İçeriğe geç

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 18 · 6 dk okuma

MAFIA IN DANGEROUS • TAEKOOK

Bölüm 18

13

Haiii, ben geldiiim.

Yazım yanlışlarım varsa affoluna, bol bol oy ve yorumlarınızı bekliyorum. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

**

"Benim güzeller güzelim... Güvendesin, ağlama artık. Hadi silelim o güzel yüzündeki gözyaşlarını, hmm?" Sesindeki dingin tını, akıntısına kapılıp gideceğim kadar yoğundu. İçimi huzur dolduruyor ve kaygılarımla savaşıyordu. Güzeller güzeli demişti bana... Hayatımda ilk kez birisinin gözünde güzeller güzeli miydim ben?

Güvendeydim. Beni koruyacağını söylemişti. O benim kurtarıcımdı... En zor anlarımda pat diye ortaya çıkan ve beni koruyan kurtarıcım...

Başımı gömüldüğüm o sıcacık teninden ayırmak için gücüm yoktu. Neredeyse tüm ağırlığımı onun üzerine verecek şekilde yığılıp kalmıştım kucağına.

Omzumu sıkıca saran ellerinden biri beni gömüldüğüm boynundan ayıracak şekilde yavaşça geri çekilmemi sağladı.

Şapkayı sıkı sıkıya tuttuğum parmaklarımın arasından sıyırarak aldığında ıslak kirpiklerimi titreştirerek ona baktım.

Tek eliyle saçlarımı parmakları yardımıyla tararcasına düzeltti ve şapkayı başıma geçirdi. Tıpkı saatler önce ilk taktığı andaki gibi şapkanın arka kısımlarından hafifçe çekiştirerek gözlerimin önünü kapatmayacak şekilde şapkayı başıma yerleştirdi.

Ardından cebinden çıkarttığı siyah saten mendille yüzüme uzandı. Geri kaçmak yerine dudaklarımı birbirine bastırarak sessizce bekledim.

Nazik hareketlerle elmacık kemiklerime süzülen gözyaşlarımı sırasıyla sildi. "Burnun kıpkırmızı olmuş ama kıyamam, ağlama daha." dedi ve kokusunun sindiği siyah mendille burnumu sildiğinde kilitlenen ellerimi güçlükle kaldırmayı başardım.

Mendili elinden almaya yeltendiğimde eğilip parmak boğumlarımın üstüne dudaklarını bastırdığında nabzım delicesine hızlandı, soluk soluğa kaldım. Gülümseyerek dudaklarını elimden ayırıp gözlerini saçlarımın arasından gözlerime sabitledi. "Ben hallettim." dedi ve göz kırptı.

Kalbim ağzımdan fırlayacakmış kadar basıncını yükseltirken, gözlerimi kırpıştırarak başımı utançla önüme doğru eğdim.

"Ufacık, fındık kadar burnun var." dedi ve başımı önüme eğmiş olmama rağmen burnumu silip mendili tenimden ayırdı.

"Ak-ak-aksine he-herk-herkes büyük ve kö-kötü old-olduğunu sö-söylerdi..." diye fısıldadığımda dudaklarını şişirerek ofladı. "O dangalakların gözü kör. Beyin yoksunları, akılları büyümemiş, kendilerini üstün görerek kendi dişlerine göre zayıf seçtikleri kişileri zorbaladıklarında güçlü olduklarını zanneden bir takım zavallılar. Bu zavallı listesine kardeşim de dahil." dedi, uzun soluklu cümlesinin ardından duraksayıp tek eliyle mendili tutmaya devam ederken, diğer eli yüzüme uzandı.

İşaret parmağının boğumuyla burnumu usulca okşadığında içim titredi. Vücuduma elektrik akımı verilmiş gibi sarsıldım. Tüylerim diken diken kesildi.

"Şu elma gibi kızaran yanakların ve burnunu ısırıp öpmemek için zor duruyorum. Yani o kadar güzeller." dediğinde ağzım şokla aralandı.

Beni... Beni öpmek mi istiyordu? Herkesin tiksindiği ve yüzüme bile bakmaktan iğrendiği tenimi öpmek mi istiyordu... Yani bu... Tanrım bu... Çok fazlaydı.

