Dönüp dolaşıp yine baran'ın evine geldim. Cihan da yurt dışında yeni dönmüştü; şu anda ikiside işteydi. Ben ve zerda ise evde kalmıştık ve.... Kek yapmaya çalışıyorduk. Evet,"çalışıyorduk" çünkü ikimizin de kek yapımı hakkında en ufak bir fikrimiz yoktu. Üstümüz başımız un içindeydi, mutfağın haliyse tam bir savaş alanındaydı.
"Zerda, bir şeyi yanlış mı yaptık sence?" dedim, elimdeki yapış yapış hamuru kurtarmaya çalışırken. Zerda ise elindeki telefondan tarife bakmaya devam ediyor.
"Burada sıvı olacak yazıyor," dedi, sonra kabın içindeki hamura göz attı. "Bu bildiğin beton gibi olmuş.... Fazla un koymuş olabilir miyiz?"
"İki paket un dememiş miydi?" dedim, tezgahın üstünde duran iki boş un paketine bakarak. Zerda, telefonu kenara bırakıp ve bana doğru yaklaştı.
"İki paket kabartma tozu demişti, un değil. İki su bardağı un yazıyordu!" dediğinde gözlerimi devirdim.
"Zerda, sen ne okuduysan onu yaptım. Demek ki sen yanlış okudun," dedim savunmaya geçerken.
İkimiz de birbirimize bakıp sustuk.... sonra kahkahlarla gülmeye başladık. Çünkü ne kadar saçmalarsak saçmalayalım, o an gerçekten eğleniyorduk.
"İkimiz de beceriksizin tekiyiz, kabul edelim bence," dedim, beton gibi olmuş hamuru çöpe atarken.
"Su götürmez bir gerçek," diye iç geçirdi Zerda. Yeni bir kap çıkardı tezgahtan.
"Başka bir kap çıkar, o keki yapacağız. Bu sefer olacak," dedim, ellerimi yıkarken.
"Zerda, ne yazıyorsa tek tek söyle. Aynısını yapalım. Kurallara sadık kalırsak bu sefer başarı bizimdir," diye ekledim kararlılıkla.
Zerda başını sallayıp üç yumurtayı çıkarttı, kabın içine dikkatle kırdı. Ben de ölçerek iki su bardağı un koydum. Karıştırmaya başladım, bu sefer daha kontrollüydük.
Zerda, elindeki listeye bakarak sırayla malzemeleri ekliyordu. Un, şeker, kabartma tozu, süt.... Her şey plana uygundu. İkimizin yüzünde de bir ciddiyet vardı, ama aynı zamanda tatlı bir heyecan. Çünkü bu sefer gerçekten olabilirdi.
İçerisi bir anda neşeli bir şarkının sesiyle dolduğunda istemsizce gülümsedim ve başımı çevirip zerda'ya baktım. O da aynı anda ritme kendini kaptırmıştı, hafifçe dans ederek etrafı toparlanmayı çalışıyorduk. Bir eliyle bardakları düzeltirken diğer eliyle kaşığı mikrodalga fırının üzerine bırakıyordu, ayaklarıysa tempo tutuyordu.
Ben ise kekle uğraşıyordum. Karışımı tam kıvamında tuturmuştuk bu sefer. Spatula elimde, kabın kenarlarını sıyırırken bir yandan zerda'nın neşesine eşlik ediyordum. Mutfakta yayılan o şarkının enerjisiyle, ikimizin kahkahası hamurun üzerine serpilen gizli bir malzeme gibiydi. Bu kek, muhtemelen lezzetli olmasa bile mutlu olacaktı. İkimizde çalan şarkıya eşlik ettik.
"Veda ediyorum hatırlara, Bu ayrılık seni ağlatır belki, Benim gibisini mum yak da ara, Bütün vefasızlar aynıyla baki."
O sırada kapıdan gelen bir ses mutfağı yankılandı. Cihan'nın sesi kendine has rahatlığıyla yükseldi; "kardeşim, biz iki çocuk kadına tutulduk, haberin olsun!" Zerda'yla birlikte şaşkınlıkla kapıya döndük. Baran kapının yanına yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş halde beni izliyordu, dudaklarında tanıdık o eğlenceli gülümsemesi. Cihan da aynı şekilde zerda'yı seyrediyordu.
"Ne zaman geldiniz siz?" dedim, bir elimde hâlâ spatula, kekin harcını karıştırırken.
Zerda hemen cihan'ın yanına gidip yüzünü ellerini arasına aldı ve yanağına küçük bir öpücük kondurdu. Fakat cihan'ın yüzü, zerda'dan buluşan unla beyaza bulaşmıştı. Cihan yüzünü buluşturdu ve yanağını silerek, "Güzellim, sen şu undan arınmadan öpme beni, beni de un yapacaksın," dedi.
Zerda ise gülerek sıkıca sarıldı ona. Üstümdeki unların hepsi cihan'ın üzerine yapışırken, Cihan pes etmiş gibi gözlerini devirdi ama yüzündeki gülümseme hiç kaybolmadı. O an mutfağın sıcaklığına bir de kalpten gelen o anların huzuru eklendi.
Baran yanıma gelip mutfağın haline göz gezdirdi. Üstümüz başımız un içinde, tezgâh da savaş alanı gibiydi. Hafifçe gülümsedi.
"Siz ne yapıyorsunuz burada böyle?"dedi.
Elimdeki kabı gösterdim, içindeki karışımı karıştırırken. "Kek yapıyoruz."
