Haiii, ben geldiiim. Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx
**
"Keşke şu eşsiz güzelliğini bir de benim gözlerimden görebilseydin yakamoz güzelim..." diye hırıltılı bir sesle, homurdandığında gözlerimi kırpıştırarak ona aval aval baktım.
Bu... Bu çok ağırdı. Tanrım bu sözler. Bu kelimeler... Hayatımda ilk kez duyduğum bu sözler bana söyleniyordu... Gerçekten gözlerime baka baka söylemişti. Ve bakışlarındaki o ciddiyet nefesimi tekletmişti.
"İşte o zaman anlardın benim gözlerimdeki seni nasıl gördüğümü yakamoz güzelim." dediğinde sözleri yüreğime bir bir işleyip içimi yakıp kavurdu. Nabzım öyle yükseldi ki, çarpıntıdan ölecekmiş gibi hissettim. Tanrım... Gerçekten de beni çirkin görmüyor muydu? Çirkin değil miydim sahiden de...
"Asıl güzelliğini görmeni sağlayacağım. Sana kendi güzelliğini göstereceğim ve kendi benliğinin farkına varmana yardım edeceğim."
Sanki düşüncelerimi yüzümden okumuş gibi, bu sözleri sarf ettiğinde tırnaklarımı bacaklarıma saplayıp soluklandım. Göğüs kafesim ortadan ikiye yarılacakmış gibi şiddetle ağrımaya başladı. Kaygılarım daima ataktaydı ve bana nefes aldırmıyordu.
"Sana ayna olacağım Jungkook, kendi güzelliğini gösteren aynan olacağım." diye eklediğinde nefesim tekledi. Mideme yumruk yemişim gibi titredim. Kaslarım kendimi sıkmaktan sızlıyor, eklemlerim uyuşmaya başlıyordu.
Ah kalbim çok hırçın çarpıyordu, göğüs kafesimi öylesine zorlayacak şekilde baskı yaratmaya başlamıştı ki, neredeyse ağzımdan fırlayıp çıkacaktı.
O böyle konuştukça kaygılarım bir buz kütlesi gibi bedenime çöreklenip kalıyor, beni ele geçiriyordu.
Kalbimin bu şiddetli çarpışları kulaklarımda gümbürderken, onun da bu hiddetli sesi duyduğuna endişe etmeye başlamıştım.
"Ben... Ben git-gitmeliyim." diye fısıldayıp tırnaklarımı bacaklarıma saplamaya son verdiğim gibi muzlu sütümü aldım. Burada daha fazla onunla kalmamalıydım. Onun bu söylediklerini biraz daha dinlemeye devam edersem kaygılarım beni boğacaktı...
Ayağa kalkmak için diğer elimi betona yaslayacağım sırada bileğimden yakalayarak beni durdurdu. "Çok konuştuğum için kaçıyorsun, değil mi? Susarsam kalır mısın benimle birlikte?" diye sorduğunda çenem kaskatı kesildi.Ağzım dilim damağım bir çöl misali kurumuştu.
Bakışlarım bileğimi tutan uzun ince kemikli parmaklarından yükselerek yüzüne tırmandı. Gözlerimin önüne dökülen saçlarımın arasından kaygı dolu gözlerle ona baktım.
Kalmak istiyordum, ama kaygılarım gitmem için haykırıyor beni bunaltıyordu. Beni durdurunca gerçekten gitmemi istemediği gerçeğiyle çalkalandı içim.
Ona bir cevap vermesem de, betonu tutan elimi yavaşça kucağıma doğru koyduğumda parmakları bileğimi serbest bıraktı.
Ardından uzanıp diğer elimdeki muzlu sütümü aldı ve pipetin paketini açarak kutu muzlu sütü düşürmemin etkisiyle neredeyse patlayacakmış gibi yamulmuş kutusu uzun parmakları arasında kayboldu.
Elim havada kalırken, sertçe yutkundum. Muzlu sütümü mü içecekti?
Pipet ile kutu muzlu sütün üstündeki ufak deliğe bastırarak pipeti yerleştirdikten sonra dudaklarıma uzattığında terleyen ellerimi yumruk haline getirip dizlerimi sıvazladım. Gerginliğim her aldığım nefeste mümkünmüş gibi biraz daha yükseliyordu.
Pipeti dudaklarıma çarptırdığında kaskatı kesilen kollarıma hükmetmeyi başararak muzlu sütü parmaklarının arasından almaya çalıştım. Ama bana vermek yerine pipeti alt dudağımın üstünde sürükledi.
