İçeriğe geç

Mafyanın Oyuncağı (+18)

Bölüm 25 · 8 dk okuma

Mafyanın Oyuncağı (+18)

Bölüm 25

Bölüm 25: Kaçış

Hayatta bazen zor anlar olur. Seçmen gereken taraflar, feda etmen gereken duygular, bazen de uğruna ölmen gereken insanlar...

Zaman hızlıdır. Senin seçim yapmanı beklemez.

Ya kalbini dinler ziyan olursun ya da aklını dinleyip pişman...

Bu kadar basittir hayatın kuralı. Ve acele etmezsen kaybeden hep sen olursun.

Şimdi bir seçim yapmam gerekiyordu. Ya aklımı dinleyip saklanacaktım ya da kalbimi dinleyip tam karşımda duran, gözünü bile kırpmadan bana bakan adama koşacaktım.

Duyulan silah sesiyle sokakta yankılanan gürültü herkesin dikkatini anında dağıtmıştı. O silah ne Vedat ne de Arslan tarafından gelmişti. Sokağın diğer ucundan gelen silah sesiyle yerimde irkilirken bakışlarım başta damatları olmak üzere Taşkıran'ların adamlarının olduğu yere döndü. Neredeyse bir ordu kadar adam, ellerinde silahlar ve başlarında Tankut denen herifle gürültülü bir şekilde bizim olduğumuz tarafa yürüyordu.

"Arslan Karadağ!"

Tankut'un bağırışıyla beni tutan bedenin biraz gevşediğini hissettim. Vedat... Onları buraya Vedat çağırmıştı. Sadece Hazan'la benim konuşmam için değil, ayrıca Arslan'ı da köşeye sıkıştırmak için bir tuzaktı bu. Arslan'ın Taşkıran'ların kumarhanesine yaptıklarından sonra bunun intikamı için bir gün saldıracakları kesindi. Vedat da adamları buraya çağırarak bu krizi, kurtulmak için kendi fırsatına çevirmişti...

Adamlar hızla bu tarafa yaklaşırken Arslan'ın bakışları giderek daha da karardı. Benim aklımdan geçenlerin aynısını düşündüğüne emindim. Bunun bir tuzak olduğunu çoktan anlamıştı. Fakat üzerimize doğru yürüyen orduya bakarken bile aynı zamanda bakışları benim ve beni tutan Vedat'ın üzerindeydi.

Gerilen vücudu ve boynunda beliren damarları içinde bulunduğumuz durumu gayet iyi özetliyordu. Kısılan zümrütleri ise sertçe kendisine bağıran adama döndü.

Cihat, Arslan'ın emrine uyumayıp savunma için korumaları tekrar toparlarken Taşkıran'ların adamları neredeyse bize ulaşmıştı. Bellerinden çıkardıkları silahlar bize doğrultulurken ateş etmeden sadece Tankut'un emrini beklemeye başladılar.

"Sonunda..." dedi Tankut pis bir gülüşler birkaç adım öne çıkarken. "Sonunda denk düşebildik, Karadağ."

Arslan dik bir şekilde Tankut'a bakarken gözlerinde korkuya dair tek bir belirti yoktu. Kafasında ise ne yapacağını tartıyor gibiydi.

Emindim ki ben burada olmasam o kararmış zümrütlerinden bir an bile endişe geçmez, burayı kan gölüne çevirirdi. Fakat şimdi... ilk defa tereddüt ediyordu.

Karadağ tarafındaki bütün adamlar tekrar toparlandığında silahlarını çıkarırken hedef artık Vedat Kılıç değil Taşkıran'lardı.

Tankut kendisine yönelen silahlarla bir an bile gülüşünü bozmazken bu sefer bakışları Arslan'ın bir adım gerisindeki Gurur'a kaydı. "Ooo! Hem de bir değil iki Karadağ da buradaymış." dedi hafifçe kafasını eğerken. Kendi kendine eğleniyor gibiydi.

Ve son olarak bakışları benim üzerimde durduğunda gülüşü değişti. Pis bir sırıtışla dilini dişlerinde gezdirirken bakışları tüm vücudumda dolaştı. "Bir de bu var tabi... Arslan'ın yeni oyuncağı." dedi imayla. "Avukat Asena Öztürk."

