İçeriğe geç

MAFYANIN ORKİDESİ

Bölüm 29 · 10 dk okuma

MAFYANIN ORKİDESİ

Bölüm 29

27.BOLUM-ATEŞ VE SU PART 2

Bölüm sonu sorularına gelmeyi unutmayın.

Seviliyorsunuz.

Oy vermeyi unutmayın! Pamuk eller butona.

Siyah ve beyaz bir araya gelince gri olur. Ateş ve Su bir araya gelince ise yok olur, buhar olur.

İmran Tohumcu

***

Demir'den

Derin bir nefes vererek bilgisayarı kapatıp komidinin üstüne bıraktım. Şirkete gidemiyorum belki ama işlerimi evden halledebiliyordum. Orkide ile konuşmamızın üzerinden sadece birkaç saat geçmişti. Bu süre boyunca hiç yanıma gelmemiş, kendisini odaya kapatmıştı. Kendisine bir şans vermiştim. Giderse engel olmayacağımı, kalırsa mutlu olacağını söyleyip seçimi ona bırakmıştım. Gidemeyeceğini biliyorum, giderse de geri gelmeyeceğini de.

Eğer kalırsa ona mutlu bir hayat yaşatacağım diyemem, çünkü kaderin bize ne getireceği belli değildi. Ama mutlu olması için her şeyi yapardım.

Eğer giderse de yol verirdim. Karşısına çıkmazdım belki ama ona olan hasretimi dindirmek için uzaktan izlerdim. Tek bir gözyaşı dökmesini, canının yanmasını asla istemezdim. Her bir gözyaşına benim bir canım gidiyordu. Bunu bilseydi asla ağlamazdı.

Çalan kapıyla bakışlarımı yerden, kapıya çevirdim. Kapı açıldı, Ceren kafasını içeri sokarak "Abi," dedi. "Gelebilir miyim?"

"Gel." dedim. Saat geç olmuştu. "Sen daha uyumadın mı?" diye sordum. İçeri girerek kapıyı kapattı. Derin bir nefes verirken başını iki yana salladı.

"Uyumadım." dedi. "Biraz konuşalım istedim."

"Gel." dedim yorganı kaldırıp gelmesi için işaret ederken. Yürüyerek yanıma geldi, yorganın altına girip yatakta dik bir şekilde oturdu. Bacakları üşümesin diye üstünü örtüp kendime doğru çektim. Başını göğsüme koyarken kollarını bana sarmıştı. Saçlarının arasına bir öpücük kondurdum.

"Uyandığımda yanımda sadece sen vardın değil mi?" diye sordum.

"Ben vardım." dedi.

"Biliyorum," dedim. "Sen beni bırakmazsın."

Dalgın bakışlarını görünce derin bir nefes aldım. Ancak aldığım nefes ciğerlerime battı. Sırtımda ki yaralar sızladı. "Buraya benimle konuşmak için geldin değil mi?" diye sordum saçlarını okşarken.

Başını salladı. "Anlat bakalım," dedim. "Senin ne derdin var?"

"Buradan gidelim mi?" diye sordu. Saçlarını okşayan elim durdu, kaskatı kesildim. Niye herkes gitmek istiyordu?

"Anlamadım." dedim. "Ne demek istiyorsun?"

"Buradan gidelim mi?" diye sordu tekrar. "Bu şehirden gidelim mi?"

"Niye böyle bir şey istiyorsun?" diye sordum. Buradan niye gitmek istediğini anlamıyordum. Daha açık konuşması gerekiyordu. "Burayı sevmiyor musun?"

"Seviyorum," dedi yerinde kıvranırken. "Ama..." deyip sustu. Devamını getirmek istemedi.

"Ama ne?" diye sordum. "O adam burada diye mi sorun ediyorsun?"

"O bizimle aynı şehirde oldukça huzur vermeyeceğini biliyorsun abi." dedi başını kaldırıp gözlerime bakarken.

"Haklısın," dedim bende ona bakarken. "Ama biz gidince peşimize düşmeyeceğinin bir garantisi yok." dedim. "Biz gidince bile mutlaka burnumuzun dibinde bitecektir. Yıllar önce bir söz verdim ben. 'Öldürmeyeceğim, baba katili olmayacağım.' demiştim hatırlamıyor musun?"