Yanaklarıma saldıran o yoğun ısıyla birlikte soluk soluğa kalırken kilitli kalan dudaklarımı güçlükle aralamayı başardım.
Pipeti dudaklarımın arasından içeriye daldırıp çarpık bir şekilde gülümsedi. "Muzlu süt çok mu seviyorsun?" diye sorduğunda taşlaşan dilimi hareket ettirerek pipeti çekinceyle emdim.
"Ooppss konuşmayacaktım." diyerek boşta kalan eliyle alnını sıvazladığında gülümsemek istedim, ama yapamadım. Dişlerimle pipeti sıkmaya son verip bir yudum çektim.
Parmaklarım onun parmaklarına temas ettiğinde içimde müthiş bir titreşim oluştu.
Muzlu sütün kutusunu parmakları arasından tutup kavradığımda bu kez almama müsaade etti.
Gülümseyerek muzlu sütü içmemi izlerken gözlerimi bacaklarıma düşürüp muzlu sütümü duraksaya duraksaya içmeye devam ettim. Boğazımda bir tıkanıklık vardı. Sanki dikenli teller boğazıma dolanmış gibi hissettiriyordu bu.
O sırada bacakları arasındaki siyah şapkayı alıp uzanarak benim başımdan geçirdiğinde muzlu sütü içmeye son verip sertçe yutkundum.
Şapkayı arka kısımlarından çekiştirerek enseme doğru kaydırdı. Yüzümü kapatmayacak şekilde şapkayı ayarladığına emin olduğunda şapkanın üstünden başımı usulca okşadı. Gözlerimi kırpıştırırken içim huzurla doldu. Başımı okşaması bana... Bana gerçekten iyi geliyordu.
Elini geri çektiğini görsem bile, dokunuşunun sıcaklığı bedenimi esir almış olmalı ki, eli hâlen daha orada gibi hissetmeye devam ettim.
"Çok yakıştı." dedi ve yine konuştuğu için dişlerini sıkarak yüzünü buruşturdu. Onun bu tavırları karşısında dudaklarım milimlik kıvrılırken pipet gevşekçe tuttuğum dişlerim arasından sıyrıldı.
Ağzımı şapırdattığımda dilini damağına vurarak şaklattı. "Bana yok mu?" diyerek dudaklarını sessizce kımıldattı.
"İs-istiyor musun?" diye sorduğumda dudaklarını birbirine bastırıp düz bir çizgi haline gelmelerini sağlayarak başını ağır ağır beni onaylarcasına salladı.
Yarısını içtiğim muzlu sütümü tutarak, sırtımı doğrulttum. "Bek-bekle... Sa-sana alı-alıp geleceğim." diyerek bir yandan da kendimi betondan kaldırmaya çalıştığımda bir kez daha bileğimden yakalayarak beni durdurdu.
"Alma güzelim, seninkinden birazcık içerdim ben. Tabii paylaşmak istemezsen orası ayrı." diyerek dudaklarını büktüğünde şapkanın üstünden ensemi sıvazladım.
Muzlu sütümü onunla paylaşırdım, ama benden tiksinmez miydi ki? Benim içtiğim sütü içmek ister miydi...
Bakışlarım elimdeki muzlu süte kaydığında iç geçirerek pipeti çıkartmak için harekete geçtim. Pipetimi çıkarıp muzlu sütü ona vermekti derdim, ama bunu yapmama müsaade etmedi.
"Öyle içerim." dedi ve parmak boğumlarıma dudaklarını bastırdığında kalbim tekledi. Midem düğüm düğüm oldu. Ağzım şok içinde aralanırken gülümseyerek bana göz kırpıp dudaklarını parmaklarımdan ayıracak şekilde başını hafifçe geriye kaydırdı. Ardından muzlu sütü tutan elimi kendine doğru çekti. "Pi-pi-peti çı-çıkarsaydım..." diye fısıldasam da o beni duymazdan gelerek pipeti dudaklarının arasına aldı.
Yüzlerimiz bu evrede fazlasıyla yakınken, gözlerimin içine bakarak muzlu sütü yavaşça içtiğinde genzimin kuruduğunu ve tenimin alev alev yandığını hissettim. Hava... Hava çok sıcaktı. Tanrım...
