korumama ihtimalim olabilir mi?”

“Giray’a biri okulda madde vermiş, Seray atak geçirdi ve bizimle konuşmuyor.” Göz yaşlarım akmaya başlarken telefonun diğer ucundan gelen ses buğulu gelmeye başladı, başım döndü. Telefonum elimden düşerken Dinçer panikle benim önüme çöküp elleriyle yüzümü avuçladı.

“Meleğim? Meleğim bana bak!” Gözlerim ağrıdan dayanılmaz şekilde acırken gözlerimi kaldıramadım. Başımı sağa sola salladım sadece. “Ben çocuklarımı koruyamadım Dinçer. Ben kötü bir anneyim Dinçer.”

6

Ezgi ONUK

Çalan kapı ile Giray kapıyı açmak için ayaklandı. Ben de arkasından giderken diğerleri mutfağa geçmişlerdi. Akşam yemeği içim sofrayı kuracaktık. Giray ile kapıya varınca açılan kapının ardından annemi görmeyi beklemiyordum. “Sinem Abla?” Giray şaşırırken ben annemin endişeli bakışlarına anlam vermeye çalıştım.

Annem içeriye girip Giray’a sarıldı. Ayrıldıktan sonra yüzünü inceledi iyice. “İyi misin oğlum? Nasıl hissediyorsun?” Giray bir adım gerileyerek annemin ardındaki kapıyı kapattı. Giray gerilmiş olacak ki içeriden dudağını ısırıyordu. “İyiyim Sinem Abla, sen nasılsın?”

“Beni boş ver oğlum. İçeride oturup konuşalım mı biraz?” Ben annemin ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışırken Giray başını salladı. Biz önden kanepeye adımlarken annem de arkamızdan geliyordu.

“Kim gelmiş Giray’ım?” Mutfaktan seslenerek cevap bekleyen Seray’a mutfak kapısında olan Çınar yanıt verdi. “Sinem Abla gelmiş.”

Seray mutfaktan çıkarak Çınar’ın yanından bize baktı. Ben Seray’ın yanına doğru adımlarken annemin sesini duydum. Seray’ın yüzü kaskatı kesilirken arkama dönüp anneme baktım.

“Annen sana madde verildiğini söyledi. Nasıl olabilir bu Giray? Gerçekten iyi misin oğlum?”

Annem gergin iken Giray şok geçiriyor gibiydi. Zihnim ikileme düşerken Seray’ın mı Giray’ın mı yanında olmalıydım karar verememiştim. Veremezdim de. Arkamı dönüp Seray’a baktığımda o da bana bakıyordu. “Annemle konuşmam lazım, çok kötü olmuştur.”

Seray merdivene yönelmişken Çınar da arkasından gitti. Berna ve Alper kapının pervazında beklerken başımla işaret yaptım salona geçmek için. Kanepelere geçerken Giray’ın yanına oturdum.

“İyiyim Sinem Abla.” Giray’ın sertçe yutkunarak söylediği cümle ile anneme döndüm. “Anne bunu şu an konuşmasak daha iyi. Biz seninle baş başa konuşuruz olur mu?” Annem bana karşılık yavaşça başını sallarken Giray anneme döndü.

“Annem nereden öğrenmiş?” Annem omuzlarını silkti. Yüzü üzgün bir hal alırken gözleri doldu. “Bilmiyorum oğlum. Beni aradı ve neden sizi koruyamadığımı sordu.” Annemin dolmuş gözlerinden yaş firar ederken oturduğu kanepeden kalkıp Giray’ın yanına oturdu. Giray’a sarılırken göz yaşları daha hızlı akmaya başladı. “Annen haklıydı Giray. Ben sizi koruyamadım.” Giray kollarını anneme dolarken onun da gözleri dolmuştu.

“Senin yapabileceğin bir şey yoktu Sinem Abla. Lütfen öyle söyleme.”

“Yok oğlum, benim de hatam var. Melek ve Dinçer bana Yağmur’un başına gelenleri bile bile neden sizi Şahika’da tuttuğumu sorduğunda ben onları koruyorum dedim.” Annem hıçkırdı cümleleri arasında. Benim de gözlerim dolarken derin bir nefes aldım.

“Ama koruyamamışım Giray, becerememişim oğlum.”

Çalan kapıya bakmak için Alper ayaklanırken annem ve Giray hala sarılıyordu. Annemin sessiz hıçkırıklarının sesi dolduruyordu salonu.

“Hayatım? İyi misin?” Kapıdan bizi gören babam hızlıca yanımıza gelmişti. Annem Giray’dan ayrılırken parmak uçlarıyla yanaklarında kalan gözyaşlarını sildi.

“Hakan beni eve götürür müsün?” Babam anlamaz bir şekilde bana bakarken başımı salladım. “Sen annemi eve götür baba. Ben de birazdan geleceğim.” Babam beni onaylayarak annemi ellerinden tutarak kanepeden kaldırdı. “Gel canım, biz evimize gidelim. İyi akşamlar çocuklar.” Babama başımı sallarken Alper kapıya kadar annem ve babama eşlik etmişti.

Gözlerim Giray’a kaydı. Öylece halıyı izliyordu. Elim sırtına giderken Giray’ın bakışları gözlerimi buldu. “Biraz dinlenmek ister misin. Yemeğe kadar yat istersen.” Giray bir şey demeden sadece başını aşağı yukarı salladı.

Giray ayağa kalkarken ben de ardından kalkıp Giray ile merdivene yöneldim. Ezgi ile kapıda göz göze gelince gözünü açıp kapadı bana. Tebessüm ederek başımı salladım Ezgi’ye.

Giray ile odanın önüne gelince Giray kapıyı açarak geçmem için kenara çekildi. Giray arkamdan kapıyı kapatırken yatağın örtüsünü açıp Giray’a döndüm. “Haydi gel.” Giray yatağa girdiğinde üstünü örttüm. Sağına dönüp elini yanağının altına koydu.

“İstediğin bir şey var mı?” Dizlerimi kırıp yatağın yanına eğilerek sorduğum soru Giray’ın kaşlarını çatmasına sebep oldu. “Sen yatmayacak mısın?” Giray’ın alnına düşen saçları elimle arkaya yaslarken sorusunu cevapladım. “Eve gidip annemle konuşmam lazım. Sonra gelip Alper ve Berna’ya akşam yemeğini hazırlamada yardım edeceğim.” Giray dudaklarını büzüp gözlerini kapattı.

Giray küçükken ondan koparıldığım gibi kalmıştı. Bazen aklıma ya eskisi gibi olmazsa diye bir düşünce gelirdi. Ya huyları değişirse ya bana yabancı gelirse?

Ama Giray bana ilk gördüğüm andan beri yabancı gelmemişti. Mimiklerine kadar benim tanıdığım, sevdiğim Giray gibiydi. Beni ve anılarımızı hatırlamıyor oluşuna ne kadar üzülsem de değişmemiş olması beni umutlandıran bir durumdu. Değişmemiş olması beni ve bizi hatırlaması için içime umut tohumları ekmişti.