"Hatırlıyorum ama ben sana öldür demiyorum ki abi." dedi yerinde doğrulurken. "Ben sana buradan gidelim diyorum."

"Gidemeyiz." dedim. "Biz gidince peşimize düşecek, öldürmeyene kadar durmayacak diyorum."

Bir süre sustuk. Ben saçlarını okşamaya, o da bana sarılmaya devam etti.

Başını kaldırıp bana bakınca bakışlarımı ona çevirdim. Sessizliği bölerek "İşleri bırakamaz mısın?" diye sordu. Derin bir nefes verdim.

"İşleri bırakmak o kadar kolay değil." dedim. "Kolay olsaydı şimdiye kadar çoktan bu işlerden kurtulmuş olurdum. Eğer bırakırsam hepimiz ölürüz. Bırakmazsam da ben ölürüm."

"Hepimiz için kendi canını tehlikeye atıyorsun." dedi dolu gözlerle. "Ben abimi mezarda veya bir hastane yatağında görmek istemiyorum."

"Biliyorum." dedim başımı sallayarak. "Ama sizin için değer."

"Değmez." dedi. "Sen gittikten sonra hiçbir şeye değmez."

"Deme öyle." dedim. "Sen daha küçüksün, hayatını yaşa."

"Ben küçük değilim." dedi dişlerinin arasından. "24 yaşındayım."

Gülümsedim. "Tamam, sinirlenme hemen." dedim.

Burnunu çekince "Ağlama tamam mı?" diye sordum. "Kadınlar ağlamayı değil, mutlu olmayı hak ediyor. Sen de öyle ol. Hep mutlu ol. Hiçbir şey için üzülmeye değmez."

"Sen ameliyattayken hiç ağlamadım biliyor musun?" diye sordu dudaklarını bükerken. "Söz vermişsin çünkü."

"Orkide mi söyledi?" diye sordum.

Onaylayarak başını salladı. "O söyledi." dedi. "Senin sözünü tutacağını ikimiz da biliyorduk. Sen sözünü tutarsın çünkü."

"Doğru söylemişsin, ben sözümü tutarım." dedim alnını öperken.

"Kendimi çok yalnız ve boş hissediyorum biliyor musun?" dedi. Kaşlarımı çattım. "Niye?"

Omuz silkti. "Bilmiyorum, ama içimde bir boşluk var. Ve o boşluk dolmuyor. Kimsenin beni istemediğini düşünüyorum bazen. Sürekli yalnız hissediyorum kendimi. İçimde yaşayamadığım hayatın burukluğu var." dedi. Her kelimesiyle kaşlarımı kavisi biraz daha çatılıyordu.

"Kolay şeyler atlatmadın ki güzelim. Sana böyle gelmesi normal. Hepimizden daha zor şeyler yaşadın, daha zor kabullendin her şeyi. Ben senin içinde burukluğu görmüyor muyum sanıyorsun?" diye sordum. Ardından başımı salladım. "Görüyorum ve sana hak veriyorum."

"Seni en çok ben seviyorum biliyor musun?" diye sordu çocuk gibi başını kaldırarak.

Dudaklarımı büzdüm. "Bilmiyorum," dedim. "Ne kadar çok seviyorsun göstersene."

Sarılmayı bırakıp iki yana açtı kollarını, "Azıcık mı seviyorsun yani?" diye sordum. Bu sefer o kaşlarını çattı. "Bu kadar seviyorum işte görmüyor musun?" diye sordu kızgınlıkla.

"Yok," dedim. "Görmüyorum, biraz daha aç kollarını."

Söylediğimi yapıp biraz daha açmasına güldüm. "Tamam, şimdi gördüm." Yerine tekrar uzanırken, "Çok seviyorum ben abimi." dedi.

"Anladım." dedim. "Bende seni çok seviyorum."

"Çok mu?" diye sordu başını kaldırarak.

"Çok."

"Orkide'den bile daha çok?"

"Kıskanma."

"Kıskanmıyorum."

"Belli oluyor." dedim.