Kaşlarım her bir kelimesiyle çatılırken yerimde rahatsızca kıpırdandım. O ise bu laflarından sonra özellikle Arslan'ın tepkisine bakıyordu.

Arslan'ın dişlerini sıktığı kasılan çenesinden belli olurken elindeki silahı daha sıkı kavradı. Tankut'un adamları onun her bir hareketine özellikle dikkat ederken o öfkeden kararmış zümrütlerini karşısındaki adama çevirdi.

"Tankut..." dedi dişlerinin arasından. Korkunç ses tonu sabahtan beri sırıtan Tankut'un bile gülüşünü soldururken o kadar adamdan çıt bile çıkmıyordu. Arslan bir adım atarak tam olarak onun karşısına geçti. "Dişlerini tek tek söküp boğazına dizmeden kaybol buradan." dedi dişlerinin arasında öfkeyle konuşurken ve ekledi. "Sizinle mevzumuz ayrı."

Arslan'ın sırtı bana dönük olduğu için yüzünü tam göremesem de Tankut'un gerilen yüzünü çok net görebiliyordum. Adama nasıl bir bakış attıysa Taşkıran'ların adamları bile bir an tereddütle birbirlerine baktılar. Sanki bu halini daha önce görmüşler ve bir an önce kaçmak istiyorlarmış gibi...

Tankut tedirginliğini saklamak için tekrar sırıtmaya çalışırken korkusu her bir mimiğinden kendini belli ediyordu. Arslan'dan bakışlarını kaçırıp yerinde rahatsızda kıpırdanırken bir süre bakışlarını etraftaki binalarda gezdirdi. Bu hareketi kaşlarımı çatmama sebep olurken gözleri özellikle bir şey arıyormuş gibiydi.

Bakışları sonunda bizim önünde durduğumuz binanın üstünde durduğunda pis sırıtışını tekrar yüzüne yerleştirdi. Kendinden emin bir tavırla sakalının kenarını kaşırken Arslan'a döndü.

"Doğru." dedi Tankut. "Bizimle mevzunuz ayrı. Ama sen bu mevzunun ne zaman çözüleceğine karar verecek durumda değilsin, Arslan Karadağ."

Ondan beklenmeyecek bir cesaretle kurduğu cümleye, bir şekilde kendisi bile şaşırmış gibiydi. Aynı cesaretle Arslan'a doğru bir adım atarken ondan kısa olduğu için kafasını hafifçe kaldırdı. "Ve bu iş benim tek bir lafıma bakar."

Arslan onun bu hallerine sabır çeker gibi öfkeyle sert bir soluk alırken Gurur araya girdi. "Karının babasından aldığın güçle gelip burda bize ahkam kesme, Tankut!" dedi saf bir kinle. "Hayatını riske edecek laflar ediyorsun, dikkatli ol!"

Gurur'u tanıdığımdan beri ilk defa bu kadar sinirli görüyordum. En az Arslan kadar öfkeli ve her an tehlikeli bir hamle yapabilirmiş gibi duruyordu. Her şeye rağmen ise gözleri sürekli Hazan'ın üzerindeydi.

Tankut Gurur'un söylediği lafa gülmeye başladığında artık Vedat'ın beni tutan elleri tekrar gerilmeye başlamıştı. Taşkıran'ların damadının Arslan Karadağ'ın karşısında bu kadar rahat ve cesur davranması onu bile tedirgin etmişti belli ki. Çünkü Karadağ'lar karşısında bu kadar emin durmak için bir sebep olmalıydı. Güvenebileceğin bir güç...

Arslan'ın bakışları kısa bir an bana dönerken elalarımı ona çevirdim. O kararmış zümrüt gözleri dışında gözüme başka bir şey daha takıldığında aklımdan geçen düşüncelerin doğruluğu ilk defa canımı yakmıştı.

Güvenebileceğin bir güç...

Arslan'ın boynunda dolaşan kırmızı lazer ışığını fark etmemle kanımın damarlarımdan sanki kor bir ateşmiş gibi aktığını hissettim. Sırtımdan aşağı ise tam aksine vücudumu titreten buz gibi terler akıyordu.

Biri vardı... Önünde durduğumuz binanın üstünde biri vardı ve hedefi Arslan'dı. Tankut'un bu kadar cesur konuşmasının, rahat tavırlarının sebebi, şu an çatıdan Arslan'ı hedef alan o keskin nişancıydı...

