İçeriğe geç

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 21 · 9 dk okuma

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 21

16

Haiii, ben geldiiim.

Yazım yanlışlarım varsa affoluna, çünkü bölümü düzenleyemedim açıkçası baş ağrısıyla yazdım bölümü. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

**

Sözleri üzerimde müthiş bir şok etkisi yaratırken ağzım kocaman aralandı. "B-be-benim için mi al-aldın. Do-doğum gü-günüm iç-için mi ya-yani..."

Başını hevesle olumlu anlamda sallarken dudaklarının kenarı yukarıya doğru kıvrıldı. Uzun parmaklarıyla tuttuğu kapanı hafifçe salladı.

"Evet senin için aldım güzeller güzelim. Ben seni tüm kötülüklerden, kötü insanlardan koruyacağım ve düş kapanı da seni uyurken kötü kabuslardan, kötü etkilerden koruyacak. Böylece hep güvende olacaksın..."

Gözlerim dolu dolu olurken ona sarılmak istedim. Gerçekten sarılmak onun kolları arasında kaybolmak...

Uzanıp çenemin altını okşadı parmaklarının ucuyla. "Bunu odanın bir köşesine asarsın, yatağındayken görebileceğin bir köşe olabilir, cam kenarına da asabilirsin." diye hırıltılı bir sesle, kısık bir şekilde konuştuğunda sertçe yutkunarak başımı olumlu anlamda salladım.

Hayatımda ilk kez birisi bana doğum günü hediyesi almıştı. Bu çok... Bu çok özel hissettirmişti. Şapkanın ardından bu düş kapanı... Tanrım o benim sığındığım limanım, tutunduğum dalım, güvenip yaslandığım biri haline geliyordu. Beni güvende tutan sığınağım...

Onun yanındayken mutlu, güvende ve huzurlu hissetmeye başlamıştım ve bu kaçınılmaz gerçekti.

Fakat onunlayken masaldaymış veya güzel bir rüyadaymış gibi mutlu olsam da, Mandy ve okuldaki kişiler bana cehennemi yaşatıyordu. Gerçi artık okulda bana Jeonggyu ve Jisung dışında kimse bulaşmamıştı, Taehyung onlarında artık bana zarar veremeyeceğini söylemişti. Bunu ancak okula gittiğimde görebilecektim...

Öte yandan Mandy... Bu düş kapanını odama asarsam benden alırdı. Tek bir arkadaşım olmadığını iyi biliyordu, hediye geldiğini söyleyemezdim. Üstelik Taehyung 'u görmesini ve bir araya gelmelerini de istemiyordum, bu yüzden Taehyung'un aldığını asla söyleyemezdim.

Kendim aldım desem paramın olmadığını biliyordu. Sokakta buldum desem inanır mıydı acaba...

"Ne oldu güzelim, yine ne düşüncelere dalıp gittin?" Taehyung'un yanağımı okşayan dokunuşu ve zihnime dalan dingin sesi beni düşüncelerimin selinden çekip çıkarttı.

Silkelenerek kendime gelip toparlandım. "Hi-hiç... Hiç bir şe-şey. Sad-sadece teşekkür ed-ederim..." İlk kez doğum günümde yanımda olduğun ve yalnız hissettirmediğin için de, bana doğum günü hediyesi aldığın için de... İlk defa doğum günümde bana hediye veriliyordu ve bunu sağlayan kişi yanımda olmasını istediğim fakat kaygılarımın çoğunlukla yoluma taş koyduğu kişiydi. Taehyung... Benim mucizem...

O salıncakta sallanırken yıllar sonra ilk kez yüzümü güldürmeyi başaran, kahkaha atmak nedir bilmeyen benliğime bunu yaşattıran kişi...

"Rica ederim yakamoz güzelim. Gerçekten beğendin mi?" diye sorduğunda alt dudağımı kemirerek kucağımda uyuyan kedinin başını okşadım.

Beğenmeme gibi bir şansım var mıydı ki. O aldığı şapkadan sonra bu düş kapanının benim gözümde edindiği yeri asla bilemeyecekti, çünkü bunu dile getiremeyecek kadar güçsüzdüm. İkisine de gözüm gibi bakıp koruyacaktım. Onlar benim hayatımda aldığım ilk hediyelerimdi... Çok kıymetlilerdi.

"E-evet be-beğendim. Te-teşekkür ederim." diye fısıldadığımda rahatlamış bir şekilde derin nefes çekti içine. "Çok sevindim beğenmene güzeller güzelim."

Bu kelimeleri ondan sıklıkla duymaya başlamıştım. Bana bu şekilde hitap ettikçe kalbim çılgınlar gibi hızlanıyordu.

"O zaman bunu şimdilik torpido gözüne bırakalım. Seni eve bıraktığımda vedalaşırken veririm, olur mu?"