"Bana masal okur musun?" diye sordu.

"Hani sen küçük değildin, masal küçüklere okunur." dedim.

"Hayır, büyüklerde masal dinleyerek uyuyabilir."

"Sen büyük müsün?"

"Değil misin?" diye sordum.

"Değilim, ben büyüğüm."

"Benim için hala küçüksün, kundaktaki bebekten bir farkın yok."

"Artık masalımı okur musun?" derken kapı çaldı. Ceren kollarını bana daha sıkı sararken hala korktuğunu görebiliyordum. Cevap vermemi beklemeden kapı açıldı.

Orkide bir bana bir de yanımda uzanan Ceren'e baktı. "Rahatsız ettiysem kusura bakmayın." dedi.

"Sorun değil." dedim. "İstiyorsan gel."

Bir bana bir de Ceren' e baktı. Ardından kapıyı kapatarak yanımıza geldi. Yatağın bir diğer tarafının onun için açarken kendisi de pijamalarıyla yanıma uzandı. Omzumun bir tarafına o da yaslanıken Ceren gibi kollarını bana sardı.

"Hoş geldin." dedi Ceren, Orkide'ye. "Abimde bana masal okuyacaktı."

"Öyle bir şey söylemedim." dedim. İkisinin de bakışları tehlikeli bir şekilde bana çevrildiğinde "Tamam." dedim. "Hangi masal?"

"Anlat işte." dedi Ceren.

"Tamam."

Boğazımı temizledikten sonra derin bir nefes aldım. "Bir varmış bir yokm-" derken kapı çaldı. Bıkkın bir nefes verirken, "Gel." dedim. Eda geldi. "Gelebilir miyim?" diye sordu. Ceren hevesle elini sallayarak "Gel, abim masal anlatıyor." dedi. Bunu demesiyle Eda'da kapıyı kapatıp koşarak yanımıza geldi. Kızlara masal anlatmak onları mutlu ettiğini görünce gülümsedim. Ceren hafifçe yana kayıp ortada Eda içinde yer açtığında yanımıza geldi. O da Ceren'in açtığı boşluğa sığarken hepimiz bir yataktaydık.

"Canın acıyor mu?" diye sordu Ceren arkama yastık verirken.

"Yok iyiyim böyle." dedim.

"Devam et abi." dedi Eda. Devam etmek için ağzımı açmıştım ki kapı baskın yapar gibi açıldı. Volkan gelmişti.

"Bir sen eksiktin." diye söylendim Volkan'a. "İstersen kapıdan Celal'i de çağır, Samet, Mustafa derken herkesi içeriye toplayın."

Çatılan kaşları düz bir hal aldı. "Eda'nın geldiğini görünce merak ettim. Bakayım dedim." dedi.

"Baktın, şimdi git." dedim. Gitmek yerine kapıyı kapatıp yanımıza geldi. Yatağın önünde durduğunda, "Ne yapıyorsunuz siz yan yana?" diye sordu.

"Volkan," dedim sinirle. "Gece gece açtırma ağzımı."

"Abim bize masal okuyacak Volkan abi, gelsene sende?" dedi Ceren.

"Gelmesin." dedim. "Yatakta yer yok." Aslında yatakta yer vardı. Ceren dizlerime uzanmıştı. Sol tarafımda Orkide sağ tarafımda Eda vardı. Eda'nın yanında uyuyabilirdi ama ben varken buna müsaade etmezdim. Kardeşimin yanında uyumasına izin yoktu.

"Yerde yatarım." dedi.

"Yerde uyumasın," dedi Eda. "Hasta olur yanımızda uyusun."

"Hiçbir şey olmaz buna." dedim Eda'ya işaret ederken.

"O zaman bende yerde yatarım." deyip kalkacakken kolundan tuttuğum gibi yanıma çektim.

"Yerde uyumuyorsun." dedim.

"Hala kıskanıyorsun." dedi Volkan.

"Defol lütfen." dedim kibar bir şekilde. "Kardeşimin yanında uyuyamazsın."

"Ama ben onunla uyumak istiyorum" deyip Volkan'ı işaret etti. Nefes alamıyormuş gibi yorganı çekiştirdim. Bunlar bana kalp krizi geçirtmek için ellerinden gelen her şeyi yapıyordu.

