İçeriğe geç

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 8 · 6 dk okuma

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 8

6

Haiii, ben geldiiim. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

**

Zihnimden geçen o kelimeleri hıçkırıklarım boğazıma takılırken, güçlükle de olsa dile dökmeyi başardım.

"Sa-sa-sadece... Ba-bana sa-sa-sarılmanı is-iste-isteyebilir mi-miyim?" diye soludum kesik kesik. Kelimeler dudaklarımdan daha da öteye çekilmeden güçlükle dökülmeyi başardıklarında çekinceyle başımı çevirip ona baktım.

Kollarını bulunduğumuz alanın izin verdiği ölçüde iki yana açtı. "Tabii ki isteyebilirsin."

Sözleri kulaklarımda uğuldarken omuzlarımı sarsarak hıçkırıp burnumu çektim. Gerçekten bana sarılmak istiyordu... Tanrım, üstüm başım çöp içindeydi, mahvolmuş durumdaydım bunu ondan istemeye hakkım dahi yoktu, ama o bana sarılmayı göze alıyor muydu?

Açtığı kollarını iki yanında sallarken, "Gel kollarıma." dedi dingin sesi, neredeyse bana bir sır verir gibi sadece benim duyabileceğim şekilde kısık bir sesle konuştu. Hıçkırıklarım nedeniyle güçlükle de olsa onu duyabildim.

Yüzüme yapışan saçlarımın arasından ona bakarken titreyen dudaklarımı bükerek içime içime sessizce ağlamaya devam ettim.

"Ben mi geleyim ki?" diye sorduğunda dudaklarımı dişlerimle gergince kemirdim. Lanet olsun, ona sarılmak ve bana sarılmasını istemeyi başarmıştım, fakat bunu işleve geçirmeyi, uygulamaya geçmeyi başaramıyordum.

Kalbim yerinden çıkacakmış gibi her bir uzvumda atıyordu. O böyle durup benim ona yaklaşmamı sabırla bekledikçe, derinliklerime gömmeye çalıştığım o kaygılarım yeniden yükselerek yüzeye çıkıyordu.

Kollarını iki yanında tutmayı sürdürürken, içimi kemiren kaygılarımı aşmak için sarf ettiğim bu sözleri uygulamaya geçmek için savaşmaya devam ettim. Bunu isteyen bendim, bana sarılmasını rica eden bendim. Ve o ise bunu yapmaya hazır görünüyordu.

"Pis ol-ol-olsam da sa-sa-sarılır-lır mısın ge-gerçekten?" Ellerimin tersiyle yüzüme yapışan saçlarımın arasından tenimi silmeye çalışırken titrek bir sesle fısıldadım.

"Sarılırım, gel buraya." dedi ve beni yavaşça kendine doğru çektiğinde hıçkırarak kolları arasına sığındım. Kalp çarpıntısından ölecekmiş gibi soluk soluğa kalsam da onu itmek gibi herhangi bir hamlede bulunmadım. Ellerim otomatik olarak onun omuzlarının iki yanında ceketine sabitlenmiş ve tırnaklarım ceketine saplanmıştı.

Elleriyle vücudumu usulca ve son derece nazik bir şekilde sarmaladığında kilitlenip kaldım. Birinin bana sarılması... Tanrım bu his... Üzerime bir çığ gibi düşerek beni ezip geçtiğinde daha çok hıçkırdım. Hayatım boyunca tek ihtiyacım olan şey, sıcak ve güvenli kolların etrafıma dolanması ve bana her şeyin geçeceğini, bir gün güzelliklerin beni bulacağını, sancılı gecelerin ardından gün doğduğunda huzura kavuşacağımı söylemesine muhtaçtım. Hiç bir yerde güvende olamadığım bu yaralı ruhumu avutmaya o kadar ihtiyacım vardı ki, şimdi bu pis halime rağmen beni sarmalayan kolların sahibine sığınmıştım.

Hayatım boyunca ilk kez birine sığınmak istemiştim. Tek bir insan bile yanımda olmazken, o bana pis halimle, bu çirkin yüzüme rağmen sarılıyordu. Bana acıdığını düşünen ben değilmişim gibi... Bunu hak ediyor muydum? Onu pisletmeyi, onun bana sarılmasını istemeyi, ona sığınmayı hak ediyor muydum?

