Lütfen oy vermeden geçmeyin!!!!!
Ve en önemlisi uzun bir bölüm olduğundan yorum yapmayı da ihmal etmeyin.
Lütfen benim için bunları yapın, hiç değilse bile emeğe saygı. 🙏
En acı veren ise yokluğun yokluğu değil de, varlığın yokluğu.
Varken mahrum kalmak;
Kendine mi yontarsın,
Sevilmediğine mi, sayılmadığına mı?
1 hafta sonra;
Her saat yaralar, sonuncusu öldürürdü. Zaman çok hızlı geçiyordu. Bu bir hafta boyunca tekrar eskisi gibi bir araya gelememiştik. Demir'i artık eskisi kadar göremiyordum. Günün çoğunluğu şirkette geçiyordu. Volkan'dan sonra her ne kadar kendisini meşgul edecek işlerle uğraşsa da her yerde Volkan'ı aradığını biliyordum. O günden sonra kimse bir daha Volkan'ı görmemişti. Sadece Demir'in düşmanlarının kimliği belirsiz biri tarafından öldürüldüğünü biliyordum.
Ülkedeki bütün teşkilatlar, kimliği belirsiz bu kişiyi arıyorlardı. Ve tabiki de bunu yapan Volkan'dı. Demir öyle düşünüyordu. Kimse neden Volkan'ın böyle bir şey yaptığını bilmiyordu. Ama cinayetler gün geçtikçe çoğalıyordu.
Demir eğer bir an önce Volkan'ı durduramazlarsa, hakkında infaz kararı çıkacağını söylemişti. Volkan'ı bulamıyordu ve yeraltı masası giderek karışıyordu.
Boran kendisine burada yeni bir şirket kurmuş onu yönetiyordu. Ceren mimarlığına devam ediyor, projeler üstünde çalışıyordu. Eda ise Volkan yüzünden geceleri uyuyamıyor, uyku hapları kullanarak uyuyordu.
Elimdeki dosyayı masanın üstüne bırakarak ayağa kalktım. Mesai bitmiş eve gitme vakti gelmişti. Boynumdaki kartı kapıya okuturken, koridorda ilerleyerek bir diğer koridora girdim.
O kapıya da kartı okuttuktan sonra açılan çelik kapıdan içeriye girdim. Demir'le kısa bir an göz göze geldikten sonra önünde ki bilgisayara tekrar odaklandı. Ne izlediğini bilmiyordum. Ona doğru ilerleyerek masanın etrafından döndüm. Arkasına geçerken, bilgisayarın üstüne eğilerek ne izlediğine baktım. Bir sokağın kamera kaydıydı.
"Bu ne?" diye sordum.
"Boran'ın dediğine göre Volkan en son bu sokaktan geçmiş." dedi. "Yaklaşık 4 saat önce."
"Volkan olduğuna emin misiniz?" diye sordum. Görüntüler siyahtı ve hiçbir şey net değildi.
"Bilmiyorum." dedi. "Bulmaya çalışıyorum."
Kayıt bittiğinde sıkıntıyla yüzünü ovuşturdu. Elimi omuzuna koyarak sıktım.
Birkaç saniye sonra ayağa kalktı, sandalyedeki ceketini giyerek bana döndü. Elimi avucuna aldıktan sonra adımlarını kapıya yönlendirdi. Ne kadar yorgun olursa olsun yine de benimle ilgilenmeyi ihmal etmiyordu.
Elini kapıya okutunca odasından dışarı çıktık. Kartı için elini cebine uzatırken kendi kartımı ekrana okuttum. Ne fark ederdi, karı kocaydık sonuçta. Asansöre binerken onu da kendimle beraber asansöre çektim. Zemin kata bastım, asansör aşağı inerken ikimizde sessizdik.
Asansörden indik, çıkışa doğru el ele ilerlerken herkesin bakışları üstümüzdeydi. Her platformda yan yana olan fotoğraflarımız vardı. Gündemde genç çiftin mutluluğu konuşuluyordu ancak gel gör ki öyle değildi. Mutlu değildik.
Korumalardan biri kapımı açmak için gelmişti ki, Demir ondan önce davranarak kapımı açtı. Ben arkaya binerken kendiside yanıma bindi. Volkan'ın gitmesiyle koruma sayımız iki katına çıkarılmıştı. Çünkü güvenlik şirketini Volkan bırakmıştı.
Çoğu koruma ise Volkan'ın peşindeydi. Sokaklarda bir iz, bütün İstanbul'da onu arıyorlardı. Ama hepsinin çabaları boşunaydı. Volkan titizlikle işini hallediyor, ortadan kayboluyordu. 1 hafta boyunca kimseyi aramamış, kimseye görünmemişti. Nerede olduğu belli değildi. Her saatte farklı yerlerde farklı haberler geliyordu Demir'e. Ölenlerin veya yaralıların çoğu ya Demir'in düşmanları ya da Demir'in üstüne gidip, başkakanlardı.
Sıradaki hedefin kim olduğu belli değildi.
Araba ilerlerken Demir'in telefonu çaldı. Cebinden telefonunu çıkarırken derin bir nefes verdi. Aramayı cevaplayıp, telefonu kulağına yasladı. "Söyle." dedi otoriter sesi.
