İçeriğe geç

MAFYANIN ORKİDESİ

Bölüm 28 · 12 dk okuma

MAFYANIN ORKİDESİ

Bölüm 28

27.BÖLÜM-ATEŞ VE SU PART 1

Bölüme geçmeden önce lütfen oy verin.

İyi okumalar...

Demir'den

Mecaz olarak birçok defa sırtımda bıçaklanmıştım. Ama bu defa gerçekten bıçaklanmıştım. Bu ilk değildi bunu biliyordum, son defa da değildi. Hayatın bana ne getireceğini bilemezdim. Bu çileli hayatı benim için güzelleştirecek kadının bir davette karşılaşıp aşık olacağım, onun için sırtımdan bıçaklanıp ölümden döneceğim aklıma gelmezdi. Bunu birkaç ay öncesinde söylenseydi alayla gülüp geçerdim, ama ne yazık ki şuan böyle bir anda değilim.

Sırtımda o bıçağın varlığını hala hissediyordum. Bilmiyorum, belki de psikolojik olarak bana öyle geliyordu. Sırtımda hissettiğim acıyla yüzümü buruşturdum. Yutkunmaya çalıştım, boğazım yanıyordu. Kısık sesle inledim. Gözlerimi aralamaya çalıştım, görüşüm bulanıktı. Gözlerimi kırpıştırdım.

Başım ağrıyordu. Yüzümü yastığa gömdüm. "Demir," dedi Volkan. "Kendine geldin mi?"

Cevap vermeyip, bir süre başımı yastıktan kaldırmadım. Ancak sırtıma keskin bir ağrı vurduğunda yüzümü kendisine doğru çevirdim.

"Ağrın mı var?" diye sordu Ceren. Cevap vermedim. Sırtıma küçük iğneler batınca bir küfür savurdum. Boğazıma acı bir tat yükseldi. Midem bulandı.

Kollarımı yatağa bastırarak, ayağa kalkmaya çalıştım. Sağ kolumda bir acı hissettim.

"Ne yapıyorsun?" diye sordu Volkan.

"Volkan," dedim zorlukla. "Beni ayağa kaldır."

"Ayağa kalkmaman lazım dedi doktor." dedi. "Dikişlerin yeni."

"Kalkmam lazım." dedim dişlerimin arasından. "Kaldırın beni."

Sol kolumdan Volkan tuttu. Ceren ise yanıma geldi. Yataktan destek alarak yavaşça doğrulmaya çalıştım. Daha önce silahla birçok kez vurulmuşluğum, bıçakla yaralanmışlığım vardı. Ancak hiçbir acı dikiş yarası kadar keskin ve zor değildi. Hareket edince o bıçağın varlığını hissediyor, bıçağın sırtıma saplanırken hissettiğim acıyı tekrar ortaya çıkarıyordu.

Yavaşça yataktan oturur pozisyona geldiğimde sırtım kapıya dönüktü. Bir bacağımı yataktan aşağıya sarkıttığımda bacaklarım uyuşuktu. Ne kadar süre boyunca uyumuştum?

Diğer bacağımı da yere bastırıp ayağa kalktığımda sırtıma tekrar battı. Dik durdum. Lavaboya doğru bir adım atmıştım ki başım döndü, yerimde sedelendim. Volkan kolumda ki baskısını arttırdı.

"Abi iyi misin?" diye sordu Ceren endişeyle koluma destek olurken.

"Doktoru çağırın!" dedi Volkan gür sesle. Canımı yakmayacak bir şekilde beni tekrar yatağa otutturdu. Tam o an önümde bir beden belirdi, elimi tuttu. Bakışlarımı ona çevirdim. Gözlerim yüzünde gezindi. "İyi misin?" diye sordu dolu gözlerle. Siyah giyinmişti ve ona çok yakışmıştı. Nutkum tutuldu. Sırtımda ki acıdan daha büyük bir ağrı saplandı kalbime. Ama bu ağrı acıdan değildi, hissettiğim duygudandı. Gerçeği söylemeliyim ki tüm renkler bu kadına yakışıyordu.

"İyiyim." dedim sakince. "Başım döndü."

"İyi misiniz?" diye sordu yanıma gelen beyaz önlüklü doktor. Orta yaşlarda uzun boylu bir adamdı.

