İçeriğe geç

Mafyanın Oyuncağı (+18)

Bölüm 27 · 8 dk okuma

Mafyanın Oyuncağı (+18)

Bölüm 27

Bölüm 27: Savaş

YAZARDAN;

(Taşkıran'larla olan çatışmada)

Yağmur... Bu kasvetli ve şiddetvari ortamın verdiği huzursuzluk yetmiyormuş gibi bir de yağmur başlamıştı. Saatlerdir gökyüzünde dolanan kara bulutlar sonunda bu savaşta akıtılan kanları temizlemek için bir sel misali dökülmeye başlamıştı.

Etraf kan gölüne dönmüşken, silahlar, yumruklar havada uçuşurken bu kaosun durulmasına sebep olan şey ise onca kurşun arasından tek bir kurşun sesiydi. Bu kurşunun önemi kimin silahından çıktığı değil kimi yaraladığıydı.

O kurşun Asena'ya isabet etmişti ama yaraladığı kişi Arslan'dı...

Asena'nın bedeninin yere serilmesiyle bütün o savaş bir anlık durmuştu. Oradaki insanlar Asena'yı umursadığı için durmamışlardı, onu asıl umursayan kişinin yapabilecekleriydi onları durduran.

Arslan... Öyle bir koşmuştu ki onun yanına, arkasından ona vurmaya çalışan adamı bile önünden çekilmesi için saniyeler içinde ayaklarının altına sermişti.

"Asena..."

Onu düşmeden tutamamış olması kalbine koca bir taş yerleştirirken güçlükle yutkundu. Yere yığılmış bedeninin yanına çöktüğünde onu kırılgan bir cammış gibi kavramıştı. Bakmaya doyamadığı o ela gözlerini açık göremeyince neredeyse soluğu kesiliyordu. Çatılan kaşlarının altındaki zümrüt gözlerinin dolduğunun bile farkında değildi.

"Asena!"

Bir kez daha haykırdı adını. Belki uyanır diye... Belki o masum bakışları tekrar gözlerini bulur diye...

Fakat Asena ne gözlerini açtı ne de bedeninde en ufak bir hareket olmadı. Arslan onu kavradığı omzundan eline kan bulaştığını fark edince çatılan kaşları bir yay gibi gerilmişti. Yeşilin en koyu tonuna bürünen gözleri elinden damlayan koyu kırmızı renkte takılı kalmıştı. Nefesi boğazına dizilirken onu bu transa girmiş halinden çıkaran Gurur'un bağırışıydı.

Ne dediğini tam olarak duyamamıştı ama ona yaklaşan adamı fark etmişti. Ve bu sefer vücudunu ele geçiren duygu tamamen körüklenmiş saf öfkeydi.

"Gurur..." dedi derin soluklarının arasından. Göğsü hızla inip kalkıyordu. "Asena'yı götür!"

Yerden destek alarak iri cüssesiyle adamın karşısına dikildiğinde adam bir anlık gerilese de cesaretini toplayıp bir yumruk savurdu. Arslan hafifçe çekilmesiyle yumruğunu savuştururken adamın kolunu iki eliyle kavradı ve sertçe büktü. Çıkan kırılma sesiyle adam öyle bir çığlık atmıştı ki onlara doğru koşan adam bir an tökezleyerek geri adımlamıştı.

Gurur bu manzara karşısında oyalanmadan hemen Asena'nın yanına koştu. Onun zayıf bedenini kaldırmak için kavrarken bakışları tam karşısındaki kıza değdi.

Hazan dizlerinin üzerine çökmüş titreyerek deli gibi ağlıyordu. Kızarmış, yeşile çalan gözleri ise bir an bile Asena'nın baygın bedeninden ayrılmıyordu. Gurur onu bu şekilde görünce bir an duraksamış ve ne yapacağını şaşırmıştı.

Vedat'ın birkaç adama arka çıkıştaki arabayı hazırlamalarını söylediğini duyduğunda Hazan'ı da yanlarında götüreceklerini biliyordu.