O sırada zerda fırından bir kek kalıbı çıkardı. Ben de karışımı dikkatlice içine boşaltım, o da kalıbı fırına yerleştirip düğmesini çevirdi.
Baran kollarını göğsüne birleştirdi, alaycı bir ifadeyle, "daha çok yapamıyormuşsunuz gibi geldi," dedi.
Kaşlarımı çattım. "Sen bizim beceriksiz olduğumuzu mu ima etmeye çalışıyorsun?"
Tam o anda Cihan, zerda'nın yanına yaklaştı, elini beline dolarken sırıttı. "İma etmiyor, direkt söylüyor. Baksanıza şu halinize."
Zerda, cihan'ın karnına hafifçe dileğiyle vurdu. "Çok biliyorsun sen yap o zaman."
Yandaki un paketine uzandım, elimin içine bolca un aldım ve hiç düşünmeden baran'ın üstüne attım. "Al sana beceriksiz!" dedim, kahkahamı tutamayarak.
Baran gözlerini kısmış, yüzündeki unu eliyle silmişti. Bana kısa, Keskin bir bakış attı.
"Sen bunu istedin," dedi sadece.
Ne olduğunu anlayamadan bir anda yerden kesildim. Kendimi baran'ın omuzunda buldum. Kısa bir çığlık attım. "Napiyorsun ya, hayvan! Bırak beni!"
Ayaklarım havadayken gülmemle bağırmam karıştı, ama o umursamadan mutfağın dışına doğru yürümeye başladı.
Onun odasına geldiğimizde beni yavaşça yere bıraktı. "Her yerim un oldu, niye omzuna alıyorsun beni?" dedim kaşlarımı çatarak. Baran, hiç bozuntuya vermeden sırıttı. "Yavrum, beraber duş alabilir miyiz acaba?" dediğinde, şak diye omzuna vurdum. "Sapık ! Git uzaklaş benden!" dedim ve arkamı dönüp banyoya ilerledim.
Ama daha birkaç adım atmadan arkamdan gelip beni kendine çekti, göğsüne yasladı. Sıcak nefesi boynuma değdiğinde, tüm vücudum irkildi. Başını boynuma gümüp derin bir nefes çekti içime. "Baran, duş almam gerekiyor," dedim usulca, kalbim ritmini şaşırmışken.
Baran, boynuma bir öpücük kondurdu. "Beraber alalım diyorum, kabul etmiyorsun. Ben napayım şimdi?" diye fısıldadı. İstemsizce gülümsedim, sesim hafifçe titredi. "Baran...." dedim sadece.
Baran kollarını benden çektiğinde hızlıca banyoya girdim ve kapıyı kilitledim. Baran'ın gülüşünü duydum, ama buna hiç aldırış etmedim. Üstümü çıkarıp duşa girdim ve hızlıca duşumu aldım. Suyun sıcaklığı vücudumda rahatlatıcı bir etki bırakırken, zihnimdeki karışıklık biraz olsun dindi.
Bornozumu giyip banyonun kapısını açtım. Başımı dışarı uzatıp, odada biri var mı diye baktım. Her şey sesizdi, kimse yoktu. Hızlı adımlarla giyinme odasına geçtim. İç çamaşırlarımı giyerken, hızla üstümü tamamladım. Beyaz ve siyah çizgili bir crop tişört ve ona uyumlu çizgili kısa bir şort giydim. Gece olduğu için bu rahat kıyafetleri seçmiştim.
Aşağı indiğimde zerda ve Cihan koltukta oturuyorlardı, televizyonun karşısında diziyi izliyorlardı. İkisinin de saçları ıslaktı, duş almışlardı. Baran ise ortalıkta görünmüyordu. Ben de yanlarına gidip oturdum. O sırada salona elindeki havluyla saçlarını kurutan baran girdi. Beni görünce hemen yanıma geldi ve üstüme bakınca gözlerini kocaman açtı. Hemen yanıma oturdu, koltuğun yanındaki ince örtüyü alıp bacaklarımın üstüne serdi.
"Üşürsün güzellim, niye böyle giyindin sen?" dedi. Üşüdüğümü falan düşünmüyordu, aslında kıskanıyordu. Bacaklarımın üstündeki örtüyü tutup kaldırmak istediğimde engel oldu. "İçerisi sıcak, üşümem," dedim. Baran ellerimi tuttu ve gülümsedi. "Yok yavrum, çok soğuk, dondum ben," dedi.
Yanımdaki zerda ve Cihan güldüler, ben de onlara katıldım. Üçümüzde susunca, biraz konuştuk. Baran ise konuşmuyordu, onun derdi Başkaydı. Elindeki havluyla saçlarımı kurutuyordu. İçim sıcacık oldu, mutluydum şu an, hayatımda hiç olmadığım kadar mutluydum. Hem de huzurluydum. Babamdan hiç görmediğim sevgiyi baran'dan görüyordum. Babam, saçlarıma acı çektirmek için dokunurdu, ama baran sevgiyle dokunurdu saçlarıma.
Baran kollarını belime dolayıp beni kendine çekti. Başımı göğsüne yasladım ve televizyonu izlemeye başladım, ama uykum geliyordu. "Uyumak istiyorum," diye mırıldandım. Baran, saçlarımdan öptü. "Uyu, ben buradayım," dedi. Öyle bir söylemişti ki, Sanki "ben senin her zaman yanındayım," der gibiydi. Onun sevgisinden şüphem yoktu. Ben de ona aşık olmuştum, hiç istemesemde ona çekiliyordum. Hatam mıydı, bilmiyordum.