"İyiyim, başım döndü." dedim kısaca. Orkide ellerini çekerek birkaç adım uzaklaştı. Doktor önüme gelerek karşımda durdu, önümde eğilerek önlüğü cebinden çıkardığı küçük feneri gözüme tuttu. Ardından tekrar cebine koydu, sargılarıma baktıktan sonra yanıma geldi.

"Size verdiğimiz ilaçlardan kaynaklı olmalı." dedi bakışları yüzümdeyken. "Yan etki yapmış olabilir."

"Ağrınız var mı?" diye sordu.

"Biraz." dedim. Biraz olduğu yoktu. Çok vardı. Tüm vücudum sızlıyordu.

"Ağrı kesici iğne yapalım." dedi hemşireye.

"Gerek yok." diyerek doktora döndüm. "Evime gitmek istiyorum. "

"Geldiğinizde çok fazla kan kaybetmiştiniz. Dikişleriniz a-" derken sözünü kestim.

"Doktor," dedim sert bir sesle. "Çıkış işlemlerini başlat, evime gitmek istiyorum."

"Dikişlerinizi çok fazla zorlamamak şartıyla," dedi doktor. "Gidebilirsiniz." diyerek odadan çıktı.

"Sen ne yaptığını sanıyorsun?" diye sordu Orkide sinirle. "Daha yeni ameliyattan çıktın, evime gitmek istiyorum ne demek?"

"Ben iyiyim." dedim. "Kendimi iyi hissediyorum ve evime gitmek istiyorum."

"Kendini iyi falan hissetmiyorsun." dedi inatla. Ona cevap vermedim. "Celal," diye seslendim kapıya doğru. Kapı açıldı. "Efendim abi?" diye sordu.

"Çocuklara söyle arabayı hazırlasınlar." dedim. "Birazdan çıkacağız."

"Emredersin abi." diyerek çıkıyordu ki elimle durdurdum. "Fatıma teyzeme söyle çok açım. Yemeği hazırlasınlar."

"Tamam." diyerek çıktı.

Orkide bana küstüğünü belli eden bir bakış atıp küçük tekli koltuğa oturdu. Kollarını göğsünde birleştirirken ona bakıyordum. Bir şey söyleyeceğim sırada alttan alttan bana bakan Eda'da kaldı bakışlarım. Kafasında ki sargıda neydi?

"Sana ne oldu?" diye sordum kaşlarımı çatarken. Volkan ile aralarında bir bakışma geçti. Daha sonra Volkan, "Evde konuşalım bu konuyu." diyerek açmadan kapattı. Bakışlarım hepsinin üzerinde sırasıyla gezindi. Ancak bakışlarım Orkide ile Volkan'da biraz fazla durdu. İkisinin de baştan aşağı siyah giyinmesinden ne çıkarmalıydım, bilmiyorum.

Biri tam sert ve belalı bir his verirken, diğeri mafya tipi veriyordu ama daha çok mafya karısı...

Düşüncelerimi bölen şey kapının çalması oldu. "Abi," dedi Celal. "Arabalar hazır, sizi bekliyoruz."

"Geliyoruz." dedim.

***

"Ne yaptılar benim oğluma," diye sordu dertli dertli. Bir koluma Orkide diğerine Volkan girmişti. Fatıma teyze arkamdan gelirken söyleniyordu.

Merdivenin bir diğer basamağını çıktıktan sonra soluklanmak için durdum. "Ölmedim Fatıma teyze." dedim hatırlatmak isteyerek. "Yaşıyorum." Eğer biraz daha böyle devam ederse gidip helvamı kavuracakmış gibi duruyordu. Daha ölmeden helvamın yenmesini istemezdim.

"Elleri kırılsın onun," dedi bıçaklayan adamı kastederek. "Vah yavrum!"

"Kırılamaz Fatıma teyze." dedi Volkan. "Adam öldü."

"Cehennemde yansın." dedi bu sefer. Ardından bedduaları sıraladı. Merdivenleri çıkmaya devam ettim. Birkaç saniye daha soluklandıktan sonra odamın bulunduğu kata geldik. Orkide kolumu bırakırken kapıya doğru ilerleyip açtı.