Giray’ın saçlarını tekrar arkaya doğru itip saçından öptüm. Giray’ı öyle çok özlemiştim ki şimdi duygularımı kontrol altına almaya çalışıyordum. Sımsıkı sarılmak ve öyle günlerce kalmak istiyordum.

Giray öpüşüm ile gülümserken sessizce kapıya doğru adımladım. Yüzümde oluşan tebessüm ile kapıyı açarak odadan çıktım. Kapıyı kapatmam ile duyduğum sesler ile gülüşüm adeta yüzümden silindi.

“Çınar ben ne yaptım? Çınar ben anneme nasıl böyle hissettirdim?” Seray’ın ağlayarak sessizce söylediği şeyleri zar zor duymuştum. Hızlıca merdiveni inerek portmantodan mantomu üstüme atıp evden çıktım.

Annemle konuşup üstüme düşenleri yapmaya başlamam gerekti. Yağmur geri gelmezdi ama aramızdan bir kişinin daha eksilmesine izin veremezdim.

6

Seray AKÇALI

Dün olanlardan sonra kendime gelememiştim. Annem ve babamla olan konuşmam beni ve Çınar’ı dumura uğratmışken; Sinem Abla’nın söyledikleri Giray’ı, Ezgi’yi, Alper’i ve Berna’yı dumura uğratmıştı. Berna Sinem Abla’nın nasıl üzüldüğünü anlatırken canım çok yanmıştı.

Annem fenalaşmış, kendini affedemiyor ve sadece bize yetemediğini söyleyip duruyordu. Annem ve babamla konuşurken onlara olan kırgınlıklarımı bir yana bırakmış, annemin iyi olması için çabalamıştım. Çınar’ın yanımda olması bana güç verirken annemi az da olsa rahatlatabilmiştim.

Anneme doktorlar sakinleştirici verirken babamla vedalaşıp telefonu kapatmıştık. Ben ve Çınar salona geri döndüğümüzde Giray yatıyor, Ezgi de annesi ile konuşmak için eve geçmişti. Alper ve Berna’ya yardım edip sofrayı kurarken bir süre sonra Ezgi gelmişti. Masa kısa sürede hazır olurken Ezgi Giray’a haber vermek için yukarı çıkmıştı.

Giray da geldiğinde yemek yemiş ve masayı topladıktan sonra odalarımıza çıkmıştık. Herkes yorgundu. Çınar beni yalnız bırakmak istemediği için kanepede uyumamı beklemişti.

Şimdi ise hava daha aydınlanmamışken uyanmıştım. Gece olduğunu düşünüp saate bakınca saatin 04.12 olduğunu görmüştüm. Çınar’ı karşı kanepede uyurken görünce şaşırdım. Ben uyuduktan sonra odasına gideceğini söylemişti.

Yorganımı alıp kanepeye adımladım. Geniş olan kanepede Çınar’ın önüne, biraz aşağısına doğru yatıp yorganı üzerimize örttüm. Çınar’ın verdiği nefes saçlarıma çarparken içimden güldüm. Uykum kaçmadan gözlerimi kapattım. Dün olanlar zihnimde tekrar ederken uykuya dalmıştım.

6

Kahvaltı masasında sessizce kahvaltımızı yapıyorduk. Kimseden ses çıkmıyor, çatal ve bıçağın tabakta çıkardığı sesler uğruyordu kulağıma. Ezgi çatalını ve bıçağını tabağına bırakırken ona baktım. Kestiğim pankeki çatalımla ağzıma atarken kafamı yana eğdim. Ezgi’nin ne diyeceğini bekliyordum.

“Annemde sizin evin eski anahtarı varmış. Vereceğini söyledi.” Ezgi’nin bana bakarak söylediği şeyle gülümsedim. “Harika. Kahvaltıdan sonra eski eve gideriz.” Herkes beni onaylarken yemeğimi hızlıca yedim. İştahım olmadığı için birkaç pankek ve zeytin yemiştim. Antep fıstığı yiyerek diğerlerinin kahvaltılarını bitirmesini bekledim.

Kahvaltı bitince hızlıca masayı toplayıp üstümüzü giymek için odalara çıktık. Üstümü değişip salona indiğimde henüz kimse yoktu. Çalan kapı ile kapıya yöneldim. Gelen aşçımızı mutfağa yönlendirirken diğerleri merdiveni iniyorlardı.

“Hazır mısınız Pizza Çocukları?!” Alper’in heyecanla sorduğu soruya göz devirdim. Çınar Alper’i kolunun altına alıp başını sıkarken konuştu. “Hazine avına mı gidiyoruz Alper, ne bu heyecan ve neşe?” Biz gülerken Alper kaşlarını çattı. “Bir nevi hazine avı. Bir şeyler aramıyor muyuz?”

“Haklısın aslında. Uzun zaman üstüne doğru bir şey dedin Alper.”

Bu sefer Alper Çınar’a gözlerini devirirken onlara sırıttım. Ayakkabılarımı alıp dış kapıyı açarken kapıda duran korumaları gördüm. Sayıları artmış gibiydi. Ben ayakkabılarımı giyip korumaların yanına geçerken Çınar arkamdan geliyordu. “Günaydın. Kaç kişisiniz?”

“Günaydın Seray Hanım. On kişiyiz.”

Korumanın dediğiyle kaşlarım çatıldı. “Altı değil miydi? Neden on?” Giray’ın arkamdan sorduğu soruyla ona döndüm. Yanıma gelerek korumanın karşısında durdu.

“Öyleydi Giray Bey. Dün Dinçer Bey aradı ve ona çıkarılmasını söyledi.”

Giray ile birbirimize bakarken anlamlandırmaya çalıştık bu durumu. “Teşekkürler, kolay gelsin.” Koruma bana başını eğerken Giray ile bahçe kapısına doğru yürüdük. “İlk gün altı koruma, şimdi on. En başından beri endişelilerdi aslında.” Giray’ın söylediğini başımı sallayarak onayladım.

“Kesinlikle haklısın. Altı koruma bile bir tek benim içindi. Neyden endişe duyuyorlar? Annem ve babam burada iken üç koruma vardı. Onlar gittikten sonra nasıl bir tehlike doğmuş ki korumayı arttırdılar?” Giray sorumla ensesini kaşıdı, düşünüyordu. “Bu tehlike neden annem ve babam gittikten sonra ortaya çıktı? Bizim tek kalmamız mı işlerine geldi?”

Giray’ın dediğini hızlıca tarttım. Annem ve babamın olmaması karşı taraf için avantajdı. Ama kimdi bu? Annem ve babam bizi neyden korumaya çalışıyordu? Sinem Abla hepimizi neyden korumaya çalışıyordu? Uflayarak saçlarımı karıştırdım. Çok soru ve çok cevap vardı. Cevaplara ulaşınca aslında cevabın başka bir soru olduğunu anlıyorduk.