Bu demek oluyordu ki Hazan'ı onlardan almak için sadece birkaç dakikası vardı...

Ama Asena'yı bu halde çatışmanın ortasında bırakamazdı. Aklından bu düşünceler geçerken ne yapacağını bilemez halde bir kalakalmıştı. Bir Asena'ya bir Hazan'a bakarken gözleri Hazan'ın kızarmış yeşillerinde takılı kaldı.

Onun bu halini fırsat bilen Taşkıran'ların bazı adamları ise çoktan onlara yaklaşmaya başlamıştı. Gurur bakışlarını Hazan'dan çekemezken Asena'nın bedeninin elinin altından kaydığını hissetti.

Hızla kendine gelerek elindeki silahı Asena'yı kendine çeken adama doğrulttu. Farklı renkteki gözlerle karşılaştığında ise kaşları beklenmedik bir şaşkınlıkla çatıldı.

Doğan, biri mavi biri yeşil olan gözleriyle ona bakarken Gurur'un kolunu ittirip silahını üstünden çekmesini sağladı.

"Kızı al!"

Doğan Asena'yı kucağına alırken Gurur hala donuk bir şekilde yüzüne bakıyordu. Doğan onu hafifçe iterek kendine getirdiğinde bir kez daha bağırdı. "Gurur, kızı al! Çabuk!"

Gurur sonunda kendine gelerek Doğan'a son bir bakış atıp Hazan'a doğru hızla koşmaya başladı.

Doğan İzel'in yakın korumasıydı ve şu an bu çatışmada Asena'yı güvenli bir şekilde buradan çıkarabilecek tek kişiydi. Gurur bunun farkındaydı. Çünkü buradaki adamların asıl hedefi Karadağ'lardı.

Doğan hızla sokağın izbe bir köşesinden koşarak siyah minibüse ulaştı. İzel minibüsün içinde bütün olaya şahit olduğundan hızla kenara çekildi ve Doğan'ın Asena'yı koltuğa uzandırmasını sağladı. Endişeli halini engelleyemese de hızla kenarda duran gömleğinin bir kısmını yırtarak Asena'nın omzundaki yaraya bastırdı. Doğan ise hızla arabayı çalıştırdı.

Bu sırada yağmur giderek şiddetlenmiş, göz gözü göremeyecek hale gelmişti. Gurur neredeyse sırılsıklam olurken Hazan'ın yanına koştu. Onu yağmur yağmasına rağmen hala dizlerinin üzerine çökmüş ağlarken görünce bir an göğsünde bir sızı hissetti. Hızla onun önünde diz çökerken yüzünü elleri arasına aldı.

"Hazan..." diye fısıldadığında gözlerini yerden kaldırdı. "Gidelim, hadi."

Hazan'ın kaşları sinirle çatılırken gözünden akan yaşlar çoğalmıştı. Gurur'u omzundan ittirirken ayağa kalktı. "Uzak dur benden!"

Gurur da yerden kalkarken bir an yalpaladı. Ama bu ne yağmurdan ne de çamurdandı. Hazan'ın ona olan bakışı, nefretle kurduğu o cümleydi ona çerme takan...

Kaşları çatılırken bir an kafasını başka tarafa çevirip gözlerini kapattı ve sert bir soluk bıraktı. "Hazan. Bak eğer-"

"Hazan!"

Vedat'ın sert bağırışıyla Gurur'un lafı yarıda kesildi ve ikisinin bakışları da ona döndü. Vedat sinirle soluyarak yanlarına gelirken silahını Gurur'a doğrulttu. Gurur ise elindeki tabancayı bile ona doğrultmaya tenezzül etmezken başını daha da dik bir şekilde kaldırdı.

"Arabaya!" diye mırıldandı Vedat sertçe. Hazan'a söylüyordu ama bakışları Gurur'daydı. Hazan tereddütle bir Gurur'a bir de ona doğrultulan silaha bakarken yutkundu. Giderse Vedat'ın ona bir şey yapmasından korkuyordu.