Karşı taraf ne söyledi bilmiyorum ama kaşları çatıldı. "Ne zaman?"
"Yaşıyor mu?" diye sordu. Kaşlarım çatıldı. Ya Volkan'dan bir haber vardı ya da vurduğu kişiden.
"Tamam." dedikten sonra kapattı telefonu.
"Ne oldu?" diye sordum. Yüz hatlarından hiçbir şey anlaşılmıyordu. Duygularını benden gizliyordu.
"Cevdet Soydan'ı vurmuş biri." dedi Demir.
"Ölmüş mü?" diye sordum.
"Ölmemiş yoğun bakımda," dedi ensesini ovuştururken. "Durumu kritik."
Övmek gibi olmasın ama kim yapmışsa ellerini sağlık.
Kocama ve kocamın ailesine yaptıklarından sonra oturup ona üzülecek değildim. Bu durumda bana keyif kahvesi içmek düşerdi.
"Kim yapmış?" diye sordum.
"Volkan." dedi. "Bunu ondan başka yapacak biri yok."
"Verilen sözlerin hiçbir değeri kalmadı. Bundan sonra kendi başımın çaresine bakarım." diyen Volkan'ın sesi yankılandı zihnimde.
Verilen sözler diyordu. Volkan, Demir'e verdiği sözü bozmuştu. Ancak neden böyle bir söz verdiğini anlayamadım. Büyük ihtimalle Demir, bir intikam uğruna babasını vurmasın diye Volkan'a söz vermesini istemişti.
Peki Volkan bu sözü hemen kabul mü etmişti?
Üstelik Cevdet Soydan onun anne babasını ve ikiz kardeşlerini bir hiç uğruna öldürmüşken?
Arabanın içinde tekrar bir sessizlik hakim olduğunda başımı cama yasladım. İkimizinde aklında sorular vardı. Sadece birkaç dakika sonra kırmızı ışıkta dururken her şey bir anda oldu. Araba kurşun yağmuruna tutuldu.
Yerimde doğruldum. Camlar kurşun geçirmiyordu, eğer geçirseydi şu an yaşamıyor olurdum. Demir belinden silahını çıkarırken, kolumu tutarak bana bir bakış attı. "Arabada kal." diyerek inerken, şok içinde yerimde durdum.
Korumaların hepsi silahlarına davranmış, bulunduğum arabayı güvenlik çemberine almışken silah sesleri susmuyordu. Korumalar adamların çoğunu indirmişti ama yine de sayıca bizden üstünlerdi.
Ön koltuğa doğru eğilerek, torpidoya uzandım. Her arabada yedek bir silah vardı. Torpido karıştırırken içindekilerin çoğu şarjör ve mermiydi. Bir silah bulduğumda gülümseyerek elime aldım. İçinde mermi var mı diye baktıktan sonra şarjörünü taktım. Yanıma bir tane de yedek şarjör alırken arabadan indim. Madem Demir'in karısıydım, onlara mafya karısı nasıl olur göstereyim.
Arabadan inerken havalı bir iniş yapmayı planlıyordum ama istediğim gibi olmadı. Zira üstümüzde kurşun yağmurları vardı. Kurşunlar üstümüzden vızır vızır geçerken, henüz yeni olan bir korumanın "Yenge!" diye bağırdığını gördüm. Tüm korumaların dikkati dağılırken, Demir'in bana döndüğünü gördüm. Ancak bakışlarımı kaçırdım, yoğun bakışlarını üstümde hissederken "Orkide!" diye bağırdı. "Arabaya gir!"
"Hayır!" diye bağırdım. "Senin üstüne kurşunlar yağarken oturmamı bekleyemezsin!"
"İçeri gir!"
"Girmeyeceğim!"
Attığı küfürlerin sesi buraya kadar gelirken ona odaklanmadım. Ağacın arkasından ateş eden adamı karnından vurup yaraladığımda acı içinde yere yığıldı. Duvarın arkasında duran adam başını çıkardığı an sıktım kafasına.
Güvenli bir yerde olmak için arabanın kapısını açarak kendime siper ettim. Kurşunların birkaç tanesi kapıya denk gelirken, bana doğrultulan bir silah gördüm ancak ben silahımı kaldıramadan o elin sahibi öldü. Sokakta silah sesleri birbirine karıştı. Adamların çoğunluğu ön taraftayken Silahımı öne doğrulturak ayağa kalktım. Hızlı adımlarla önümde ki arabaya ilerlerken fark ettiğim iki adamı da vurdum.
Diğer arabanın arka tarafında durunca öne eğilerek beyaz arabanın ön tarafında kendisini açık edecek bir şekilde duran bir adam gördüm. Durmaksızın tetiğe basıyor, önüne geleni vuruyordu. Bu kadar yakındayken ve durmaksızın bize ateş ederken, başımı çıkarıp onu vurmam imkansızdı. Bende etrafındaki adamları hedef alarak vurdum. Mümkün oldukça sadece yaralamayı, kimseyi öldürmemeye çalışıyordum.
Yan tarafımdaki aracın arka tarafında birini hisettim. Göz ucuyla baktım. Demir'di. Birbirimize çok uzak değildik aksine yakındık ama ortada ateş hattı olduğundan ikimizde birbirimize doğru gidemezdik.
