Suçlar her zaman birileri tarafından konulan kurallara uymadığı için kötülendi. Birileri tarafından konulan o kurallarsa adalet denilen kavramı biraz yaşattı biraz da öldürdü.
Kime göre suçtu, kime göre hak?
Sonsuz tartışmanın rahminden asla ayrılmayacak bu cenin, hiçbir zaman sonuç olarak doğmayacak ve her zaman sancı bırakacaktı olduğu yere.
Kabul edilmek zorunda olan tek şey vardı ki o da çoğunluğun seçimine katılmaktı.
Haklı bir yasağın suçlusu olarak yargılanmak üzere mi burada duruyordu yoksa yine çoğunluğa göre kabul edilirken azınlığın seçme şansının olmadığı bir duruma göre mi? Bildiği tek şey vardı ki o da buraya gelirken arzuladığı tek şeydi; zaten defalarca üzdüğü melek dostunu daha fazla zor durumda bırakmamak. Konsey'de bir önceki yargısına oranla daha güvende hissediyordu bu kez. Yine, belirli kişilerin biraz daha yukarıda yarım daire oluşturacak kadar oturduğu, Baş Melek Makamı'nın tam ortada, daha büyük bir koltukta durduğu, yardımcı olan Gözcüler'in de hemen altta olası bir tehlike olabilecek gibi dizilmesiyle oluşan o yerdeydi. Ve daire şeklindeki daha da ayrınlık olan yerde öylece dikiliyordu Aras. Kollarının, dirsek ve bilek üzerlerinden bağlı olması gerekiyordu. Fakat bu kez bağlanmamıştı.
Fânilerin de tabiriyle adeta mahkeme salonundaydı. Gökyüzü gibi gözükse de garip bir şekilde kocaman, beyaz bir odayı da anımsatıyordu. Üstlerindeki aydınlığın kaynağı belirsizdi.
Mahz gelememişti onlarla. Talep etmek için gelen kişilerin önüne geçse ve konuşmaya çalışsa da Baş Melek davet etmediği müddetçe bir başkasının izni imkansızdı bu durum için. Ebyaz, kollarına giren Gözcüler eşliğinde durup, eve gitmesini ve gelene kadar hiçbir yere asla ayrılmamasını söylemişti ona. Şu an ise söz dinlemekte zaman zaman zorluk çıkaran oğlu için endişe etmeden duramıyordu. Sürüsü geyik olanlar yeniden gelebilirdi. Bu savaşa onların katılmayacağını düşünmüştü fakat yaşanan bu hadise, aklını karıştırıyordu. Karanlık güçler dünyayı avucuna alırsa kendileri de insanlar gibi hatta insanlardan daha çok yem olacaklarken ne diye bu sabah Mahz için gelmişlerdi?
Başı eğik şekilde öylece düşünedururken, "Divan dur!" diye baskın duyulan sesin hemen ardından etrafındaki hareketlilik dikkatini çekti. Başını kaldırdığında, Konsey Melekleri'nin ayağa kalkmış bir vaziyette saygın bir duruş aldığını gördü. Hemen sonra arkasında kalan taraflarda adım sesleri duydu. Gelen kişiye bakmak için, o yöne dönmek istediğinde, Cesaret Meleği ile buluştu gözleri. Erelim, sağ tarafındaki belirli bir yere geçtikten hemen sonra aynı duruşa bürünüp, düz mimiklerine rağmen bir kaş hareketiyle önüne dönmesini söyledi Aras'a. Anlaşılan oydu ki yargısı için davet edilmişti. Onun mekana dahil oluşu, ufak bile sayılsa rahatlık vermeye başlamıştı. Uriel, burada makamına uygun hareket etmek zorundaydı. Ağır basan merhametinden öteye görevi yönlendirecekti onu. Bu sebeple istese bile o yakınlığı aynı şekilde hissedeceğini düşünmeyen Aras, yaşanacağı bu eksikliği ve yalnızlık duygusunun giderilişini, Erelim'den tamamlayacağını düşünmeden edemedi.
