Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın!
Acı çekmeden mutlu olunmaz, mutlu iken de acılardan kaçınılmaz.
2 hafta sonra;
Uçağın inmesiyle kemerimi çıkardım. Demir ayağa kalkarken elini bana doğru uzatarak, ayağa kaldırdı. Yerimden kalkmadığımdan ayaklarım uyuşmuş gibiydi. Bacaklarımda ki karıncalanma hissini görmezden gelerek yürümeye çalıştım.
Uçağın kapısının açılmasıyla ilk Volkan indi. Merdivenlerden inerken kollarını iki yana açarak derin bir nefes çekti içine. "İnsanın kendi ülkesi gibisi yok." deyişini duydum. "Bir avuç toprağına kurban olduğum."
Uçak gece inmişti. Her yer karanlıktı, sadece şehrin ışıkları aydınlatıyordu. Geç saatlerde indiğimizden etrafta pek kimse yoktu, sadece görevliler ve korumalar vardı. Gerçekten insanın memleketi gibisi yoktu, havası suyu bile başkaydı.
Biz arabaya binerken Volkan ve Demir binmemişti. Az önce, daha önce hiç görmediğim bir koruma ile konuşuyorlardı. Volkan'ın gerildiğini sırt kaslarından anladım. Önce gözü karanlığa takıldı, daha sonra dönüp bize baktığını gördüm. Gözlerini arabadan ayırmadan bir şeyler söyledi.
Birkaç dakika konuştuktan sonra Demir arabaya geldi. Sürücü koltuğuna otururken bakışları önce bana, daha sonra arkaya kaydı. Arka koltukta Eda ve Ceren otururken, ben hemen yan tarafına oturuyordum. Çok geçmeden kısa bir süre sonra Volkan'da hemen yan taraftaki kendi arabasına bindi. Demir arabayı çalıştırdı. Biz önden giderken, Volkan'da arkamızdan geliyordu.
Bir sorun olduğu belliydi. Ama şu an soramazdım. İçimden bir ses, her şeyin eskisi gibi olmayacağını fısıldıyordu.
Tek umudum, kötü bir şey olmamasıydı.
***
Yanımdaki boşluğu hissediyordum. Kirpiklerimi yavaşça araladım. Çok fazla uyuyamamıştım dün gece. Zihnimdeki düşüncelerle bir türlü uyku tutmamıştı. Uykusu tutmayan sadece ben değildim, Demir'de uyuyamamıştı.
Dün gece çok fazla konuşamamıştık. Sadece, Volkan'ın peşinde adamların olduğunu söylemişti. Kim veya niçin peşinde olduklarını söylememişti. Eğer önemli olmasaydı söyleyeceğini biliyordum, bu yüzden bende sormamıştım.
Bazı şeyler yolunda gitmiyordu, yalnızca peşinde adamlar olan Volkan değildi. Demir'in de bir sürü düşmanı vardı. Hısımı kadar hasımı da vardı. Ve benim onun yanında olmam lazımdı. Onu korumam, ayakta durmam lazımdı.
Dün gece benim işim hakkında konuşmuştuk. Kötü bir durum olmadığı sürece yine onun şirketinde çalışmaya devam edecektim. Bu sayede hep yanında olacaktım.
Giyinme odasından Demir çıktı. Altına siyah bir pantolon giymişti, beyaz gömleğinin düğmelerini ilikliyordu. Beni görünce gülümsedi. Yatağımdan kalktım. Nemli saçları, yeni duş aldığını gösteriyordu.
Yanıma gelerek anlıma bir öpücük kondurdu. "Günaydın." dedi.
"Günaydın." dedim. "Şirkete mi gidiyorsun?"
Gömleğini iliklemeyi bitirdiğinde bana doğru döndü. "İşlerim var." dedi. Sadece başımı salladım. Birkaç dakika boyunca hiç konuşmadık. O hazırlandı, ben onun hazırlanışını izledim.
Silahını çekmeceden alarak bataryasını kontrol etti. Dolu olduğunu görünce beline taktı. Ceketini almak için yönelmişti ki malikanenin kapısından büyük bir gürültü koptu.
Büyük kapı şiddetle açılırken, Demir hızla pencereye yöneldi. Bende onun peşinden ilerledim. Bir sürü siyah arabalar malikanenin önüne doluştu. İçinden siyahlarla kaplı adamlar, elindeki büyük silahlarla hızlı bir şekilde eve yöneldi.
"Demir," dedim korkuyla.
"Sen odada kal." dedi aceleyle. Ardından bir şey söylememe fırsat vermeden hızla odadan çıktı. Kapının kapanmasıyla birkaç saniye yerimde kaldım. Şok olmuştum. Ne yapacağımı kestiremedim.
Tekrar pencereye yönelirken içimdeki huzursuzluk ve korku arttı. Siyah arabalar giderek çoğalıyordu. Malikanenin her tarafını adamlar kaplamıştı. Korumaların hepsi yere yatırılmış, elleri arkadan bağlanmış bir vaziyetteydi. Gelen adamlar tek bir kurşun bile sıkmamış, kimseyi öldürmemişti. Amaçları neydi?
Kızlardan birinin çığlığını duyduğumda çekmeceye yöneldim. Geçenlerde eşyalarımı yerleştirirken, Demir'in bir silahı daha olduğunu görmüştüm. En alt çekmeceyi açtığımda silahı buldum. Dolu olup olmadığını bilmeden hızla odadan çıktım.
"Anne!" diye bağırışını duydum Celal'in. Kahretsin! Fatıma Teyze mutfaktaydı. "Sizin ecdadınızı sikeyim." diye bağırışını duydum Volkan'ın. "Sizinde ananız bacınız var. Haysiyetsizler!"