Kendisi duvarın dibindeki adamları indirirken, elektrik panosunun arkasında duran adama sıktım. Elimde ki silahı daha sıkı kavrarken beyaz aracın içinden çıkıp bize doğru elinde silahla gelen adamı gördüm. Düşünmeden sıktım, yerde yuvarlanırken arkasından gelen bir diğer adamı da indirdim.
Beyaz aracın önünde duran adama başımı çevirmiştim ki kulağımın yanından geçen bir kurşun ile elim hızla kulağıma gitti. Kulak kanallarımda bir basınç oluşurken, Demir ile göz göze geldim. Başımı omuzumun üstünden arkaya çevirirken, yerde olan adamı gördüm. Adamı Demir vurdu zannederken, Demir önce bana ardından yerde yatan adama baktı. Ardından "Ben vurmadım." dedi. Ne demek ben vurmadım?
O zaman bu adamı kim öldürmüştü?
Gözlerim adamda gezindi, anlından vurulmuştu. Ön taraftan vurulmuştu ama orada Demir'den başka kimse yoktu. Bu adamı Demir vurmamıştı. Gözlerim Demir'in arka tarafında gezindi. Demir benim etrafımdaki adamları indirirken, bakışları etrafta geziyordu. Demir'in arka tarafında ki binanın çatısında bir sniper gördüm. Gözlerim kısılırken, bakışlarım sniperdeydi. Etrafa ateş ediyor, karşı taraftaki adamları indiriyordu. Ve bu sniper Volkan'dan başkası değildi. Her ne kadar yanımızda olmasa da uzaktan bizi koruyordu.
"Demir!" diye bağırdım, bakışlarımı Volkan'dan çekmezken. Hızla bakışları bana döndü. "Volkan orada!"
Gözleri benim baktığım yere kitlenirken önce duraksadı. Ardından ateş etmeye devam etti. Bakışlarımı kısa bir an sniperden çekip, ön tarafta ki adamlara odaklandım.
Önce bu adamların işini halletmeliydik. Sonra Volkan'ı bulurduk.
Adam şarjörünü değiştirirken, silahımı onu vurmak için kaldırmıştım ki, adamın anlında önce kırmızı bir nokta belirdi, daha sonra vurularak yere yığıldı.
Adamların sayısı azalırken, bakışlarım Demir'e kaydı. Sırtını arabanın bagajına yaslamış bir halde oturuyordu. Elini beline attı ancak aradığını bulamayınca bir küfür savurdu. Elindeki silahı bırakırken, gözleri bana çevrildi. "Şarjörüm bitti."
Cebimdeki şarjörü çıkararak, ona attım. Hayran dolu gözlerle bana bakarken hızlıca silahın şarjörünü değiştirip ateş etmeye devam etti.
Birkaç dakika sonra adamlar geri çekilerek, hızla arabalarına bindi. Demir olduğu yerden kalkıp arabanın arkasından çıkarken bende arkasından koştum. Rastgele ateşe atlaması sinirimi bozuyordu. Adamlar arabaya binip son sürat kaçarken, arkasından üst üste ateş etti. Ama adamlar kaçtı.
"Niye atlıyorsun kurşunların önüne?!" diye bağırdım, elimde olmadan.
"Sana arabadan çıkma demiştim!" diye bağırdı o da karşılık olarak.
Onu omuzlarından geriye doğru iteledim. "Sen kurşunların hedefindeyken bu mümkün değildi!"
"Ben ölümün eşiğinde bile olsam kaçıp git!" dedi. "Çünkü senin saçının teline zarar gelirse, işte o zaman ben orada ölürüm."
"Saçmalamayı kes!" diye bağırdım. Ne demek ben ölümün eşiğindeyken kaç?! Biz evlenirken iyi günde de kötü günde de birbirimizin yanında olacağımıza söz vermiştik. Kaçıp gitmek ne demekti?!
"Doğruları konuşmak ne zaman suç oldu?" diye sordu. "Ben seni korurken kendini ateşe atmanın bir anlamı yok."
"O ateşin içinde sen varsan bir anlamı var." diye bağırdım. Uzaktan gelen polis sireninin seslerini duyuyordum. "Arabaya geç!"
"Bana emir verme!" diye bağırdı.
"Arabaya geç!" diye bağırdım. Sesim istemsizce ona karşı yüksek çıkıyordu. Kendisini hiç düşünmüyordu ve bu beni korkutuyordu. "Lütfen." dedim daha duygulu bir sesle. "Lütfen binelim artık şu arabaya."
Bakışları yüzümde gezindi ardından arkasını dönerek binanın tepesine baktı. Benimde bakışlarım o yöne çıkarken kimseyi göremedim. Volkan gitmişti.
"Gidelim." dedi bana dönerek. Ardından elimi tutarak beni arabaya yönlendirdi. Belki tepede yoktu ama uzaktan bir yerden bizi izlediğini hissediyordum, bizim güvenli bir şekilde arabaya bindiğimizi görmeden hiçbir yere gitmezdi.
Demir arabaya binmek için kapımı açtı. Ben arabaya binerken, o da binanın tepesine son bir bakış atıp arabaya bindi. Korumaların hepsi toplanırken, yaralı olanlar hastaneye, ölenler ise morga gitti.