Konsey tarafında hafif bir yankı oluştu o sırada. Kulağına gelen hareket seslerinin en küçük tınısının dahi kime ait olduğunu şu anda biliyordu Ebyaz. Zaten herkes yerli yerindeydi. Ve bu kumaş seslerini daha önce bizzat yanında da duymuştu. Dünyaya dönüp, oksijenden bir parça almak istedi o an. Canlıların yaşamını sağlayan bu görünmez şey gerçekten bir rahatlık veriyordu. Toplu bir şekilde ses yankılandı birkaç saniye sonra. Başını kaldırmayı düşündü ama yine yapamadı. Ötede beride gezinen bal rengi gözleri, bir türlü o makama uzanamıyordu. Fakat daha sonra, bakamadığı o yerden, daha da doğrusu o kişiden yetkin bir ses duyuldu. "Gök Perde görevi tamamlanmış olmasına ve geri çekilmesi planlanan tüm güçlere rağmen, bir Fâni Nabizi'nin yanında kalma izninin yanında gelen tek yasağı çiğneme suçundan, Tabris oğlu Ebyaz'ın yargılanması üzerine Konsey'i başlatıyorum."
Eğik başı daha da eğildi. Buruk hissetti beklemediği bir duyguyla. Bu sırada bir başka sesten geldi yönetim. "Kendi savunmanı yap Ebyaz."
İç dünyası gelen sözle dört bir yana koştururken tüm benliği de onlar gibi darmadağın oldu. Daha önce de burada bulunmuş olmasına rağmen şimdi neden daha da zordu her şey? "Ben," diye başladı sözlerine, sesinin gür çıkmasını isteyerek hafifçe öksürdü. "Baş Melek Uriel'in de söylediği gibi, geri dönmem gereken yerde iznimin kabulu için şart koşulan tek kuralı bozan birisiyim." Sözler ondan ayrılır ayrılmaz, birbirlerine bakındı birkaç kişi. Kabullenmeyi beklemiyor olacaklardı ki, çoğununun da kaşları çatıldı. "Fakat bunu bilerek yapmadım." O an kaldırdı başını. Tüm ihtişamıyla biraz yukarıdaki konumda bulunan dostuna bile isteye dokundurdu bakışlarını. "Kontrol edemedim. Farkettiğimde ise çok geçti."
"Neden geçti?" sorusu geldi başka bir köşeden.
Gözlerini bir an bile ayırmayan Aras, ufacık da olsa bir anlam bekledi karşılık olarak. Uriel'in böyle bakmasına alışık değildi ve bu sert sönüklüğün sebebi olmak çok daha acı vericiydi. "Kendi hatam yüzünden masum kişilerin canına göz dikmemeyi oldukça acı bir şekilde öğrendim." Kendi sözlerinde sarsıldı benliği. Yine Erelim ve Uriel sayesinde buradaki kimse neyden bahsettiğini tam olarak anlamıyordu bile. Oysa sorguladıkları bu şeytana dersini veren kişi, bizzat Baş Melekleri idi. Zamanında söndürülen o yanık tüy ve ortama kondurulan koruma kalkanlarının kendisini kaç defa kurtardığını yine tekerrür etti zihni. "O bebeğin bir suçu yoktu. Anneliği üstlenen insanın da suçu yoktu."
"Melez kimliğin oluşmuştu. Neden durumu bize anlatmak yerine, gizlenmeyi seçtin?"
Çok düşündüğü ama hâlâ daha korkusunu yaşadığı o cevabı vermeden evvel, Konsey açılışından başka tek söz söylemeyen Uriel'in olduğu yerde biraz hareketlendiğini farketti. "Çünkü korktum."
"Neyden?"
"Onu alırsınız diye."
"Biz saf beyaz olanlarız," diye aniden başka noktadan konuya giren bir melek, ayağa kalkıp işaret parmağını uzattı ileriye doğru. Onun kim olduğunu zorlanmadan hatırladı Ebyaz. Olası bir durumla unutacak olsa dahi, sırf bu sözleri ve davranışlarıyla zorlanmadan yeniden anlardı kimliğini. "Senin gibi şeytan kanı taşımıyoruz. Öldürmeyiz."
Erelim, önünde avucuyla tuttuğu diğer bileğini sıkarak bakındı konuşan kişiye. Çene kemikleri dahi kasıldı.. Mastema, bir kez daha gösteriyordu kendisini. Eğer tam şu anda bir konuşma hakkı devralabilseydi, yerinde bir cevap ile Baş Melek olduğu o zamanlarda arayıp, bir türlü bulamadığı boşluğu hemen yakalar ve üzerine giderek görevini dahi elinden alabilirdi. Ama şimdi yapamazdı. Yargı boyunca sessiz kalıp, sonuç aşamasına geçildiğinde, söylemek ya da sormak istediklerini dillendirebilirdi ancak.
