İçeriğe geç

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 3 · 6 dk okuma

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 3

2

Haii, ben geldiiim.Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim! Xx

**

Başını hafifçe eğerek yüzüme yaklaştığında nefesimi tuttum. "Oh sen şu dünkü yağmuru seven çocuksun." dedi dudaklarına yerleşen çarpık gülüşüyle.

"Bu okulda mı okuyorsun?" diye sorduğunda kilitlenip kaldım.

Onun bu okulda ne işi vardı bilmiyordum ama arkasında bir sürü siyah takım elbiseli korumalarla olduğunu fark ettiğimde irkilerek dudaklarımı birbirine bastırdım ve tek kelime etmeden yanından geçerek belimdeki tutuşundan sıyrıldım.

"Senin bu üstünün başının hali ne böyle?" Bileğimden yakalayarak beni durdurduğunda sarf ettiği soruyla dolan gözlerimi kırpıştırdım. Gözyaşlarım kirpik diplerimdeki yerini daimi almaya hazırdı. Tenime değen kahküllerim alnımı ve gözlerimi, yanaklarımı kaşındırıyordu.

Ayakkabımın tabanını zemine indirip çekinceyle bileğimi kavrayan parmaklarına baktım. "Hyung?!" Jeonggyu'nun sesiyle irkildim ve panikle bileğimi çekiştirerek kurtardım.

Jeonggyu'yu tanıyor muydu bilmiyordum ama en büyük zorbalarımdan biri olan Jeonggyu beni yakalamadan derhal gitmem gerekiyordu.

Bu düşüncelerimi işleve dökerek bir kez daha bileğimi tutup beni durdurmasına izin vermeyecek kadar hızlı adımlarla koşturarak uzaklaşmaya başladım.

Sırtımı delen bakışlarını iliklerime dek hissettim, arkamdan bana bakıyordu. Soluk soluğa tırnaklarımı avuçlarıma saplayarak sarsık adımlarım eşliğinde adımlarken, okul kapısının önüne dizilen siyah mercedes arabaları dikkatimi çekti. Bu araçlar da neyin nesiydi? Çok fazlalardı.

Yol boyunca kaldırım kenarında, siyah camlı silsile halindeki arabalara bakmaya son verip önüme döndüm. Jeonggyu peşimden geliyor mu diye kontrol etmeye bile cesaret edemeden koşar adımlarla ilerledim.

**

Mahvolan kıyafetlerimi kirli sepetine atmış ve sonrasında da duş almak üzere suyu açmıştım. Banyodan çıktıktan sonra kirlilerimi yıkamak için çamaşır odasına inmem gerekiyordu.

Duşakabinin kapılarını çekerek kapatıp başımdan aşağıya akan suyun verdiği o rahatlatıcı hisle iç geçirdim. Zeminine çöküp morluklar içinde olan bileğime baktım. İlk kez biri bileğimi canımı yakıp itip kakmak için değil de, beni durdurmak için son derece nazik bir şekilde tutmuştu. Ve bu ikinci defa olmuştu.

Çekinceyle de olsa baktığım o parlak, çakmak gözleri anımsarken burukça gülümsedim. Dün bana yardım etmeye çalışmıştı, bu göz ardı edilemezdi. Ama sorun şu ki, ben buna alışkın değildim.

İlk okuldan beri dışlanılan, itilip kakılan bir öğrenci olmuştum. Öğrenim hayatım boyunca maruz kaldığım zorbalıkları bir şekilde aşmaya çalışmıştım. Ama burslu kazandığım bu üniversiteye geldiğim ilk günden beri, zenginlerin burslulara gizli saklı uyguladığı eziyetler son bulmak bilmiyordu.

Banyo kapım gürültüyle tıklatıldığında yerimden sıçradım. "Oyalanma akşam yemeği hazırlayacaksın daha!" Mandy'nin tiz sesi kulaklarımda çınladığında gözlerimi devirerek başımı fayansa yasladım.

*

Saçlarımı üstünkörü havluyla kurulayıp taramış ve bornozumu kapının arkasına asıp temiz kıyafetlerimi düzelterek banyodan çıkıp odama dönmüştüm.

Kirli çamaşırlarımı yemekten sonraya bırakmış doğruca mutfağa yemek yapmak için girişmiştim.