Merdivenlerden inerken hızımı arttırdım. Merdivende siyah maskeli bir adamla karşılaşınca silahımı ateş etmek için kaldırdım ancak adam benden önce davranarak bileğimi yakalayıp, büktü. Silah elimden düşerken bileğimi bırakmadan merdivenden aşağıya iteledi.
Merdivenlerden yuvarlandım.
Merdivenin sonuna geldiğimde canım yanıyordu ama umurumda değildi. Zaten basamakların çoğunu indiğim için ciddi bir şekilde yaralanmamıştım.
"Lan!" diye bağırdı Demir. "Orkide!"
Onun sesini duyunca bakmak için başımı kaldırdım ancak sırtıma yediğim ağır darbe ile nefesim kesilmiş gibi oldu. Yediğim darbe ile hareket etmeyi bıraktım. Adam ellerimi tutup arkadan birleştirdi ama bağlamadı.
Kesik kesik nefesler alırken, gözlerim doldu. Ağlamamak için gözlerimi kapattım. "Yenge?!" diye ağlamaklı sesini duydum Ceren'in.
"Bırakın lan!" diye kükredi Demir. Ardından ayağını kaldırarak bir adama, yattığı yerden tekme atmaya çalıştı ancak başaramadı. Adam silahın kabzasıyla sırtına indirince o da yere çöktü.
Bir darbeyle yıkılamazdım. Hayır, şimdi sırası değildi.
Sakın, dedim kendime. Sakın ağlama.
Sırtımdaki acıya rağmen gözlerimi araladım. Ancak deniz mavisi gözlerle göz göze gelmeyi beklemiyordum. Ben onun gözlerine baktım, o da benim.
Öyle bir bakıyordu ki, bakışlarıyla adam öldürebilseydi buradaki hiç kimse yaşamıyor oluyordu. Hızlı hızlı inip kalkan göğsü ile sinirli olduğunu anladım.
Acı çekmeme rağmen ona gülümsemeye çalıştım ancak başardığım söylenemezdi.
O gülmedi. Bende gülümsemeyi bıraktım.
"O kolunuzu koparıp köpeklere yem etmezsem-" diyordu Volkan ama bir darbe de o yedi. Kısık sesle inlerken acıyla anlını yere bastırdı. Ağzından bir şeyler mırıldandı ama ne söylediğini anlayamadım, büyük ihtimalle küfrediyordu.
Demir başını eğdi, 'İyi misin?' der gibi. Gözlerimi kapatıp açtım, 'İyiyim' dercesine.
Başına siyah bir torba geçirdiler. Demir'i ayağa kaldırarak kapıdan çıkardılar, ardından Volkan'ı peşinden götürdüler. Celal ve içeride ki birkaç korumayı da dışarı çıkardılar. Birkaç saniye sonra ellerimi bıraktıklarını hisettim. Adam elinde silahıyla temkinli adımlarla kapıya doğru ilerledi. Kapıdan çıktıktan sonra hızlı adımlarla siyah arabaya bindi. Araba çalışıp gözden kaybolurken avuç içlerimi soğuk zemine bastırdım. Sırtımda ki sancıya rağmen yerimden doğrulmaya çalıştım. Ceren yerinden kalkarak hızla bana doğru geldi, yerimden kalkmama yardımcı oldu. Kambur bir şekilde dursam da yerimde doğrulamıyordum. Dik durmaya çalıştıkça sırtımda ki sancı giderek keskin bir hal alıyor, canımı yakıyordu.
"Yenge iyi misin?" diye sordu Ceren. Başımı salladım. Sırtımdaki sancının birazdan geçeceğini düşünüyordum. "Demir?" dedim Ceren'e. "Demir nerede?"
"Götürdüler." dedi. "Herkesi götürdüler, sadece biz varız."
Yavaşça merdivene oturdum. Etrafıma bakındım. Fatıma Teyze olduğu yerde doğrulmaya çalışıyordu. "Fatıma teyze?" dedim hızla yerimden kalkarken. Sırtımda ki acı bir iğne misali battı, ancak umursamadım. Fatıma Teyze yerdeydi.
Hemen önüne diz çöktüm, akan gözyaşını avuç içimle sildim. "Elleri kırılsın." diye yakınıyordu. "Benim evlatlarıma dokunmasınlar!" deyişi yüreğimi burktu. Bizi de kendi evlatları gibi görüyordu. Ona sımsıkı sarıldım. Hiçbir şey söyleyemedim.
Anneleri yaşındaki kadını yere dizlerine çöktürmüşlerdi. Oysa ki onların başımızın üstünde yeri vardı. Yerlerde değil. "Kalk teyzem." dedim koluna girerek. "İyi misin?" diye sordum.
"Nerede benim çocuklarım?" diye sordu, bir umut gözlerime bakarken. Ama ben gözlerine bakamadım. "Götürdüler." dedim.
Eli kalbine gitti. "Nereye?"
Dudaklarım titredi. "Bilmiyorum." dedim.
Fatıma teyzeyi bir sandalyeye oturtarak, bir bardak su doldurup verdim. O suyunu içerken ben dışarı çıktım. Ancak hiç kimse yoktu. Demir ile beraber korumaların hepsini götürmüşlerdi. Kim olduklarını veya niçin götürdüklerini bilmiyorum. Ama eğer düşman olsaydı, buradaki herkesi öldürdü. Sadece erkekleri almışlardı, biz kadınlar ortada kalmıştık. Peki amaç neydi?
Demir ve tüm korumaları alırken amaç, bizi yem olarak düşmanlara bırakmak mıydı?
Yoksa onları öldürüp bizi ortada bırakmak mı?
BÖLÜM SONU