Tam o anda, Cesaret Meleği'nin tüm öfkesini anında bastıran bir cevap geldi Melez'inden. "Bu sebeple mi suçlu ya da suçsuz olduğum daha kanıtlanmadan ölümüm için katılım oyu verenlerden oldunuz?" Gülerek o yöne döndü. Biraz alaycı biraz da öfke dolu gözlerle bakındı kendisine parmak uzatana. "Bu durumda, şu anki Baş Melek'imiz Uriel'in yönlendirmesi olmasaydı ve kanatlarım yerine canımı almış olsaydınız, bu sizi de şeytan yapar mı?"
Anlık şaşkınlıkla ne diyeceğini bilemeyen melek, "Haddini bil!" diye yükseltti sesini. "Kanatların yetmediği gibi dilinin de koparılmasını istemiyorsa-"
"Siz!" Aniden yükselen ses, sessizliğini en keskininden bir neşter ile bozan Uriel'e aitti bu kez. Melezi gibi hevesle ona döndü Erelim. Aras, onun bizzat diğer tarafta bulunan kişiye öfkeyle baktığını görünce hem ürperdi hem de bu durum hoşuna da gitti. Evet, bu yükselişi kendisi yerine başkası da olsa yapardı ama şu anda kendisi yargılanan kişiydi ve Uriel, onu korumak için böylesine hiddetlenmişti. Durum he rne olursa olsun, geneli bırakıp, o an öznel şekilde düşünmek istiyordu. "Siz haddinizi bilin asıl. Ne hakla kendi özgür iradenizle tehditkar bir ceza sunarsınız? Burada tek bir kişinin bile koca Konsey'i temsil ettiğini bu kadar kolay unutmayın!" Mastema, ellerini önünde topladıktan sonra yarım bir eğilişle özrünü sunduğu sırada Baş Melek ile göz temasından kaçınarak iyice yerleşti yerine. Birkaç kişi, üzerlerindeki pelerini yapmacık şekilde düzeltti bu esnada. Yüzyıllar boyunca sessiz bildikleri kişinin öfkesi onları da germişti belli ki. Sessizlik istediği şekilde hakimiyet kurunca bu kez yargı sahasında bekleyen Melez'e çevirdi bakışlarını Uriel. "Nasıl bir alımdan bahsediyorsun? Açık olarak anlat."
Eğip, kaldırdığı başıyla onay verdi sözlere girmeden önce. "Doğan çocuk özeldi, öz insanlar gibi değil. Bu sebeple düşündüm ki dünyada büyürse çok fazla dikkat çekecekti. Onu götürdüğüm ve büyüttüğüm yerde bile olağanüstü bir hızda yetişti. Bunu siz, daha iyi biliyorsunuz ve bu yüzden bizzat tabakaya alırsınız diye düşünüyordum. Ondan ayrılmak istemedim."
"Yani, sen onu annesinden üç yıllığına ayrı aldın fakat biz alırsak sonsuzluğa alacağımızı düşündün?"
"Evet..." Sesi kısıldı. Dostundan bakışlarını çektiğinde ise tekrar etti cevabını. "Evet efendim..."
Uriel, beklemediği bu hitabla çatık kaşlarını aniden gevşetti. Az evvel, gerçekten de Aras'tan mı duymuştu o sözü? ‘Evet efendim?’ Hafifçe salladı başını, diğer meleklerde gezdirdiği bakışları sadece Cesaret Meleği'ne sıra geldiği zaman karşılık aldı. Yeniden ortadakine döndüğünde, "Sonuç için kaydedilsin," dedi önce. "Bu doğum sonrası yaşanan bir takım olaylar var. Haberin var, değil mi?"
"Evet, var."