"Ben... Ben... Ben şey gi-git-gitmem gerek." Onun omuzlarından bile tutunduğumu ancak şimdi fark edebilmiştim.

Onun geniş omuzlarından destek alarak kendimi ayağa çekmeye çalıştığımda ayak tabanlarım zeminle buluşur buluşmaz tökezledi.

Taehyung oturduğu yerden kalkmadan beni belimden yakalayıp dengemi korumamı sağladığında tükürüğümü yutmuş gibi öksürmeye başladım. Ah Tanrım... Düşmeme bile izin vermiyordu.

Dengemi kurduğum anda titreyen bacaklarıma hükmederek kütüphanenin kapalı kapısına doğru adımlamaya başladığımda arkamdan hemen kalkmış olmalı ki adım sesleri kulaklarımda uğultu bıraktı.

"Ben bırakırım güzelim. Bugün de yürüyecek miyiz?"

Koşturarak bana yetişip kapıyı benden önce açtığında dudaklarıma tembel bir gülümseme belli belirsiz asılır gibi oldu, fakat hızla ensemi sıvazlayarak başımı önüme eğdim.

*

Eve kadar sessizce birlikte yürümüştük. Defalarca gelmesine gerek olmadığını söylemiştim, ama gelmişti.

Tam ona teşekkür etmek üzere bahçe kapısının önünde dikilirken dudaklarımı arayacağım sırada benden önce davrandı. "Hemen eve girecek misin?" diye sorarken başını hafifçe yana, sağ omzuna doğru eğip bana o şekilde baktı.

"Şey... Ned-neden ki?" Sorusuna soruyla karşılık verdim çekinceyle, bakışlarımızı orta yolda çarpıştırdım.

Ellerini ceplerine sokarken boynunu kaydırarak başını kaldırdı ve omuzlarını sallarcasına oynatıp sırtını dikleştirdi.

"Bildiğim mükemmel yemekler hazırlayan bir yer var. Oraya gidip yemek yerdik. Olmaz mı, hmm?"

Başımı iki yana salladım. "Aç de-değilim. Sen git, çok teşe-teşekkür ederim."

Dudaklarını büzerek sıkıntıyla sesli nefesini havaya saldı. "Tamam, köşedeki bakkaldan muzlu süt ve çikolata alayım sana. Ve şu yolun karşısındaki parka gidelim, hmm?"

Tanrım... Neden bu kadar iyiydi... Kalbim neden o konuştukça zaptedilemeyecek şekilde hızlanıyordu...

"Bu da mı olmaz ki? Biraz daha seninle vakit geçirmek isterdim. Ama gitmek istiyorsun. Peki eve geç ve dinlen güzelce tamam mı?" diyerek tek elini pantolonunun cebinden çıkartarak yanağımı iki parmağı arasına kıstırarak makas aldığında sertçe yutkundum.

Hem nabzım hem de kan akışım çılgına dönmüştü anında.

"Pa-park ol-olur." diye fısıldadım ve utançla başımı önüme eğip dudaklarımı kemirerek yanından geçtiğimde yanağımı acıtmayacak şekilde tutan parmakları havada kaldı.

Kıkırdayarak peşime düştü. "Güzelim, gel bakkaldan ne istiyorsan alalım."

Hiç bir şey istemediğim için başımı iki yana salladım ve önüme dönerek yolun karşısına geçip parka doğru adımladım.

Hava kararmak üzereydi ve park sakindi. Taehyung boş banklardan birine doğru ilerlerken, benim adımlarım beni doğrudan salıncakların olduğu bölüme doğru yönlendirdi.

Yan yana duran iki salıncağın ikisi de boştu. Yavaşça salıncaklardan birine çöküp demir zincirleri kavradım.

"Sallanmak mı istiyorsun?" diye sorarken banka oturmak yerine benim yanıma gelmişti. Önümde duraksayınca dudaklarımı birbirine bastırmaya son verip konuşmak adına araladım.

"E-evet."

Ayakkabılarımın tabanlarını zeminde sürükleyerek usulca kendimi salıncağın üstünde öne arkaya doğru sallamaya başladım. Hızlanmayacak şekilde, ayak tabanlarım zeminle temasını koparmayacak şekilde salındım.