Gerçekten benden tiksinmiyordu. Bu... Bu çok... Bu çok yoğundu. Tanrım bu kaldıramayacağım kadar yoğun bir histi. Yüreğim ortadan ikiye çatlayacakmış gibi baskı hissediyordum. Herkes benden tiksinirken, o benim içtiğim pipetle muzlu sütümü içmeye devam ediyordu... Tanrım, bu mucize gibiydi. O benim... O benim mucizem miydi?
Pipeti dudakları arasında emmeye son verip geri çekildi ve ağzını şapırdattı. "Woah, tadı güzelmiş."
Gözlerim parlarken seslice yutkundum. "Ço-çok gü-güzel de-değil mi..."
"Evet,güzel ama senin kadar değil, en çok güzel olan sensin." dediğinde beynimde çanlar çalmaya başladı. Kaygılarım deprem gibi sarstı içimi.
Başımı iki yana sallayıp dolan gözlerimi ondan saklayıp muzlu sütü onun eline tutuşturup hızla ayağa fırladığım gibi koşmaya başladım. Kaygılarım beynimi kemirerek bana eziyet çektiriyordu ve buna dayanamıyordum, buna engel olamıyordum. Bunu durduramıyordum. İçten içe durdurmak istesem, onunla kalmaya devam etmek istesem bile bunu yapamıyordum. Her bir hücremi ele geçiren kaygılarımın kuklası olmuştum...
Çatı katından çıkıp koridorda ağlayarak koşarken, bu kez beni durdurmaya kalkışmamış ve peşimden de gelmemişti. Sıkılacaktı benden... Bunaltıyordum onu, vazgeçecekti bana gelmekten. Yanımda kalmak istemesinden... En çokta bu düşünce korkutuyordu beni...
*
Kütüphaneye ders çalışmak için gelmiştim. Taehyung'u saatlerdir görememiştim, gitmişti. Elbette gitmişti, benim peşimde koşturacak hali yoktu...
Jeonggyu'yu görünce panikleyerek yüzümü oturduğum masaya doğru eğdim. Bugün kimse bana bulaşmamıştı, kimse benimle uğraşmamıştı. Ama Jeonggyu'yu dünden beri ilk kez görüyordum. O benim en büyük zorbalarımdan biriydi.
Jisung ile birlikte köşede durdular ve beni fark etmediler. Masada ezilip büzülürken, kamburumu çıkaracak şekilde masaya kapandım. Aralarında konuşuyorlardı.
"Okulu gerçekten satın almış, ben dalga geçtiğini düşünmüştüm." Jeonggyu'nun tedirgin sesiyle kaşlarım çatıldı. Okulu satın almak derken... Taehyung'dan mı bahsediyordu?
Jisung omzundan dürtükledi. "Sürekli kavga çıkarıp duruyorsun her probleminde Taehyung hyungun geliyor, bu durum onu sıkmaya başlamış demek ki, bu yüzden okulu almış. Ne şanslı herifsin Jeonggyu, hyungun senin mevzularını örtbas edebilmek için okulu satın alıyor."
Jisung'un sözlerini işittiğim anda beynimde şimşekler çaktığını hissettim. Taehyung, Jeonggyu'nun hyungu muydu? Geçen gün... Taehyung'u okulun bahçesinden çıkarken gördüğümde Jeonggyu ona hyung diye seslendiğini anımsadım. Taehyung ise benimle karşılaşınca şaşırmış ve bu okulda mı okuyorsun diye sormuştu. Tanrım... Gerçekten de kardeşler miydi?
Öyleyse bu durumda, Jeonggyu en büyük zorbalarımdan biriyken, Taehyung kardeşinin aksine beni korumaya mı çalışıyordu? Durum böyleyse Jeonggyu'nun beni zorbalayanlardan birisi olduğunu biliyor muydu? Yoksa bilmiyor muydu?
Ya da Jisung'un da söylediği gibi Taehyung aslında, Jeonggyu için mi okulu satın almıştı? Bu durumun benimle alakası bile yok muydu? Tabii ya, ben kimdim ki... Kardeşi varken ben kimdim? Beni tanımıyordu bile...
"Hayır ya, benim için okul falan satın almaz o. Öyle bir şey yapmak için dört yıl beklemezdi, son senemde yapmazdı yani. Taehyung'u tanımıyor musun, başka bir derdi var onun. Ben okulda yokken Minho ile Wook'u dövdürttürmüş zaten." Kitapla yüzümü kapatırken onları dinlemeye devam ettim. Okulu satın alacak kadar zenginse bunu 4 yıl sonra gerçekleştirmesi... Oh cidden benim için mi satın almıştı okulu yani? Beni korumak için mi...