“Ne yapıyoruz şimdi?” Berna’nın sesi ile bahçe kapısında olan Berna’ya döndüm. “Evden belki bir şeyler alırız, arabayla gidelim.” Berna başıyla beni onaylarken arabasına yöneldi. Çınar bana bakarken kilidini açtığı arabasına yöneldim. Çınar kapımı açarken ön koltuğa bindim. Diğerleri Berna’nın arabasına binerken biz Çınar ile onlardan önce aracı çalıştırıp yola çıktık.

Birkaç dakika süren yolun ardından araçtan indik. Önünde durduğumuz eve baktım. Hemen ilerisinde Çınarların evi vardı. Berna’nın arabası da gelmişken Çınar’a döndüm. “Ben bahçeye bakmak istiyorum. Siz anahtarı alıp gelir misiniz?”

“Olur, dikkat et.”

Çınar’a başımı sallayarak bahçe kapısını açtım. Çınarların evi gibi girişinde aşağı doğru uzanan bir merdiven vardı. Bahçe çok güzel, bir sürü çiçekle doluydu. Bakımının yapıldığı çok belli oluyordu. Merdivenleri inmeyi bitirince evin kapısını es geçerek bahçede yürümeye devam ettim. Çimlere bastığımda değişik şeyler hissediyordum. Bastığım çimlerde sanki benim değil küçük Seray’ın ayakları vardı. Evin sol tarafından ilerleyerek evin bahçesine ulaşmıştım. Küçük bir kış bahçesi vardı yanılmıyorsam. Büyük bir salıncak ve çocuk parkı... Küçük kaydırağın ucuna oturup etrafı izledim.

Tüm perdeleri kapalı olan bu evi inceledim. Demek ben burada büyümüştüm, burada koşturmuştum. Kaydırakta geriye yaslanıp gök yüzünü inceledim. Bulutlar kendi aralarında dans ediyor gibiydi.

Bahçede duyduğum ayak sesleri yaklaşırken olduğum yerden kalkmadım. Çınar’ın yüzü kadrajıma girdiğinde gülümsedim. Mavi gökyüzünü ardına aldığı esmer yüzü çok güzeldi. Erkeklere güzel denir miydi? Yakışıklı demek eksik geliyordu bana, Çınar için.

“Yeni yılı seninle kutlamayı hep merak etmiştim. Acaba Seray ile büyüdüğümüzde nasıl kutlarız demiştim.” Çınar dizlerini kırarak eğilince ben de yaslandığım yerden sırtımı kaldırarak dik hale geldim. “Niye ki? O zaman yanında değil miydim?”

“Hayır, değildin. İspanya’dan döndüğünüzde olanlardan sonra bir daha görüşemeyiz diye düşünmüştüm. Büyüyünce Seray’ın yanına gideceğim, derdim.”

Çınar’ın söyledikleri beni üzerken burnumun direği sızladı. Bunca yıla ne çok özlem ve istek sığdırmıştık. Çınar’ın yüzünü incelerken onu ilk gördüğüm gün baş ağrıma neden olan; şakağında, saçının altında gizlenen yara izine kaydı gözüm. İlk gördüğüm gibi bir ağrı oluşmuyordu kafamda ama sanki ufak bir sızı bırakıyordu geriye.

Parmağımla saçının altında kalan yara izine dokundum. Beni üzen bu yara izi nedendi bilemedim. Yüreğim ağrıdı, hatırlamamı istemedi sanki. “Yılbaşında ne yapalım?” Çınar’ın sorduğu soru ile yara izinin üstünde olan parmağım durdu. Bugün 28 Aralık’tı. Haftaya Salı gecesi yeni yıla girecektik. Bunun farkındalığı ile şaşırdım. Zaman kavramın buraya geldikten sonra kaybolmuş gibiydi.

Tam Çınar’a cevap verecektim ki Giray’ın sesi ile durdum. “Seray haydi gel. Anahtarı aldık.” Kaydıraktan kalkıp ön tarafa doğru adımladım. Çınar arkamdan gelirken sorusunu cevaplamadığım aklıma geldi. Arkamı dönerken Çınar ile burun buruna geldik. Eli belime giderken benim de sağ elim göğsüne tutunmuştu. “Pardon.” Bir adım geri atarak saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım.

“Yılbaşında sen ne istersen onu yapmak istiyorum. Senin küçükken sahip olduğun yılbaşı isteklerini gerçekleştirmek istiyorum.” Çınar gülümseyerek beni kolunun altına aldı. Giriş kapısına geldiğimizde herkes bizi bekliyordu.

“Kapıyı neden açmadın Giray?” Çınar’ın kolunun altından çıkarak kapının önünde duran Giray’ın yanına geçtim. “Sen aç istedim.” Giray’ın söylediği ile kapıya döndüm. Kapının üzerindeki isimler üzerinde gezdirdim parmaklarımı.

AKÇALI Ailesi

Dinçer & Melek & Giray & Seray AKÇALI

AKÇALI Ailesi. Ailesi... Ailemi çok özlemiştim. Yalnızca bir hafta ayrı kaldık desem inanır mıydınız? Giray’ın uzattığı anahtarı elime aldım. Anahtarı deliğe yerleştirirken kalbim çıkacakmış gibi hızlı atıyordu. Derin bir nefes alıp omuzlarımı dikleştirdim. Anahtarı çevirip kapıyı açarken cevaplara yaklaştığımı hissetim. Bilmediğim düşmanıma birkaç adım daha yaklaşmıştım.

Kapı açılırken burnuma yasemin ve vanilyalı oda kokusu doldu. Koku beni küçüklüğüme götürürken ayakkabılarımı çıkarıp eve girdim. Tertemiz olan ev düzenliydi de. Terlik almadan çoraplarım ile halıya basarak birkaç adım attım. Yeni evimize çok benziyordu burası. Mimarisi aynı, eşyaları farklı gibiydi. Bu ev daha büyük gibiydi.

“Şimdiki evimize ne kadar benziyor.” Düşündüğüm şey Giray’ın ağzından sesli bir şekilde çıkmıştı. “Benim annem ve babam mimar. Melek Teyzem ve Dinçer Amcam şimdiki evinizin eski eviniz gibi olmasını istediği için annem ve babam aynı evin çizimleri ile yeni bir ev yaptırdı. Şu anki evlerimiz de annem ve babamın tasarladığı evler.”

Alper’in dediği beni gülümsetti. Demek ki Alper’in akademisyen olan ailesi mimarlık üzerine akademisyen olmuşlardı. Çocukluk arkadaşlarının evlerini tasarlaması çok güzel bir şeydi.

Ev soğuk olduğu için kombiyi bulmak umuduyla mutfak olduğunu düşündüğüm yere doğru adımladım. Mutfakta kombiyi bulunca hızlıca yanına giderek kombiyi açtım. Salona geri döndüğümde herkes etrafı inceliyordu. “Kombiyi açtım, ev yarım saate ısınır.”