***
"2 saniye geriye alsana şu kaydı." dedi Demir. Boran ve Demir bilgisayarın başında durmuş çatışmaya ait görüntüleri izliyordu.
Elimdeki sıcak çay bardağını sehpaya bırakarak yerimden kalktım. İlerleyerek bende bilgisayarın başına geçtiğimde, çatıştığımız bölgenin arka tarafında olan binanın kamera kayıtlarını gördüm.
Bizim içinde bulunduğumuz araba ışıklarda dururken, gözlerim tepeye kaydı. Volkan büyük silahının namlusunu yere dayamış çatının üstünden çatışmayı izlediğini gördüm. Çatışma ilerlediğinde ön tarafa doğru ilerlediğimi gördüm. Hemen arkamdan ise Demir gelmişti. Arkamda ölen adam bana silahını kaldırdığı anda yere yığıldı. Volkan biz ön taraf geçtiğimiz anda siper almış, bizi korumuştu.
Çatışma bittiği anda Demir ile ben kavga etmeye başlıyorduk, o saniyelerde Volkan silahını ve çıkardığı parçalarını toplayıp çantaya koyuyor, daha sonra bir diğer binanın çatısına atlayarak gözden kayboluyordu. Biz oradan uzaklaştıktan sonra polis geliyor, olay yerini incelemeye alıyordu. Devamı yoktu, video burada bitiyordu.
"Kamera kayıtlarından takip edin," dedi Demir. "Nereye gidiyorsa hemen bulun."
"Bende sokaklara haber salacağım." dedi Boran. "Tanıdığım bir sürü kimsesiz çocuklar var. Mutlaka bir haber gelecektir."
"Güvenilirler mi?" diye sordu Demir.
"En az benim kadar." dedi Boran. "Bende sokaklarda büyüdüm, abilerine yardım ederler."
Demir bir şey söylemeyip, sadece başını salladı. "Başına bir şey gelmeden onu durdurmamız lazım." dedi sıkıntıyla. "Masa infazını isterse ve çoğunluk oy verirse onu ben bile kurtaramam."
"Bir anda herkes için ölüm makinesine dönüşmesi..." diyerek sustu Boran. İşlenen suçlar ve cinayetler tarafından kimliği belirsiz kişi ölüm makinesi diye adlandırılıyordu. Şu ana kadar kim ona karşı çıkmış ise hepsinin evinde ölüsü bulunuyordu.
"Volkan, belanın ta kendisi." dedi Demir. "Bela geliyorum demez."
"Sence Volkan bir kavga yüzünden mi bu halde?" diye sordum içimdeki soruyu dile getirerek. "Ona, bunu yaptıran ne?"
"Volkan sadece kavga yüzünden bu halde değil ki, bu hale gelmesi için bir sürü sebebi var." dedi Demir.
"Ne gibi?" diye sordum.
"İlk sebep, Cevdet Soydan anne ve babasını öldürdü." dedi. Sadece anne ve babası mı diyemedim. İkiz kardeşleri de vardı ama Demir bunu bilmiyordu. Çünkü annesi ikiz kardeşlerinin olacağını öğrendikten sonra bir restoranta gidip, kocasına bu mutlu haberi verip tekrar baba olacağını söylemek istemişti. Ama ne yazık ki Cevdet Soydan mekanı taramış, hepsini öldürmüşlerdi.
Bunu niçin yaptığını herkes biliyordu, tabi ki de servet, para ve miras için.
İnsan kardeşine kıyar mıydı?
Cevdet Soydan kıymıştı.
"İkinci sebep, ona karşı gelen bir sürü insan var. Aynı zamanda benimde öyle." dedi. "Bu onları öldürmek için yeterli bir sebep."
"Üçüncü ve en önemli sebep," deyince dikkatimi ona vermeye çalıştım. "Eda'nın ve onun peşinde adamlar var."
"Volkan'ı anladım da, Eda ne alaka?" diye sordu Boran.
"Aslında adamlar Eda'nın peşinde." dedi. "Volkan'la bir alakası yok."
Ne?
Eda'nın peşindeki adamlar ne alakaydı?
"Niye Eda'nın peşindeler?" diye sordum. "Eda çok saf bir kız, onlara ne yapmış olabilir?"
"Sorunda bu, saf olması." dedi Demir. "Bilmeyerek bir şey yapmış. Eda suçsuz."
"Ne yapmış?" diye sordum.
"B-" derken sözünü bölen şey bir cam kırılma sesiydi. Ardından bir çığlık sesi duyduk. Boran hemen silahına davranırken, ses üst kattan Eda'nın odasından geliyordu.
Demir hemen salondan çıkıp yukarı kata yönelirken, ne olduğunu anlayamadan yerimde doğrulup peşinden gittim. Adımlarım aceleciydi. Merdivenleri o an nasıl çıktığımı anlayamadım. Nefes alışlarım korkudan veya anın heyecanından mı arttığını bilmeden, çıktım merdivenleri.
Demir, Eda'nın odasının kapısını şiddetle açarken, yerde sırtını duvara yaslamış, dizlerini kendine çekmiş bir halde hıçkırarak ağlayan Eda'ya baktım. Demir yere eğilerek Eda'nın önünde durdu. Silahını yere bırakarak "Eda," dedi. "Bana bak."