"Güzel. Fakat ben yine de tekrar edeceğim; bu, herkesin bir kez daha konuyu anmasını sağlayacak. Esme, Fâni Kızı Açelya ile kaçtı ve gizlendi. Bu süre zarfında yapılan bir bağ ile Esme, dünya yüzeyindeki temizlikten geriye kalan tüm güçlere bir etki kondurdu. Bu sayede beden dışında olan hiçbir Gölge, insani bedene bir daha girmeyecek; bedende olanlar da dışarıya çıkamayacak. Çözümü elbette var. Bunun için sen de uğraşacaksın." Sözler sırasında ufak ufak baş sallamalar ile sözlere katılım gösteren Aras, Uriel'in aslında bir şeyleri belli etmeden arkaya çekip, verilecek cezayı hafifletme peşinde olduğunu o an anladı hemen. Zaten bilinen konuları daha sakin ve plancı şekilde anlatan ses tonu da bunun bizzat göstergesiydi. "Nasıl ki alemler arası Perde Bağı, bizzat Açelya Altay'ın üzerindeyse bu görev boyunca Gölgeler'i baskılayan bu bağ da Melek Esme'nin üzerinde. Bu yüzden yoğun tehlikede."
"Evet," diye bir kez daha onay verdi Ebyaz. Başını eğdiğinde bakışları kısıldı. "Vereceğiniz her cezaya hazırım. Sizden tek isteğim, Mahz'ı göğe almamanız yönünde."
Uriel, herhangi bir şey söylemeden ondan çektiği düşünceli ifadesini, bizzat çağırdığı meleğe yöneltti. Erelim, aldığı etkileşimle daha da dikleştirdi duruşunu. Herkesin bıçak gibi sessiz bir gözlemi vardı tam şu anda. Konuşan tek şey ise gözlerdi. Oğlunu annesine kavuşturmak isteyen Aras'ın umut dileyen bakışlarına ve Uriel'in bu yargıdan ağır ceza almadan kurtarmak istediği Ebyaz için aradığı çözüm bakışları ise aralarındaki en çok ses çıkaranlardı. Hafif bir tebessümü saniyelik olarak yüzüne ekleyen Erelim, başını yeniden eğmeden evvel eskisinden de ciddi bir duruşa büründü hemen. Bu bir kilitti aslında.
Tek bir kişinin anlayabileceği şifresi olan bir kilit.
———-
Konsey Kuruluşu Öncesi
Yüksek tepenin ucunda öylece dikilen dostunun yanına adımladı Erelim. Yüzüne konan belli belirsiz sırıtış sırasında, "Fâni alemini bayağı bir sevdin sanırım?” diye sordu, manzaraya onun gibi dönerek.
Uriel, düşünceli bakışlarını bir an bile ayıramadı kayalıklara çarpan denizden. Dalgaların, zihnindekiler gibi sürekli gelgit yapması, esrarengiz şekilde rahatlatıyordu benliğini . Fakat bunu yaparken bile ardı arkası kesilmeyen düşünceleri vardı elbet ve her biri öncelikli olarak çözüme kavuşmak için, adeta birbirleriyle cebelleşiyordu. Tam bu esnada arada sırada gökyüzüne kaldırdığı bakışlarını, görebildiği kadarıyla denizin en derinine kadar indiriyordu. Sanki bunaldığını hissettiği esnada deniz kenarında olduğunu kendisine hatırlatması, "Daha boğulmadın," diyordu ona. "Uzaklaştım, yalnız düşünmek iyi geliyor."
"Bana git demedin diye kabul ediyorum."
"Saçmalama." Göz ucuyla bakındı. "Sen de gidersen bu işi asla yapamam."
"Ben ne yapıyorum ki?"
Derin bir nefes aldığı sırada önünde bağladı kollarını. Başını semaya kaldırdığı sırada yüzünü okşayıp geçen rüzgar, saçlarını dağıttı alnına doğru. "Ben hariç herkese cesaret veriyorsun." Erelim, hiç beklemediği cevaba karşılık ona döndü soru işaretleri eşliğinde. Bakışları anında yakalayan Uriel, küçük bir tebessüm ekledi yüz tuvaline. "Bana cesaret değil, dayanma gücü veriyorsun."
Bir süre söylenilen sözlerde kalakalan melek, yeniden önüne dönerken yere eğdi başını. Oldukça güzel bir duyum almıştı almasına ama bu onu endişelendirmişti de. "O kadar mı daraldın?" diye sordu daha sakin bir tınıda. Bu kadar yorgun olabileceğini tahmin bile edemezdi ama görünen o ki, devrettiği makam daha şimdiden bir hayli yoruyordu. Pişman olmak istemiyordu yaptığı karara fakat dostunun böyle olmasına da el vermiyordu gönlü.