Gerçekten de bana kimse bulaşmıyordu. İtip kakmıyor, aşağılamıyordu. Bu mucize gibiydi. Ve bu gözle görülebilir fark karşısında, Taehyung'un doğru söylediğini düşünmeye başlıyordum. Gerçekten de beni zorbalayamayacaklarını, artık beni aşağılayamayacaklarını söylemişti. Buna izin vermeyeceğini dile getirmişti...
Jisung iç geçirerek söze atıldığı gibi düşüncelerimi bir toz bulutu gibi dağıttı. "Hyungun şu sümsük Jungkook'u nereden tanıyor bilmiyorum ama onu korumuş duyduğum kadarıyla. Minho, Jungkook'un saçlarını kesmek üzereymiş ve Taehyung engel olmuş, videoya çeken olmuş. Taehyung adamlarına emir verip bizimkileri de komalık ettirmiş. Ben de o sırada kafeteryadaydım, ama olay feci patladı. Herkes bunu konuşuyor zaten dünden beri." diye homurdandığında elimdeki kitabı koparmak istercesine tırnaklarımı sapladım.
"Biliyorum haberim var, görüntüleri gruba dağıtmışlar. Siktiğimin ucubesini ne diye korudu anlamadım." Bakışları bana doğru çevrildiği anda beynimden aşağıya kaynar sular dökülmüş etkisiyle sarsıldım. Görmüştü.
Kitabı alelacele kapattığımda bana doğru ilerlemeye başladı. Islık çalarak, "Bakın burada kimler varmış." diye homurdanarak dalgacı sesiyle birlikte ellerini iki yanına açtığında sertçe yutkundum.
Jisung onun peşinden gelirken kolundan dürtükledi. "Taehyung bulaşılmasını istemiyor, herkes bu yüzden ondan uzak duruyor bugün. Bence bırak ne hali varsa görsün."
"Ben herkes değilim, ben Taehyung'un kardeşiyim ve istediğimi yaparım." dedi ve Jisung'u itekleyerek bana yaklaşmaya devam etti.
Panikle kitabımı göğsüme yaslayıp ayağa fırladığım gibi kütüphanenin kapısına doğru koşturmaya başladım. Bacaklarım zangır zangır titrerken onlara hükmetmeye çalıştım.
"Hadi ama Jungkook, benden mi kaçıyorsun? Gel de biraz eğlenelim." Jeonggyu'nun alaycı sesi kulaklarımda çınladığında gözlerim dolu dolu oldu.
Jisung o sırada bana yetişip önüme geçerek beni durdurduğunda kitabı göğsüme daha sert bastırdım.
"Çıkın lan hepiniz dışarıya!" Jeonggyu kütüphanedeki öğrencileri kovarken, içimi kasıp kavuran kaygıyla dudaklarımı koparmak istercesine kemirdim. Burnum sızlıyordu. Gözyaşlarım sınırlarımı zorluyordu.
İçerideki öğrenciler söylene söylene yanımdan geçip giderken ben de onlarla birlikte çıkmak için harekete geçsem bile Jisung dirseğimden tutarak beni geriye çekip kapıyı gürültüyle kapattı.
"Sen kalıyorsun." dediğinde titreyen dudaklarımı birbirine bastırdım.
O sırada omzumun ardından gelen, Jeonggyu'nun öfkeli sesi kulaklarımda çınladı.
"Senin gibi bir ucube, hyungumu nereden tanıyor? Taehyung seni neden koruyor? Siktiğimin okulunu senin gibi bir varoş için almış olması imkansız çünkü."
**
Bölüm sonu... Evvet, bu bölümde Taehyung'un ilk okula geldiğinde, 'Bu okulda mı okuyorsun?' diye sorduğu kısımda gerçekten tesadüf eseri karşılaştıklarını öğrenmiş olduk. Yani Taehyung aslında kardeşi için okula geldiği evrede Jungkook ile çarpışmıştı. :)
Umarım bölümü sevmişsinizdir, bol bol oy ve yorum isterim. Gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın, sizi seviyorum baiii >
Instagram & Tiktok: Sevvyniz / Sevvy97 & Twitter: Sevvyniz
-Şevval