Eda'nın gözleri o kadar doluyduki gözlerindeki yaşlar yüzünden önünü göremiyordu. "D-demir a-abi..." diyordu ama hıçkırıklara ona izin vermiyordu. "G-geld-di..."
Bir şeyler söylemeye çalışıyordu ama hıçkırıklarından hiçbirimiz anlamıyorduk.
Eda karşısında ki pencereyi işaret ederken "O-oradaydı, b-boğd-du beni." dedi.
"Kim?" diye sordu Demir tek nefeste.
"B-berat... Boğd-du b-beni."
"Bulamamıştır o seni." dedi Demir, Eda'nın önüne gelen saçlarını kulağının arkasına vererek. "Bulsa bile sana dokunmaya cesaret edemez. Hayal görmüşsündür." diyerek sakinleştirmeye çalıştı.
Ancak Eda'nın hıçkırıkları ve gözyaşları hayal olamayacak kadar gerçekti. Demir ona bakarken yüzü acıyla kasılıyor, gelebilme ihtimalini düşünüyordu.
Eda'nın yanına yere dizlerimin üstüne oturdum. Ellerim gözyaşından ıslanan yüzünü avuçladı. "Eda," dedim yumuşak bir sesle. "Nerede gördün o adamı?"
Titreyen eliyle pencereyi gösterdi. Gerçekten hayal görüyor olabilir miydi? Gösterdiği pencere hem çok yüksek, hem de dışarıda bir sürü koruma vardı. Birinin eve girebilme ihtimali çok düşüktü.
"Oradaydı," dedi. "İ-içeri girdi ben y-"derken bir hıçkırık daha firar etti ağzından.
"Şşş," dedi Demir, sesi yatıştırıcıydı. "Sakin ol."
"B-oğdu beni, ben bağırm-maya ç-çalıştım vu-vurdu. Cam kırıld-dı. B-Ben çığ-" derken, "Nefes al." diyerek araya girdim. "Eda nefes al."
Nefes almadan, hıçkırık ve gözyaşları eşiğinde ağlaması yüreğimi sızlatıyordu. O kadar çok korkmuştu ki, ağlarken küçücük bir çocuktan farksızdı.
"K-kaçtı." dedi en sonunda. "Camdan a-atladı."
Boran, cam balkona çıkarak aşağıya baktı.
Bu sırada "Geldiğine emin misin?" diye sordu Demir.
Eda gözyaşları içinde başını salladı. Ellerini yüzüne kapatırken hıçkırıklara boğuldu. Bedeni titriyor, akan gözyaşları yere damlıyordu.
Demir bir abi gibi onu kendisine çekip sıkıca sarıldı. Demir'in omuzunda ağlarken hıçkırıkları arttı. "Ö-öldürecek..." dedi hıçkırıklarının arasında.
"Öldüremez." dedi Demir. "O sana hiçbir s*kimde yapamaz."
"Öldürecek... O-nu..." dedi başını şiddetle iki yana sallarken. "B-beni d-değil..."
"Kimi öldürecek?" diye sordum. Öyle içli ağlıyordu ki, nefes bile alamıyordu.
"O-onu..." derken ağzından bir hıçkırık daha kaçtı. "Volkan'ı..."
Demir'in eli duraksarken, göz göze geldik. "Ö-öldüreceğim dedi bana." dedi Eda. Ardından başını kaldırarak yardım ister gibi Demir'e baktı. "Ölmesin..." dedi. "N-ne olur ölmesin a-abi."
Demir karşısındaki ıslak gözlere bakarken tepki veremiyordu. Eda'ya saldıran veya hayal gördüğü adam Volkan'ı öldüreceğini söylemişti. Demir onun yüzüne bakarken çelişkideydi. Ya Eda gerçekten hayal görmüyorsa?
Eda elini kalbine götürdü. "Hissediyorum," derken gözlerinden sicim gibi yaşlar akıyor, durmak bilmiyordu. "B-bir şey olaca-k hissediyorum." dedi. "Demir abi lütfen onu bul..." deyişi yüreğimi dağladı. "Lütfen y-yalvarıyorum onu bul, ona bir şey olm-masın."
Demir, "Şşş," derken gözlerinden akan gözyaşlarını sildi. "Bulacağım Volkan'ı. Ağlama."
"Öldürecek..." diye sayıklıyordu Eda kendini kaybetmişçesine. "Ö-ölmesin."
***
Neredeyse sabah olmak üzereydi ama hiçbirimiz uyumamıştık. Eda yanımda oturuyor, durmaksızın ağlarken bir yandan da sayıklıyordu. Eli kalbindeydi. "Ne olur ölmesin..." diyordu.
Ona bakarken yüreğim sızlıyordu. Sevdiğinin ne halde olduğunu bilmemesi çok kötü bir şeydi. Gözlerim arka tarafta bir adamla konuşan Demir'e kaydı. Gözlerim doldu, bakışlarımı kaçırdım.
Eda sevdiği adam için ağlarken bedeni kuş gibi titriyordu. Ona bakarken bende ağlamamak için zor duruyordum.
"Abi!" diye aceleyle içeri giren Celal'den başkası değildi. "Bulduk!"
"Nerede?" diye sordu Demir hızla.