"Ebyaz," diye cevap verdi bu sırada. "Eğer Mahz, anne sütü içebilseydi, fâni yanı ağır basacağı için böyle olmayacaktı. Şu an sıradan insanlar gibi büyüyecekti. Ama onlar bunu bilmiyordu. Doğumu da gizlediler. Yardım etmek için tüm gücümle hazırdım fakat bir kez daha hayal kırıklığına uğradım Erelim." Kahverengi gözleri dahi titredi sözleri sırasında. İki yanına düşen elleri zaman zaman kalkıyor, anlattığı şeylere güç veren ifadelerle raks ediyordu boşlukta. "Gölgeler, ansızın o eve baskı yaptığında anladım doğumun gerçekleştiğini. Ama öylesine hızlı davranmışlardı ki, ben oraya gittiğimde yardım edecek kimseyi bulamadım." Zaman zaman yükselen zaman zaman da normalimden de alçalan ses tonu, düşündüğünden de çok kırıklık yaşayan kalbi temsil ediyordu Erelim için. Elini kaldırıp, destek teması kurdu omzuna. Tam bu sırada ona döndü Uriel. "Neden bunu bana yapıyorlar? Her defasında yardım götürdüğüm halde neden arkamdan iş çevirip duruyorlar."
Sert ve derin bir nefes aldı Cesaret Meleği. Omzunu iki kez patpatladıktan hemen sonra geriye çekip, denize döndü. "İnsanoğlunun çocukları, bir yaramazlık yaptığında neden gizlemek ister?" Cevap almak istemese de biraz bekledi sorusundan hemen sonra. Düşünmesini istedi. "Kızılacağını elbette bilirler fakat bu kızmadan sonra da üzüntüleri devam ediyor. Neden? Ailesini sevmedikleri için mi yoksa sevdikleri kişiyi istemeden de üzdükleri için mi?"
"İstemeden üzdükleri için."
Gülümsedi Erelim. "Az önce sorduğun sorunun cevabını buldun mu?"
Baş salladı cevaben. Isırdığı dudak içini bıraktığında yüzünü sildi avuçlarıyla. "Bu kez nasıl kurtulacak? Nasıl bir ceza sunacak Konsey tahmin edemiyorum bile."
"Uriel," adıyla çağırdı. "Onlar yargı masasıysa karar tokmağı da sensin. Eğer fazlaca endişen varsa cezayı sen belirleyip, geriye sadece kabulü bırakırsın."
Ona döndü aniden. Çatılan kaşları altındaki gözlerine bir gölgelik indi. "Ne diye bana devrettin bu makamı?"
Bakışlarını devirerek çevirdi yönünü. "Orada biraz daha dursaydım, on üç kişilik Konsey'de dört, beş kişi kalan olurdu. Diğerlerinin yarısı Akatriel'in yanına gider, ceza gününü bekler; diğer yarısı da rutin görevlerine dönerdi."
"Yine aynısı olacak. Konsey'i temizleyeceğim."
"Biliyorum."
Hesaba katmadığı cevapla bir süre sessizliğe gömüldü. "Beni bazen..." Yarım bir bakış yolladı sakin bir ciddiyeti devraldığında. "Sinirlendiriyorsun."
"Bunu da biliyorum."
"Ah..."
Kıkırtıyla güldü Cesaret Meleği. Uriel'in biraz sinirli biraz da düşünceli halini rahatlatmak adına omzuyla itekledi onu. Beklemediği bir anda gelen darbeyle birkaç adım sendeleyen melek, şaşkınlığına ek gülerek döndü ona. Yeniden eski yerine geldiğinde, bu kez gerçekten bir nebze olsun rahatladığını hissetmişti. "Ebyaz'a taşıyıcılık ver," diyerek aniden sesini duyuran dostu, aldığı meraklı bakışlara bir cevap sundu. "Şöyle..."
