2027 Haziran
Küçük bir ışık girdi camdan içeriye. Dolunay, önüne geçen karanlık buluttan önce, küçücük bir perçemini ahşap pencereden içeriye taşıyabilmişti. Cılız olmasına rağmen güçlüydü. Sancılar içindeki kadının kordon bağını eline alan bebeği gibi... Parçalandığını hissediyordu. Vücudundaki her kemik defalarca kırılıyor ama saniyesinde bir yeni kırık için, yeniden iyileşiyordu sanki. Boğazındaki damarlar iştahla kabarırken dayanamadığı acısını bağırarak attı.
"Açelya..." diye çağırdığı kadının elini sıkıca tuttu, Melez. Gözleri doluyor ama akmıyordu. Kalbi ikiye ayrılmıştı. Bir tarafı acı çeken sevdiği için parçalanırken diğer yanı çocuğu gibi yeni doğuyordu.
"Son kez," dedi kontrolü elinde tutan melek. Görüş açısına yerleşen minik kanlı bir bedeni hemen kavradığı sırada, "Açelya, hadi," diye merhametle konuştu.
Terler içinde kalan kadın, tüm acıya rağmen son gücünü kullandı. Ellerini tutan parmakları sıktığı sırada köprücük kemikleri üzerine aktı terleri. Sancı geceyi yardı. Aras'ın gözlerinde biriken tuzlu yaşlar, daha fazla dayanamadan döküldü. Ve minik bir bedenden cılız bir ses yükseldi... Herkes sustu... Melek, kestiği kordondan hemen sonra gelişi güzel temizlediği bebeği hemen bir battaniyeye sardığında, alnına şefkatle dokunurken sakin olmasını diledi.
Aras, şahit olduğu olayı mucize diye nitelendirdiğinde, bu kez tamamen ağlamaya başladı. Artık bir babaydı... Kalbini saran bir his, tüm her şeyi kapı dışarı ederken çocuğu için bir taht kurdu. Açelya, biraz önce ölüm sancısı diye nitelendirdiği acıyı yaşayan kendisi değilmişcesine uzandı yavrusuna. "Esme..." diye çağırdı cılız sesiyle. Titreyen çenesinden damlayan yaşlar, anne olduğunu fısıldadı.
Esme, bakışlarını bebeğe yeniden çevirirken hayranca baktı. Dokunuşundan yayılan hisler, minik kalbini sarmış ve ağlayışını dindirmişti. Garip ama büyüleyici bir enerji hissediyordu onda. Tehlikede olmasaydı eğer, saatlerce izlemek istediği bir havası vardı. "Oğlunuz oldu," dedi bebeği annesine uzatırken. "Çok... Çok güzel bir oğlunuz oldu."
Aras, hızla atan kalbini dengeye almaya çalışırken sessizliğini korudu, hem kadınına hem de bebeğine bakarak, sessizce ağlamaya devam etti. Ne hissedeceğini şaşırıyordu artık. Bugüne kadar mükemmel şekilde gelmiş olsalar dahi asıl olay şimdi başlıyordu. Melez bir Ebyaz ve Baş Nabiz'in yeni doğan bebekleri, şu andan itibaren hedefti artık. Biliyordu. Çünkü defalarca uyarılmıştı.
"Aras..." dedi kadın. Canı hâlâ daha yanıyordu ama kucağındaki minik beden öylesine güzeldi ki, başka hiçbir şeyi düşünemiyordu. "Çok güzel..."
"Evet," diyebildi Ebyaz. Yutkunup, hayranca bakmaya devam etmek istese de huzursuzluğuna yenik düşüp Esme'ye döndü. Aslında o da kucağına alıp, sevmek istiyordu, ama fedakarlık yapmak zorundaydı. Her ikisi de.. "Kalkan... Kalkan kalkmış mıdır?"