"Sana onlar kadar pis olamayacağını söylediğimi hatırlıyorum?" Tek eli sırtımı sıvazlarken, sessizliğini bozup beni kolları arasına çekmeden önce sorduğum soruyu yeni cevaplarken, diğer eli saçlarımı okşadı.

Tek eli sırtımı kavramışken, diğer eliyle saçlarımı sıvazladığında, üstüne bir de bu sözleri duyunca eridiğimi hissettim, buz tutmuş ruhumun ve taşlaşmış kalbimin çözüldüğünü hissettim.

Ezilen ruhumun bu teselli eden dokunuşlarının etkisiyle rahatlığa kavuştuğunu iliklerime dek hissettim. Onun ceketini ısıracağım sırada başımı çevirip iki yanında sıkıca ceketini çekiştirircesine kavradığım yumruk haline getirdiğim elimin parmak boğumlarımı ısırdım.

Hıçkırıklarım mümkünmüş gibi daha da şiddetlenirken, yüzümü boynuna gömmek orada saklanmak istedim. Onda kaybolmak ve bir daha kimsenin bana erişemeyeceği kadar uzaklaşmayı diledim... Ama kilitlenen bedenim bunu yapmama izin vermedi.

"Çok sıkıyorsun kendini, sakin ol bak güvendesin, hiç bir şey yok." Saçlarımın arasına fısıldarken, yavaşça ısırdığım yumruğumu dişlerimle uyguladığım baskıdan kurtardığında ona karşı çıkmadım.

Sızlayan ve diş iziyle kaplı olan kıpkırmızı kesilen elime bakarken gözyaşlarım onun kıyafetine aktı.

"Serbest bırak kendini, bana sarıldığında hiç bir şey olmayacak sana. Zarar görmeyeceksin, dene bak. Dene hiç bir şey olmayacak, güven bana."

Başımı iki yana sallayarak gözlerimi sımsıkı yumdum. Yumruklarımın altında kalan ceketini sıkmaya devam ettim. "Sarılarak sana zarar veremem Jungkook, ama istiyorsan çekebilirim ellerimi sırtından?"

"Çe-çe-çekme." Saçlarımı savururcasına başımı iki yana salladığımda omuzlarıma yükselttiği elleri yeniden sırtıma kaydı ve etrafıma sarmalandı.

Göğsüm göğsüyle temas halindeydi ve kalbim yerinden çıkacakmış gibi hiddetle çarpıyordu. Kulaklarım uğulduyordu.

Gözlerimi geri aralamaya cesaret edemezken yavaşça başımı ona doğru eğmeye başladığımda, bunu anlayıp tek elini enseme tırmandırdı. Başımın arkasından usulca iterek bana yardımcı oldu.

Avuçlarımın içine hapsedecek şekilde sıkıştırdığım ceketini serbest bırakamasam da yüzümü boynuna gömmeyi başarabildim. Onun yardımıyla, onun sayesinde bunu başarabildim.

Gözyaşlarımla üstünü ıslattığım yetmiyormuş gibi bir de boynunu sırılsıklam etmek amacıyla gömülüp kaldım tenine. Yumuşacık teni sıcacıktı.

Daha da korumacı bir şekilde sarmaladı kolları etrafımı. Bedenim sarılışıyla birlikte kolları arasında küçüldükçe küçüldü. Kendimi kasmaya, dişlerimi kırarcasına sıkmaya son verdim. Vücut uzuvlarım adım adım kendini salmaya başladı. Neredeyse tüm ağırlığımı onun bedenine verecek şekilde kalakaldım boynunda.

Burnumdan derin derin nefesler alırken onun kokusu başımı döndürdü. Parmak boğumlarım kilitlenmiş, eklemlerim ceketini sıkmaktan yorulmuştu. Yumruk yaptığım parmaklarım da karıncalanma hissi eşliğinde aralanıp ceketinin kumaşı parmaklarımın arasından sıyrıldı. Kollarımın ağırlığını taşıyamamış gibi tenine sürtünerek iki yanında yere düştü. İç sesim sarılışına karşılık vermemi haykırsa da bunu yapamadım. Ellerim iki yanıma salındı ve öylece durdukları yerde titremeye devam etti.

Ne kadar çabalasam da sarılışına karşılık vermeyi başaramadım, kaygılarım buna izin vermedi. Bu kadarına müsaade etmedi. Bunu yapmaya gücüm de cesaretim de yoktu.