———-
"Karar sunuyorum," diye söze girdi Baş Melek. On iki kişi bu hızlı akıbeti beklemiyor olacak ki, aniden gevşeyen yüz hatlarıyla döndüler Baş Melek'lerine. Bir yandan nasıl bir sonuç olduğu merak ediliyor, diğer yandan da uzamadığı için memnuniyet duyuluyordu. Tüm bunlara nazaran da çok kolay olduğunu düşünenler de vardı. "Ebyaz oğlu Mahz, dünya ile bağlantıları kesilinceye dek bir fâni gibi yaşam sürebilir. Böylece Fâni Nabizi Açelya Altay'ın kan ile kurduğu Ouroboros'un gücü bizzat oğlu ile devam edebilecek. Bu durum göz önüne alınarak, can güvenlikleri bizzat Melez Ebyaz tarafından gözlenecek. Başlarına gelebilecek olası bir olumsuz durumda da tüm sorumluluk ona ait kılınacak. Bununla beraber, kurulan bir başka bağ yüzünden dünyadan ayrılamayan Esme, bu mührü Ebyaz'a bırakacak ki, kendi yargısı için Konsey'e çıkabilsin. Ebyaz, tüm gölgeler temizleninceye dek, mührün getirdiği tüm durumların sorumluluğu yine onda olacak." Ayağa kalktı. Beraberinde herkes de ayağa kalktığında Gözcüler, ellerinde oluşan beyaz ve mavi karışımı, parlak kılıçlarını ileriye uzattılar. Aras, şaşkın bakışlarını önce üstte daha sonra altta dolaştırdığı sırada biraz önce söylenilen her şeyi zihninden geçirdi daha sakin bir şekilde. Huzursuz bir sevinç kapladı içini. Ceza diye sunulan şey, kendisine göre bir armağandı fakat Konsey onu gerçekten de böyle bırakır mıydı? "İtirazı olan var mı?" diye baskın bir iradeyle ses duyuldu.
Geride kalan herkes birbirine bakınırken sarışın bir kadın melek kaldırdı elini. Öfkeli gözüküyordu. Uriel, zaman kaybetmek istemeyerek hızlı bir söz hakkı sunduğunda, "Bu sizce de yeterli bir ceza mı?" diye sordu öne doğru biraz eğilerek.
"Yeterli olmadığını düşündüğün bir ayrıntı mı var?"
"Yasağı çiğnedi. O çocuk bir insanla birlikteliği temsil ediyor."
Tek kaşını kaldırdı Uriel. "Yani? Önerin nedir? Onu öldürmeli mi?"
Dehşetle büyüttü gözlerini Aras. Sadece düşüncesi bile içinde mahşer yeri hazırlarken kadına döndü hemen. "Gerekirse evet. O çocuk dengeyi bozabilir. Bu iş büyümeden önü alınmalı."
"Hayır!" diye bağırdı Aras. Gözleri anında kızarırken onun zayıf noktası olana uzatılmak istenen el sebebiyle sarsılan tüm duygularını, güçlü bir duruş için öfkesine teslim etti. "Bu ne canice bir yargı böyle!Onun hiçbir suçu yok! O kendi kaderini bile kendisi seçmedi! Ne hakla böyle çirkefçe konuşursun?" Olası bir taşkınlığı önlemek adına arkasında bulunan kişiler, sırtından ve omzundan sıkı sıkıya tuttuğu an, bu kez onlara döndü bağırarak. "Bunu aklından bile geçirme. Sırtıma asla dokunamazsınız! Çek ellerini!" Yıllar öncesine gitti zihni aniden. Yine aynısı gibi önce arkasındaki görevliler onu böyle tutmuştu. Direndiğinde diz üstü çökertilip, kolları iki yana açılmıştı. Tam burada. Bulunduğu halkanın tam ortasında...
Erelim, kaygıyla izledi Melez'ini. Sergilediği tüm hareketler öylesine olağan geliyordu ki ona, kızamıyordu bile. Aksine yoğun bir duygu kapladı içini. Neden böyle asabi tavırlara geçiş yaptığını anlayabiliyordu, çok önceden çözmüştü onu. Uriel'e döndü daha sonra. O ise doğruca Aras'a odaklıydı.