Giray duvardaki büyük kitaplığı incelerken bir şey arıyor gibiydi. Şimdiki evimiz gibi girişin karşısında kalan büyük bir oturma odası vardı. Kapının hemen sağında üst kata çıkan bir merdiven ve biraz daha ileride, sağda mutfak vardı. Kapının solunda kalan ve köşe boyu devam eden L şeklinde bir kitaplık vardı duvarda. Şu anki evimizde kitaplık çalışma odasındaydı.

“Sence aramaya nereden başlayalım Seray? Bu kitaplıkta bir şey yok gibi.” Giray’ın söylediği ile kitaplığı es geçerek başka nereye bakabiliriz diye düşündüm.

Annem ve babam bolca kitap okurlardı ve kitaplarını yanlarından ayırmazlardı. Bu evde neden bu kadar çok kitap vardı? Annem ve babamın çoğu kitabı akademik bilgilerin bulunduğu, sürekli okuyup durdukları kitaplardı.

Kitapları tek başıma incelerim diye düşünerek çalışma odasına geçmeyi teklif ettim. Tabii varsa. “Annem ve babamın bir çalışma odası olmalı. Oraya bir bakalım.” Giray beni onaylarken merdivene yöneldik. Giray ve ben önden merdiveni çıkarken diğerleri arkamızdan geliyordu. İlk kata geldiğimizde duraksadık. Giray kararsız kalsa da sonradan karar vermiş olmalı ki karşıdaki odaya doğru adımladı. Kendi evimizde burada bulunan oda onun odasıydı. Giray’ın arkasından giderken açtığı odanın kapısı ardından odayı inceledim.

Odanın her yerinde uçak maketleri vardı. Tavanda birkaç uçak çıkartması ve yıldızlar vardı. Komodinin üzerinde uçak şeklinde bir lamba vardı. Giray içeri geçerek odanın ortasında durdu. Etrafında yavaşça dönerek odayı inceledi.

Giray’ın uçak mühendisi olmak istediğini biliyordum ama küçükken odasının bu şekilde olacağını asla düşünmezdim. Şimdiki odası sade, neredeyse hiçbir şey yoktu. Merakla odayı incelemeye devam ettim.

Çalışma masasında uçak dergileri vardı. Masanın hemen yanında olan kitaplıkta bir sürü kitap vardı. Kitaplığın üstünde birkaç çerçeve vardı. Aralarında en kalabalık olanı elime alıp inceledim. Küçük yedi çocuk birbirine sarılmış bir şekilde poz vermişti.

Bu küçük çocuklar bizdik. Ortada gördüğüm küçüklüğüm ile işaret parmağımı üzerinde gezdirdim. Sol yanımda Çınar, sağ yanımda Giray vardı. Giray’ın yanında Ezgi’ye benzettiğim küçük kız çocuğu vardı. Ezgi’nin yanında da Berna. Çınar’ın solunda da sırayla tanıyamadığım bir kız çocuğu ve onun yanında da Alper vardı. Şimdi ki hallerimize çok benziyorduk.

Tanımadığım kız çocuğuna parmağım kayarken aramızda tek eksik olan kişinin kim olduğu aklıma geldi. Sarışın, çok güzel ve tatlı olan bu kız Yağmur olmalıydı. Bizim arkamızda duran ailelerimize kaydı gözüm. Onlar da en az bizim kadar mutlu görünüyorlardı. Parmağım herkesin üzerinde yavaşça gezindi. Bir zamanlar birlikte çok mutluyduk. Şimdi ise ne birlikteydik ne de mutlu...

Bu fotoğrafı ilk defa bugün, burada görüyordum. Neden şimdiki evimizde eski fotoğraflarımız yoktu? Ya da belki de vardı ve ben görmemiştim, benden gizlenmişti. Evde varsa ve benden gizlenmişse çok normaldi çünkü benim eski anılarımdaki kişileri görmem yasaktı.

Ezgi, Giray’ın yanına gelerek raflardaki kitapları incelemeye başladı. Kendimi odamın nasıl göründüğünü merak ederek odadan çıktım. Berna ve Alper Giray’ın odasına girerken Çınar da arkamdan geliyordu. Koridorun ucunda kalan odanın önüne geldiğimde durdum. İçerideki şeyi merak ediyordum. Küçük Seray’ın dünyasını merak ediyordum. İspanya’daki odam sadeydi; okuma kitaplarım, piyanom ve gitarım vardı.

Derin bir nefes alarak elimi kapı kolunun üstüne koydum. Beklemediğim şeyler görmekten çekiniyordum. Uzun zamandır zihnimde olan ağrılar yoktu, kabuslarım yoktu. Belki de eskiye göre olan bu rahatımın kaybolmasını istemiyordum. Çınar’ın eli kapı kolunun üstündeki elimi tutarken başımı arkama doğru çevirdim. Arkamda, solumda olan Çınar başını eğdi aşağı doğru.

“Haydi açalım, çok uzun zamandır görmedim odanı.”

Çınar’ın söylediğine gülümsedim. Önüme dönüp kapı kolunu aşağı indirdim. Kapıyı yavaşça açarken gözüme ilk çarpan solda, camın önünde bulunan piyanoydu. Küçük Seray’ın parmaklarının piyano üzerinde dans edişi canlandı gözümün önünde.

Odanın ortasına doğru adımlayıp etrafı inceledim. Çalışma masamda okuma kitapları vardı, kitaplıkta ise bir sürü renkli kitap ve çerçeveler vardı. Çerçeveleri teker teker inceledim. Giray’ın odasında gördüğüm toplu fotoğrafımız vardı. Çınar ile birbirimize sarıldığım fotoğrafa kaydı gözüm. Gündüz vakti çekilen bu fotoğrafta Çınar ile sarılmış uyuyorduk. Yaşlarımız beş gibiydi.

Çerçeveyi elime alıp arkasını çevirdim. Arka kapağını açarak fotoğrafı çerçeveden çıkardım. Fotoğrafı elime alıp yüzlerimiz üzerinde parmaklarımızı gezdirdim.

“Küçükken hiç ayrı uyumazdık. Gece illaki birimiz evden gizlice çıkar diğerinin evine giderdi.” Çınar gülümsedi söyledikleriyle. Eli başka bir çerçeveye uzanıp önüme uzattı. “Bak. Burada yine sen bize gelmişsin, benim odamda uyuyoruz.” Gülümseyerek Çınar’ın elindeki çerçeveyi elime aldım.

Çınar ortada, solunda ben ve sağında da Yağmur vardı. Parmağım Yağmur’un küçük yüzünde dururken Çınar parmağı ile benim küçük yüzüme dokundu. “İkiniz de çok güzel, çok tatlıydınız. O gün Yağmur senin odama geldiği duyunca kıskandı. O da gelip yanımızda yattı.”

“Yağmur neden bu kadar çok bizi kıskanıyordu?”