"Giresun'a gidiyor."
"Giresun ne alaka?" diye sordu Boran. "Ne işi var orada?"
"Gerizekalı öldürtecek kendisini." diye bağırdı Demir. Ardından hızla koltuktaki ceketini aldı.
Eda, "Ö-ölecek..." derken hıçkırıkları çoğaldı. Demir hızla dışarı çıkarken, Boran'da arkasından gidiyordu.
"Bende g-geliyorum." diyerek ayaklanmaya çalıştı Eda. Ardından yerinde sedelendi. "Bende geleceğim."
"Eda zamanımız yok, sen burada kal." dedi Demir.
"Olmaz a-abi ben kalamam b-burada." derken gözyaşları arttı. "Bende geleyim n-ne olur?" dedi. "Bir kere göreyim o-onu."
"Olmaz." dedi Demir. "Olmaz abim, durmaz Volkan."
"Bir kere göreyim, sadece bir kere..." derken kendi hıçkırıklarında boğuldu. Çok ağlıyordu. "Yaşadığını bileyim bana yeter..."
Demir çaresizce ona bakarken arabayı işaret ederek "Bin." dedi. Eda arabaya binerken, Demir ile göz göze geldik. Gözlerindeki acıyı gördüm, o da korkuyordu. Giresun'da ne vardı bilmiyorum ama hiç iyi şeyler değildi.
"Beni haberdar et!" diye bağırdım, ona arabaya binerken. Beni merakta bırakıp korkutma.
Gitti.
Ve ben o soğuk havada, merdivenlerde öylece kaldım.
"Lütfen..." diye fısıldadım. "Lütfen kimseye bir şey olmasın."
***
Yazardan;
Kalbi temiz olanın, hisleride kuvvetli olurdu.
Eda durmaksızın ağlıyordu. Uçak Giresun'a indiğinde Volkan'dan önce gelmeyi diliyorlardı. Ama artık çok geçti.
Öte yandan Volkan, Giresun sokaklarında korkmadan, adımlarını sertçe yere basıyordu. Yüzündeki siyah maske yüzünü kapatıyor, kimliğinin açığa çıkmasını engelliyordu. Başındaki siyah şapkayı yüzüne biraz daha eğdi.
Siyah sweatshirtinin cebinden çıkardığı, siyah eldivenleri eline geçirdi. Cebinden telefonunu çıkarıp ekrana son kez baktı. Telefonun ekranında gülüşüne aşık olduğu kadının fotoğrafı vardı. Gülünce kısılan gözlerine, dudaklarındaki gülümsemeye baktıktan sonra telefonunu kapattı.
Telefonunu cebine bıraktıktan sonra sokağın en kuytu köşesine park ettiği arabasına ilerledi. Kapısını açarak elindeki valizi koltuğa bıraktı. Valizin fermuarını açarak karanlık sokağa bir bakış attı. Ardından valizin içindeki silahın birini eline aldı. Mermisini kontrol ettikten sonra silahı beline koydu. Bir diğer silahıda eline alarak onunda mermisini doldurdu. Önceki evi taradığında birçok mermi harcamıştı. Silahı doldurduğunda koltuğun bir köşesine bıraktı. Üçüncü ve son silahıda eline alarak doldurdu. Onu da diğer silahın yanına bıraktıktan sonra ceplerini şarjör ve mermilerle doldurdu.
Valizin fermuarını kapattıktan sonra koltuğun üstündeki iki silahıda eline aldı. Bu gece savaş son bulacaktı.
Eda hapsolduğu karanlıktan kurtulacak, Volkan ise sahip olduğu karanlığa batacaktı.
Bu gece sadece zafer gecesi değil aynı zamanda dönüm noktasıydı. Bu geceden sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
Karanlık sokakta adımları sert ve sessizdi. Cebindeki elini sıkıca yumruk yapmıştı, zihninde dönen düşünceler keskinleşiyordu. Başını kaldırarak, gökyüzündeki tek tük yıldızlara baktı. Yıldızlar en karanlık anlarda bile parlamaya devam ederdi.
Derin bir nefes aldı ve adımlarını daha kararlı bir şekilde atmaya başladı; bu gece, kaderini değiştirmeye kararlıydı. Yaşayıp yaşamaması umurunda bile değildi, bu gece her şey son bulacaktı.
Elindeki iki silahıda doğrulttu. Kendisini gizleme veya saklama gereği duymadan kapının önünde bekleyen iki adamı indirdi.
Silah sesini duyan adamlar uyku sersemi bir halde uyanarak silahlarına davrandı. Daha odalarından çıkamadan Volkan onlardan önce davranarak hepsini indirdi. Birinci katta olan herkesi öldürdükten sonra yukarı kata çıktı, bir odanın kapısına şiddetli bir tekme atarak kapıyı açtı. Kapı açılırken, yatakta korkuyla ona bakan yaşlı kadınla göz göze geldi. Onu es geçerek diğer odalara yöneldi. Yaşlı veya genç fark etmeksizin kadınlara dokunulmazdı. Onun kitabında böyle bir şey yoktu.