"O-olur." diye mırıldandığımda çarpık bir şekilde gülümsedi.

"Bu arada, ayakkabılar sıkmadı değil mi ayaklarını? Onları benim korumalardan birinden aldım. Kendisi için satın almış şans eseri tam da bugün, güzel denk geldi. Giyilmiş değil temiz merak etme."

Giyilmiş olsa bile sorun değildi ki, önemli olan beni düşünüyor olmasıydı. Hasta olmayayım diye çabalıyordu ve bu çok ağırdı. Tanrım kalbim garip titreşimler yaşıyordu. Dakikalar öncesinde kulağımın arkasını ve burnumu öptüğünü düşünürken uyluklarım kasıldı ve koltuğa yaslı sırtım dikleşti.

Sadece bunu düşünürken bile soluklarım hızlandığında, parkta dudaklarıma yaklaştığı anı anımsayınca alt dudağımı ısırarak gözlerimi yumdum.

Beni yine öpmek ister miydi? Bunu yeniden yapmaya kalkışır mıydı... Lanet olsun dudaklarımızı o anda birleştirmek hayatımda en çok istediğim şeylerden biri olmuştu. Fakat bedenimi esir alan, ruhumu işgal eden kaygılarım bunu yapmasına engel olmuştu. İstesem de öpmesine izin verememiş, onu itmiştim.

"Hadi şimdi restorana gidelim, hmm? Midem sırtıma yapıştı açlıktan çünkü güzelim." Taehyung'un derin sesi kulaklarıma dağıldığında kirpiklerimi titreştirerek yumduğum gözlerimi geri araladım.

"Ta-Taehyung araç har-hareket ed-edecek ama..." diye telaşla mırıldandım. Endişeyle kavrulan bedenim sadece araca bindiğim zaman bile büyük sarsılma yaşamıştı. Ama onun benim yanımda olması, beni sakinleştirmek için çabalaması işe yaramıştı.

Şimdi aracı sürerse ve araç hareket ederse sakinliğimi koruyabileceğime inanmıyordum. Hiç inanmıyordum hem de.

Bana doğru uzanarak emniyet kemerimi yakaladı. "Emniyet kemerini takalım, bunu aşmana yardımcı olacağım. Çok yavaş süreceğim aracı, dörtlüleri de yakarım. Zaten korumalar arkamdan gelir yavaşça. Güvendeyiz tamam mı?"

"İstersen elimden tutabilirsin ve gözlerini de kapatabilirsin. Söz veriyorum güvenli bir şekilde götüreceğim seni restorana, hiç bir şey olmayacak. Kaza yapmayacağız, inan bana."

Başımı iki yana salladım hızla. "El-eli-elinden tu-tutarsam ar-aracı sü-süreme-süremezsin."

"Tek elle kullanıyorum arabayı genellikle, yavaşta kullanacağım için sorun olmaz güzelim, elimden tutabilirsin." dediğinde dudaklarımı sıkı sıkıya birbirine bastırdım.

Sessiz kalınca kabullendiğimi anlayarak yavaşça emniyet kemerimi takmak için hamlede bulunduğunda burun buruna geldik.

Burnuma dudaklarını bastırıp emniyet kemerimi taktı. "Kedi sıkışmadı değil mi?" diye sordu ve kontrol etti. "Sıkışmamış." dedi kendi sorusuna kendi cevap vererek, yarım ağız gülümsedi ve geri çekilerek koltuğa yaslandı.

"Kim Taehyung ile güvenli yolculuğa hoş geldiniz güzeller güzeli Jeon Jungkook-sshi." dedi yüzüne yapışan tatlı gülümsemesi eşliğinde, içtenlikle. Sesindeki o samimiyet nefesimi kesti. Neden bu kadar iyi ve tatlıydı...

Aracı çalıştırdığı anda seslice yutkundum. Tek elim otomatik olarak kapı kulpuna sıkıca asıldı.

Taehyung, aracı çalıştırdıktan sonra cam kenarındaki eliyle direksiyonu çevirerek döndürürken, araç yavaşça hareket ettiğinde, "Ta-Tae-Taehyung." dedim hıçkırarak.

Diğer eli hızla bana doğru uzandı ve elimi yakalayıp parmaklarımızı iç içe geçirecek şekilde birbirine sıkı sıkıya kenetledi.

"Güvendesin güzelim, elini asla bırakmayacağım. Bak gösterge paneline, şu an 20'de ilerliyoruz."

"O-o ne-ne?" diye fısıldayarak koltuğun başlığına gömdüğüm başımı çevirip yüzüne yandan baktım. Gözleri yola sabitliyken, dudakları yukarıya doğru kıvrıldı. Tatlı bir tebessüm yapıştı dudaklarına.