"Amca..." diye mırıldandı Hazan. Uzun zaman sonra ilk defa ona amca diyordu. Çünkü bu planlar başladığından beri ona hep 'Vedat Bey' demesi gerektiği öğretilmişti. Senelerdir...

Vedat'ın sert bakışları ona dönerken Gurur'un da gözleri hafif bir şaşkınlıkla ona döndü. Hazan artık ağlamaktan şişmiş gözleriyle ona yalvarır gibi bakıyordu. Ağzından tek bir kelime çıkmamıştı ama Vedat ne demek istediğini anlamıştı.

Gurur... Onu korumak istiyordu.

Bunu anladığı an sanki kan beynine sıçramış gibi sinirle gözleri açıldı ve o gürültünün arasında bile sokağı inletecek şekilde bağırdı.

"Hazan, sana arabaya git dedim!"

"Bağırma lan kıza!"

Gurur kendini tutamayarak konuştuğunda bu sefer Vedat'ın sinirli bakışları ona döndü. "Yeğenimle nasıl konuşacağımı sana mı soracağım lan?"

Gurur sinirle dişlerini sıkarken Vedat'ın parmağı tetiğin üzerine gitti. Hazan bunu fark ettiği an Vedat'a doğru atıldı ve kolunu aşağı indirdi. Silah asfalt zemine ateşlenirken korkuyla yerinde sıçradı.

Vedat yaptığı şeye inanamıyormuş gibi siniri ikiye katlanırken Hazan'a döndü. "Ne yapıyorsun sen, ha?"

Hazan geri çekileceği sırada elini onun saçlarına dolayıp kendine çekti. Kızın gözleri tekrar dolarken acıyla inledi. Vedat ise yüzüne karşı bağırmaya devam etti. "Kimin tarafında olduğunu unutt-"

"Senin ecdadını sikerim!"

Yüzüne sert bir yumruk inmesiyle Vedat afallarken Gurur hızla Hazan'ın saçlarını onun elinden kurtardı. Vedat karşılık vermeye çalıştığı anda Gurur bir de burnuna kafa atıp kavradığı elini sertçe büktüğünde Vedat'ın dudaklarından acı dolu bir çığlık yankılandı. Hazan korkuyla bağırırken Gurur hala hırsını alamamış gibi onun elini sıkıyordu. Vedat'ın tek tük kalmış adamları olayı gördüğü an hızla onlara doğru koşmaya başladılar.

Gurur silahını onlara doğrultsa da adamlar hızla üstüne gelmeye devam ediyorlardı.

İçlerinden biri ona yan taraftan saldıracakken araya başka bir yumruk girmesiyle adamın yüzü kan içinde kaldı. Arslan yere serdiği adama bir de sertçe tekme atarken diğer gelenlere de silahını doğrulttu. Gurur ne zaman diğer adamları halledip buraya geldiğini anlamadığı kuzenine bakarken sert bir soluk aldı ve Hazan'a döndü.

Hazan ne yapacağını bilmez bir şekilde ağlayarak öylece dikilirken Gurur ona yaklaştı. Hazan onu fark etmesiyle birkaç adım geri atacakken Gurur buna izin vermeyip hızla onu bacaklarından kavradı ve sırtına attı.

"Bırak beni! İmdat!"

Gurur onun çırpınışlarına aldırmazken hızla kendi adamlarının arabalarından birine koştu. Hazan'ı dikkatlice içeri koyarken oradaki adamlarına, "Şile yakınlarındaki dağ evine götürün!" diye emretti. "Benim dışımda kimsenin, hiç kimsenin oraya yaklaşmasına dahi izin vermiyorsunuz. Duydunuz mu?!"

Öyle sert konuşmuştu ki adamlar hızla kafasını sallamışlardı. Nasıl bir olay olursa olsun onu bu kadar gergin görmemişlerdi. Genelde emirleri Arslan verirdi ve sinirli olan taraf hep o olurdu. Fakat bu sefer Gurur hiç olmadığı kadar ciddi ve öfkeliydi.