"Hayır." dedim keskin bir dille.

"Lütfen." dedi Eda.

"Hayır."

"Ama abi." dedi son harfi uzatarak. Dudaklarını ağlayacakmış gibi büzüp, masum masum kirpiklerinin arasından bakınca yüreğimde sıcaklık oluştu. Dayanamadım.

Volkan'a bakmayarak "Tamam, gelsin." dedim. "Ama saçının teli bile ona değerse yataktan aşağıya atarım ona göre."

"Tamam." dedi hevesle. Yana kayarken Volkan'da geldi. Eksik parça tamamlandı.

Masal dinlemek için bir yatakta beş kişi olabilirmiydi? Olabilirdi. Yatak büyük ve geniş olduğundan kolayca hepimiz sığdık. Hepimizin bir arada olması önemliydi. Belki kötü günler atlatmıştık, belki birbirimize kırılmıştık ama günün sonunda yine beraberdik. Aile sadece beş kişiden mi ibaretti? Hayır değildi, biri mezardaydı, diğeri uzaktaydı.

"Anlat." dedi Orkide yerini korurken. Başını göğsüme yasladığında kalp atışlarımı dinlediğini biliyordum, ne kadar hızlandırdığını da.

"Başlıyorum," dedim. Hepsi büyük bir hevesle yerlerinde dikleşirken güldüm.

"Hadi abi," dedi Ceren. Sabırsızlandığını görebiliyordum. Kaç saattir bu anı bekliyordu.

"Başlıyorum." dedim.

"Başla artık am*na koyayım." dedi huysuzca.

" Küfür edersen anlatmam." dedim burun kıvırarak. Yatakta ki çünkü kişinin de deli bakışları onu bulduğunda keyifle kahkaha attım.

"Sus Volkan." dedi Eda. "Yoksa ben seni aşağı atarım."

"Tamam canım," dedi Volkan ellerini havaya kaldırıp teslim olur gibi yaparken. "Bir şey demedim."

"Diyemezsin zaten." dedim. "Ayrıca Eda nereden senin canın oluyor?"

"Ya abi," dedi Ceren son harfi uzatarak. "Anlat artık."

"Tamam, başlıyorum." diyerek boğazımı temizledim. "Bir varmış, bir yokmuş." diyerek söze başladım.

"Zamanın birinde yüksek yüksek dağların zirvelerinden yerin en diplerine kadar akıp giden berrak mı berrak bir su varmış. Değdiği her yeri huzura erdiren bir yapı ile doğaya can verirmiş su. Bazen kayalara hırçın hırçın vururmuş, bazen de ırmaklarda serin ve sakin bir şekilde akarmış. Onun bu özelliğini gören herkes ona hayran hayran bakarmış; onun bu özelliğini duyan herkes de ona kavuşmak için can atarmış.

Günlerden bir gün, suyun sesini duyan ateş rotasını değiştirmiş ve bu sesin olduğu yöne doğru atmış adımlarını. Karşısında hırçın bir şekilde kayalara vurarak dağların zirvesinden akan suyu görünce nutku tutulmuş. Yüreğinin derinliklerinde kordan daha kor bir his belirmiş. Suya doğru yaklaşıp: “Ben sana sevdalandım.” demiş."

"Ateş suya mı aşık olmuş yani?" diye sordu Orkide başını göğsümden kaldırıp bana bakarken. Bu hikayeyi onun için anlattığımı anlamış olmalıydı.

"Evet."

"Sonra ne olmuş?" diye sordu ilgiyle dinlerken. Bakışlarımı ondan çekmezken anlatmaya devam ettim.

"Su ise karşısında alev alev duran ateşe bakakalmış. O güne kadar herkes ona hayran bir şekilde bakmış ama hiç kimse onun yüreğine bu denli dokunmamıştı. Hemen karşılık vermiş ateşe: “Ben de yüreğimin derinliklerinde sana karşı samimi duygular besliyorum.” demiş.