"Hız ibresi güzelim. Yani aşırı yavaş sürüyorum gerçekten inan bana, hız ibresi yolculuk boyunca 70'i geçmeyecek söz veriyorum." dediğinde parmaklarım onun parmaklarını koparmak istercesine sıktı.

"Derin nefesler al bak cam da açık, camı komple açmadım üşütmeni istemiyorum. Gözlerini yum ve güvende olduğunu tekrarla içinden. Güvendesin, ben yanındayım." O dingin sesi zihnime sızdıkça dediklerini uygulamaya çalışırken buldum kendimi.

Güvendeyim. Taehyung beni güvende tutuyor... Taehyung ile güvendeyim, hiç bir şey olmayacak. Kaza olmayacak, kaza yapmayacağız. İneceğiz. Bitecek...

Her ne kadar kendimi sakinleştirmeye çalışıyor olsam da diken üstünde gibi hissediyordum. Tüm vücut uzuvlarım kaskatı kesilmişti. Taehyung'un elini koparmak istercesine kavramıştım. Canını yakıyordum belki de parmaklarını sıkarak ve tırnaklarımı derisine saplayarak, ama elimde değildi. Gerçekten elimde değildi...

Gözlerimi sımsıkı yummuştum ve aracın durmasını bekliyordum. Buz gibi soğuk terler dökmeye başlamıştım. Bacaklarımı yolcu koltuğuna mühürlemiş gibi kaskatı sıkıyordum. Biraz bana büyük gelen giydirdiği ayakkabıların içindeki ayak parmaklarım gergince büküldükçe bükülüyordu.

Emniyet kemerinin izin verdiği ölçüde öne doğru eğilirken bir elim onun elini diğeri ise kapı kulpunu sıkıca tutuyordu.

Yeniden sırtımı koltuğa yaslarken ona seslendim.

"Ta-Taehyung..."

"Yanındayım bebeğim. Bunu adım adım aşacaksın, seni her gün araca bindireceğim ve bu korkunu yenmene yardım edeceğim söz veriyorum." dediğinde hıçkırdım. Elinden tutuyordum, yanımda olduğunu biliyordum fakat bu öyle bir histi ki... Sesini duymaya, yanımda olduğunu söylemesine ihtiyaç duyuyordum...

Mideme giren sancı baskısını mümkünmüş gibi çoğaltırken, inleyerek titreyen elimi kapı kulpundan çekip güç bela emniyet kemerimi açtım. Daralıyordum. Görünmez bir ip boynuma dolanmış ve beni boğuyordu sanki. Sıkışmaya başlamıştım.

"Güzelim iyi misin? Durayım mı? İlk seferde bu kadar zorlamayalım, dayanamayacak gibiysen kenara çekeyim güzeller güzelim."

Başımı iki yana salladım. Gözlerim hâlen daha kapalıydı ve kapalı tuttuğum gözlerimi sımsıkı sıkıyordum.

Açtı. Karnı çok acıkmıştı. Ben açlığa alışkındım ama onun da benim yüzümden daha fazla aç kalmasını istemiyordum. Dişimi sıkacaktım, dayanabilirdim. Dayanmak zorundaydım.

Emniyet kemerimi çözer çözmez parmaklarım yeniden kapı kulpuna asılmıştı. Uyuşan parmaklarım neredeyse kapı kulpunu yerinden söküp koparacak kadar sert tutuyordu.

O kadar parmaklarını sıkmama rağmen parmak uçlarıyla parmak boğumlarımı ve elimin üstünü okşamaya çalıştı, ufak ufak hareket ettirdi parmaklarını.

Beynim patlayacakmış gibi sıcaklaşmıştı. Buharlaşacak gibi hissediyordum. Beynimin pekmezi akıp süzülecekti sanki. Kulaklarım uğulduyordu.

"Gü-gü-güven-güvendeyim." diye güçlükle mırıldandım. Taşlaşan dudaklarımı hareket ettirmek her geçen saniye güçleşiyordu, fakat yinede konuşma eylemini gerçekleştirebilmiştim.

"Evet, güzelim güvendesin."

Bedenimin her bir uzvu karıncalanmaya başlamıştı. Aldığım sık nefeslere rağmen boğuluyormuş gibi hissediyordum. Başım zonkluyor, beynimde çanlar çalıyordu. Şakaklarımdan sızan soğuk terler vücudumu titretiyordu. Titriyordum. Deliler gibi titriyordum.

Kalp atışlarım gittikçe yavaşlarken, ensemdeki ısı yerini buz gibi soğuğa bıraktı. Hem buzullarda gibi titriyor, hem de çölün sıcaklığını içimde aynı anda yaşıyordum. Garipti, tarif edilemeyecek kadar garipti. Beynim uyuşuyor, bedenim kendini yavaşça salıyordu. Kaslarımı bile oynatamayacak hale geliyordum.