İçeri girerken derin bir nefes verdim. Ardımdan gelen Fatıma teyzeye seslendim. "Fatıma teyzem." dedim hafifçe arkamı dönerek.

"Fatıma teyze sana kurban olsun," dedi avuç içini yanağıma bastırırken. "Söyle evladım."

"Ben çok acıktım." dedim daha fazla dayanamayarak. "Çorba yaptın mı?" diye sordum masumca.

Yüzünde bir gülumseme oluştu. "En sevdiğin çorbayı yaptım," dedi. Ardından kapıya doğru döndü. "Getireyim de sıcak sıcak iç."

"Aşk olsun Fatıma teyze," dedi Volkan. "Ben hasta olduğumda bile bana böyle bakmadın."

"Evlatlar arasında ayrım yapılmaz Volkan'ım." dedi Fatıma teyze. "Hepiniz benim evladımsınız."

"Sağ ol teyzem." dedim, yatağa yavaş bir şekilde otururken.

Fatıma teyze mutfağa giderken Orkide, "Bende Fatıma teyzeye yardım edeyim." diyerek o da Fatıma teyzenin peşinden gitti.

Kapı kapanırken bakışlarım Volkan'a döndü.

Canımı acıtmayacak bir şekilde

"Anlat." dedim. "Ben ameliyattayken ne oldu?"

"Eda," dedi ardından bakışları birkaç saniye yüzümde gezindi. "Kaçırıldı."

"Nasıl?" dedim. O kadar adamın içinde bir anda kaçırılması normal miydi? "Kim kaçırdı?"

"Senin vuran kişi, Eda'yı kaçıran kişiyle aynı." deyince kaşlarım çatıldı. O adamı öldürmemiş miydik?

"O adam ölmemiş miydi?" diye sordum şaşkınlıkla.

"Ölmemişti." dedi. "Senin vurulduğun gün, Orkide yardım istemek için dışarı çıkmıştı ancak ben geldiğimde hemen yukarı çıktık. Geldiğimizde adam pencereden atlayıp kaçmıştı. Yaralıyken o kadar yükseklikten atlayıp yaşaması beni şaşırtıyor." dedi. Haklıydı, benim odam ile Orkide'nin odası aynı katta ve yan yanaydı. O kadar yükseklikten atlayıp yaşaması normal değildi. Bu işte bir terslik vardı, içimizden biri ona yardım ediyordu.

"Sen ameliyattayken Orkide ile beraber operasyon yaptık. Orkide operasyonu yönetti, ben uyguladım." Şaşırmaya devam ediyordum. Hiç beklemediğim hamleler geliyordu.

Birkaç ay öncesinde karnımdan vurulduğum gün Orkide'nin içinde başka biri olduğunu anlamıştım. Orkide kendi halinde saf ve temiz biriydi, ama içinde yattığı insan çok farklıydı oldukça zekiydi. Keskin zekası ile bir operasyonu yönetmesi beni şaşırtıyordu çünkü içinde ki insanın bu kadar erken ortaya çıkmasını beklemiyordum.

"Eda'yı almak için para teklif etti." dedi ensesini kaşırken. "Sen de inandın mı?" diye sordum. "Eda'yı para karşılığında sana verirdi ama ölü bir şekilde."

"Biliyorum," dedi derin bir nefes vererek. "Ondan çaldığımız parayı verdim." dedi yüzüme bakarak. Kızmamı bekliyordu ama hayır, kızmayacaktım. Sevdiği için para vermesi umurumda değildi. Önemli olan onlara bir şey olmaması ve sağ gelmeleriydi. "Devam et."

"Paranın altında bomba vardı, eğer Eda'yı vermeseydi o bombayı patlatacaktım. Ama bombayı fark etmesiyle kaçtı. Bende Eda'yı alarak dışarı çıktım. Biz çıktıktan sonra da fabrika patladı. Seni vuran adam da babanın diğer adamları da öldü. Bir süre ortaya çıkmayacağını düşünüyorum."

"Bomba koymak kimin fikriydi?" diye sordum, onun fikri olmadığını biliyordum. Volkan'a kalsa hepsini tek bir mermiyle gebertirdi.