Diğer odada, yatakta uyan adamı görünce kafasına sıktı. Yastık kan olurken, yorgandan oluk oluk aktı. En üst kata çıktığında pencereden aşağı atlamaya çalışan baş düşmanını, Berat'ı, görmeyi beklemiyordu. Bu kadar korkak biri olduğunu bilmiyordu. Elinde tutan valizde altın, mücevher, para ve kilitli kasasının içindeki belgeler vardı. Onlar olmadan bir hiçti, yanına almadan bir yere gitmezdi.
Siyah maskeli adamla göz göze gelince derince yutkundu. Ardından valizle beraber aşağı atladı. Ev çok yüksek değildi. Atladığı an ayağı kaymış, kalçasının üstüne düşmüştü. Sızlanmadan hızlı bir şekilde ayağa kalkmıştı ki onu durduran şey kafatasına yediği kurşundu. Gözleri açık bir şekilde yere yığılırken son gördüğü şey pencereden ona kurşun sıkan Volkan oldu. Düşmanı ölmesine rağmen parmağını tetikten çekmiyordu. Gövdesi delik deşik olurken soğuk mermerden çimenlere kan aktı. Toprak, kanla karıştı.
Kan kokusunu derince solurken odadan çıktı, hızlı bir şekilde merdivenlerden aşağı indi. Bodrum katından daha yeni sesleri duyup, gelen adamlara bakma gereği duymadan iki elindeki silahın ettiğine basılı tuttu. Merdivenlerden yukarı çıkarken ön tarafta olan adamlar yediği kurşunlarla geriye sedelendi, çıktığı merdivenlerden hepsi geri yuvarlandı. Adamlar ölmesine rağmen elini kısa bir süre tetikten çekmedi.
Daha sonra evde kimsenin olmadığını belirleyerek dışarı çıktı. Yerde yatan adamların üstünden geçti. Büyük kapının ardından geçerken sarhoş birinin arabadan indiğini gördü, adam gözlerini kırpıştırarak Volkan'a baktığında, Volkan sakince tek bir kurşun sıktı. Adam yere yığılırken gidip ona bakma gereği duymadı. Ölsün veya ölmesin fark etmezdi, nasıl olsa gün aydınlanana kadar kan kaybından geberip gider, diye düşündü.
Arkasını dönerek yavaş adımlarla oradan uzaklaştı. Elindeki bir silahını kol altına sadece birkaç saniyeliğine bırakırken, ceketinin iç cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Sigarayı dudaklarına götürüp içine derin bir nefes çektiği saniyede bir silah sesi yankılandı sokakta.
Parmakları arasındaki sigara yere düşerken, sırtına yediği kurşunla yerinde sedelendi. Silah tekrar patladı. Bir kez daha sırtına yediği kurşunla gözlerini kapadı. Hayatında birçok defa kurşun yemişti ama ilk defa ayakta durmakta zorlanıyordu.
Bir silah daha patlarken karşısındaki araçtan inen kişiyle göz göze geldi. Demir'di. Gözünü kırpmadan arkasındaki kişiyi vurmuştu ama çok geç kalmıştı.
Volkan, ağlayarak ona doğru gelen kişiyle göz göze geldi. Gülümsemeye çalıştı ancak sırtındaki acı büyüktü. Sevdiği kadınla göz göze geldi, gözlerinin içine bakarak yere diz çöktü.
Bir çığlık koptu Eda'nın ağzından, ardından yürek dağlayan bir yakarış.
Elindeki silahlar kendiliğinden yere düşerken dik durmaya çalıştı ancak duramadı, bedeni yan tarafa düştü. Sırtı sert zemine değerken akan sıcaklığı hissediyordu. Tuttuğu nefesi geri verdi. Nefes almak bile canını acıtıyordu. Gözleri sırtındaki acının artmasıyla dolarken, dişlerini sıktı.
"Volkan!" diye bağırdı. Koşar adımlarla ona doğru ilerleyip, dizlerinin üstüne çöktü. Volkan siyah bir sweatshirt giydiği için kan veya yarasını göstermiyordu. Ancak sokağın kaldırım taşlarının arasından yere sızan kanı görünce nefes alamadığını hissetti. "Volkan!" diye bir yakarış daha koptu ağzından.
Titreyen elleriyle yüzünü avuçladı. Yeni çıkan sakalları, eline battı. Titremesi arttı. "Volkan!" dedi ağlayarak. "Aç gözünü!"
"Volkan!" diye bağırarak diz çöken biri daha vardı. Demir, kardeşinin yanına gelerek yüzüne baktı. Volkan hafifçe gözlerini araladığında göz göze geldi.
"Demir," diyen yorgun sesi fısıltıdan farksızdı.
"Arabayı getirin!" diye bağırdı Demir. Gür sesi sokakta yankılanırken, bakışları Volkan'daydı.
"Demir," dedi tekrar Volkan. "Beni dinle, sana söyleyeceklerim var."
"Nefesini yorma." dedi Demir. Ne söyleyeceğini bildiğinden bir şey söylemesini istemiyordu.
"Sana ne kırgınım ne de kızgınım." dedi Volkan. "Beni sürekli arka plana attın, sana kızmıyorum. Ama artık buraya kadar... Sanırım benim hikayem burada bitiyor."
"Boş boş konuşup, benim ağzımı bozdurma Volkan!" diye bağırdı Demir. Ceketini çıkararak yarasına bastırmaya çalıştı.