Melek, dikkatini ona yönelttiğinde, aniden durdu. Dokuz ay önce yapılan korumayı getirdi aklına. Doğumunu gizlemek için, herkesten gizli olarak yaptığı koruma... Başını usulca sallarken eğdi kaşlarını. "Evet," dedi mahçup şekilde. "Bebek ilk nefesini aldığı anda bozuldu, enerjisi semaya vurdu." Bakışları, gözleri endişeyle açılan anneye döndüğünde, kırık hissetti. Çok daha güçlü olup, durumu düzeltmeyi isterdi ama bu, çok daha üstün yaşanmışlık ve rütbe istiyordu. "Üzgünüm," diye konuştu. "Daha fazlasına gücüm yetebilseydi, emin olun yapardım. Ama şimdilik, sadece bebeği saklamalıyız."
Sözler, Açelya'nın boğazına hançer olurken daha da sıkı sarıldı kolları arasındakine. Gözlerine dolan yaşlar usulca akarken battaniyeyi hafifçe açıp, daha iyi baktı oğlunun yüzüne. Ondan ayrılmak istemese de mecburdu. Belki de hayatı boyunca yaşayacağı en zor dönemin içindeydi şu anda. Eğer başarılı bir sonuç almak istiyorsa duygularıyla değil, zihniyle hareket etmeliydi. Titreyen çenesini sıktı. Oğlunun minik elini kavrayıp, küçücük bir öpücük kondurdu. Kokusunu içine çeke çeke sarıldı daha sonra. Cılız tınılar çıkaran bebek, kapalı gözlerini açmasa bile herkesi görüyormuşçasına, ona sarılan annesinin yüzüne değdirdi elini. "Mahz..." dedi Açelya. "Mahz gibi..." Yutkundu. Göz yaşlarını arka plana almaya çalışsa da yüreğindeki feryat ayrılmak istemediği yavrusuyla ağladı. "Dünyanın tüm kötü yüzünden saklan minik bebeğim. Saf kal... Her şeyin özü olarak kendin ol." Burukça gülümserken küçük bir öpücük daha kondurdu yavrusuna. "Aras," sevdiği adamına döndü. Bal rengi gözleri sönmüştü; belki de gözlerindeki yaşlar, tenindeki alevi söndürüyordu.
"Açelya," diye karşılık verdi Melez. Hayranlıkla izlediği manzaranın birazdan bozulacak olması, kalbine en ağır işkence izlerini bıraksa da güçlü olmak zorundaydı yine.
"Al," dedi tüm duygularına inat. "Onu koru. Onu kötü olan her şeyden koru." Babasının kollarına bıraktı oğlunu. Aras, sekizyüz yılı aşkın hayatında ilk kez bir bebek tutarken bunun kendi oğlu olması iliklerine kadar titretti. Görmek başkaydı fakat dokunmak çok daha başkaydı. "Ona öğret," dedi kadın bir kez daha söze girdiğinde. "Hayatın her yanını sen gördün. Her yüzünü biliyorsun. Oğlumuza öğret." Yutkundu Aras. Daha şimdiden kalbi bir beşik olmuş, ona yuva olmaya hazırdı. Usulca başını salladı. "Onu sar," dedi kadın son kez. "Kalbinle sar. Kollarınla sar. Kanatlarınla sar." Derin nefes aldığı sırada zamanlarının tükendiğini anlatmak istercesine aniden açıldı pencere. İçeriye azgınca dolan rüzgar fısıltıyla konuşuyordu.
Esme, kocaman açtığı gözlerini o yöne çevirdiğinde, hızla ayağa kalkıp, ellerini iki yana kaldırdı. Bağrından koparak yayılan bir kalkan, sihirli bir bulut gibi genişlediğinde, ona endişeyle bakan bedenlere döndü. "Hadi!" Bağırdı. Hareketlerinden anlaşılan oydu ki, tahmin ettiklerinden de erken başlamıştı mücadele. Annesinin koynuna daha birkaç dakika önce konan bebeğin, henüz süt bile kokmayan nefesini almaya gelmişlerdi.