"Bırakın," emri keskin bir şekilde geldi. "Size, onu tutmanız doğrultusunda bir emir vermedim. Ebyaz da bir saldırı hareketi göstermedi." Sözler sonrası iki adım geriye çekildi görevli melekler. Aras, o anları yeniden yaşar gibi olduğu yerde sağa sola bakındı bir süre. Titreyen bal rengi gözleri bu kez alevli değil, üşüyordu. Kendi kollarını sıvazlamayı bıraktığı ilk an, biraz önce oğlu için konuşan meleğe döndü hemen. "Butator." Ona döndü Uriel de. "Biraz önce masumiyetinin kanıtlanmasına bile ihtiyaç duyulmayacak kadar saf olan birisinin ölüm istediğini dile getirdin." Cevap vermeden kararlı bir duruşla kaldırdı çenesini. Söylediği sözlerin son derece arkasında durduğunu ifadeleyen beden dili, adeta düşürülen Baş Melek'i hatırlarıyordu. Kibir denilen bu parazit, hiçbir şekilde kişi ayırt etmiyordu artık... Siyahın içindeki beyazlar nadir bir artış yaşarken beyazın içindeki siyahlar hiç durmadan çoğalıyordu adeta. Ne acıydı. Uriel, geriye adım bile atmadığını gördüğünde samimi olmayan bir tebessüm çizdi yüzüne. Elini yanında kaldırdı usulca. "Butator," dedi yeniden. Sinirlendiği ses tonundan bile belliydi ve onu tanıyan herkes, bu seslenişin ardında sıradan bir konuşma olmayacağını anlamıştı. "Baş Melek olarak, masum bir cana uzanan kirli görüşün sebebiyle seni Yüksek Konsey'den indiriyorum. İkinci bir hatan olduğu takdirde bulunduğun nokta neresi olursa olsun, affı olmayacak bir şekilde yargılanmak üzere Akatriel'in bulunduğu zindana hapsedilmen, kesin bir emrimdir."
Melek, üzerinden aniden yok olan pelerinden sonra etrafında beliren diğer kişileri kendinden uzaklaştırmak isteyerek çırpındı. "Hata ediyorsunuz. Bir daha böyle olmayacak, lütfen!" Şaşkın sesiyle defalarca tekrar etti sözlerini. Kollarına giren diğer meleklerden kaçınmaya çalıştığındaysa giderek artan duyguları öfkeye dönüştüğünde, hiçbir şekilde bir şans dahi sunmadı Uriel. Göz teması kurduğu ilk Gözcü'ye buradan götürülmesini işaret ettiğinde, hızla yerine getirilen emriyle nihayet sessizliğe kavuştu mekan yeniden. Butator... Akatriel'in Konsey'e kazandırdığı isimlerden bir diğeriydi. Ve az önce bu durumu bizzat davranışlarıyla kanıtlamıştı.
Beyazın içindeki siyah, yanına diğer siyahları toplamayı ihmal etmemişti.
"Bu öneriyi sunduğuna inanamıyorum..." diye, fısıltılı olsa bile ortamın sessizliği sebebiyle anlaşılması zor olmayan bir ses duyuldu bir başka yerden. Siyah saçlı bir başka kadın melek, istemeden de olsa herkes tarafınca duyulup, dikkat topladığını anladığında, hemen düzeltmeye çalıştı ifadesini. "Lütfen, kaldığınız yerden devam edin." O yöne bakındı Uriel. Bakışlarını önüne eğen melek, gerçekten de düşünceli ve şaşkın gözüküyordu.
"Kararı tekrar etmeme gerek yok diye düşünüyorum. Zira fazlaca işlemiş olmalı ki, isyan eden kişi bile oldu." Yeniden kaldırdı elini Baş Melek. Ve onunla birlikte Gözcüler de bir kez daha tuttu parlak kılıçları. "İtirazı olan başka biri var mı?" Sorusu yeniden sorulduğunda ise bu kez kimse zıt bir görüş sunmadı ileriye. Duyguların karışmadığı şekilde mantıksal olarak, daha iyi bir yolun olmadığını düşünülüyordu. Eli aniden indiğinde, onunla birlikte tüm kılıçlar da gürültülü bir şekilde indi yere. Yankılanan ses, Aras'ın benliğine büyük bir etkiyle doldu.
An itibariyle artık bitmişti yargısı. Cezası ise ödül diyeceği kadardı. Fakat elbette ki, durumun zor yüzleriyle bizzat karşılaşana kadardı bu. Ne olacağını bilmiyordu. Esme'nin hangi seviyedeki güçte bir bağ kurduğunu da bilmiyordu. Artık sadece bekleyip görme vaktiydi. Sevdiği kadına ve melek dostuna ulaşana kadar, bir kez daha eski zamanlardaki gibi Gölge avcılığı yapacaktı. Oğlunu bir süre daha yalnız başına uyutacaktı. Ve bir süre daha Kızıl Güzeli'ni özleyecekti.