Onun kollarında olmak bile çok fazlaydı bana. Alışkın olmadığım huzur duygusunu aşılıyordu kanıma.

Tek eliyle sırtıma pat pat vururken, diğer eli başımı güven verircesine okşadı. "İşte böyle, bak vücudunu sıkmayı bırakınca nasıl rahatlamaya başladın."

Kapı tam o anda aralandığında, panikle geri çekilmek için atağa geçtim. Ama Taehyung enseme bastırarak yüzümü boynundan çekmeme izin vermedi.

Taehyung aniden, "Çık lan dışarı!" diye kükrediğinde titreyerek yine ceketini sıkıp tırnaklarımı ceketinin üstünden tenine sapladım.

Kapının çarparak kapanma sesiyle hıçkırarak boynunu sırılsıklam etmeye devam ettim. "Korkma korkma, sana bağırmadım. Şşşh, sorun yok, sadece öğrencilerden birini kovdum." dediğinde inlercesine sayıklayıp ağladım.

"Sıktın yine bak kilitledin kendini." diye fısıldadı. "Ama olmaz ki böyle, ne güzel rahatlamıştın az önce."

Başımı yavaşça gözyaşlarım yüzünden sırılsıklam ettiğim boynundan ayırıp geri çekildim. Ağlamaktan şişen ve birbirine yapışan ıslak kirpiklerimi titreştirerek gözlerimi araladım.

Yüzüme yapışan saçlarımın arasından çekinceyle ona bakarak titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Te-teş-teşekkür ed-ede-ederim." Güçlükle kelimeler dudaklarımdan sıyrılmayı başardığında bedenimi onun sıcacık ve korumacı kolları arasından ayırdım.

Zeminden tutunarak yavaşça lavabonun altından çıktığımda sersemlemiş bir şekilde tökezledim. Kapıya doğru çarptığımda, arkamdan hızla çıkıp bana yetişen Taehyung, asla beklemediğim bir şekilde elini karnıma dolayarak beni tuttuğunda gözlerim şokla irileşti.

"Dikkat et, düşeceksin. Gidiyor muyuz? Yani ben de gelebilirim değil mi? Hmm seni evine bıraksam-"

Elini itekleyerek kapıyı açtığım gibi dışarıya çıktım. Onun bana iyi davranmasını bile hak etmiyordum. Bu şekilde davranarak benden nefret etmesini, tıpkı diğerleri gibi benden tiksinmesini sağlayacaktım. Ama... Alışkın değildim. Düşmek üzereyken birinin beni tutmasına, bana yardım etmesine alışkın değildim. O dizler her titrediğinde zeminle buluşmaya alışkındı.Bedenim soğuk betonla birleşmeye alışkındı...

Savruk adımlarıma rağmen koştura koştura okulun bahçesinden çıktığımda, kapının önünde dizili siyah arabaları görünce korkuyla titredim.

"Jungkook, seni araçla evine bırakayım lütfen, izin ver. Sana zarar vermeyeceğim, yemin ederim." Taehyung arkamdan seslendiğinde hıçkırdım. Durmak istedim, onunla gitmek istedim... Ama yapamadım.

İlerlemeye devam ederken omuzlarıma bırakılan ağırlık hissiyle sarsılarak duraksadım ve bakışlarımı omuzlarıma düşürdüm. Taehyung hava serin olduğu için kendi ceketini çıkarıp üşümemem için benim omuzlarıma bırakmıştı.

Elleriyle omuzlarıma ceketi bırakırken bana sarıldığında alt dudağımı kemirerek ona baktım çekinceyle.

"Yürüyeceksen buna ihtiyacın vardı." dedi ve duraksayıp iç geçirdi. "Arabaya binmiyorsun madem, peki o zaman birlikte evine kadar yürüyelim, bana da spor olur hem."

**

Bölüm sonu... Allahım ben bunları yiyeceğim. Umarım bölümü sevmişsinizdir. Jungkook'un ha diyince anksiyetesinden sıyrılması mümkün değil, bu kaygı selinden arınması kolay olmayacak ama adım adım ilerleyeceğiz. Fic zaten angst olmayacak :)

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Gelecek bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Sizi seviyorum, baii >

Instagram & Tiktok: Sevvyniz / Sevvy97 & Twitter: Sevvyniz

-Şevval

Bölüm sonu

2 yorum