“Aslına bakarsan hepimiz çift gibiydik. Seninle ben, Giray’la Ezgi ve Alper’le de Berna... Biz Yağmur’u hiç dışlamazdık ama o kendini bu konuda biraz eksik hissederdi.” Suratım düşerken dudaklarımı büzerek çerçeveyi yerine koydum. “Ona böyle hissettirmemiz beni üzdü doğrusu.” Çınar sözlerim üzerine kolunu omzumun üzerinden bana dolayıp beni göğsüne yasladı.

“Küçüktük, kıskanması ve duygularını tam olarak kontrol edememesi çok normaldi.” Çınar’ın haklı olduğunu düşünmüştüm. Küçüktük. Giray’ın seslenişi ile Çınar’dan ayrıldım. “Seray, haydi üst kata çıkalım.”

“Geliyoruz.”

Elimdeki fotoğrafı sonradan almak üzere çalışma masasının üzerine bıraktım. Çınar önden çıkıp geçmem için kapıyı açarken odadan çıktık sırayla. Çınar kapıyı kapatıp arkamdan gelirken merdivenlerin yanında bekleyen arkadaşlarımı gördüm. Gözlerim doldu onları görünce. Tekrar bir arada olmaz, birlikte olmak yaşadığım bütün acılara bedel gibiydi. Hala anılarımızı hatırlayamasam da onlar ile birlikte olmanın verdiği huzur ve mutluluk paha biçilemezdi.

Ben, tüm bu yaşadığım acıların karşılığında geçmişime kavuşmuş gibiydim. Bu kadar acı, şu ana değer miydi diye sorarsanız; değerdi derdim. Acıyı çektiğim her bir saniyeye değerdi çünkü acılarımın merhemi burada, onların yanında gibiydi.

Merdiveni çıkarak üst kata vardığımızda karşı odanın kapısını açarak içeri girdim. Karşılıklı büyük iki masa vardı, masalarda büyük ekran bilgisayarlar ve dosyalar vardı. Masaya geçip oturdum ve dosyalardan birini elime aldım. “Herkes elle tutulur bir şey bulana kadar bu odadayız.” Herkes beni onaylarken elimdeki dosyanın ilk sayfasını açtım.

6

“Hayır yani benim anlamadığım neden hiçbir şey bulamadık?” Pizzayı ısırırken Giray’ın sorusunu düşündüm. Dün, tüm gün evrakları ve bilgisayarları incelemiş ama bir şey bulamamıştık. Şimdi ise Pazar günü olan pizza günümüz için pizzalarımızı yiyorduk.

“Bence bulduk ama anlamadık. Veya yanlış yere baktık.” Çınar’ı mırıldanarak onayladım. “Hı hım. Bence de Çınar haklı. Evrakları anlamlandıramadım ben de.” Elimdeki pizza dilimini bırakıp dudağımın kenarını silecekken Çınar peçete ile dudağımın kenarını sildi. Sildiği peçeteyi katlayarak tabağımın yanına koyduktan sonra pizzasını yemeye devam etti.

“Annem bir şey demedi ama anahtarı aldığımız için bir şeylerden şüphelenmiş olabilir.” Ezgi’ye ağzım dolu olduğu için cevap veremezken Giray söze girdi. “Seray ile eski evden aldığımız fotoğrafları gösterdik Sinem Abla’ya. Evi merak ettiğimiz için gittiğimizi sanıyor.” Giray Ezgi’nin ağzına patates atarken Ezgi aldığı cevaba başını salladı.

Ben Ezgi ve Giray’ın bu haline gülümserken küçükken de böyle olduklarını düşündüm. Küçük Giray ve küçük Ezgi var gibiydi karşımda. Onların mutlu olması beni çok sevindiriyordu. Giray düşündüğümden daha hızlı bir şekilde Ezgi ile bağını kurmuştu.

Yanımda pizza yiyen Çınar’a döndüm. Ona baktığımı görünce elindeki pizza ile bana döndü. Pizzayı ısırıp bana bakarken komik görünüyordu. “Niye gülüyorsun?”

“Bilmem. Hem komiksin hem de mutluyum.”

“Neden komikmişim?” Çınar’ın sorusuyla pizzamı sosa banıp ısırdım. “Hm...” Çınar çatalı ile ağzına tavuk topu atarken onu izliyordum. Baktığımı görünce benim de ağzıma bir tavuk topu attı.

“Yüz şeklin komikti.” Çınar gülerek yanağıma dokundu. “Sen daha komik oldun ama. Tatlı...” Çınar’ın dediği ile yanaklarım yanmaya başlarken önüme döndüm. Çınar bu halime kıkırdarken yemeye devam ettim.

“Giray yarın okulda yediklerine çok dikkat et tamam m? Birinden asla bir şey alma.” Giray ufladı söylediğimle. “Tamam Seray, daha kaç kere diyeceksin?” Giray’ın yakarışına göz devirdim. “Ben derim Giray, ikizinim ben senin.” Çınar dediğimle suratını asarken elindeki pizzayı tabağına bıraktı. Çınar’ın da bir zamanlar yanında olan ikizi vardı.

Çınar peçete ile elini silip sandalyesini iterek masadan kalktı. “Afiyet olsun size.”

Çınar tuvalete yönelirken ben de arkasından kalktım. “Ben bir bakayım.” Masadakiler başını sallarken ben de sandalyemi çekip masadan kalktım. Çınar tuvalette kapı açık bir şekilde ellerini yıkıyordu. Gözleri ellerine dalmış olan Çınar geldiğimi anlamamıştı. “Gelebilir miyim?”

“Bir şey mi oldu?”

“Hayır, ellerimi yıkayacağım sadece.” Çınar havluyu eline alarak yana kaydı. O ellerini kurularken ben de elime sabun sıkıp ellerimi köpüklemeye başladım. Lavaboya doğru eğilirken açık saçlarım önüme doğru düştü. Ben kolumu oynatarak saçımı arkaya atacakken Çınar eli ile saçlarımı arkada topladı. Ellerimi yıkamayı bitirmişken Çınar saçımı bırakıp havluyu bana uzattı.

Çınar ile tuvaletten çıkarken koridorda durdu. Omzunun üstünden baktı sadece. “Dışarı çıkacağım ben.”

“Tamam Çınar, çıkalım.”

Çınar önümden yürümeye devam ederken yalnızca başını sallamıştı. Portmantodan montunu eline alıp kapıyı açtı Çınar. Ayakkabbılıktan aldığı ayakkabısını yere koyup giyerken ben de montumu aldım. Giray yanımıza gelirken ayakkabılarımı alıp ona döndüm. “Hava almaya çıkıyoruz.”

“Dikkat edin Seray.”

Giray’a başımı sallayıp elimdeki ayakkabılarımı yere koyup giydim. Çınar ileride beni beklerken gökyüzünü izliyordu. Ayakkabımı giydikten sonra arkamı dönüp Giray’a el salladım. Çınar’ın yanına vardığımda ben de başımı kaldırıp gökyüzünü izledim. Bulutlar gökyüzünü kaplamış, yağmur yağacak gibiydi. Halbuki hava güzeldi.