"Orkide'nin." dedi. "Ama Demir, operasyonu bir yönetiyor, adamları bir gönderiyor." dedi hayranlıkla. İfadesizce yüzüne bakmaya devam ettim. Hayran olmuştu resmen, Volkan'ı bile etkilediyse kendimi düşünemiyordum. "Yani sen olsaydın değil kurşundan kalp krizinden giderdin."

"O yüzden mi siyah giyinmiştiniz." diye sordum.

"Evet," dedi. "Tam bir mafya karısı olmamış mı?" diye sordu.

Gülümsedim. "Olmuş."

"Senin yokluğunu hiç aratmadı, biliyor musun?" diye sordu. "Hayatımda geçirdiğim en güzel operasyonlardan biriydi."

"İçinde Eda var diye güzeldir." dedim gülerek. "Prensesi kurtardın mı prens hazretleri?"

"Prensesi kurtardım ama sonu kötü bitti." dedi umutsuzlukla.

"Niye?" diye sordum. "Kabul etmedi mi?"

"Ondan değil." dedi. "Prens vuruldu."

Kaşlarımı çattım "Prens mi vuruldu?"

"Evet, operasyondan çıkarken iki tane kurşun yedim." dedi. Bir elini göğsüne "Kurşunun birini kalbime," dedi. Ardından elini kalbinin biraz aşağısına karnına dokundurdu. "Diğerini karnıma yedim."

Onu süzdüğümde hiç canının acımadığını fark ettim. "Çelik yelek gitmiştim." dedi.

"Dur, tahmin edeyim." dedim. Volkan operasyonlarda çelik yelek giymezdi. Giyerse de zorla giydirirdim. "Orkide mi ısrar etti giymen için?"

"Nereden bildin?" diye sordu ardından bakışlarımı görünce başını salladı. "Orkide ısrar etti."

"Benim saatler boyunca uğraştığım sorunu kadın tek lafıyla halletmiş. Helal olsun." dedim.

"Bundan sonra Orkide'ye çalışmayı düşünüyorum." dedi. "Onunla çalışınca daha zevkli oluyor."

"Siktir git lan oruspu çocuğu." dedim sinirle. "O şerefsizlerle Orkide yüz yüze gelmeyecek. Bundan sonra onun için operasyon yok."

"Kıskanma," dedi son harfi uzatarak.

"Kıskanıyorum ulan," diye bağırdım. "Var mı bir diyeceğin, ona gözü değenin gözünün ayarını sikerim, bir daha göremeyecek hale gelirler oruspu çocukları."

"Hayatımda hiç bu kadar güzel bir aşk itirafı duymamıştım." diyerek telefonunu çıkardı. "Bir daha söyler misin?"

"Siktir lan piç." dedim ters ters bakarken.

"Bana yaptıklarını unutmadım." dedi o da bana bakarken.

"Ne yapmışım lan," dedim sinirle. Adam iki dakikada beni çıldırtma potansiyeline sahipti. "Boş konuşma."

"Sen Eda'nın yanında benim özelimi açıkladın." dedi hemen. "Hani hiç kimseye söylemek yoktu?"

"Ben öyle bir şey söylemedim." dedim. Hatırlamıyorum.

"Hastanedeyken sana bir ilaç vermişlerdi." dedi hafif bir ıslık çalarak. "Kendi kimliğine kadar her şeyi açıkladın. Neyse ki yanında bizden başka kimse yoktu."

Aklına ne gelmişse gözlerini belerterek bana baktı. "Kendi sırlarımı geçtim, sen ilaçlıyken Orkide'ye yürüdün am*na koyayım." dedi şaşkınlıkla. "Kadın seni hem normal, haliyle hemde ilaçlıyken kendine aşık etti."

"Ne söyledim?" dedim yerimde kıvranırken. "Hanımefendi akşam buluşabilir miyiz, rüyalarıma giriyorsunuz falan." dedi gülerek.

"O ne dedi?" diye sordum bende gülerken. Söylediklerinin hiç birini hatırlamıyordum.

"Sevgilim var dedi." dedi kahkaha atarak. İlaçlı halim onu çok eğlendirmiş olmalıydı. "Sen de ne yaptın biliyor musun?" diye sordu sırıtarak.

"Ne yaptım?" diye sordum, çünkü öyle bir sırıtıyordu ki ben bile ne yaptığımı düşündüm.