"Jungkook o sebzeleri düzgün yıka!" Aniden yükselen Mandy'nin sesiyle ürperirken başımı olumlu anlamda sallayıp yuvarlak kabın içine koyduğum sebzeleri bir kez daha yıkamak için su ile doldurdum.

"Çok uyuşuksun Jungkook, çok!" diyerek topuğuyla ayak bileğime vurduğunda bacağım teklerken tezgaha abanıp inlememek için dilimi ısırdım.

"Bu akşam..." diye başlamıştım ki, "Bu akşam amcanla yalnız kalmak istiyorum. Yemeği yap ve git , gece yarısından önce de dönme." diyerek sözlerimi ağzıma tıkadığında hava yutmakla yetinip hayal kırıklığıyla aralanan dudaklarımı birbirine bastırdım. Bugün benim doğum günümdü ve akşam belki, ufacık bir ihtimal de olsa, amcamlarla doğum günümü kutlar mıyız diye sormaya yeltenmiştim ama olmamıştı. Bu sözlerden sonra istesem de söylemezdim.

Zaten amcamın da umrunda değildim. Her sene olduğu gibi doğum günümü hatırlamayacaktı, kutlamayacaktı.

"Kime diyorum huhu?!" diyerek başımı dürtercesine vurduğunda düşüncelerimden sıyrılarak sımsıkı tuttuğum kabın dış kısmına tırnaklarımı saplarken başımı olumlu anlamda salladım.

"Güzel, çabuk ol." dedi ve dilini damağına vurarak keyifle kıkırdayıp mutfaktan çıktı.

**

Yemeği hazırladığım gibi kibrit alıp evden çıkmış ve doğruca mezarlığın yolunu tutmuştum.

Gidebileceğim bir arkadaşım yoktu, kimsem yoktu. Her yıl olduğu gibi, yine doğum günümü ailemin yanında, mezarlıkta kutlayacaktım.

Anne ve babamın mezarının başına geldiğim anda saygıyla eğilip selamladım onları. "Ben geldim." diye fısıldadım ve şişeye doldurduğum suyu topraklarına döküp yavaşça yere oturdum.

Doğum günüm için marketten aldığım küçük kek ile kibrit kutusunu cebimden çıkarttım. "Her zaman olduğu gibi bu doğum günümde de yalnızım anne ve baba." diye mırıldandım.

Arkamda kalan ince ağacın gövdesine yaslanıp bacaklarımı çekerek bağdaş kurdum.

Kekin paketini açıp kibrit kutusundan bir tane çıkartıp kekin ortasına mum gibi diktim. Ardından keki dizime bıraktım ve bir tane daha kibrit çıkartıp kirbiti çaktım.

Turuncu ateş rüzgarın etkisiyle dalgalanırken hızlıca kekin üstündeki kibriti yaktığımda parmaklarımı yakmadan elimdeki kibriti üfleyerek söndürdüm. Yere koyduğum kibrit kutusunun üstüne söndürdüğüm kibriti bıraktım.

Kekimi iki elimle kavrayıp gözlerimden akan yaşlar eşliğinde tek başıma, doğum günü şarkısı söyledim.

"İyi ki doğdun Jungkook, iyi ki doğ-doğdun, mutlu yıllar sa-sana." Üflemek için dudaklarımı büzdüğüm anda arkamdan bir el uzanıp keki aniden parmaklarımın arasından çekerek alırken üfleyerek kibriti söndürdü.

Bozguna uğramış gibi sarsılarak,başımı çevirdiğim anda söndürdüğü kibriti yere atan çakmak gözlerin sahibi, yanık tenli yabancıyı görünce şokla kalakaldım. Vücudumu müthiş bir gerginlik sararken nefes nefese kaldığımı hissettim.

Ellerim titremeye başlarken kuruyan boğazımı ıslatabilmek için sertçe yutkundum.

"Doğum gününde dilek tutmadan üflemek doğru olmazdı." diyerek yavaşça yanıma oturduğunda nabzım delicesine hızlanırken, saç diplerim kaşınacak şekilde terlemeye başladı.

Üstündeki jilet gibi siyah dizlerinin altına kadar uzanan paltosunun kirleneceğini önemsemeksizin oturmuştu. Onun aniden çıkagelmesi beni ciddi anlamda şaşkına çevirirken, telaşla bacaklarımı sallamaya başladığımda o hırıltılı sesi bir kez daha rüzgarın uğultusu eşliğinde kulaklarımı doldurdu.

