Bir insanın kalbi, hayatında olmayan biri için neden acır ki? Yaşanamamış anılar için mi?
ayatı boyunca beklediği sevgiyi bulamadığı için mi? Yoksa içinde kalan bir ukde için mi?
Aklımın derinliklerine düşen düşünce tohumları, bu geç kalmış sevginin arta kalan sonbahar rüzgarı mı?
Ah! Yaşam çizgisi, beyaz bir sayfaya siyah kurşun kalemle çizilemez ki istediğin gibi yönlendirebilesin?
Benim kalbimdeki ateş asla sevmemem gereken biri için alevleniyor. Ya da sevmeye korktuğum biri için.
“Söz veriyorum güzelim, söz veriyorum.”
Ruhumu delen zümrüt yeşili gözler kararlıydı. Gerçekler, aramıza çökmüş, sis tabakası halinde dolanıyordu. Nasıl olabilir, nasıl? Tam aşkı bulduğum sırada nasıl kaybedebilirim?
Her dokunuşu, her kaçamak bakışı, her sataşması, ilerde doğacak bir aşkın habercisiyken; ben bilerek isteyerek kovmuş, bana sunulan sevgiyi küçük bir kız çocuğunun şımarıklığıyla def etmiştim. Hayatıma heyecan katan, bütün benliğimi karıştıran, ortaya ise kocaman bir ıstırap bırakan adam tam karşımda duruyordu.
Avucumda eriyen kar tanelerinin ıslaklığıyla Boran’ın yanağını tuttum. Yanağındaki elimi, nazikçe kalbinin üstüne koyan adam hırsla, “Hayır, buna izin vermeyeceğim. Elinin altındaki kalp atışlarını hissediyor musun? Hepsi senin için atıyor, hepsi!” dedi.
İçimde kopan fırtınalara eklenen isyan, gözyaşlarımın gözlerimden taşması için son damla olmuştu. Kararlı bakan gözler telaşlanmış, çaresizlik içindeydi. Uğruna her şeyi yapacağım zümrütleri görmemek için kafamı göğsüne yasladım.
“Bir yolu olmalı, her zaman bir yolu vardır.”
“Başka yolu yok. Ayrılmamız gerekiyor.”
Yaşamımın boşluklarına dolan sızı bu kadar acımasız olmak zorunda mı?
Beni sıkıca sarıp sarmalayan kollar arasında kaybolmak istiyordum. Zamanımız dolmaya başlamıştı. O da bunun farkında olmalı ki beni göğsüne daha çok çekti.
“Lütfen gitme, sensiz yapamam.”
Zorla ayrıldığım kollar titriyordu. Cebimde duran gümüş aleti avuçlarımın içine aldım ve ortasında duran düğmeye bastım. Nilüfer çiçeği gibi açılan demir yapraklar, cızırtı yapmaya başlamıştı.
Göz bebekleri büyüyen zümrütler çaresizdi. Derin bir nefes alarak gülümsemeye çalıştım.
“Kendimi bildim bileli hiçbir yere ait hissedemedim. Ta ki seninle tanışana kadar Boran, söylemek istediğim çok şey var ama vaktimiz yok. Keşke başka bir zamanda, başka bir evrende tanışsaydık. İmansız bir hayal biliyorum. Dualarımda, dileklerimde, hayatımın sonuna kadar isteyeceğim bir hayal.”
Ağlamaya başlayan adam elimi tutmaya çalıştı. Kaçınılmaz sonu ertelemek sadece üzülmemize vesile olacaktı. Birkaç adım geriye giderek Boran’a bakmaya başladım.
“Üzülme demeyeceğim. Çektiğin acıya dayanamayacaksın fakat zaman geçtikçe hafifleyecek, bir gün gelecek ki beni tamamen unutmuş olacaksın. O gün geldiğinde unut beni.”
Hıçkırıklarla ağlayan Boran, kafasını iki yana sallıyordu.
“Asla unutmayacağım Ahu, asla. Yine birlikte olacağız, bu işi düzelteceğim.”
Dudaklarımda kalan buruk gülümsememle bakmaya devam ettim. Topladığım bütün cesaretimle konuşmama devam ederken, gümüş aleti sıkıca tuttum.
“Seni yıldızlar kadar seviyorum Boran.”
Heyecanla bakan adam, dudaklarını araladığı sırada beyaz bir ışığın arasında kayboldu.
Sonsuz evrenlerin karmaşası etrafımdan tek tek kayarken
ben sadece düşüyorum.
Hayatıma dokunan insanların siluetleri beni sarmalarken
ben sadece seni düşünüyorum.
Geride bıraktığım onca insan arasından yalnız seni.
Yeşil gözlerin her yerde, kokun üstüme sinerken.
Unutma beni sevgilim, benim seni unutmadığım gibi.
.
İhtimali bile olmayan aşkımızın yankısını okumak isteyen sayın okuyucu,
Seni baştan uyarayım.
Bu satırlarda anlatılan her şey gerçek, hiçbiri unutulmayacak hatıralarımdır.
İyi okurlar.
Uzun zamandır aklımda olan bir kitapla karşınızdayım sevgili okurlar
Yorumlarınızı bekliyorum >