"Senden sadece tek bir şey istiyorum." dedi Volkan. Bunu söylemezse içi rahat etmeyecekti. "Biliyorum sen sözünü tutarsın ama ben tutmadım. O sözü bozdum, babanı vurdum."
Cevdet Soydan'ı vurduğuna pişman değildi. Bir kere daha aynı şeyi yaşasa yine vururdu. Üç kurşun sıkmıştı ona. Biri karnına, biri göğsüne, biri ise kafasına denk gelmişti ama ölmemişti. Çünkü kafasında kask olduğundan kurşun kaskın içinde kalmıştı. Vücuduna saplanan iki kurşunla ise durumu kritikti.
"Bana söz ver," dedi nefes nefese. "Eda'ya iyi bir hayat sunacağına ve onu koruyacağına söz ver. "
Birkaç saniye aralarında bir bakışma geçti. "Söz." dedi Demir. Volkan bunu söylemese bile yine yapacaktı. Eda'nın da Ceren'den bir farkı yoktu gözünde.
"Sözünü tutacağını biliyorum, eğer ölürsem gözüm arkada kalmayacak." dedi Volkan, gönül rahatlığıyla.
Arkasındaki Boran'a kaydı gözleri. Gülümsemeye çalıştı. "Boran," dedi. Boran'ın yaradaki gözleri Volkan'a kaydı. "Senin gelişine sevindim." dedi. Boran'ın kaşları havalanırken, "Gerçekten sevindim. Birinin bu yükü omuzlarımdan alması gerekiyordu. İyi ki geldin."
Boran bu lafları duymayı beklemezken birinden ilk defa kendisi için 'iyi ki' lafını duyuyordu. Kimse Boran'ın yaşamasını istemezdi. Ama karşısındaki adam ona 'iyi ki' diyordu. Yüreğinde bir şeylerin kırıldığını hissetti. Başını eğdi.
"Senden Demir'i korumanı istiyorum," dedi. "Ne olursa olsun onun arkasında dur ve destekle." dedi. "Onu önce sana sonra Allah'a emanet ediyorum."
O an Demir'in kalbi ilk defa korkuyla çarptı. Nefes alışları hızlanırken, yaralı haliyle onu düşünmesi canını yaktı. Bedenine kor gibi alev düştü.
Volkan gözlerini gökyüzüne dikti. Gökyüzünde hiç yıldız yoktu. Hepsi kaybolmuş, umutlar sönmüştü. Artık yaşayacağına inanmıyordu.
Derin bir nefes alırken "Eda," dedi içli içli. Bilincini kaybedene kadar bu adı sayıklamak istedi. Son nefesinde bile onun adını söylemeyi istedi. "Eda," dedi bir kez daha. "Ağlama."
"Artık karanlıktan korkmana gerek yok." dedi Volkan. "Berat'ı öldürdüm. Aydınlık günler seni bekliyor. Artık karanlıkta esir değilsin, ağlama."
Oysaki Eda karanlıktan kurtulmaya çalışırken o karanlığa daha çok esir olmuştu. Zihnindeki karanlığın sebebi Berat değil, Volkan'dı. Ona bir şey olduğu zaman karanlığa daha fazla gömüleceğini bilmiyordu. Çünkü onu için asıl karanlık buydu. Akan gözyaşları bu sefer karanlık için değil, Volkan içindi. Şimdi anlıyordu, onu çok seviyordu.
Akan gözyaşları devam etti. "Ağlama." dedi son kez. "Benim için ağlama."
Eda gözyaşları içinde korkuyla kafasını iki yana salladı. Sarı saçları ağlamaktan ıslak yüzüne yapışmıştı. Gözlerinin içi kıpkırmızıydı. Burnunu çekti, ağlamaya devam ederken.
Volkan ise güldü.
"Kendimi ilk defa bu kadar huzurlu hissediyorum. Sanırım ölüyorum. Belki de bu sizinle son konuşmam... Hakkınızı helal edin, benim hakkım hepinize helaldir." dedi teker teker hepsine bakarken.
Kocaman bir boşluk kendisini içine çekerken, gözünün önünde beyaz beyaz parıltılı yanıp sönüyordu.
Gözlerini kapatmadan hemen önce son kez Eda'nın yüzüne baktı. Ölecekse bile bu gözlere bakıp ölmek istedi. "Eda," dedi bilincini kaybetmeden önce. "Eda, seni seviyorum."
"Acele edin lan!" diye bağıran Demir ile bilincini kapandı. Ne Eda'nın haykırışlarını duydu ne de Demir'in bağırışlarını. Kendisini büyük bir boşluğa bıraktı.
Savaşın başladığı şehirde, aynı sokakta savaş son bulmuştu. Kazanan veya kaybeden yoktu. İki tarafta bu geceden itibaren çok şey kaybetmişti.
BÖLÜM SONU
Merhaba sevgili okurlarım. Nasılsınız?
Duygusalım biraz.
Çok zor ve acı dolu bir bölümdü. Volkan vuruldu. Eğlenceli bir karakter olduğu için onu da en az Demir kadar sevdiğinizi biliyorum. Sizce bundan sonra neler olacak?
Volkan yaşayacak mı yoksa ölecek mi?
Yorumlarda buluşalım.
İnstagram: @sidranoraa