"Kovdun." dedi. "Sevgiliniz varsa niye yanımdasınız, elimi niye tutuyorsunuz diye bağırıp çağırdın sonra da kızı kovdun."

"Ben mi yaptım?" diye sordum. Onun sevgilisi bendim bir kere, kim olabilirdi? "Onun sevgilisi bendim zaten, bırakıp gitti mi?"

"Sonra sen moral bozukluğuyla uyudun, o da seni uzaktan seyretti. Yanına bile yaklaşmadı."

Yüzümü sertçe ovdum. Kıza nasıl bağırmışsam yanıma yaklaşmaya bile korkmuştu.

"Bu yüzden mi bana sinirli?" diye sordum. "Bağırdığım için mi?"

Başını iki yana salladı. "Zannetmiyorum. Senin kendinde olmadığını biliyordu, buna kızmış olamaz. Bence o başka bir konuda sana kızgın."

"Hangi konu-" derken kapı çaldı. Bakışlarımız kapıya dönerken Orkide elinde tepsiyle içeri girdi.

Volkan'ın bakışları beni bulurken, "Ben de Eda'ya bakayım." diyerek odadan çıktı.

Orkide elinde tepsiyle yanıma geldi. Tepsiyi kucağıma bırakırken "Başka istediğin bir şey var mı?" diye sordu.

"Sen." dedim bakışlarım yüzüne çıkarken. Geriye çekilirken her hareketini izliyordum.

Gülmedi. Gerçekten kırılmış olmalıydı. "Yanımda durur musun?" diye sordum. Başını salladı, küçük tekli koltuğa ilerlerken "Oraya değil," dedim. Benden uzak olmak için her şeyi yapıyordu. Elimi yatakta ki boşluğa vurarak "Buraya." dedim. Yanımda olmasını istiyorum.

Bakışları koltuk ile yatak arasında gidip gelirken çekingen bir halde yanıma oturdu. Ancak yüzüme bakmıyor, doğrudan yere bakıyordu.

Elimde ki tepsiyi komidinin üstüne bıraktım. Yatakta biraz ona doğru kaydım. Elini tutarken yüzüme bile bakmadı. Galiba trip yiyordum. Çenesinden tutarak yüzünü bana doğru çevirdim.

"Küs müyüz?" diye sordum ona bakarken. Çenesini elimden kurtardı, ancak elim havada kaldı. Elimi indirdim. "Küs değiliz."

"Niye böyle davranıyorsun o zaman?" diye sordum. Yalan söylemeyi bile beceremiyordu.

"Nasıl davranıyorum?" diye sordu sesinde ki kırgınlığı gizleyemeden.

"Soğuk ve kırgın." dedim. "Biraz da sinirlisin."

"Sinirliyim sadece." dedi. "Ama bu sinirim sana değil kendime."

"Niye?" diye sordum. "Ne derdin var kendinle?"

Sorumu es geçerek gözlerimin içine baktı. "Beni seviyor musun?" diye sordu.

"Seviyorum" dedim hiç düşünmeden.

"Beni sevme." dedi. "Sana zarar veriyorum."

"Senin verdiğin zarar, bana verilen diğer tüm yararların üstünü çiziyor. Ben senin zararına razıyım."

"Kalıcı değilim zaten, gideceğim." dedi kaşlarımı çattım. "Kimseye zarar vermek yada huzurunu bozmak istemiyorum."

"Huzurumu bozduğunu mu düşünüyorsun?" diye sordum. "Ayrıca gitmekte nereden çıktı?"

"Ben kararımı verdim Demir. Kimseye açıklama yapmak zorunda değilim, gideceğim ve kendime bir düzen kuracağım."

"Asla, öyle bir şey olmayacak." dedim sinirle. "Gitmeyi unut."

"Kabul et artık." dedi elini yakasına götürürken. "Ben uğursuzun tekiyim. Böyle yaparak ne sen mutlu olabilirsin ne de ben." dedi. "En iyisi hiç başlamadan bitirmek."

"Senin için başlamamış olabilir ama benim için çoktan başladı." dedim ona doğru eğilirken. "Ve bu saatten sonra gitmek istiyorum diye bir şey yok. Burada da düzen kurabilirsin, çalışabilirsin buna karışamam. Ama gitmek..." deyip başımı iki yana salladım. "Yok."