"Bu yüzden dilek tutmalısın."

Dilek tutmaya yıllar önce son vermiştim. Çünkü hiç bir dileğimin gerçekleşmediği bu acı hayat beni hayal dünyamdan çekip epeyce uzaklaştırmıştı. Düşlerim uçurumun kıyılarında sürükleniyordu. Umutlarım ise çoktan uçurumun dibini boylamıştı.

Anksiyetem yüzünden, kalbim yerinden çıkacakmış gibi hırçın çarparken, titreyen ellerime rağmen huzursuzluğumu bir kenara bırakmayı başarıp kekimi almak için uzanmam gerektiğini içimde tekrarladım. O benim doğum günü pastamdı. Pasta alacak param olmadığı için ancak kek alabilmiştim.

Düşüncelerimi işleve geçirmek için kekimi elinden almaya kalkıştığımda, almama engel olurken, kibrit kutusuna uzanıp içinden bir tane daha kibrit çıkartıp kekin üstüne dikti. Ardından kendi cebinden çıkarttığı çakmak ile kibriti ateşlemeden önce başını eğerek şapkamın altında kalan yüzüme bakmaya yeltendi.

Aralık dudaklarımı sıkı sıkıya birbirine bastırıp başımı geriye çektim.

Dudaklarını şişirerek ofladığında panik hissi yine üstüme çullandı. Atılımımla hafifleyen endişe bulutları, onun sıkıldığını bildiren oflamasıyla bir kez daha dört köşeden benliğime hücum ederek beni köşeye kıstırdı. Yine gideceğini düşündüm. Keki elinden yere fırlatıp kalkıp gitmesini bekledim. Ama yapmadı. Kaldı...

"Dilek tutacağına söz verirsen üflemene izin vereceğim." dediğinde gözlerimden sızan yaşlarımı başımı yana doğru çevirip saçlarımın altından parmak boğumlarımla üstünkörü sildim.

Başımı geri döndürüp burnumu çektiğimde bakışlarımı elindeki kekime sabitleyip dudaklarımın arasından havayı emmeye son verip konuşmak adına hamlede bulunabildim.

"Dileğim yok." İçimi kemiren kaygıya rağmen güçlükle fısıldamayı başarmıştım. Birileriyle konuşurken kaygıdan midem bulanıyor, başım dönüyordu. Üstelik bu kişi daha dün gördüğüm biriydi. Yabancı olduğu için çok daha geriliyordum.

"Dileğin nasıl olmaz? Güzel ve sağlıklı, başarılı bir hayat dileyebilirsin?" Bakışlarım yavaşça onun gözlerine tırmandığında göz kapaklarımı kaşındıran saçlarımın arasından çekinceyle ona baktım.

Bu zamana dek bana hiç kimse pastamın mumunu üflerken dilek tutmam gerektiğini söylememişti. Tanımadığım birinin gelip bunu dile getirmesi beni şaşırtmıştı, ama içten içe mutlu olduğumu da hissedebiliyordum. Birinin doğum günümde yanımda olması, benimle oturması... Yabancı da olsa mutlu hissetmiştim işte.

Titreyen dudaklarımı birbirine bastırıp başımı hafifçe onu onaylarcasına salladığımda dudağının tek kenarı yukarıya doğru kıvrıldı.

Hızlıca çakmağı yakıp kibriti ateşleyerek çakmağı geri çektiğinde gözlerimi yumarak elinde tuttuğu kekime doğru eğilip dilek tuttum.

'Bir gün beni çirkin görmeyen, bana hiç hissetmediğim kadar değerli hissettiren, beni tüm kusurlarımla sevecek birisi çıksın karşıma...'

Dileğimi tuttuktan sonra gözlerimi yavaşça açıp kibriti üfleyerek söndürdüğümde, adını dahi bilmediğim bu yabancı, ince, uzun ve kemikli parmaklarıyla kibriti kekin içinden çıkartarak yere bıraktı.

"Doğum günün kutlu olsun, yağmuru seven çocuk." diyerek uzanıp şapkamın üstünden başımı okşadığında gözlerim şokla irileşti.

**

Bölüm sonu :)

Bölüm sonu

11 yorum