Arslan'ın yanına, çatışmaya, geri dönmeden önce Hazan'a son bir kez baktı. Gözlerini onun endişeli ve korku dolu gözlerinde hafızasına kazımak ister gibi gezdirdi. Bakışları ağlamaktan ve soğuktan titreyen dudaklarına kaydığında ise hızla başını çevirdi ve cehenneme dönmüş savaşa doğru ilerlemeye başladı.

"Gurur!"

Hazan'ın bağırışları kulağında yankılansa da durmadı, dönmedi, tekrar bakmadı. Çünkü biliyordu. O gözlere tekrar baksa gidemezdi. O dudaklara tekrar baksa...

Gurur sert bir soluk aldı ve aklındaki düşünceleri hızla sildi. Adımları yerdeki kanla karışmış yağmur sularını sıçratırken daha da hızlandı ve Arslan'ın yanına vardı.

Kendi adamlarından Cihat da Arslan'ın yanında çatışırken onlara yetişti ve gelir gelmez bir adamı yere serdi. Taşkıran'ların adamlarının sayısı daha çok olsa da etrafta Karadağ'ların adamları daha çok ayakta kalmıştı. Çünkü hepsi diğerlerinin aksine eğitimli korumalardı.

Taşkıran'lar normalde camianın en büyük isimlerinden bir olmasına rağmen damatları yüzünden senelerdir yenilgiye mahkum oluyorlardı. Çünkü Tankut denen adamın tek derdi para ve lazım olduğunda dövüştüreceği birkaç çocuktu. Yanında getirdiği adamlarının çoğu yirmi yaşında bile değildi. Onları sokaktan topluyor, herhangi bir çatışmada hayatta kalıp kalmayacaklarını umursamıyordu bile. Koskoca Necip Taşkıran'ın neden böyle bir adamın kendi işlerine karışmasına izin vermesi ise koca bir soru işaretiydi.

Adamların çoğu artık dövüşmekten yorulmuştu. Çünkü kendi adamlarının da olduğu bir kalabalıkta silah kullanmak akıl işi değildi. Bu yüzden önlerine gelen tanımadıkları her adama saldırıyorlardı.

Cihat bir adamı daha indirirken Arslan'a döndü.

"Abi, şimdi ne yapacağız?"

Gurur da kendisine saldıran adamı çevik bir tekmeyle uzaklaştırırken ikisinin yanına geldi. "Arslan, aklından ne geçiyor?"

Arslan elindeki silahı daha sıkı kavrarken bakışlarını karşısındaki savaşan kalabalıkta ve Kılıç'ların mekanlarınlarının olduğu bu geniş sokakta gezdirdi. Kılıçlar özellikle çatışma için burayı seçmiş, öncesinde mekanları boşaltıp içeri adamlarınını yerleştirmişlerdi. Şimdi ise o adamların çoğu sokağın ortasında yaralı bir şekilde yerde yatıyordu.

"Yakacağız..."

Arslan'ın ağzından fısıltı gibi çıkan sözle Gurur'un şaşkın bakışları ona döndü. Cihat da ondan farksız olmayan bakışlarını ikisinin üzerinde dolandırırken kaşlarını çattı.

Arslan'ın gözlerinin önüne Asena'nın o soğuk asfalta düşmüş bedeni gelince içindeki ateş daha da harlandı. Onu koruyamamış olmanın verdiği kızgınlık içten içe kendini yerken bunun cezasını herkese ödetmek istiyordu. İntikam almak istiyordu. Bedel ödetmek, can yakmak, o ela gözleri tekrar kendisine masum masum bakarken görmek...

Bunları istiyordu. Ve yapacaktı...

Kafasını yağan yağmura doğru kaldırarak bir an gözlerini kapattı. Soğuk havanın ciğerlerine dolmasına izin vererek derin bir soluk çekti. Sonrasında o kararmış zümrütlerini yanında duran suç ortaklarına çevirdi.

Ve buz gibi bir sesle konuştu.

"Şu yağan yağmura inat, bu sokağı küle çevireceğim!"

______

E bi beğeni bi yorum bi bişeyy :')

Bölüm sonu

4 yorum