Arslan bu şaşkın ve korkmuş tepkime anlam veremezken ben güçlükle yutkundum. Adamların çoğu Arslan'ın arkasında kaldığı için şu an boynundaki o lazeri gören sadece ben, Vedat ve Hazan'dık.

"Bence bu hesabımızı başka zamana ertelemek aptallık olur." dedi Tankut gevşek bir şekilde. Arslan gözlerini güçlükle benden ayırıp sert ifadesiyle tekrar ona baktı. "Değil mi ama yani? Hazır birbirimizi bulmuşken..."

Şerefsiz... Yaptığı tek şey nişancı hedefini alabilsin diye Arslan'ı oyalamaktı. Eğer kendi adamlarıyla Karadağ'ın adamları birbirine girerse buradan sağ çıkamayacağını biliyordu. Çünkü Karadağ'lar az kişi bile olsa onlardan güçlüydü... O yüzden aklına gelebilecek en mantıklı ve şerefsiz planı yaparak Arslan'ı sırtından vurmaya karar vermişti. Böylece adamların dikkati dağılacak ve yaşanılan karmaşada amaçlarına ulaşacaklardı.

Gözlerim kısa bir an yanıma kayarken Hazan'ın da durumu fark ettiğini anladım. Ağlamaktan kızarmış gözleri benim gözlerimi bulduğunda yutkundum. Mantıklı düşünemiyordum. Onu buradan götürüp her şeyi anlatmak, baştan konuşmak istiyordum. Fakat şu an bir şansım yoktu... Önceliğim Arslan'dı.

Birkaç saniye içinde vereceğim karar buradaki herkesi, her şeyi etkileyecekti. Ama benim zamanım yoktu...

Bizimle birlikte Tankut'un planını anlayan Vedat'ın vücudunun tekrar gevşediğini hissetmiştim. Tüm odağını onlara vermiş ve yapacakları hamleyi beklerken vücuduma koyduğu elleri güçsüzleşmişti. Arslan, Tankut'un saçmalamalarını bir anlık kenara bırakırken bakışları tedirginliğimi fark ederek tekrar bana döndü.

Onun zümrütleriyle göz göze gelmem ise benim tetik noktamdı.

Eğer şu an bir şey yapmazsam o yoğunluğunda kaybolduğum gözlerini bir daha açık göremeyeceğim düşüncesi bir çivi gibi aklıma çakılırken sert bir soluk aldım. Göğsümde biriken yumruyla son kez yutkunurken ellerimi hava kaldırdım.

Arslan'ın kaşları çatılırken daha Tankut'un bakışlarının bile buraya dönmesine izin vermeyerek dirseğimi ve ayağımı Vedat'ın vücuduna geçirdim. Vurmamla birlikte acıyla inleyip iki büklüm olurken zaten gevşemiş olan ellerinden kurtuldum ve kafama dayadığı silahı elinden sertçe çekip aldım.

Birkaç adamın bakışları Vedat'ın acı dolu bağırışıyla bu tarafa dönerken hızla Arslan'a doğru koştum. Arslan ne yaptığımı anlamaya çalışıyor gibi derince çatılmış kaşlarıyla bir bana bir de elimde sıkıca tuttuğum silaha bakıyordu. Silahla ona doğru koşmam onu bir an bile tedirgin etmezken sadece ne yaptığımı anöamaya çalışıyordu.

Saniyeler içinde yanına ulaştığımda ona arkamı döndüm ve sırtımı destek alırcasına göğsüne dayadım. Tam karşımda kalan, az önce önünde durduğum binaya bakarken bakışlarımla birlikte elimdeki silahı da yukarı doğrulttum.

Büyük ama en fazla beş katlı olan alçak binanın üzerinde, çatıda zar zor seçilen siyah bir silüet fark etmemle kalbimin gürültülü atışları kulaklarıma doldu. Stres ve korku bütün vücudumu sarıp tüylerimi ayağa kaldırırken aldığım her bir soluk bir bıçak etkisi yaratıyordu.