Ellerini ellerimden cekip dolu gözlerle bana baktı. "Sen istesen de istemesen de ben gideceğim ve sen de bunu izleyeceksin."

"Senin gidişini izleyeceğime kafama sıkarım daha iyi." dedim. "Anla kızım, bizi bizden başka kimse sevemez."

"Belki senden daha çok seven biri girer hayatıma. Senden daha çok değer verir." dedi başını yana yatırarak. Ne saçmalıyordu bu?

"Sen ne söylediğinin farkında mısın?" diye sordum sinirle. "Bana başka bir adama gitmekten bahsediyorsun."

"Olamaz mı Demir?" diye sordu. "Kimse beni sevemez mi?"

"Seni benden başka kimse sevemez." diye bağırdım elimde olmadan. Derin derin soluklandım. "Diyelim ki sevdi, sevemez de, diyelim ki sevdi..." dedim aynı cümleyi tekrarlayarak. "O kişinin sonu mezar olur. Aynı zamanda benim de." dedim üstüne bastırarak. "Önce onu öldürürüm sonra bana geri gelme diye kendimi, sen başka bir adam gidersen benim için zaten ölmüşsündür."

"Saçmalıyorsun," dedi gözünden bir damla yaş düşerken. "Sen saçmalıyorsun." dedim inatla. "Bana başka bir adam beni sevebilir diyorsun..."

"Beni kimse sevmese de olur. Ben sevgisizliğe alışığım zaten." dedi. Sorun da buydu. Bana bağlanmıştı ve bu bağı koparmak istiyordu. Bu bağı koparırsa canının yanmayacağını ve yakmayacağını düşünüyordu. Kesinlikle yanlış düşünüyordu, sevince kimsenin canı yanmıyordu. Ayrı kalmadığı ve birinin ona ihanet etmediği sürece...

"Senin amacın birinin seni sevmesi değil buradan gitmek. Gidip de geri dönmemek." dedim. Ve bu ihtimal sırtımda ki bıçaktan çok canımı yaktı. "Bıçaklandığım için mi bütün bunlar?" diye sordum. "Bu yüzden mi kendini suçluyorsun?"

Cevap vermedi. Haklı olduğumu biliyordum. İşaret parmağımla kendisini gösterdim. "Gitmek istiyorsun ama benim sana izin vermeyeceğimi biliyorsun bu yüzden bana kırgınsın." dedim. Cevap vermeyince bir kez daha haklı olduğumu anladım. "Soğuk davranıyorsun çünkü uzak durunca beni istemediğini düşünüp senin gitmene izin vereceğimi düşünüyorsun." dedim. Cevap vermedi ama ben konuşmaya devam ettim.

"Çok yanılıyorsun, seni bırakmayı düşünmüyorum." dedim yavaşça arkama yaslanırken. "Buna rağmen gitmek istiyorum dersen..." deyip gözlerinin içine baktım. "Gittiğin gün manşetlerde ölüm haberimi okursun."

"Ama eğer duygularımın yeni farkına varıyorum ve seni sevmiyorum, istemiyorum dersen..." dedim. "Gidebilirsin." dedim, bakışları bana döndü.

"Ancak benden gidip de başka bir adamla mutlu olmana da izin vermem." dedim. "Ya benimsin,"

"Ya benimsin." dedim. "Bırak seni başka bir adama vermeyi, kara toprağa bile vermem."

BÖLÜM SONU

Öncelikle herkese merhaba. Nasılsınız?

Size bir şey söylemek istiyorum. Bölümü okuyanlar fazla ancak nedense kimse oy vermiyor. Kitabı okuyorsunuz ancak oy vermiyorsunuz ve bu beni gerçekten çok kırıyor. Geçmiş bölümlere gidip oy vermediklerinize lütfen oy verin. En azından emeğime saygı duymanızı istiyorum.

Bazı arkadaşlar yorum yapmıyorlar, saygı duyuyorum. Yorum yapmak zorunda değilsiniz ancak satır aralarında kendi fikir ve düşüncelerinizi belirtirseniz mutlu olurum.

Hepinizi çok seviyorum.

Bölüm sonu

3 yorum