Duygularına karşılık bulan ateş, suyun bu yaklaşımı karşısında dayanamamış ve hemen sarılmış suya. Zaman birdenbire durmuş adeta. Su, serinliğinde bir sıcaklık hissetmiş; ateş ise sıcaklığında bir serinlik fark etmiş. Birbirlerinin yaralarına merhem olmuşlardı adeta."

"Aradan uzunca bir zaman geçmiş. Bu aşk ile birlikte zamanla su, buhar olmaya; ateş ise kül olmaya başlamış. Yok olmanın eşiğine gelmiş ateş ve su. Su, bu duruma dayanamayıp ateşten çok uzak diyarlara göç etmiş."

"Su, Ateş'i terk mi etmiş yani?" diye sordu Eda dolu gözlerle bana bakarken. Orkide'nin de gözlerinin dolduğunu görebiliyordum. Ancak yine de cevap verdim. "Su, Ateş'i terk etti."

"Niye terk etti ki?" diye sordu Ceren dudaklarını büzerken.

"Su, Ateş'e zarar verdiğini düşündüğü için."

"Ama Su, Ateş'e zarar vermiyor ki." dedi Eda. "Birbirlerinin yaralarına merhem oluyorlar."

"Sonra ne oluyor?" diye sordu Volkan. Onun da ilgisini çektiğini görebiliyordum.

"Ateş ise günlerce aramış suyu. Onu buluncaya kadar yakıp yıkmış her yeri. Uzak diyarların birinde tekrar bulmuş suyu. Onu görür görmez yüreğinin hızlıca atışını dinlemiş ve gözbebeklerinin içine bakmış suyun. İşte tam olarak o zaman anlamış bu gitmenin ne demek olduğunu. Kalmanın her ikisi için yok olmayı, gitmenin ise her ikisi için var olmayı simgelediğini anlamış.

O günden beridir su ve ateş var olmak için birbirinden kaçar olmuş. Çünkü bu kaçış, onlar için yitirmek değil, aşkın fıtratında bir var oluş biçimini almış.

Ateşin yüreğini sadece Su,

Suyun yüreğini ise sadece Ateş alır olmuş..."

"Kavuşamadılar yani?" dedi Eda ağlamaya yakın sesler çıkararak.

Ceren burnunu çekerek ağlamamak için bana daha sıkı sarıldı. "Öyle olması gerekiyordu." dedi Volkan. "Kalırsa ikisi de yok olurdu."

"Ama ikisine de yazık oldu."

"Öyle."

"Hiç mi kavuşamazlardı?" diye sordu Orkide bir umut gözlerime bakarken.

"Aralarında ki aşk Ateş'in gücü sayesinde yürüyebilirdi belki ama aşk, Su'ya ne kadar karşı koyabilirdi?" diye sordum.

"Karşı koyamazdı." dedi gözünden bir damla yaş düşerken. "Ateş Suya, Su Ateş'e karşı koyamazdı. Aşk imkansızı sever."

Ve bir damla yaş daha aktı. Bir canım daha gitti.

"Aşk imkansızı sever ama ben senin için imkansızı bile oldururum." dedim kulağına fısıldarken. "Biz Ateş ve Su değiliz," dedim. "Onun gibi olmayacağız. Sana söz veriyorum."

(Altta ki sorulara bakmadan geçme lütfen.)

👇

BÖLÜM SONU

Ben geldim.

Nasılsınız okurlarım?

Evet, Demir'in ağzından Ateş ve Su'yun hikayesini dinledik. Beğendiniz mi?

Ateş ve Su kavuşamadı. Demir ise bu hikayeyi kendisine benzettiğini söyledi.

Sizce Demir sözünü tutacak mı?

Orkide ile Demir Afil kavuşacak mı, yada şöyle sorayım Orkide, Demir'i bırakıp gider mi?

Demir Afil beş kişilik bir aileden bahsetti. Birinin mezarda,diğerinin uzakta olduğunu söyledi.

Sence uzakta dediği kişi kim olabilir?

Veya uzakta diye bahsettiği kişinin hikayemize gelme ihtimali var mı?

Siz bunu okurken bende diğer bölümü düzenleyeceğim. Bugün bitince atarım.

Yorumlarda buluşalım.

Seviliyorsunuz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.