Çınar elimdeki montumu eline alarak arkama geçti. “Giy bakayım montunu.” Çınar montumu giymem için tutarken montumu giydim. Çınar bu sefer önüme geçip montumun fermuarını çekti. Çınar yanıma geçerken birlikte yürümeye başladık.

Adımlarım Çınar’ın adımlarını takip ediyor, sessiz yürüyüşümüze rüzgar sesleri eşlik ediyordu. Yolları bilmiyor gidiyordum ama şu an bulunduğumuz yer tanıdık gelmişti. Çınar’ın sabahın köründe kalkıp geldiği mezarlığın önüne gelmiştik. Benim adımlarım yavaşlarken Çınar da durdu. “Gelmek ister misin?”

“İsterim tabii ki ama yalnız kalmak istersen seni beklerim.”

Çınar elime uzanıp avuçları arasına aldı elimi. “Ben seninle gitmek isterim.” Çınar’a gülümseyerek başımı salladım. Çınar ile yan yana bildiğim yolu yürürken çise yağmaya başladı. Buraya ilk gelişimde de yağmur yağmıştı.

Mezarlığın başına geldiğimizde Çınar ile dizlerimizi kırıp yere çömeldik. Çınar’ın bir eli elimdeyken diğer eli toprağı okşuyordu.

“Merhaba bir tanem. Bak yine Seray ile geldim.” Çınar bana dönerken gözümü kapatıp açtım. Beni de davet etmişti sohbetine. “Merhaba Yağmur, yine abinin yanındayım. Umarım çok kıskanmıyorsundur.”

“Kıskandığına eminim.”

Çınar’ın gülümseyerek dediğine ben de tebessüm ettim. Çiseler artarak Yağmur’a dönüştüğünde Çınar bana döndü. Çınar kapüşonumun şapkasını başıma çekti. Gözleri mezara kayarken gözünden akan yaşları gördüm.

Kardeşi toprağın altında ıslanırken ben yanında ıslanmayayım diye kapüşonumu kafama çekiyordu.

Çınar’ın gözyaşları yanağında asılı kalmış, öylece toprağa bakıyordu. “İnanamıyorum Seray. Ben annemden sonra başkasını kaybedeceğimi düşünmedim.” Çınar’a doğru eğilip parmak ucumla yanağındaki yaşı sildim.

“Yağmur artmadan eve gidelim mi?” Çınar kızarmış gözlerini bana çevirirken ne dese bilemiyor gibiydi. Çınar son kez mezara döndü. “Korkma bir tanem. Ben şimdi gidiyorum, yine geleceğim.” Çınar’ın dedikleri gözlerimin dolmasına neden olurken Çınar yavaşça ayağa kalktı. Ben de ardından kalkarken yavaş adımlarla mezarlıktan çıktık.

Yağmur tekrar çiseye dönerken Çınar’ın koluna girdim. Yavaşça yürürken mezarlığa ilk gelişimiz aklıma geldi. “Çınar?”

“Efendim Seray?”

“Neden geçen sabah erkenden mezara geldin?” Çınar yandan bir bakış atarak sorumu cevapladı.

“Kâbus gördüm. Yağmur, abi bana yardım et diyordu. Gerçek mi rüya mı anladım. Korkuyla uyandım bir anda. Yanımda sen vardın, anlayamadım neden yanımdasın ama Yağmur’a gitmeliyim diye düşündüm.”

“Kendinde değil gibiydin, gittiğini anlayınca ben de hemen peşinden geldim” Çınar duraksarken bana döndü. Kollarımızı ayırmadan ben de ona döndüm. “Senden ricam lütfen bir daha böyle bir şey olursa arkamdan gelme. Sabahın körüydü ben evden çıkarken. Ya başına bir şey gelseydi?”

“Çınar saçmalama. Ben seni nasıl yalnız bırakayım?”

“Neden bırakmayasın?” Çınar’ın başını eğerek burun buruna iken sorduğu soru beni afallattı. Sertçe yutkunurken kaşlarımı çattım.

“Çünkü benim çocukluğum sizi düşlemekle geçti. Size kavuşmak istedim. Rüyalarımda gördüğüm o küçük çocuklar kim bilmek istedim. Şimdi sizi bulmuşken yalnız bırakamam, yanından ayrılamam. Sen benim için değerlisin.”

“Neden?”

“Ne demek neden Çınar? Arkadaşımsın. Seninle büyüdüm, çocukluk arkadaşımsın.”

Çınar güldü söylediğimle. “Peki o gün neden benim yanıma gelip yattın?” Elimi ağzıma götürüp ağzıma kapadım. “Benim evimde, benim yatağımda yatıyorsun, hem de diyorsun neden yanıma gelip yattın. Benim yatağım değil mi? Yatarım. Gelir üstüne yatarım istersem.”

Çınar kızarırken eliyle boynunu kaşıdı. “Nasıl üstümde?”

“Yahu mecazen işte. Ne yapayım üstünde?” Çınar dediğimle daha çok kızarırken ben de biraz yanlış kelime kullanmış gibi hissettim. Yanaklarım yanmaya başlarken içimdeki ben, kafasını devekuşu gibi toprağın altına sokmuştu.

Günün geri kalanında Çınar ile birbirimizden köşe bucak kaçmış, biraz ders çalışıp biraz da yapacaklarımız hakkında konuşup yatmıştık. Çınar yine ben uyuyana kadar kanepemde beni beklemiş ve uyuya kalmıştı. Bu sefer ben uyumamış, Çınar’ın uyuduğunu anladığım vakit yorganımı alarak kanepeye geçip yanına kıvrılmıştım. Sanırım Çınar ile uyumaya alışmaya başlıyordum.

6

“Seray.” Duyduğum sesle daha çok mayıştım. “Hm...” Ağzımdan kelime çıkmazken yalnızca mırıldanabildim. “Seray sen dün üstüme çıkmak konusunda ciddi miydin?” Çınar’ın uykulu sesinin neden bu kadar yakınımdan geldiğini anlamadım.

“Hı hı...” Çınar’ın göğsü titrerken ben neden Çınar’ın göğsünün titrediğini de anlamadım.

“Kabul ediyorsun yani?”

“Uf ne diyorsun ya?” Başımı kaldırıp gözlerimi aralarken Çınar’ı gördüm. Gözlerimi kırpıştırdım net görebilmek adına. Yüzümü daha çok yaklaştırdım emin olmak için. “Çınar? Altımda ne işin var?” Elim Çınar’ın göğsüne giderken Çınar’ın üstünde olduğumu fark ettim. Çınar’ın üstündeyim?

“Asıl senin benim üstümde ne işin var Seray?” Çınar’dan duymak zihnimde gerçeğin yankılanmasını sağlarken gözlerim irileşti. Bir anda panikle geri çekileyim derken koltuktan kaydım.

“Ay!”

Çınar beni tutarken ikimiz birlikte kanepeden düştük. Ben yere çarpmayayım diye beni üstüne çekmiş, kendisi yere düşmüştü. Bu sefer yerde Çınar’ın üstüne yatıyordum.