"Tanrım, şu tatlılıkların yüzünden delireceğim." diye kendi ağzının içinde mırıldansa da, sessizliğin gazabına uğradığı için onu net bir şekilde duyabildim.

Bu sözleri beni utandırırken, elmacık kemiklerimin kaşınmaya başladığını hissettim. Başımı önüme doğru eğip onunla kurduğum göz temasını anında kopardım ve bakışlarımı toprağı eşeleyen ayakkabılarıma düşürdüm.

Elleri zincirleri tutan ellerimin üzerinden geçecek şekilde salıncağın zincirlerini tuttuğunda parmaklarının sıcak dokunuşuyla içim çalkalandı.

"Benim sallamamı ister misin?" Başımı kaldırdığım anda bana doğru eğildiği için burun buruna gelince ağzım bir karış aralandı.

Bakışlarım dudaklarına düştüğünde vücuduma müthiş bir sıcaklık silsilesi yerleşti. "O-o-olur e-evet." Dilim ağzıma takılmaktan kurtulamazken güçlükle konuşabildim. Bana bu kadar yakınken konuşmak çok zordu, başımı geriye doğru kaydırıp yüzlerimiz arasına mesafe açtığım anda yüzümü önüme eğip gözlerimi sımsıkı yummuştum.

"Sıkı tutunacaksan, sallarım." dedi derin sesi. Ardından zincirleri tutan ellerimi kavrayan parmakları oradan ayrılarak geri çekildi.

Başımı olumlu anlamda sallayıp parmaklarımla zincirleri iyice kavradığımda yarım ağız gülümseyerek arkama geçti.

Oturduğum salıncağın arka kısmı açık olduğu için tutunduğum zincirlere ufak bir güç uygulayarak beni öne doğru itekledi.

Hayatım boyunca tek geldiğim bu parkta şimdi yalnız değildim. Salıncağımı sallayacak birisi vardı... Bana güvende hissettirmeye başlayan, beni koruyan birisi vardı...

Başımı çevirip hafifçe omzumun üzerinden ona bakmaya yeltendiğimde bana göz kırptı.

"Biraz daha hızlı itmemi ister misin?" diye sordu, dudaklarındaki gülüşü bulaşıcıydı. Kendimi gerçek anlamda ona baktığım sırada gülümserken bulduğumu fark ettim.

Salıncağımla birlikte gerileyerek ona yaklaştığım anda zincirlere uzanarak beni daha hızlı itti.

Bu kez ayaklarım yerden kesilecek şekilde havalanırken heyecan içerisinde ağzım açıldı. Ama çığlık atmak yerine kahkaha atarken buldum kendimi.

Hayatımda ilk kez gerçekten kaygılarımın bedenimi tamamen terk ettiğini hissettim. Yerini heyecan ve mutluluk kaplayıp doldurdu.

Şapkamın altında kalan uzun saçlarım rüzgarın darbeleriyle hafifçe uçuşurken, kendimi sıkmayacak veya kısıtlamayacak şekilde özgürce kıkırdadım.

Gözlerimi yumarak hiç bir zaman mutlu olmadığım kadar mutlu olduğum bu anda, benim gülüşlerime eşlik eden neşeli bir kıkırtı daha işittim. Taehyung'da benimle birlikte gülüyordu... Tanrım, o da en az benim kadar eğleniyor muydu?

Tenimi yalayıp geçen rüzgarın ılık esintisiyle huzurla başımı geriye doğru atıp kendimi anın akışına teslim ettim.

Havada özgürce süzüldüğümü hissetmek muhteşemdi. Bu his... Çok güzeldi.

Her ikimizin kahkahaları birleşip bütünleşerek kararmak üzere olan havaya kazındı.

**

Bölüm sonu... Bu bölüm gülsün istedim. Doya doya kahkahalar atsın istedim. Çünkü en çok Kook hak ediyor gülmeyi... Güzel meleğim benim, umarım bölümü sevmişsinizdir. Gözlerim dolu dolu yazdım yine bölümü. Burnum sızlıyor awww.

Bol bol oy ve yorum isterim, gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın, sizi seviyorum, baiii >

Instagram & Tiktok: Sevvyniz / Sevvy97 & Twitter: Sevvyniz

-Şevval

Bölüm sonu

5 yorum