Aras, kucağındaki oğluyla beraber ayağa kalkacaktı ki durdurdu onu Açelya. Dikkatini bozarak ona baktığında, mavi gözlerinin kan çanağına döndüğünü görünce kızgın bir ok girdi kalbine. "Mahz. Onun adını sen koydun Kızıl Güzeli. Saf kalması için, yaşaması gerek. Sadece biraz bekle. Onu sana yeniden getireceğim." Hafif eğik bedenini tam yeniden düzeltecekti ki, aklına gelen fikirle bir süre daha korudu pozisyonunu. Minik oğluna sıkıca sardığı kollarından birini çözdüğünde, gözlerini kapattı. Alnı anlık bir terleme yaşadığında, kaşları çatıldı. Bal rengi gözleri, yangın yeri teninde acıyla sahne aldığında, yumruk yaptığı elini ona uzattı. Açelya, adamın kucağındaki oğullarına baktığı bu süre zarfını sonlandırdığında, ona uzatılan şeye verdi dikkatini. Bir kolyeydi. Uzun bir zaman sonra yeniden bir kolye devralıyordu. Bu kez daha farklıydı. Görünüşüne bakılacak olursa ateş gibi yanıyordu ama hayır. Bu sadece onun rengiydi. Eline aldığı sırada ona doğru eğilip, alnını öptü Aras. "Yeniden geldiğimizde, işte tam şu anki gibi parlayacak. Lütfen iyi ol. Ve biz, sana geldiğimizde, sen de bize gel."
Usulca başını salladı kız. Gözlerinden akıp giden pınarlara ses oldu yüreğindeki yangın yeri. Ebyaz'ın, sıkıca sarıldığı oğluyla yavaşça kayboluşunu izlediğinde, tutamadığı acısını bağırtıyla attı. Kaybettiği kanlarla birlikte, ruhunun aldığı yara harap etmişti bedenini. Gözleri gittikçe kararırken Esme'nin gücünü püskürdüğünü gördü. Pencereler sıkıca kapandığında, yeni bir kalkan doğdu eve. "Açelya!" diye bağırdı melek. Kızın yarı baygın gözleri önünde hızla yanına gelmeye çalışsa da onu dokunduğunda, bilinci çoktan kapanmıştı.
Ebyaz, evden ayrılır ayrılmaz aniden ağlamaya başlayan oğluyla bir perdeden geçirdi bedenlerini. Her şey, her yer tehlikeliydi. Ama fâni alemi çok daha tehlikeliydi. Gizli kalmak zorundaydılar ve çok hızlı olmalıydı her şey.
"Zamanın kırıldığı nokta," diye geçirdi içinden. "Burada çok hızlı büyüyeceksin oğlum." Başını kaldırıp, gri bulutlarla döşeli semaya baktı. Tehlikeden kaçmak isterken diğer tehlikeye sürünmüştü resmen. Uriel'i de düşünmüştü ama hayır. İstese de yapamazdı. Bildiği halde bir kuralı çiğnemişlerdi ve şimdi başı belaya giren çocuklar gibi medet umamazdı. Battaniye arasındaki bebek acı bir çığlıkla ağlarken hızlı nefesler almaya başladığında, hızla dikkatini ona yöneltti, Ebyaz. "Oğlum..." Titredi kalbi. Kollarını hafifçe sıkıladığında, daha da iyi sarıldı ona.
Bebek, henüz tam temizlenmeyen bedeniyle minik çırpınışlar atarken dudağına değen serçe parmakla aniden durdu. Henüz yeni doğmasına rağmen fazla hareketli olduğu dikkatinden kaçmadı Aras'ın. Serçe parmağını, oğlunun minik dudağında gezdirdiğinde bir ıslaklık hissetti. Mahz'ın minik dili, babasının serçe parmağına dokunurken acıktığını hemen anlayınca zamanın beklediğinden de hızlı geçtiğini düşündü. Henüz yeni doğmuştu oysa...
"Seni bir şekilde doyuralım, bakalım."
〰️〰️〰️
Kara bulutlar semadan ayrılmazken defalarca kaydı yıldızlar. Toprağın aksine sessizdi her yer. Basılan her adım, bir hikaye anlatıyor gibiydi. Üç ay geçti aradan. Fâni aleminde çok daha uzun zamanlar... Aras, hiçbir becerisi olmasa bile oğluyla bir bütün olmuş ve karanlık alemin tehlikesine rağmen sessizce büyütüyordu onu. Burada yaşam hızlıydı. Fazla hızlıydı. Mahz için, hesaplardan da hızlıydı. Normal bir fâninin bir günlük dilimine oranla, o çok daha farklı yaşıyordu.