“Arkadaşım,” Çınar eli ile önüme düşen saç tutamımı kulağımın arkasına itti. “Bugün sanki üstümden inmek istemiyor gibisin.” Bir elim Çınar’ın göğsünden destek alarak yükselmemi sağlarken diğer elim ağzıma kapanmıştı.

“Çok ayıp Çınar! İnsan arkadaşına öyle denir mi?” Çınar da benim gibi elini ağzına kapatırken beni taklit etti. “Aa Seray, insan arkadaşının üstüne niye çıksın?”

“İnsan arkadaşının üstüne çıkmaz.” Çınar bu sefere ani bir hareketle beni altına alıp üstüme çıktı. “İnsan arkadaşının üstüne çıkmaz.”

“Destur, ne oluyor sana be! Uykunu alamadın herhalde.” Çınar dediğime kahkaha attı. Çınar’ın altında iken hiçbir şey yokmuş gibi Çınar’ın gülüşünü izliyordum. Çınar gülerek onu izlediğimi fark dince yanağımı ısırdı.

“Ay!” Elim yanağıma giderken Çınar’ın altından çıktım. “Destur Çınar. Allah Allah.” Çınar yine güldü. “Destur Seray.”

“Ya sabır, Ya sabır!”

“Bakıyorum da giderek bana benziyorsun.” Çınar’ın dediğine kaşımı çattım. Haklıydı, onun her zaman söylediği cümlesini kurmuştum.

Giderek Çınar’a benziyordum.

6

Öğle yemeğini yerken ben ve Çınar’dan ses çıkmıyordu. Giray yemeği bitince tuvalete gidiyorum diyerek ayaklanmıştı. Bu hafta öğle yemeği sırası erkek yurdunda olduğu için öğle yemeğini erkek yurdunda yiyorduk. Giray’ın arkasından Gökhan’ın da ayaklandığını ben de kalktım. Çınar nereye der gibi başını eğerken elimi omzuna koydum. “Tuvalete gidip geleceğim.” Çınar başını sallarken ikna olmuş gibi değildi.

Gökhan’ın arkasından giderken önümüzde giden Giray’ı gördüm. Giray duvara yaslanıp elini başına götürürken Gökhan hızlandı. “İyi misin kardeşim?”

Yüzünü Gökhan’a dönen Giray, tebessüm etti. “iyiyim Gökhan, sağ ol.” Abim nereden tanıyordu Gökhan’ı? Gökhan abime su şişesini uzatırken panikleyerek hızlıca yanlarına adımladım. “Al iç istersen, sakinleş.”

Giray şişeyi açıp ağzına götürürken Gökhan ve Giray’ın arasına girdim. Gökhan bir şey anlamasın diye İspanyolca fısıldadım. “No bebas (içme)!”

Giray gözlerini bana çevirirken başını yavaşça salladı. Şişeyi elinden alıp kapağını kapatırken Giray’a bakıyordum iyi mi diye. “İyi misin Giray? Ne oldu?”

“İyiyim Seray, başım döndü. Sağ olsun Gökhan yardım etti.” Mimiklerimi düzeltip gülerek arkamı döndüm. “Sağ ol Gökhan.” Gökhan gülerek kolumu sıvazladı. Gökhan’ın kolunu kırıp ağzına sokmak istesem de gülüşümü kesmedim.

“Destur!” Çınar’ın sesini duymamla içimden kahkaha attım. Destur mu? “Hayırdır Gökhan? Ne yapıyorsun burada?”

“Hiç Çınar, sen ne yapıyorsun?” Çınar kaşlarını çatarak beni arkasına çekti. “Haydi Giray, masaya dönelim.”

“Dönelim Çınar.” Giray bir terslik olduğunu anladığından Çınar’ı onayladı. Biz arkamızı dönmüş giderken arkadan Gökhan’ın çaldığı ıslık sesi duyuluyordu.

“Ya sabır.” Çınar ile aynı anda söylediğimize güldük. “Bu ne oğlum? Ben iki Seray veya iki Çınar ile başa çıkamam.” Giray’ın söylediği beni utandırırken Çınar ile hala göz göze gelemiyorduk. Sabah yaşadığımız şey aklıma geldikçe yanaklarımın kızardığını hissediyordum.

Elimdeki şişeye kaydı gözlerim. Gökhan’ın Giray’a verdiği su şişesi şu an elimdeydi ve fazlalık gibiydi. Gökhan’a asla güvenmiyordum. Giray masaya doğru geçerken Çınar’ı durdurdum. “Çınar?”

“Efendim Seray?” İkimiz de birbirimizden gözlerini kaçırırken bu durum beni rahatsız etmişti. Çınar ile böyle olmak beni üzüyordu. “Çınar sabah olanlar için üzgünüm. Seni rahatsız etmek ve böyle bir duruma sokmak istemedim. Şımarık bir çocukmuşum gibi sen benim uyumamı bekliyorsun. Bir daha olmaz böyle bir şey kusura bakma gerçekten.”

Çınar elimden tutarak beni yanımızdaki sandalyeye oturttu. “Seray özür dileme, ben senden rahatsız olabilir miyim? Olamam tabii ki de. Sabah yaşananlar beni utandırdı sadece o kadar. Beni, senin hiçbir şeyin rahatsız etmez.” Önüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.

“Ve ben Çınar EROTAN, tabii ki de sen uyuyana kadar hiç sıkılmadan başında beklerim.” Çınar’ın söylediği ile tebessüm ettim.

“Ben de üstünde uyanmam.”

“İstersen uyan.” Çınar’ın başını yana eğip söylediği ile yanaklarım kızardı. Arkadaş olarak şakalarımız normal miydi? Çünkü benim uzun zaman önceye kadar Giray’dan başka arkadaşım olmamıştı. Birkaç sohbet dışında herhangi bir arkadaşlığımı ilerletememiştim.

“Çınar, benim arkadaşım olduğun için çok şanslı hissediyorum.” Çınar sinirden gülerken sabır çekti. “Ya sabır.” Dudaklarımı büzerek Çınar’ı inceledim. “Ne oldu?”

“Senin annen ve baban arkadaş mı Seray?”

“Yani, değil aslında. Nereden çıktı şimdi?”

“Anlarsın zamanla. Haydi gel masaya geçelim.” Çınar’ı onaylayarak ayağa kalktım ve masaya geçtim. Çınar’ın benim arkadaşım olması, annem ve babamın arkadaş olmaması ilen olan bağı neydi?

Masada yerime otururken elimdeki şişeyi kucağıma Koydum. Bu şişeyi kimseye çaktırmadan test için Okan Abi’ye götürmem lazımdı. Yaşanan şeyler küçük olaylar olmadığı için temkinli davranmaya çalışıyordum. Biri izliyor veya takip ediyor olabilirdi. Veyahut ben paranoya yapıyordum.