Ne kadar dayanmak için çabalasam da olmuyordu, başaramıyordum. Boğuluyor gibi hissediyordum. Camdan gelen o hava yetersizdi.

Her şey yolunda, 15 yıl önceki gibi kaza yapmayacağız. Yapmayacağız. Ailemi kaybettiğim gibi Taehyung'u da kazada... Kaybedersem. Hayır hayır hayır!

"Ya-ya-yapa-yapamayacağım. Ta-Taehyung..." dedim hıçkırıklarımın arasından, neredeyse fısıldayarak. Sesim çıkmıyordu. Yanaklarımı yakarak soğuk terlerime karışan gözyaşlarım nefeslerimi kesmeye başlıyordu.

"Tamam hemen çekiyorum kenara, hemen çekiyorum güzelim." diye telaşla soludu.

"Şimdi çekiyorum, şimdi." dedi ve aracı saniyeler sonrasında durdurdu.

"Durduk, bak güvendesin güzelim." Kucağımdaki kediyi çektiğinde dakikalardır kapalı tuttuğum gözlerimi yavaşça araladım.

Kediyi aracın konsoluna bıraktı. "Ö-ö-özür dile-dilerim." diye fısıldadım gözlerimden yaşlar süzülürken.

Dayanamamıştım. Onu aç bırakmaya hakkım yoktu. Baş belasının tekiydim. Lanet olsun...

"Be-ben i-ine-ineyim. S-sen gi-git ta-tamam mı?" Daha fazla aç kalma benim yüzümden...

Kapı kulpunu açmaya yeltendiğimde uzanarak beni durdurdu. "Hayır hayır hayır neden özür diliyorsun. Çok çabaladın, tamam mı? Az önce mükemmel derecede çabaladığını gördüm, dayandın. 15 yılın ardından ilk kez araca bindin ve buna rağmen korkunu bastırabildin, susturabildin."

Başımı iki yana salladım. İçimde yaşadığım depremleri ben biliyordum. Zangır zangır titremiştim, hâlen daha titriyordum. Dayandığım falan yoktu, dayanamamıştım işte...

Ellerimle yüzümü kapayarak içimi çeke çeke ağladığımda bileklerimi yakalayarak yavaşça yüzümden indirdi.

"Üz-üzgünüm ge-gerçekten ço-çok-"

"Şşşşh, sorun değil. Üzgün olma, ağlama. Gel buraya." dedi ve beni kendine doğru çekti.

"A-aç kal-kaldın be-benim yü-yüzümden..." Benimle uğraşıp duruyorsun...

Bana sıkıca sarıldı. Güvenli kolları arasında ağlayarak titredim. "Güzelim senden mühim değil açlık, dayanırım biraz daha. Gel biraz dışarıya çıkıp hava alalım, hmm?"

Hafifçe geri çekilecek gibi olduğunda siyah gömleğinin yakalarını sıkı sıkıya tuttum. Başımı iki yana salladım. "Ha-hayır lüt-lütfen be-beni bı-bı-bırak-bırakma." Hıçkırıklarım boğazıma takılırken, kesik kesik soludum.

"Tamam yakamoz güzelim, seni bırakmıyorum, sen iyi hissedene kadar seni bırakmayacağım." dedi ve belimden yakalayarak beni yapışıp kaldığım koltuktan çekip başımı aracın tavanına çarptırmamaya özen göstererek beni kucağına aldı.

Bacaklarıma dolanan pike zemine, omuzlarıma bıraktığı mont oturduğum koltuğa düşerken beni kucağına yerleştirdi. Bacağım el frenine sürtünmüştü ama bu canımı yakmamıştı.

Kaskatı kesilen dizlerim onun oturduğu şoför koltuğunun iki yanına yerleşirken saçlarımın arasında dudaklarının sıcaklığını hissettim. Terleyen saç diplerime arka arkaya öpücükler kondururken ellerini belime doladı.

Ben de ona sarılmak istedim. Tıpkı onun bedenimi kavrayan kolları gibi ben de onu sarmalamak istedim, ama yapamadım.

Tek yapabildiğim gömleğinin yakalarını sıkmaya son vermek ve yüzümü boynuna gömmek oldu. "Benim güzeller güzelim... Güvendesin..."

**

Bölüm sonu... Hıağğğğğ ölüyorum beee başımın ağrısıyla yazdığım bu bölümüüü, çok daha fazla arayı açmak istemedim çünküü >

Gelecek bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Sizi seviyorum, baiiii Xx

Instagram & Tiktok: Sevvyniz / Sevvy97 & Twitter: Sevvyniz

-Şevval

Bölüm sonu

7 yorum