Oturduğu taştan yavaşça kalkan Aras, elindeki uzun sopayı yere vurdu. "Hayır," dedi aniden. "Solundakini kaçırdın ve muhtemelen yaralandın."
Mahz, gözündeki bandı çözerken derin bir nefes bıraktı. "Daha on yaşıma bile ulaşmadım baba," yakındı.
Hızla inip, bir kalkan göğsü, bir kuşu hatırlattı babasına. Gülümseyerek baktı oğluna. "Doğru," diye konuştu. "Minik yaşına rağmen oldukça iyisin." Elindeki sopayı uzattı. "Ama daha iyi olabilirsin. Sana öğreteceğim."
Mahz, siyah saçlarını kaşıyıp, eğdi başını. Neyin içinde olduğunu anlayamadığı duruma rağmen sırf babası için tamam diyordu her şeye. "Baba," dedi bir istekle. "Bana, annemi anlatacağını söylemiştin. Ne zaman anlatacaksın?"
Aras, duyduğu sözle aniden afallar gibi olsa da hızla toparladı kendini. Gözlerinin önüne yerleşen son sahne, Mahz'ın elini tutmasıyla perde arkasına taşındı. "Çok az kaldı," dedi şefkatle. Dizlerinin üzerine çöktüğünde, diğer elini de kavradı. "Seni annene götüreceğim, ama öğrenmen gerekiyor."
Ortama çöken sessizlik, uçuşan tozlardan çıkan melodiye arka müzik olduğunda, düşüncelerini bir kenara bıraktı çocuk. "Tamam," dedi gülümseyerek. "Annem için." Kollarını babasının gövdesine doladığında, omzuna yatırdı başını. Kalbi, hiç görmediği annesinin özlemiyle kavrulurken babasına sarılabildiği için, huzurlu hissetti. Neyin içinde olduğunu ya da neden eğitilmek zorunda olduğunu bilmiyordu. Tek bildiği, yeterli eğitimi almadığı ve basit bir durumun içinde olmadığıydı.
"Hadi," dedi Aras daha sonra. Omzundan ayrılan oğlunun alnına bir öpücük kondurduğunda, yüzünü avuçları arasına alıp, alınlarını birbirine dayadı. "Herkese Mahz'ın kim olduğunu gösterelim."
〰️〰️〰️
Gök yarılıp, dikildi; zaman eğilip, büküldü. Mahz, büyüdükçe güçlenmeye, güçlendikçe değişmeye başlarken artık daha hakimdi konulara.
Hikayesini biliyordu. Doğumundan dakikalar sonra bu illet yere gelmek zorunda olduğunu biliyordu. İlk zamanlar kızdı babasına. Konuşmak bile istemedi. Fakat düşündükçe aptallık yaptığının farkına vardı. Eğer o olmasaydı çoktan ölmüştü belki de. Hatta özlemini yaşadığı bir annesi olmayacaktı.
Kafasını, mide bulandırıcı diye andığı göğe kaldırdığında, babası gibi bal rengi olan gözlerini kapattı. Yüzündeki hafif çilleri annesinden gelmişti. Siyah saçları babasınınkinden daha da şekilliydi. Ne çok keskin ne de çok yumuşak ifadesi, on yedinci yaşına rağmen olgun gösteriyordu onu.
Ayağa kalktığı sırada, ardında duyduğu küçük bir çıtırtıyla babasının ona öğrettiği mistik gücüyle bir hançer yerleştirdi parmakları arasına. Sivri uç hızla arkaya savrulurken Aras'ın şah damarına değmeden kontrollü bir şekilde durdu. Aras, şaşkınlığını gizleyemeden öylece dururken hançerdeki bakışlarını, ona götürdü. "Reflekslerin mükemmel."
"Öldürmediğim için mi, neredeyse öldürecek olduğum için mi?"
Dudak büzdü Ebyaz. Beklemediği cevap, etkilemişti onu. "Her ikisi için de," dedi gülümseyerek. Etrafı biraz incelediğinde, yüksek bir uçurumda oldukları dikkatini çekince kaşlarını çattı. "Mahz?"
