2. Bölüm
Salon, kristal avizelerin altında neredeyse fazla parlaktı. Uzun masa boyunca oturan insanlar birbirlerine ölçülü gülümsemeler atıyor, eller sıkılıyor, isimler ezberden söyleniyordu. Her şey kusursuz görünüyordu; ama Adèle için bu kusursuzluk, sadece başka bir yabancılık biçimiydi.
Eşi yanında duruyordu. Kendinden emin, kontrollü ve herkesin içinde rahat bir şekilde. İnsanlarla tokalaşıyor, kısa cümlelerle konuşuyor, gerektiğinde gülümsüyordu. Adèle ise onun yanında daha çok bir “gölge” gibi duruyordu.
“Adèle,” dedi adam, birini işaret ederek. “Bu proje ortağımız.”
Adèle başını hafifçe eğdi, el sıkıştı. Her şey otomatikti. Sanki bu sahne defalarca oynanmıştı ve o sadece rolünü biliyordu.
Yemek başladığında masa daha da sessizleşti. Çatal bıçak sesleri bile düzenliydi.
Adèle bardağına uzandı.
Ama parmakları hafifçe titredi.
Bardak bir anda kaydı.
Ve yere düştü.
Kristalin kırılma sesi bir saniyeliğine tüm sohbeti kesti.
Sessizlik.
Adèle olduğu yerde dondu.
Garsonlar hemen hareketlenmeye başlamıştı ama eşinden önce davranan biri olmadı.
Adam sandalyesinden yavaşça geri çekildi. Yüzünde ne panik ne şaşkınlık vardı.
Sadece rahatsızlık.
Adèle eğilip parçaları toplamaya başladı. Parmakları camlara değdikçe daha dikkatli hareket ediyordu.
Tam o sırada adam eğildi.
Ama yardım etmek için değil.
Sesini sadece Adèle’in duyacağı kadar alçalttı.
“Bizi küçük düşürüyorsun tek yapacağın bir problem yokmuş gibi davranmak.”
Adèle’in eli bir an durdu.
Julien Adèle’in elini tutup sıktı.
Cam parçaları kızın eline batarken devam etti:
“Gerçekten problem mi istiyorsun Adèle? Sözüm olsun sen o evi alamazsan problemi göreceksin.”
Adèle hiçbir şey söylemedi. Sadece kırıkları toplamaya devam etti elinin sızısı yok olmuştu duyduğu sözler ile sadece hızlıca eve gitmek istiyordu.
Bir süre sonra garsonlar araya girdi, masa yeniden düzeltildi, yemek kaldığı yerden devam etti.
Ama Adèle için hiçbir şey eski yerine dönmemişti eli,kalbi, aklı sızlıyor acıyordu.
————————————————————
Yemek bittikten sonra dışarı çıktılar. Gece serindi. Şehrin ışıkları uzakta titriyordu.
Araca bindiklerinde sessizlik tekrar başladı.
Şoför sürüyordu. Adèle camdan dışarı bakıyordu. Eşi ise telefonuna kısa bir bakış attıktan sonra konuştu:
“Eve dair iş hâlâ bitmedi mi?”
Adèle bakışlarını yoldan ayırmadan cevap verdi:
“Kolay değil.”
Adam derin bir nefes verdi.
“Senin için hiçbir şey kolay değil zaten.”
Aralarında kısa bir sessizlik oldu.
Sonra adam devam etti:
“Oraya bu kadar takılman… anlamıyorum.”
Adèle ilk kez ona baktı.
“Anlaman gerekmiyor.”
Adam başını hafifçe çevirdi.
“Benim ilgilendiğim tek şey sonuç, Adèle.”
Araç sokak lambalarının altında ilerlerken ses daha da soğudu:
“Eğer o evi hâlâ alamadıysan… bu sorun senin sorunun.”
Adèle hiçbir şey demedi.
Ama içindeki baskı artmıştı.
Eve vardıklarında gece tamamen çökmüştü.
Kapı açıldı, içeri girdiler. Büyük, soğuk ve sessiz bir evdi bu. Lüks vardı ama sıcaklık yoktu.
Adam montunu çıkarırken sadece şunu söyledi:
“Bu problemi çöz senin ne düşündüğün umrumda değil o paraya ihtiyacım var yoksa çoktan seni kapıya koymuştum.”
Adèle cevap vermedi.
Odasına geçti.
Işığı açmadı.
Sadece yatağa oturdu.
Ve o gece, ilk kez gerçekten şunu düşündü:
Bazı evler sadece duvarlardan ibaret değildi.
Ve bazı anlaşmalar… insanın hayatını yavaş yavaş tüketiyordu.