Telefonumu elime alarak masadan kalktım. Çınar’ın bakışları bana kayarken eliyle geleyim mi, diye işaret yaptı. Onu başımla onaylarken Çınar da masadan kalktı. Bizimkiler sessiz sinema oynarken masadan kalktığımızı çok da fark etmemiş gibilerdi.

Okan Abi’yi aradıktan sonra telefonu kulağıma götürdüm. Telefon çalarken sessiz olan, kimsenin olmadığı köşeye çektik. Çınar ile yan yana duvarda yaslanırken arama yanıtlandı. “Efendim Seray?”

“Okan abi nasılsın, ne yapıyorsun?”

“İyiyim kızım, ameliyattan çıktım şimdi. Sen nasılsın ne yapıyorsun?”

“Ben de iyiyim Okan Abi sağ ol, öğle arasındayım. Sana bir su göndereceğim, inceler misin? İçinde madde olduğunu düşünüyorum.” Okan Abi bir süre sessiz kalırken Çınar gözleri pörtlemiş bir şekilde bana bakıyordu. İnanamamıştı.

“Giray’da bulduğumuzda maddeden mi olduğunu düşünüyorsun?”

“Evet abi.”

“Tamam Seray. Ben sana bir araç göndereceğim. Sen bagajdan sana gönderdiğim poşetleri alırken suyu bagaja bırakırsın. Şüphe de çekmez.

Okan Abi’yi onaylayıp telefonu kapatırken Çınar tedirgin bir şekilde bana baktı. Çınar bir açıklama beklerken sakin olması için karşısına geçip elimle kolunu tuttum. Gökhan’a en ufak bir şey belli edersek her şey çöp olabilirdi. “Bir az önce yanımıza geldiğinde Giray’ın başı dönmüş duvara yaslanmıştı. Sonra Gökhan Giray’a su şişesi verdi içmesi için. Ben içmesine engel olup şişeyi aldım. Ve burada.”

“Ve şüphelendiğin şişeyi atmadın, teste göndereceksin.”

Çınar’ın söylediğini başımla onayladım. Okan Abi’nin aramasını nasıl bekleyeceğimi düşünürken hoşuma giden bir teklif sundu.

“Dersten sonra Rıfat Amca’ya gidelim mi?”

“Olur,” Aklıma gelen şey ile dudaklarımı büzdüm. “Çınar, Antep fıstığın yok mu?” Çınar sorumla gülümseyip elini cebine attı. Cebinden çıkardığı Antep fıstıklarını görünce neşeyle elimi uzattım Çınar’a. Her zaman yaptığı gibi avcumu avcunun içine alarak Antep fıstığı döktü avcuma.

“Senin için Antep fıstığım olmaz olur mu Seray?”

6

Rıfat Amcalara giderken yanımda sadece Çınar vardı. Biraz önce Okan Abi’nin gönderdiği araç ile suyu hastaneye göndermiştim. Kapıya geldiğimizde şifreyi girerek binadan içeri girdik. Asansörden gelen sesler ile ikimiz de hızlıca o tarafa doğru adımladık. “İlk ekip geldi. İkinci ve üçüncü ekip arkada.”

Çınar ile duyduğumuz sesleri anlamlandırmaya çalışırken asansörü çağırdık. Asansör birkaç dakika içinde gelirken ne yapmam gerektiğine karar verememiştim. İkimiz de asansöre binmiş ama herhangi bir hamle yapmamıştık. Çınar’a emin olamayarak döndüğümde o emindi. Onun emin oluşu bana güven verirken parmağım kapı kapatma tuşuna gitti. Çınar da bir tuşuna bastığında artık aşağı iniyorduk.

Asansörde -1 yazarken durduk ve kapının açılmasını bekledik. Çınar elimi tutarak beni arkasına çekerken kapının ardını merak ediyordum. Kapı açıldığında değişik ve tuhaf bir koku vardı. Bu koku giriş katta yoktu.

Küçük adımlarla asansörden çıkıp bulunduğumuz yeri inceledim. Birkaç koridor bulunuyordu karşımızda. Duvarlarda raflar, dolaplar ve maskeler vardı.

Duyduğumuz sesler en sağdaki koridordan gelirken soldaki koridordaki dolaba girdik. Dolabın kapağı yerine bir kumaş parçası vardı. İçi boş olan bu dolaba ikimiz de sığarken telefonumu çıkardım. Telefonu sessize alırken Okan Abi’nin çağrısı düştü ekrana.

Çınar da telefonunu çıkarıp sessize alırken göz ucuyla grubumuza konum attığını gördüm. Okan Abi’nin aramasını reddedip ona mesaj yazmaya başladım.

Müsait değilim abi.

Sonuç ne?

Telefonun ekranını kapatırken duyduğum seslere kulak verdim. “Talat Bey’in oğlu neden geliyor sence? Normalde gelmesi yasak.” Duyduğum adam sesi bende merak uyandırdı. Talat kimdi?

“Bilmiyorum, Gökhan Bey’in gelmesine asla müsaade etmezdi. Ben de şaşırdım.” Duyduğumuz kadın sesi ile Çınar ile göz göze geldik. Bizim tanıdığımız Gökhan değildi herhalde.

“Dedikoduyu bırakın, Talat SEZEN boş konuşmayı sevmez. Kellenizi alır direkt.” Başka bir kadının söylediği cümle ile Çınar’ın gözleri kocaman oldu. Eli alnına giderken duyduğuna inanamıyor gibiydi. Ben ise anlamamıştım tepkisinin nedenini.

Elim Çınar’ın koluna kayarken Çınar kulağıma yaklaşıp fısıldadı. “Gökhan’ın soyadı SEZEN.” Sertçe yutkunurken düşündüğüm şeylerin bir bir gerçek oluşu beni dumura uğrattı.

Gökhan ve babasının geçmişimi mahvedişinde parmağı vardı. Üstüne üstlük şimdi de başka bir işin içinde bulmuştum onları. Burada yerin altında bulunduğumuz alanın, geçmişimin, Giray’a verilen maddenin, Şahika ile ne işi vardı? Bu durumlarda Şahika Lisesi’nin ilgisi ne olabilirdi?

“Asansör geldi, hazır olun.” Son konuşan kadının sesi koridorlarda yankılanırken açılan asansör kapısının sesini duyduk. Ardından en son konuşan kadının sesleri kulağıma ulaştı. Duyduklarıma inanamazken ellerim ağzımı kapadı. Çınar beni göğsüne çekerken artık yapboz parçaları yerine oturmuştu.

“Sizi ağırlamaktan şeref duyarız Gökhan SEZEN. Mahzen’e hoş geldiniz.”

“Hoş buldum.” Tanıdık sesin ardından koridoru ıslık sesi kapladı. Islık sesi uzaklaşırken son duyduğum ses ile Çınar’a daha çok sokuldum.

“Biz kordiordan ayrıldıktan sonra koridorların oksijenini kesin.”

Sonunda tanıştık Mahzen. Hoşbuldum.

6

Haftaya görüşmek üzere, esenlikle kalın...

Tiktok & instagram: @mahzenserisi

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.