Elimdeki silahı soğuk havadan dolayı buz kesmiş parmaklarımla sıkıca kavrarken gözlerimi kıstım. Gördüğüm siyahlara bürünmüş olan keskin nişancının neresine denk geleceğini umursamadan kafamı hafifçe eğdim ve nişan aldım. Parmak ucum soğuk tetiği yalarken yaptığım hafif baskıyla tetiği düşürdüm ve iki el ateş ettim.

Saniyeler içinde yaşanan bu olayla ve duyulan silah sesiyle boş sokakta büyük bir gürültü kopmaya başladı. Sırtımı yasladığım Arslan'ın göğsünden çekerek ona döndüm. Nişancıyı öldürmüş müydüm bilmiyordum ama Arslan'ın üzerinde artık o lazer yoktu. Ve şu an benim için önemli olan tek şey buydu.

Arslan çatık kaşlarının altındaki yoğun zümrütleriyle bana bakarken gözlerinden binbir tane duygunun geçtiğine şahit oluyordum. Fakat kendini en çok fark ettiren şaşkınlıktı. Şaşırdığı şey ise bambaşkaydı...

Birini vurmuş olmam değil, birini onun için vurmuş olmamdı...

Tankut gözünün önünde yaşanan olaya hala inanamıyormuş gibi irice açılmış gözleri ve korkak ifadesiyle adamlarına dönerken ne yapacağını şaşırmış gibiydi. Karadağ adamları ortada dönen olayı fark ettiklerinde hızla Taşkıran'lara saldırmaya başladılar. Tankut ise şaşkınlığını atıp bağırarak adamlarına emir vermeye başladı.

Ortalık birkaç saniye içinde savaş alanına dönerken Arslan hızla beni oradan çıkarmak için bileğimi tuttu ve gözleri etrafı taradı. Beni sertçe çekiştirerek birkaç adamın etrafından geçerken birden Gurur'un bağırışı etrafta yankılandı.

"Arslan!"

Gurur'un bağırmasıyla bakışlarımız o tarafa dönerken üzerimize doğru gelen iki iri adamı ben daha ne olduğunu anlayamadan Arslan fark etti ve bana dönüp, "Sakın bir yere kıpırdama!" diyerek onlar bize ulaşmadan birkaç adım atarak üzerlerine yürüdü.

Ona saldırmaya çalışan adamın birini tek yumruğuyla yere sererken ondan daha iri olan adam bu sırada açığını bularak Arslan'ın karnına bir yumruk indirdi.

Bu Arslan'ın biraz olsun yalpalamasına sebep olsa da kendini toparlayarak karşısındaki adama korkunç bir ifadeyle baktı. Adam ondan kısaydı ama daha iri denebilirdi. Buna rağmen Arslan'ın ona bakışlarından korkmuş gibiydi. Bunu fark eden başka bir Taşkıran adamı Arslan'ın arkasında belirirken ona yavaşça yaklaşmaya başlamıştı. Ona saldıracağını fark etmemle vücudum istemsizce öne atılırken tüm gücümle bağırmak istedim.

"Arsla-"

Bağırışımı yarıda kesen ise benim sesimden daha güçlü olan silahın sesiydi. O an duyabileceğim bütün seslerden güçlüydü...

Vücuduma saplantığını hissettiğim soğuk metalle dengem kaybolurken Arslan'ın daha önce görmediğim korku dolu bakışları elalarımı buldu. Cümlemi tamamlamak, ona kendisini korumasını söylemek için ağzımı açmaya çalışırken bacaklarımdan tüm güç kesildi.

Kurşunun sarsmasıyla vücudum yalpalarken bedenim soğuk asfalt zemine düştü ve kafamı sertçe kaldırıma çarptım.

"Asena!"

Arslan'ın kükreyen sesi bütün o savaşın arasında tüm sokağı inletirken adamların arasından sertçe sıyrılıp yanıma koştuğunu gördüm. Vücudumu kaplayan ağrı yetmezmiş gibi başımı çarpmamla hissettiğim acı bilincimi yavaş yavaş yitirmemi sağlıyordu.

Arslan deliye dönmüş gibi karşısına çıkan adamları yıkarak yanıma gelirken gördüğüm son şey Hazan'ın yere çökmüş bir şekilde otururken bana bakan kızarmış gözleriydi.

________

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bitti yenisini at diyecektim...... Sonraki yazisinj gorunce bi mutluluk geldi anlatamam😋🫪