"Efendim?" Hiçbir duygu hissiyatı vermeden sadece cevapladı. Kalbini fazlaca kırık hissediyordu ve artık gitmek istiyordu buradan. Ona anlatılan herkesle tanışmak istiyordu. Gerçek yaşamı, gerçek dünyayı, lezzetli diye anlatılan yiyecek ve içecekleri, şakırtıyla şarkı söyleyen kuş isimli canlıları görmek istiyordu...
"Bana hâlâ daha kızgın mısın?"
İki yana salladı başını. Çene kemiği belli olurcasına sıktı dişlerini. "Sıkıldım baba," dedi aniden. "Anlattığın o yere gitmek istiyorum; annemi görmek, bahsettiğin Uriel ve Erelim adındaki meleklerle tanışmak, fâni dediğin Özge'yi tanımak istiyorum." İki yana açtı kollarını. "Ben artık gerçek bir aile görmek istiyorum baba."
Parçalandığını hissetti Melez. Oğlunun gözlerindeki parıltıyı görünce teninin altındaki cehennemin ne kadar da sönük olduğunu düşündü. Mahz'ın gözündeki yaşlar daha da yakıyordu canını. "Az kaldı," diyebildi sadece. Her zaman söylediği gibi.
"Bana yalan söyleme!" Bağırdı aniden. "Ne kadar az, heh?" Çehresindeki ifade giderek kırıldığında, ona uzanan babasının elini itti hiç düşünmeden. "Baba! On yedi yaşıma geldim. On yıldır az kaldı diyorsun."
"On yıl olmadı!" Aynı şekilde bağıran Ebyaz, hemen dindirdi tınısını. İlk defa açıklayacağı bu durum karşısında korktu ilk önce. Nasıl anlatırdı ki zamanı ona? Bu alemde henüz bir yılını bile doldurmadığını nasıl söylerdi ki? Zaman zaman kıytırık bir doğum günü kutlaması yapıp, yılın devrildiğini ve yeniden doğum gününün on yedinci kez geldiğini daha birkaç gün önce söylemişken şimdi nasıl söylediklerinin gerçek olmadığını ve aslında ikinci yıllarının hiç yaşanmadığını söylerdi? Ama yapmak zorundaydı. Gerçekten az kalmıştı ve bilmesi gerekiyordu. "Burası karanlık alem," dedi ilk önce. Onu, hem öfke hem de hüzünle izleyen oğluna baktı. "Fâni aleminde geçen zamanla burası aynı değil. Çok hızlı büyüyorsun. Olağandışı bir hızda büyüyorsun."
"Nasıl yani?"
"Mahz," dedi Aras. "Dünya'da sadece iki yıl geçti, üçüncü yıl da varmak üzere. Eğer orada büyüseydin fazla dikkat çeker, adapte olamazdın. Ama burada sadece aylar geçti. Buna rağmen burası için bile hızlı büyüyorsun." Derin nefes aldığı sırada iki yana açtı kollarını. Yüzündeki ifadeyi çok az kişi görmüştü yaşamı boyunca. Çok az kişiye gösterdiği bu ifadeyi, konu oğlu olduğunda korkmadan resmedebiliyordu. Mahz'ın bakışlarındaki olgunluğu anlayabiliyor olması bile canını sıkıyordu. Bu sözleri normal hayatı tatmış birisine söylese kıyametin tiyatrosu yaşanırdı. Ama söz konusu gerçek hayattan hiçbir doyum almamış minik oğlu olunca bambaşkaydı her şey. Mahz, çocuk olmayı sadece birkaç ay koşuşturmada yaşamıştı...Ondan gizemeyi başarabilseydi eğer tam şu anda deli gibi ağlamak isterdi Aras lakin dayanmaktan başka çıkışı yoktu. Yutkunup, düşünceleri askıya alarak toparlanmaya çalıştı hemen. "Yirmi bir yaşına geldiğinde, tam hazır olacaksın. Daha önce burada olduğun için, dünyaya geçiş yaptığımızda, bu hızın duracak. Hükmedebilmeyi öğreneceksin ama o zamana kadar buradayız."




